HasbihalSon Yazılar

YARIM TEVHİD DİNDEN EDER…

yarım tevhid

Ahzap Suresi 56. ayeti nazil olup ümmete Resulullah’a (s.a.a.) salat ve selam farz kılındığı dönemlerde sahabelerden birinin mescidde namaz kılarken Resulullah’ın (s.a.a.) kendisine yaptığı uyarı İslam Tarihi ile ilgilenenlerin malumudur. Bu sahabe namazı kılıp selam verdikten sonra Resulullah (s.a.a.) kendisine namazı tam kılmadığını bir daha kılması gerektiğini beyan etmiş, sahabe bir kez daha aynı şekilde kılınca aynı uyarıyla karşılaşmış, üçüncü tekrarda da aynı uyarı kendisine verilince “Ya Resulullah (s.a.a.) nerede hata yapıyorum” diye sorunca Resulullah (s.a.a) “bana eksik (kesik) salavat getirmeyin” buyurmuştur. “Eksik salavat nedir?” diye sorulunca Resulullah (s.a.a.) “Allahumme salli ala Muhammed deyip bırakmayın ‘ve al-i Muhammed’ de deyin ki salavatınız tam olsun.” diye cevap vermiştir. Bu uyarı bize göstermiştir ki salavatı eksik olanın namazı da makbul olmamaktadır. Yine İmam Şafii (r.a.) de bu konuda Ehl-i beyt’i (a.s.) övmüş ve “Ey ehl-i beyt (a.s.) siz ne kadar değerli ve yücesiniz ki size salat ve selam etmeden namaz makbul olmamaktadır” demiştir.

İşte alemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah’a (s.a.a.) ve O’nun (s.a.a.) pak ve tertemiz ehl-i beyt’ine (a.s.) salat ve selam getirmeksizin kılınan namazları kamil namaz saymayan ve kabul olmayacağını beyan eden İslam, bu nuru (Resulullah’ın ve ehl-i beytin nurunu) yaratan Allah’a (c.c.) kamil manada iman edebilmek için de inkarı öne almış, bütün ilahları inkar etmeden Allah’a (c.c.) iman etmenin mümkün olmadığını beyan etmiştir ki bu kuralı İslam’a atılan ilk adım olarak belirlemiştir aynı zamanda. Yani İslam, tevhid ilkesindeki en ufak bir tahrifi, oynamayı, ‘ama’yı, ‘belki’yi dahi kabul etmemekte, putlarla dolu yeryüzünde, zihinlerde, kalplerde bu putların hakimiyeti yıkılmadan Allah’ın (c.c.) emirlerinin bu mekanlara hükmedemeyeceğini ilan etmektedir. Üstelik İslam onarımdan, restorasyon, dekorasyon veya olanı yeni bir şekle sokmaktan da bahsetmemektedir. İslam tam bir yıkımdan bahsetmekte, Allah’a (c.c.) ortak koşulabilecek herşeyin kökünden sökülüp atılması gerektiğinin altını çizmektedir ki yukarıda bahsettiğimiz gibi bu mevzuda hiçbir şüpheye, ‘ama’ ya yer kalmasın.

Çünkü alemlerin yaratılmasındaki veya işlerinin yürütülmesindeki ortaklık alemdeki sistemin bozulmasına, zulmün neşv-u nema bulmasına, savaşların, katliamların ve haksızlıkların türemesine neden olacaktı. Allah’ın da (c.c.) uyardığı gibi bu durum öyle ağır sonuçları doğuracaktı ki “eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, yer ve göklerin nizamı, düzeni, dengesi bozulacak”(Enbiya 22) ve hayat diye yeryüzünde yaşadığımız zaman “asra andolsun ki” yok olup gidecekti. Kendi heva ve heveslerine göre kanunlar koyanların hüküm sürdükleri topraklarda kölelik icad olunacak, zengin daha zengin olurken fakir daha fakirleşecekti. Dünyanın nimetleri birilerine helalken diğerlerine haram olacak, mazlumları yeryüzüne hakim kılmak için gönderilen din, zalimlerin saltanatlarının zeminini oluşturacaktı. İnsanlığın umudu tükenecek, zulme boyun eğmek yeni ilahların yazdığı kader olarak boyunları süsleyecekti.

İzzet ve isyan kötülenecek, zillet ve sorgusuz sualsiz itaat teşvik edilecekti. Kan ile abdest alanların gözyaşı ile iftar açtıkları saraylarda yuvarlak masalar yeni ilahların yeni uşaklarına ev sahipliği edecekti. Yedi sülalelerini dünyalık nimetlere daldırıp her türlü beladan ve tehditten korumaya çalışanların attıkları nutuklarda kendini başkaları için feda etmenin bin bir türlü fazileti anlatılacak, bu başkaları da hep kendileri olacaktı. Açlar tembellikle suçlanacak, “neden çalışmıyorlar” diye eleştirilecek, çalışmanın manasını bilmeyen zengin züppeler uyudukları sıralarda binlerce kişinin aylık gelirini saat edip kollarına takacaklardı. Yaşam için gerekli asgari standardı dahi sağlamayan rakamları bile mazlumlara çok görenler, memleketin bütün kaynaklarını damatlarının kontrolüne verecek, kızlarını danışman yapacak, hizmet ettikleri mihraklara musallat oldukları toprakları peşkeş çekeceklerdi.

Bu yeni yetme ilahlar kendilerine itiraz edenleri afaroz edecekler, boyun eğmeyen ülkelere savaş açacaklar, vahşi yavrularını sınırlarından itiraz edenlerin beldelerine gönderecek ve oraları yerle yeksan edeceklerdir. Allah’tan (c.c.) başkasına boyun eğmeyi red edenleri ise kendilerine boyun eğenlere öcü diye tanıtacak, nefislere yaptıkları yatırımlarının semeresini mazlumları haktan koparmak olarak alacaklardı.Evet eğer Allah’tan (c.c.) başka ilahlar olsaydı yukarıda yazdıklarımız misliyle olacaktı. Ama bu ilahlar ancak kendilerini ilahlaştıranların varlığı kadar güçlü olacaklardı. Kendilerine tapanların gücü kadar hükmedebileceklerdi başkalarına.

Biliyoruz, tüm bu yazılanlar sizlere bir yerlerden tanıdık geldi. Bir ucu size dokunan ve yaranızı deşen bir yönü bulunan hakikatler bunlar, biliyoruz. “Ama biz bunları ilah kabul etmedik ki” dediğinizi de duyar gibiyiz. Zaten biz sizin, Allah’ında (c.c.) kendisinden başka ilah bulunmadığının farkında olduğunu ama neden bizleri uyardığını düşünmenizi istiyoruz. Kime karşı tedbir almamız gerektiğini, kimleri inkar etmemiz gerektiğini bize emrettiğini düşünün diyoruz. İslam neden “La” diye başlamakta, neden sadece “Allah’a (c.c.) iman edin” diye emretmemektedir tefekkür edin, “La ilahe illallah”ın bölünmez bütünlüğünün vatanınızın bölünmez bütünlüğünden daha mühim olduğunu anlayın istiyoruz. İlah’ın kanun koyuculuğuna ortak olmaya çalışanları ve onların bu makamda bulunma isteklerini sizin için normalleştirenleri tanıyın istiyoruz. Allah’a (c.c.) iman ile ilgili ciltler dolusu kitap yazıp, yüzlerce sohbet yapanların, Allah’an (c.c.) gayrısının hükmünde yaşamaya nasıl razı olduklarını, sizi nasıl razı ettiklerini öğrenin istiyoruz.

Ki bunlar yarım salavatın kabul edilmeyeceğini hançerelerini yırtarcasına meydanlarda haykırırken, abdestin, namazın, orucun, humusun, zekatın, haccın ritüellerini en ince ayrıntıları ile korkusuzca(!) ekranlarda anlatırken, birbirlerine sığ tartışmalar için meydan okurken, “benim mezhebim seninkini döver” tarzında horozlanırken birbirlerine, Allah’ın (c.c.) indirdikleriyle hükmetmeyenlerin sofralarını süslemekten imtina etmemektedirler. Bunlar, inkardan bahsetmeyen iman tellalları olarak boyun eğdirme ilminin sahipleridirler. Bunların her tevhidi yarımdır ve sizi Allah’ın (c.c.) dininden çıkarıp zalimin dinine sokar. Çünkü Allah’ın (c.c.) dininde “hakla batıl birbirinden ayrılmıştır ve kim tağutu (ilahlaşan azgını) inkar edip Allah’a (c.c.) iman ederse hiç kopmayacak sağlam bir kulpa yapışmıştır”(Bakara 256). Oysa bunlar, tağutun varlığından rahatsız olmadan Allah’ın (c.c.) varlığını kabul ederek “hakkı batılla karıştırıp bile bile hakkı gizlemektedirler”. Bunlar tevhidi dillerinden düşürmeyen şirk ehlidir aslında. Tevhidden bahsederek şirke çağırmaktadırlar sizleri. Zulmü inkar etmeyenin imanı Allah’a (c.c.) olmaz çünkü. Çünkü zalimi kabul edenin ilahı Allah (c.c.) değildir. Zalimin işgalindeki kalpten Allah (c.c.) sürgün edilir çünkü. Çünkü hem zalim, hem Allah (c.c.) aynı yüreğin misafiri olamaz.

O halde unutmamak gerekir ki yarım salavat bozar namazı, yarım tevhid yıkar dini. Bir’den bahsetmek için terketmek gerekir diğer bütün sayıları. Tevhid için yıkmak gerekir kesreti. İlahımız Allah (c.c.) ise yıkmalıyız diğer tüm ilahları önce kalbimizden. Söküp atmalıyız yüreklerimize kurdukları saltanatı. Saraylarını alt üst etmeliyiz benliklerimizde ve sonra yeryüzünden kaldırmalıyız hükümlerini. Azgınlaşmış nefislerden çıkan kanunlara boyun eğmemeyi öğreten İslam’ın kanunlarını hakim kılmalıyız ki tam olsun tevhidimiz, tam olsun dinimiz. Şarlatanların tekerine çomak sokmalıyız dik duruşumuzla ve ilahlık taslayanlara boyun eğenleri kovmalıyız aramızdan. Allah (c.c.) demeden önce hazırlamalıyız yüreğimizi, söküp atmalıyız zulmün ve şirkin pisliği kalbimizden önce. Sonra Allah (c.c.) demeliyiz ki hak, kendi gibi pak ve temiz olana yerleşsin.

Din diye yarım tevhidle şirki bize dayatanların korkutmasına aldanmadan meydan okumak gerekir Allah’ın (c.c.) gerçek dostlarının yanımızda bulunduğunu bilerek. Çünkü Allah (c.c.) “her ümmete Allah’a iman edin tağuttan kaçının diyen bir elçi göndermiştir” (Nahl 36). Resulullah’ın (s.a.a.) neslinin tağuttan kaçınarak Allah’a (c.c.) nasıl kulluk edebildiğine bakın yüzünüzü doğuya çevirerek. Ve Hatemün nebi’nin (s.a.a.) torunlarının uyarılarına kulak verin. Bu ümmetin uyarıcıları onlardır nurunu taşıdıkları için Resulullah’ın (s.a.a.). Sırtınızı yarım tevhid ehline dönün yüzünüzü onlara. Kurtuluş oradadır, tevhid orada çünkü…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı