Gündem AnalizSon Yazılar

ŞÜKREDİN NANKÖRLER!..

Verdiğimiz maaşla hesapladığımızda simit ve çayla karınlarınızı doyurabildiğinizi biliyoruz. Hatta “kuru ekmek” dahi bulabildiğinizden haberdarız. Bazılarınızın geleceğe dair hayaller kurduğu da kulaklarımıza geliyor. Hâlâ ümitvâr olanlarınız bile varmış. Yetmezmiş gibi bize hesap sormaya niyetlenenleriniz olmuş. Nerde bilmem kaç milyar dolar diyerek, kendi aranızda konuşuyormuşsunuz. Hoş, bu zaten istediğimiz bir şeydi. Siz onu konuşurken ve hatta biz size onu konuştururken o milyarlardan kat be katını, en önemlisi de hayatınızı, özgürlüğünüzü, geleceğinizi ve insanlığınızı yağmalıyoruz. İmanınızı vs. hiç hesaba bile katmıyoruz, çünkü onu çoktan nifağımızla sarıp sarmalamış durumdayız. 

Bu yüzden işimize geliyor size büyük gelen bizim küçük işlerimizle bu kadar meşgul olmanız. Hafsalanınızın bu denli ufak tefek oluşu işimizi kolaylaştırıyor. Demek ki sizi yoklukla, ölümle, açlıkla, mallarınızdan ve canlarınızdan kısmayla öyle iyi eğitmiş, öyle iyi korkutmuşuz ki size ait olanların çok küçük bir kısmını size bahşettiğimizde mutlu oluyor, daha büyük lokmalarının var olabileceğini düşünemiyorsunuz. Çoğu görmediğiniz için, azın yokluğuna itiraz ediyorsunuz ve o azın bir kısmını size sunduğumuzda da mutlu oluyorsunuz. Çok ise her daim bizim yanımızda kalabiliyor bu sebeple.

Eğer olurda birileri çıkıp “yahu mesele bilmem kaç milyardan daha öte” derse bize gerek kalmadan siz itiraz ediyor “o kadar da olmaz” diyerek huzurumuzu kaçıran sesleri bastırıyorsunuz. Valla ne yalan söyleyelim kendi aranızdaki bu tartışmalarınız çok hoşumuza gidiyor. Bizim malımız sizin çenenizi yoruyor. Kiminiz hakkımız olduğunu söylüyor, kiminiz bu hakkı onlara kim verdi diyor. Ama hiçbiriniz bizi var eden bataklığı kurutmayı akletmiyor. 

Neyse, asıl konumuza dönelim. Baktık ki “millet aç, aç” diyenlerin sayısı çoğaldı, dedik “Ekmek yoksa pasta yesinler”, dediler ki “Un yok un, ne pastası”, o zaman dedik “Şu bizim depolara bakın, çürümeye yüz tutmuş soğan, sarımsak, patates bi şeyler varsa verin gitsinler kapımızdan.” Dediler “Sarımsak pahalı”, dedik “Vermeyin o zaman, çok da şımartmaya gelmez bunlar. Karınları doyarsa gözleri açılır, zihinleri çalışır, kendi hayatlarıyla bizimkileri kıyaslamaya başlarlar, gecekondu ile sarayı karşılaştırıp isyana falana kalkışırlar.

Bu yüzden yesinler ama doymasınlar, bize hizmet edebilmek için ayakta kalsınlar ama kıyam edecek dermanı bulamasınlar, bakabilsinler ama göremesinler, duyabilsinler ama anlamasınlar, konuşsunlar ama anlaşamasınlar. Ve mümkünse çokça ağlasınlar ama güldüklerini sansınlar, itaat etsinler ama isyan etmiş gibi rahatlasınlar, cennete gidebilmek için cehennemi yaşasınlar. Ayrıca biz ezdikçe sabretsinler, biz (ç)aldıkça şükretsinler, biz esirgedikçe razı olsunlar.

Bizi muteber saysınlar ki saraylar bizim olsun, gecekondular onların, “varlık” bizim kaderimiz olsun, yokluk onların, zenginlik bizim hakkımız olsun, fakirlik onların, Saltanat, şatafat, debedebe bizim sırtımızda yük(!) olsun, biz onların sırtında yük olalım. Biz ayağa kalktıkça onlar secde etsin, biz secde ettiğimizde onlar bize iman etsin. Kıble biz olalım, bize dönsünler ve hatta biz kime dönersek onlardan ona dönsün.”

Ve bu merhametli yaklaşımımız meyvesini verdi. Patates, soğanlar ile evlerinize yeniden misafir olmaya başladık. Yine gündem biz olduk, yine bizim verdiklerimizle beslenen siz oldunuz. “Yahu bizi patatese, soğana muhtaç eden kim” sormayın artık. “Bizden önce  patates soğan mı vardı” bu alemde. Küçük dağları yaratırken(!) biz, size acıyıp da patates, soğanı verdik elinize. Daha ne istersiniz? Simit, çaya kızdınız, kuru ekmeğe kızdınız, alın size patates soğan. Hem zaten kızmaya itiraza, sorgulamaya da hakkınız yok. Simidi yedirmeyiz, ekmeği bandırmayız, patatesi pişirtmeyiz mi dedik?

E artık, bıldırcın etiyle kudret helvasının düşmeyin peşine. Onlar da bize kalsın. Bırakın aç gözlülüğü yahu. Kaç defa dedik, size hükmetmek öyle kolay mı zannediyorsunuz? Öyle kolay mı altın varaklı saraylarda, altın varaklı koltuklarda oturup, altın varaklı bardaklarda su içmek? Bak yine Ramazan geldi. Kameralar saracak etrafımızda. günde en az üç saat aç kalacağız. Kolay mı zannediyorsunuz bunu? Hele bir de sanatçı vs. takımı ile yuvarlak masamızı paylaşacağız ki Allah kimsenin başına vermesin. O sofralar bizim hakkımız. Bize hizmet etseler de niye paylaşmak zorundayız? Paylaşmak özümüze aykırı. Velev ki sizi onlarla avutuyor olsak da kanımıza dokunuyor bu durum işin aslı. 

Bakın sizler için nelere katlanıyoruz. Ejder meyvemizi paylaşmak zorunda kalıyoruz. O zaman şükredin azıcık nankörler! Pişirin patatesinizi, kırın soğanınızı, azıcık da tuzlayın yiyin işte. Daha ne istersiniz bizden. Size verdik diye belki biz de kalmayacak patates soğan. Belki hep bıldırcın eti, hep helvaya mahkum olacağız biz atalarımız gibi. Hiç düşündünüz mü bunu? Tamam iyi, güzel de bıldırcın eti, kudret helvası ama niye patatesimizi, soğanımızı size vermek zorunda kalalım ki? Hatta vermesek mi acaba?

Amaaan, neyse. Muktedir olmak için bazı şeylerden feragat etmek gerekir. Elimiz gitmese de vermek gerekir. O zaman hakikaten şükredin artık. Patates, soğan iyidir. Hem soğanın cücüğü de size kalacak. Hadi uzatmayın yiyin. Afiyet olsun şimdiden…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı