Gündem AnalizSon Yazılar

YA DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DA DÜŞMANIMSA?

ya-dusmanimin-dusmani-dusmanimsa

Son 6-7 yıldır dünyada ve Orta Doğu’da ve özellikle de Suriye’de yaşananlar, bir çok münafığın maskesini düşürdüğü, birçok yalanı ortaya çıkardığı, birçok iki yüzlüyü deşifre ettiği gibi yeni münafıkların, yeni yalancıların ve iki yüzlülerin de türemesine vesile oldu ve bu süreçte saflar hem netleşti hem de bulanıklaştı. Aslında bizim açımızda ortada bir bulanıklık olmasa da saf seçmekte zorlananların doğru safı belirleme süreci, yeni iki yüzlü devletlerin, sistemlerin ve şahısların çabalarıyla zorlaştırıldı ve ak ile kara karıştırılıp gri gibi ne idüğü belirsiz bir renk ortaya konuldu. Böyle olunca da bazı noktalarda hakkı savunanların başka bazı noktalarda istemeden de olsa batılı savunduğunu, hakkın taraftarlarına sevgi besleyenlerin farkında olmadan batılın taraftarlarına da sevgi beslemeye başladığını müşahade eder olduk.

Öyle ilginç bir süreç gelişmeye başladı ki bir anda “hak sözle batılı savunmak” sakız çiğnemek kadar vakayi adiyeden oluverdi. “Hakkı batılla karıştıranların” peşlerinden hakkı savunduklarını sanarak gidenler yeri geldi hakkın “saf”lığını ve duruluğunu savunanlara saldırmaya ve bunu da hak bildikleri batılı koruma adına yapmaya başladılar. Suriye savaşının öncesinde birbiriyle kavgalı olan kesimleri idare edenler bu savaşla birlikte, halkların gönlünde zaten var olan ama türlü oyunlarla söndürülmeye çalışılan ve Suriye olaylarından sonra tekrar alevlenen kardeşlik ateşinin kendilerini yakmaması ve bulundukları konumdan alaşağı etmemesi için “ortak düşman” sloganına sığınıp sanki aynı safın mensuplarıymış gibi davranmaya başladılar ve içten içe kin duydukları hakkın taraftarlarına kendilerince “tahammül” sürecine girdiler.

Bu görece birleşme ve aynı safta yer alma süreci özellikle “süfyani” karşıtlığında kendini gösterdi ve süfyaninin zulmünden bizar olmuş bütün mazlumlar yüreklerindeki kin ve öfke ile, kendilerinden nemalananları hak cephesinin safındaymış gibi görünmek mecburiyetinde bıraktılar. Aslında bulundukları konum, sadık oldukları ilkeler, yüzlerini döndükleri kıbleleri, özendikleri yaşam biçimi ve sahiplendikleri siyasal rejim açısından süfyani ile aynı yolun yolcuları olan bu yeni dönemin yeni iki yüzlüleri, tabandan gelen baskıya karşı koyamayacaklarını anladıklarından, en azından kendilerini ve süfyaniyi var eden siyasal rejimi korumak adına süfyaniye düşman olma sloganını bayraklaştırıp meydanlara indiler ama bu karşı koymayı öyle bir şekilde yaptılar ki sanki süfyani İslami hassasiyetlerinden veya İslama bağlılığından dolayı tüm bu zulümleri yapıyormuş gibi bir hava estirmeyi ve bu şekilde de İslam’a saldırmayı, İslam’ın savunduğu değerleri aşağılamayı şiar edinip, “hak ile batılı karıştırma” noktasında güya karşı oldukları süfyani ile aynı safta yer aldılar.

Suriye’deki savaş boyunca İslam İnkılabının ve Hizbullahi hareketin generalleri, komutanları, yiğitleri bir bir kendilerini özelde Suriye’nin mazlum halkı genelde ise tüm insanlığın onuru ve şerefi için feda etmeye devam ettikçe, türlü izm’lerin savunucusu olan bu kesimler takipçilerinin İslam İnkılabının safına geçmesinden gitgide endişe duydular. Bu yüzden de süfyani eşittir İslam imajını yaymaya, hatta alenen İslam İnkılabına, İslam İnkılabındaki İslami kanunlara dil uzatmaya, süfyaniyi var eden sistemin kurucusunu savunmaya ve bu sistemin İslam İnkılabından daha iyi bir sistem olduğunu anlatmaya başladılar. Bu ümitsiz çaba Rusya’nın siyonizmin yeni hedefi doğrultusunda Suriye savaşına göreceli müdahalesiyle doruk noktasına ulaştı ve denize düşme gereği dahi duymadan yılana olan aşklarından hemen sarılma eylemini gerçekleştirdiler.

4-5 yıl boyunca İslam İnkılabının ve Hizbullahi hareketin yiğitlerinin kahramanlığını görmezden gelen bu tipler bir anda Rusya’yı Suriye’nin kurtarıcısı ilan etmekten, direniş cephesinin bütün başarılarını Rusya’nın hanesine yazmaktan imtina etmediler. Öyle ki artık Suriye’de neredeyse Suriye ordusunun dahi esamesi okunmuyor, “Ebu Ali (!)” Suriye’yi tek başına kurtarıyordu. Suriye savaşından haber veren sosyal medya kanalları da zaten mal bulmuş mağribi misali Rusya’nın varlığına sığınarak savaşın başından beri içleri kin kusarak verdikleri Hizbullah haberlerini vermekten vazgeçiyor veya Hizbullah olarak değil de “mukaveme” veya başka adlarla bu haberleri sunmaya çalışıyorlardı.

Yani demek istiyoruz ki Suriye savaşı bir tür münafıklığı ortadan kaldırırken bir başka tür münafıklığın kapısını aralamış oluyordu artık. Hatta iş öyle bir noktaya vardı ki Hakka düşman olanlar mecburiyetten kıstıkları seslerini tekrar yükseltmeye başladılar. Bunlar aslında hiçbir zaman hakkın safında yer almadılar. Bunlar hangi renkten görünürlerse görünsünler hep sistemin safında yer aldılar. Aynı sistem süfyaniyi yetiştirdi ve bunların İslam düşmanlığıyla saltanatını pekiştirdi. Bunlar Suriye savaşı bittiğinde yine batılın safında alenen yer alacaklardır ve yine İslam’a ve İslam İnkılabına dil uzatmaya başlayacaklardır. Sistemin şiisi ve sünnisi olanların Suriye savaşı olsun olmasın ortak noktaları hep sistemin varlığı olduğundan, bu savaştan dolayı utanma pazarı direniş cephesinin yanındaymış gibi görünenler tekrar sistemin safına geçecekler, kimi Ehl-i beyt a.s. adına, kimi Resulullah’ın (s.a.a.) sünneti adına sistemi meşrulaştırma çabasına kaldığı yerden devam edecektir.Zaten şuan da da sistemden değil süfyaniden şikayetçi olarak bunu ortaya koymuş durumdadırlar.

Sosyalist, komunist, hümanist vs. geçinenler için de durum bundan farklı değildir. Bunlar hiçbir zaman insanlığın kurtuluşu olan İslami nizamı kabullenmeyecekler, kabullenmek bir tarafa ona düşmanlık besleyip saldırmaktan çekinmeyeceklerdir. Ve tüm bu saydıklarımızın hepsi de deccalin sistemi etrafında dönene pervaneler olarak yaşamaktan vazgeçmeyeceklerdir. Çünkü bunların İslam İnkılabına olan yaklaşımları “marksistler devrim yapacaktı ama mollalar çaldı” seviyesizliğinden veya “İmam (a.f.) kıyam etmeden kalkan bütün bayraklar batıldır” ve “başınızdaki zalim de olsa itaat edin” cehaletinden öteye gidememektedir. Direniş cephesiyle bunların misali aynı durakta mola vermiş iki otobüsün misali gibidir. Aynı yolda zıt yönlerden gelen her iki otobüs sadece bir süreliğine aynı durakta mola vermiştir ve o süre bitiminde her ikisi de kendi yollarına devam edecektir. Bu yol sırat köprüsü gibidir. Bir ucu cennet bir ucu cehennemdir. Ortasında karşılaşmamız aynı menzile yol aldığımızı göstermeyecektir.

O halde mert olanın net olması gerekmektedir. Biz, sözlerinde herhangi bir ikiliğe yer olmayan, niyetleri ile eylemleri farklı olmayan, hakla batılı karıştırmayan ve inandıkları davayı savunmak için her yolu mübah bilmeyen liderlerimizin takipçileri olarak her zaman İslam’a, İslam İnkılabına ve İslami nizama olan bağlılığımızı vurguladık, vurgulamak zorundayız. Biz süfyaniye düşmanlığımızın sadece bir şahsa olan düşmanlık olmadığını, o şahsı yetiştiren ve var eden sisteme olan düşmanlık olduğunu bunun da siyonizme düşmanlıkla eşdeğer olduğunu hep anlattık ve anlatacağız. Biz, ağlama duvarlarında gözyaşı dökenlerin, siyonist gasıp rejimin başı derde girdiğinde hemen yardım gönderenlerin, siyonist rejimle ilişkilerinde zerre kadar gerileme yaşamayanların ve onunla dost olduklarını gizlemeyenlerin “Ebu Ali (!)” olamayacaklarını ve kader günü geldiğinde direniş cephesinin safında değil siyonizmin safında yer alacaklarını hep söyledik ve yine söyleyeceğiz. Biz kanunlarını Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına göre şekillendirmeyen ve bu kanunları halklarını katlederek yürürlüğe koyan decallerin bu topraklarda siyonizmin temellerini attıklarını hep vurguladık ve vurgulamaya devam edeceğiz. Biz, halkların kardeşliğinden dem vurup halkları özlerinden koparmaya çalışan ve insani yaşam tarzını sunan İslami sisteme karşı hayvani arzu ve isteklerin serbest bırakıldığı bir sistemi savunanlarla aynı safta olmadık, olmayacağız.

Çünkü biz, bütün insanlığın kurtuluşunun İslami hayat nizamının yeryüzüne hakim olmasında ve İslam İnkılabının öncülüğünün kabulünde görmekteyiz. Çünkü biz, bütün mazlumları sahiplenmekte, onlar için can vermekteyiz ve bu mazlumlara yapabileceğimiz en önemli hizmetin onlara gerçek kurtuluş yolunu sunmak olduğunun bilincindeyiz. Çünkü bizim dünyadan yüce olan insanın dünya ile sınırlandırılmasına tahammülümüz yoktur. Ve bu savunduklarımızı savaştan önce de savunduk sonra da savunacağız. Gizlimiz de saklımız da yoktur bizim. Bizim son sözümüz “Abd kötüdür, İngiltere ondan kötüdür, Rusya her ikisinden de kötüdür. Ama bugün işimiz Abd iledir.” Ve aynı netliği ve mertliği ortak düşmana karşı savaştığımızı iddia edenlerden beklemekteyiz. Ki tabanları da onların gerçek yüzünü görsün. Siyonizmi kabullenen sisteme olan bağlılıklarını ilan edenlerin Suriye’de siyonizme karşı mücadele edenlerle aynı safta olma ihtimalleri var mı tabanları sorgulasın.

Bu çağ artık mazlumların direniş cephesinin safında yer almaya başladığı, o mazlumların İslam’ın, İslam İnkılabının evlatlarının kendileri için din, dil, ırk, mezhep gözetmeden nasıl canlarından geçtiklerini gördükleri bir çağdır. Bu çağ, İslam İnkılabına bağlı kahramanların halkların gönlünü şehadet ile kazandıkları çağdır. Bu çağ Mehdi (a.s.) çağıdır. O halde bu çağı idrak edemeyen basit ve seviyesiz şekilde İslam İnkılabına saldıran çağdışı, “örümcek kafalıların” bizimle ayrışma ve gerçek saflarına dönme vakitleri gelmiştir ve “düşmanımın düşmanı, bana düşmanlık besliyorsa düşmanımdır” bilinciyle uyanık olmak ve mazlum halkları bu düşmanların nifağından korumak boynumuzun borcudur…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı