Gündem AnalizSon Yazılar

İBNELER VE İBNELİK…

(HAŞA HUZURDAN...)

Öncelikle okurlarımızdan yazımızın başlığından dolayı özür diliyoruz. Fakat her ne kadar hakaret gibi görünse de “ibnelik”, o sıfatı göğüslerini gere gere üzerlerinde taşıyanların meydanlarda “biz ibneyiz” diye haykırmalarından dolayı, var olan ve meşrulaştırılmaya çalışılan bir sapkınlığı tasvir eden ve bu sapkınlığın temsilcileri tarafından benimsenen bir sıfat haline gelmiş ve bu konuda konuşanlar için kullanılmasında bir sakınca kalmamıştır. Çünkü bu sıfat ile kendilerini nitelendireceğimiz mahlukât, bu durumdan gayet memnun ve mutlu olmaktadır. Öyleyse “ibneye” ibne dememek için hele ki “ben ibneyim” diyene “ibne” diyerek hitap etmekten utanmak için hiçbir sebep yoktur.

Hatta bu sıfatı bütün olumsuzluğu ile kullamak ve bunu hak eden mahlukâtın bu sıfatı meşrulaştırmasına müsaade etmemek şimdi daha da önem kazanmaktadır. Aksi takdirde çalan ama çalışan(!) hırsızların hırsızlığı meşrulaştırması gibi bir durum ortaya çıkabilir ve cahil bırakılmış halk arasında “ibnelik” o kadar da kötü bir şey değilmiş gibi algılanabilir. Bu yüzden biz “ibne” derken, meşrulaştırılmaya çalışılan bir sıfatı değil, hâlâ ağır hakareti barındıran bir sıfatı kastediyoruz ve gündemde olan bu konuyu değerlendirmek için mecburen bu sıfatı telaffuz edip rahatsız ettiğimiz okurlarımızdan özür diliyoruz. Yoksa “ibnelerin” ibnelikten alınmayacaklarını da çok iyi biliyoruz.

Malumunuzdur ki “ibnelik” Kur’an’da Lut a.s. kavminin genel özelliği olarak dile getirilmiş ve en ağır dille Allah c.c. tarafından kınanmış “Lutî”liğin günümüze yansımış halidir ve cinsi bir sapkınlığı ifade etmek için kullanılmaktadır. Fakat bu sapkınlığı yayanlar öyle bir metod uygulamaya başlamışlardır ki bu sapkınlığa sapkınlık demek kınanır hale gelmiştir. Bu sapkınlığın aslında doğal(!) olduğu, kişisel bir tercih olduğu veya en kötü ihtimalle hastalık olduğu (ki ibneler bu durumu hastalık olarak asla kabul etmezler ve böyle tanımlamasına alabildiğince karşı çıkarlar), hormonların salınımından kaynaklandığı vs. söylenerek böyle tabii(!) bir duruma itiraz edenlerin önü kesilmeye, itiraz sahipleri susturulmaya çalışılır. “İbneler” genel anlamda bütün ar perdelerini yırttıkları ve haya, namus, iffet ve utanma duygularından arındıkları için, ortalığı velveleye verip namuslu insanların kendilerine karşı herhangi bir tutumuna, sözüne fırsat vermeyerek toplumu, “ibneliğe” karşı çıkmanın büyük bir ayıp olduğuna ikna etmek için uğraşırlar.

Günümüzde bunu medya ve diğer iletişim araçlarıyla kısmen de olsa başarmış durumdadırlar. Artık entel görünmek isteyen, demokrasi gibi başı sonu belli olmayan düşüncelere sahip olduğunu belli etmek isteyenler nazarında ibnelere karşı çıkmak neredeyse toplumsal bir suç haline gelmiştir. “Homofobi” gibi garip terimler üretip, “ibneliği” dokunulmaz kılmaya çalışan bu güruhun tavrı ve tarzı da “ibnelerden” aşağı kalmaz derece irrite edicidir. Bunlar helal yoldan kurulan ilişkilere, örneğin genç yaşta evliliğe “çocuk evliliklerine hayır ” gibi sloganlarla karşı çıkarken, aynı “çocukların” kendilerini “ibne” diye tanımlamalarını veya aynı yaşlarda gayri meşru ilişkilere girmelerini onaylar ve desteklerler. Daha çok küçük yaşlarda çocukları bale, jimnastik vs. bahaneler ile kız erkek iç içe hem de yarı çıplak halde eğitmeyi medenilik sayıp bu yaşlarda çocuklarını bahsi geçen merkezlere yönlendirmeyi onları zorlamak olarak telakki etmezlerken, aynı yaşlarda çocukları namus, iffet ve İslam üzere yetiştirmeye çalışmayı zorlama ve baskı olarak lanetlerler. Böylece çıktıkları insanlık dairesinde “ibnelerle” beraber “ibneliğe” övgüler dizmekten hiç de gocunmazlar. İçlerindeki ibneliğin dışa yansıması olan şirretlikleri ile haklılıklarını ispata çalışırlar. Velhasıl bunlar görünüşte “ibne” değillerse bile “ibneliğin” hamisi olarak toplumsal yozlaşmadan sorumludurlar.

Bu anlattıklarımız “ibneliğin” genel olarak bireysel ve yüzeysel kısmı ile alakalıydı. Fakat bu sapkınlığın bir de siyasi ve toplumsal kısmı da vardır ki asıl mücadele edilmesi gereken  kısım budur. Çünkü bireysel bir sapkınlık olarak karşımızda duruyor gibi görünse de “ibnelik”, aslında küresel anlamda toplumlara, aileye, inançlara, namusa ve nesillere yapılan kapsamlı bir saldırının yansımalarından biridir. “İktidara geldiklerinde” her türlü haramı helal kılarak, hırsızlığı, gaspı, soygunu meşrulaştırarak, içkiyi, kumarı fuhşu devletin bekası için gerekli görerek veya en azından küçümseyerek ve sanki Allah c.c. böyle küçük(!) günahlardan bizleri sorgulamayacakmış gibi bir tavır takınarak, var olan tüm değerlerin içini boşaltıp onları sadece şekle hapsederek ve o şekli de bozarak, ahlaksızlığın dibine sahip oldukları medya aracılığı ile vurarak “ekine ve nesle saldıranların”, düşünemeyen, sorgulamayan, dünyaperest, hedefsiz ve amaçsız bir nesil yetiştirme ve böylece zulümlerini, sömürülerini diledikleri gibi devam ettirme projelerinin bir parçası olarak sıradanlaştırdıkları “ibnelik”, küresel zulmün elindeki en önemli silahlardan olup toplumun temelini yıkmada “ustaca” kullanılmaktadır.

Bunun için toplumda “ibne” olduğu bilinen en meşhur mahluku sanki oruç tutuyormuş gibi Ramazan sofralarında ağırlayarak böyle tiplere değer verilmesi gerektiği halkın bilinçaltına işlenmekte, “ibnelerin” de haklara sahip olduğu fikri bütün tv kanallarında sürekli olarak dikte edilmekte, küresel siyonizmle yapılan anlaşmalar gereği aile mefhumu ortadan kaldırılıp “ibnelik” başta olmak üzere bütün sapkınlıklar alenen desteklenmektedir. Gayri meşru ilişkinin, zinanın zaten artık doğal hale getirildiği toplumlarda bunun ötesine geçmek demek olan “ibnelik” dokunulmaz kılınmaktadır. Yine de halk bu mevzuya sıcak bakmıyorsa ekranlarda yukarıda bahsettiğimiz meşrulaştırma işlerini yapanların “ibnelik kötü bir şey aslında ” demeleri ise başka bir yazıda ele alacağımız yaptığını inkar edip temize çıkma ve toplumu kendini suçlar hale getirmeden başka bir şey değildir. O halde böylelerinin sözlerine değil eylemlerine bakılmalı ve “kalplerinde gizli tuttukları kinleri” eylemlerinden okunmalıdır. Ki toplum maruz kaldığı büyük saldırıdan kendini koruyabilsin.

Buraya kadar yazdıklarımıza itiraz edip “ibneliği” doğal kabul edeceklere ise şunu beyan etmek istiyoruz ki bize göre insan Allah’ın c.c. yarattığı varlıklar arasında en üstün ve en aşağı olma selahiyetine sahip yegane varlıktır. Allah c.c. yarattığı insanın bütün ihtiyaçlarını bilmekte ve ona “şahdamarından daha yakın” bulunmaktadır. İnsan, insanlığının kemaline ulaşabilmek için fıtratını temiz tutmakla yükümlüdür. Ve fıtrat ancak Allah’ın c.c. kanunlarına uymakla temiz tutulabilecek, korunabilecek insanın özüdür. İnsan varlığı itibariyle sorumluluk sahibi olan ve eylemlerinin sonucuna katlanmaya mecbur kılınan bir varlıktır. Eylemlerinde, seçimlerinde özgürdür fakat bunların sonucunda karşılaşacağı akıbetten şikayet etme hakkı yoktur. Gül bahçesine girdiğinde gül kokacak olan insan, lağım çukuruna kendi isteği ile serbest dalış gerçekleştirdiğinde üzerine sinen kokudan kendisi sorumludur. Ve işte “ibnelik” bizim açımızdan o lağım çukuruna atlamakla eşdeğerdir ve insanlıktan sapmanın bir sonucudur.

Bu yüzden Allah c.c. tarafından lanetlenmiştir. Biz bu sapkınlığın hastalık veya hormonal bir durum olduğuna zerre kadar inanmamaktayız. Bu tamamen kişisel bir sapmadır ve böyle olduğu için de elbetteki cezası olacaktır. Allah c.c. hiçbir hastayı hasta olduğu için cezalandırmamıştır. Eğer Lut a.s. kavmi topyekün ortadan kaldırılmışsa bu demektir ki “ibnelik” bile isteye insanlıktan çıkmanın adıdır. Bunu söylerken lafı eğmeye, bükmeye gerek yoktur. Zaten “ibnelerde” bu durumun kişisel tercih olduğunu ifade etmektedirler. O halde bu sapkınlıkla ve bunu yayan siyonizm ve uşaklarıyla mücadele etmek her müslümanın görevidir. Bu sapkınlığın gündem oluşturduğu sırada geri planda tezgahlanan, uygulamaya konan diğer zulümleri de gözden kaçırmadan topyekün olarak Allah c.c. düşmanlarıyla ve “şeytanın dostlarıyla “maddi manevi bütün gücümüzle savaşmak üzerimize farzdır.

Sırf bunu söylüyoruz diye bizi yine siyonizmin bir diğer yavrusu olan “İşid” ve türevlerine benzetenleri de zerre kadar umursamıyor, herhangi bir komplekse girmiyoruz. İslam gayet berraktır. “İşid” ve mantığına karşı olduğumuz gibi “ibneliğe” de karşıyız ve böyle bütün sapkınlıklarının kaynağı olan siyonizmin düşmanıyız. Biz Allah’ın c.c. rızasını arzu etmekteyiz, insanlarınkini değil. Hele ki insanlıktan çıkmış olanlarınkini hiç değil. Bu yüzden hiç çekinmeden toplumdaki bütün sapkınlıkların üzerine gitmemiz, onların topluma vereceği zararı engellememiz elzemdir. Çünkü “sükut ikrardan gelir” ve eğer suskun kalırsak kavimleri helak olan birçok peygamberin kavimlerinin içinde sapmış olanlar ile beraber suskunluklarından ve iyiliği emretmeyip kötülükten sakındırmadıklarından dolayı helak olan “iman ehli(!)” ile aynı duruma düşeriz. O zaman da belki “ibne” olmayız ama “ibneliğin” neşv-u nema bulduğu zemin oluruz.

Öyleyse “üzülmeyin, gevşemeyin. Eğer iman etmişseniz üstün gelecek olan sizlersiniz” ve bu imanınızla şu özgüveni kazanın ki “Şu istikbal-i inkılabât içinde en yüksek gür sedâ İslam’ın sedâsı olacaktır.” “Kınayıcıların kınamasından değil” Allah’ın c.c. dergahından kovulmaktan korkun. Başka da hiçbir sistemden, zalimden, hayasızdan, imansızdan, edepsizden korkmayın…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı