Gündem AnalizSon Yazılar

SUÇLU KİM?..

Her coğrafyada o coğrafyada yaşayanların rızıklarını temin edecek, onların varlıklarını ayakta tutacak madenleri, tarım ürünlerini, hayvanları ve diğer ihtiyaç malzemelerini yaratan, o bölgeye yerleştiren ve insanlara bunları adaletli şekilde paylaşmayı emreden Allah’ı c.c. dinlemeyen insanoğlunun acaba yaşadığı açlıktan, yokluktan ve yoksunluktan dolayı Allah’ı c.c. suçlamaya hakkı var mıdır? Başta aklı olmak üzere sayısız nimetle donatıldığı halde bu nimetleri yerli yerinde kullanamadığı için veya yine özellikle aklını ve ruhunu zayıf ve çelimsiz bırakıp, kendi içinden çıkan insan suretinde olan ama bütün sınırları aşarak ve insanlığın çizgisinden dışarı çıkarak kendini esaret zincirine vuranların kölesi haline geldiği için, ezilmeye, sömürülmeye, mallarının talan edilmesine, ırzının, namusunun ve bilumum değerlerinin ayaklar altına alınmasına sessiz kalarak dünya ve ahiretini kaybettiği için kadere, rızaya, şükre sığınmaya hakkı var mıdır insanın?

Allah’ın c.c. adil olduğu ve Allah’tan c.c. hayırdan başka bir şeyin insana ulaşmayacağı ayetlerle sabit olduğu halde bütün adaletsizliklere boyun eğmeyi Allah’ın c.c. emri diye meşru göstermeye hakkı var mıdır peki? Allah’ı c.c. tanımadıkları için Allah c.c. lafzını ağzına alan herkes tarafından kandırılanların, Allah c.c. ile aldatılanların ve Allah c.c. adına Allah’ın c.c. verdiği nimetlerden mahrum bırakılanların bu durum karşısında Allah’a c.c. şükretmeleri ve var olan durumu benimsemeleri Allah’ın c.c. suçu mudur? Allah c.c. her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldığını söylerken, insanı akletmeye, sorgulamaya, direnmeye, zulme isyana ve putlaşan ne varsa onu ortadan kaldırmaya çağırırken, köle azat etmenin ne derece kıymetli olduğunu beyan edip zincirini kıran herkesin başkalarının da zincirini kırmak için mücadele etmeleri gerektiğini beyan ederken tüm bu çağrılara kulaklarını tıkayanların taşıdıkları zillet yükünün sebebi Allah c.c. olabilir mi?

Elbette ki olamaz. Allah c.c. izzet ve şerefin sahibi olarak, yarattığı en değerli varlığın da izzetini ve şerefini korumak için emir ve yasaklarını tebliğ etmiş ama bu koruma işini o varlığın özgür iradesine bırakmıştır. Bu varlık ister ahsen-i takvime doğru yol alır, isterse de esfele safilinde yerleşik hayata geçer. Bu noktada alabildiğine özgürdür. Sonucuna katlanacağı her eylemi işleyebilir. Doğru yolda yürümek isteyene Allah c.c. o yolun rehberlerini gönderip yardımcı olur ama Allah’ı c.c. dinlemeyenlerin de yolu açıktır. O halde insanoğlu her eyleminin sorumluluğunu üstlenmelidir. Zulme maruz kalıyorsa da, açlıkla, fakirlikle muhatap oluyorsa da bunun sebebi kendi sessizliği ve zilletidir.

O zaman her kim “evde ekmeğim yok ama buna da şükür” diyorsa imanını sorgulamalı, Allah’ı c.c. tanımaya çalışmalıdır. Çünkü “fakirliğin bir kapıdan girdiği evden iman diğer kapıdan çıkacaktır.” Çünkü fakirlik, yoksulluk kader değil zillettir. “Nerede bir bolluk varsa hemen yanı başında çiğnenmiş bir hak olduğu” gerçeği bugün artık ayan beyan ortadadır. Sarayların bir bir dikildiği memleketlerde evine ekmek götürmekte zorlanan insanların, geleceğe dair hiç bir beklentisi kalmamış gençlerin, umutsuz, huzursuz, mutsuz yığınların varlığının yegane sebebi uğradıkları zulme rıza gösterenlerin varlığıdır.

Allah c.c. zalim değildir. Bir tarafta israfın, şatafatın, debdebenin dibine vuranları yaratıp diğer taraftakileri ekmeğe muhtaç bırakmaz. Yaratılış düzeninde maddi alan da dahil her alanda farklılıklar olabilir ama “zenginin malında fakirin hakkını var” eden Allah c.c., bu düzende hiçbir canlının zulme uğramasına rıza göstermez. Zulme uğrayan rıza gösterse bile. Öyleyse “başımıza gelen her hayrı Allah’tan c.c. bilmeli” ve “başımıza gelen her şerrin kendi amellerimizden kaynaklandığını” artık idrak etmeliyiz. “Zalimlere meyletmekten” uzak durmalıyız ki “ateş bize de dokunmasın.”

Kaderi, şükrü, rızayı iyi araştırmalı, zalimlerin bunları kullanarak saltanat sürmelerine müsaade etmemeliyiz. “Zulme rızanın zulüm” olduğunu anlamalı, karınları tok olanların açlığı bizim kaderimizmiş gibi sunmalarına aldanmamalıyız. “Onların dolarları varsa bizim Allah’ımız var” diyenlerin fakirliği, açlığı ve yoksunluğu Allah’ın c.c. üzerine atıp, Allah’ı c.c. olanların bu dünyada aç, sefil ve her türlü nimetten mahrum yaşamaları gerekiyormuş gibi bir algı oluşturmalarına izin vermemeliyiz. Ki bunu bize söyleyenlerin de bizatihi bolca dolar sahibi olduğunu idrak edip aslında kendi sözleriyle kendilerini “Allahsız” ilan ettiklerinin de farkına varmalıyız.

“Biz durumumuzu değiştirmedikçe Allah’ın c.c. bizim durumumuzu değiştirmeyeceğini” unutmamalı, “şeytanın dostlarıyla” “fitne kalkıp din (idare, hükmetme, kanun koyma yetkisi) Allah’ın oluncaya kadar savaşma” azmine sahip olmalıyız ki muhatap olduğumuz zulümlerin hepsinden kurtulabilelim. Allah c.c. ile aldatanların anlattığı dinin Allah’ın c.c. indirdiği din olmadığının farkına vardığımızda, bizi bir hurmaya razı etmek isteyenlerin Karun hazinelerine sahip olduklarını gördüğümüzde, habire tükenen, azalan, değer kaybeden maddi varlıklarımıza rağmen bize sabrı tavsiye edenlerin yeni yeni saraylar edindiğini, ihtişamlarından zerre taviz vermediklerini idrak ettiğimizde, yaşanan bütün krizlerin yapay olduğunu ve bu krizlerin bütün yükünün bizim sırtımıza yüklendiğini fakat bu krizleri çözmeleri gerekenlerin krizlere rağmen sermayelerini arttırdıklarını anladığımızda emin olun ki fakirliğin, yoksunluğum ve açlığın kökünü kurutacak ilk adımı atmış olacağız.

Ama bunun için farkında olalım veya olmayalım Allah’ı c.c. suçlamaktan kurtulmamız ve asıl suçlunun Allah’ın c.c. yarattığı nimetleri tekellerine alanlar olduğunu kavramamız gerekmektedir. Zihnimizde kurguladığımız zalimlerin dostu, dünyalık bütün nimetleri onlara sunan ama kendine iman edenleri yokluğa mahkum kılan Allah tasvirinden kurtulup, müminlere izzeti, şerefi bahşeden, adil olan ve zalimlere düşman olan, mahrumların ve mazlumların haklarını korumayı emreden, hem dünya hem de ahiret saadetimizi sağlamak için bizlere peygamberler a.s., önderler gönderen ve bizi sayısız nimetlerle donatan Allah’a c.c. iman ettiğimizde kararan gökyüzünün aydınlandığını ve “karanlıklardan aydınlığa çıkarıldığımızı” göreceğiz. Zihinlerimizi köleliğin prangalarından kurtarıp sorgulamaya, eleştirmeye, isyana hazırladığımızda yıkılmaz zannettiğimiz duvarların yıkıldığına, aşılmaz zannettiğimiz surların aşıldığına şahit olacağız. Kendimizle yüzleşip yanlışlarımızı farkettiğimizde, tükenmişliğimizin, umutsuzluğumuzun, zelilliğimizin ortadan kalktığını, bedenlerimize can geldiğini, ruhlarımızın nur ile aydınlandığını hissedeceğiz.

Elimizden alınan nimetler uğruna mücadeleye giriştiğimizde, nifağın o Samiri’nin buzağısını andıran sesine kulağımızı tıkayıp Allah’ın c.c. dostlarının sözlerini dinlemeye başladığımızda, yılmadan, yıkılmadan, pes etmeden meydanda kalıp direndiğimizde sabrın manasını keşfedecek, “yaşamımızı, ölümümüzü, namazımızı ve ibadetlerimizi yalnızca alemlerin rabbi olan Allah’a” adadığımızda şükrün nasıl bir nimet olduğunu öğrenecek, değişen hayatlarımıza bakarak kaderimizi değiştirebildiğimizi göreceğiz. Ve daha önce bizi susturan, bize boyun eğdiren, zillet libasını üzerimize çeken ve yaşadığımız her sıkıntıda Allah’ı c.c. suçlamamıza neden olan sabrı, şükrü, rızayı ve kaderi izzetin darağacında ipe çekeceğiz.

İşte o zaman her alanda köşe başını tutmuş olan, yaşadıkları sarayda bizlere bulduğumuzu ekmeği dahi çok gören, Allah c.c. lafzını dünyalıklarını kazanmak için dillerine dolayanların, halk yiyecek ekmek bulamazken israflarını, gasplarını ve beytülmale uzanan ellerini gizlemek için camiler açanların, “vay o namaz kılanların haline” ayetinin muhatapları olarak “yetime ve öksüze” sırtlarını dönenlerin, dillerini mızrak eyleyip Kur’an tilavetine başlayanların, “ya Allah, bismillah” diyerek hakkı batıla kurban edenlerin, kibirlerinden dolayı şeytanı dahi dehşete düşürenlerin, suskunluğun, uyuşukluğun, zilletin mahir pazarlamacılarının ve bunlardan nemalanan “dinlerini az bir paha karşılığında satanların”, soysuzların, arsızların, hainlerin, vahşilerin, zalimlerin, münafıkların ve her türlü hakikati örtmekte ustalaşmış kafirlerin saltanatı yerle yeksan olacaktır.

Ve işte o zaman Allah c.c. değil, gerçek suçlular hedefe alınacak, onlardan hesap sorulacaktır…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı