Kur'ani SiyasetSon Yazılar

SİZDEN ÖNCEKİLER GİBİ TUTUN ORUCU…

“Ey îmân edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak (sizin de)üzerinize farz kılındı; tâ ki (günahlardan) sakınasınız.” (Bakara 183).

İman “oruçla” başlar. Oruçla hak ile batıl arasında tercih yapılır ve hakkı tercih eden batıldan oruçla uzak tutar kendini. Bu yüzden bizden öncekilerin (salihlerin, bize örnek olacak şahsiyetlerin) ilk amelidir aslında oruç. Bugün bireysel manası üzerine çokça kafa yorup, aç bıraktığımız karnımızı iftar sofralarında nasıl doyuracağımızın hesabıyla geçirdiğimiz o anlar gibi tutmuyorlardı onlar orucu. Ve büyük ihtimalle “oruç” da “onları” o şekilde “tutmuyordu”.

Çünkü tıpkı kurbanlarımızın kanı gibi açlığımıza da ihtiyacı yoktur Allah’ın c.c. Allah c.c. kulunun açlığından (haşa) haz duymaz. Kulluğundan mutlu olur, kulunun kulluğunu över diğer yarattıklarına. Yani verdiği nimetlerinden uzak durmamızı istemesinin başka bir sebebi olmalıdır. Allah c.c., yarattığı geçici nimetlerden geçici bir süre el çekmemizi istemekle başka bir nimete ulaşmamızı arzu etmektedir.

Ve kulluğun ilk nişanesi O’nu c.c. Rab olarak telakki etmek ve bilmektir. Öyleyse O’nun c.c. dışında rablik, ilahlık iddiasında bulunanların varlığına kıyam edip, onlardan yüz çevirmenin, onları red etmenin, onların sunduklarına değer vermemenin bir diğer adı da “oruç”tur. Yani “tevhid” oruçtur, “oruç” tevhiddir.  Bu yüzden O’nu c.c., hayatının her alanında rab olarak bilmeyenlerin, hayatlarını O’nun c.c. buyruklarına göre düzenlemeyenlerin, “yalnız O’na kulluk edip yalnız O’ndan yardım istemeyenlerin”, O’nun c.c. koyduğu hükümlere göre hükmetmeyenlerin, haramlarından sakınmayanların, helalleriyle yetinmeyenlerin, büyüklüğü, tekliği, ortaksızlığı ve her türlü itibarı O’ndan c.c. başkasına atfedenlerin, O’nun c.c. sözünü beğenmeyip güncellemek isteyenlerin, O’nun dostuna dost olmayanların, düşmanını düşman bilmeyenlerin ve O’nun c.c. yarattıklarına merhamet hissiyle yaklaşmayıp kendi dünyalıkları için başkalarının dünyalarını karartmaktan çekinmeyenlerin velhasıl O’nu c.c. “din gününün sahibi ve hesap sorucu olduğunu” unutanların tuttukları şey oruç değildir ve muhtemelen o tuttukları şey onları esfele safiline doğru çekecektir.

Evet, bizden öncekilerin, enbiyaların ve evliyaların ve hepsinin üstünü Resulullah’ın s.a.a. ve O’nun s.a.a. pakv temiz Ehl-i Beyt’inin a.s. ilk ameliydi oruç. Çünkü ilk olarak her türlü küfürden, şirkten, zulümden ve nifaktan el çekmişlerdi, ilahlık taslayan bütün zalimlere “la” demişlerdi ve onların sundukları bütün dünyalıklara sırtlarını dönüp, yoksulluk, yoksunluk ve çile girdabına dalmaktan çekinmemişlerdi. Evet, “la ilahe” orucun ilk adımıydı ve bizden önceki bütün salihler ilk olarak bu şekilde oruç tutmuşlardı. Bedenlerindeki nefislerini temizleyip, kemale erme yolunda ilerlerlerken, toplumun nefsini de temizlemek gerektiğinin bilincindeydi onlar ve tuttukları oruç ile sabrı, ihlası, tevekkülü ve direnişi öğretiyorlardı mazlumlara.

Onlar ki tuttukları oruçları ile “şeytanları zincire vuruyorlar”, putları alaşağı ediyor, nehirleri yarıyorlardı. Onlar ki oruçları ile hak yolunda en sevdiklerini kurban ediyor, haktan gayrısından yüz çeviriyorlardı. Onların oruçlarından dolayı tufanla temizleniyordu yeryüzü, sayhayla helak ediliyordu hakka “sırtını dönüp giden sağırlar.” Onların oruçları yerle yeksan ediyordu “sütun sahiplerinin” sütunlarını, kibirlilerin saltanatlarını. Onlar oruçlarıyla batıla bulaşmayınca, ateş onlara yanaşmıyordu. Onlar ki “karıncanın ağzındaki tane kadar” bir dünyalığa dahi meyletmeyince açılıyordu bütün kalelerin kapıları ve sökülüyordu yerinden zulmün kalbi.

Onların tuttukları oruçtan dolayı fısıldayamıyordu şeytan ve yarenleri onlara, çaresiz kalıyorlardı, ne nifak, ne küfür etki etmiyordu ruhlarına. Kanmıyorlardı, kandırılmıyorlardı tamahları olmayınca dünyaya. Dünya onlara kavuşmak isteyen bir yar gibiydi ama onların maşuku başka diyarlardaydı. Öyle toklardı ki dünyada ki açlığı hissetmiyorlardı. Kaç gece başkalarını doyurmak için aç yattıklarından dolayı “insan” olma şerefine ulaşıyorlardı. Oruç, onlarla kemale eriyordu bütün diğer erdemler gibi. Zaten kemal bile onlarda buluyordu kemalini. Oruç onları tutmuyordu, onlara tutuluyordu oruç. Kendini buluyordu onların özlerinde. Manasına kavuşuyordu yaşantılarından ilham alarak.

Bu yüzden Allah c.c. “sizden öncekilerin üzerine farz ‘kılındığı gibi’ sizinde üzerinize far kılındı” diyor bizlere. Yani yüce Allah c.c. buyuruyor ki; “Bugün zannettiğiniz gibi sadece aç kalmayı farz kılmadım size. ‘Yemek saatlerinin değişiminden başka bir şey olmayan’ bir orucu farz kılmadım üzerinize. Sizden öncekilerin tuttuğu gibi bir orucu farz kıldım. Onlar gibi tutun istiyorum. Onlara bakın, onları takip edin, onların verdikleri mücadeleyi verin. Çünkü ‘Onların başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete giremeyeceksiniz’. Onlar ‘sırat-ı müstakim’de yol alanlardır. Onların her anı oruçla geçiyordu, her anlarında el çekiyorlardı bütün haramlardan, bütün zulümlerden. O halde sizde  onlar gibi tutun orucu ki ‘sakınanlardan’ olasınız.”

Öyleyse her ramazanda büyük bir kıtlığa gireceğini zanneden bizlerin ilk terketmemiz gereken şey tuttuğumuzu düşündüğümüz orucun bizatihi kendisidir. İlk bu yanlış algıya dönmeliyiz sırtımızı ki büyük bir ibadeti gerçekleştirmiş(!) olmanın kibriyle, uyuşukluğuyla girmeyelim on bir aya. Bizden öncekiler gibi bireysel olarak tuttuğumuz orucun kabul olabilmesi için, toplumsal orucu da tutmalı, içinde yaşadığımız dünyada var olan zulme, küfre, nifağa karşı her türlü sıkıntıyı göze alarak ve sabrı kuşanarak mücadele vermeliyiz. Bedenimiz temizlendiği gibi toplumumuz da temizlenmeli, nefsimize musallat olan şeytanlar zincire vurulduğu gibi mazlumlara musallat olan zalimler de zincirlenmeli, sarayları, saltanatları yıkılmalıdır.

Bir ay boyunca ihlasla Allah’ın c.c. emir ve yasaklarına boyun eğdiğimiz gibi bir ömür bu emir ve yasakların yeryüzüne hakim olması için de gayret göstermeliyiz. Bireysel orucumuzla kendimizi temizleyip kemale ulaştırdığımız gibi toplumsal, sosyal orucumuzla da küfür, şirk ve zulmü akamete uğratıp yeryüzünden kaldırarak toplumun “insan”laşmasına vesile olmalıyız. Ancak bu şekilde kurtuluşa erer, “günahlardan sakınabiliriz.” Çünkü “oruç”, eğer günahları ortadan kaldırmıyorsa, onunla “günahlardan sakınabilmek” mümkün değildir.

Ve her “oruç” “sahurla” başlar. “Sahur” zannettiğimizin ötesinde bir öneme haizdir aslında. Elbette ki bildiğimiz manasıyla da güzeldir ama bir diğer boyutu daha vardır ki o da “sahur” uyanmaktır. uyanmayı gerektirir. Yani yatağında yatanın gecenin bir vakti kıyamıdır sahur. Yani bunca pisliğin, haramın, zulmün kara bir gece gibi alemin üstüne çöktüğü bir zamanda, dalınmış olan gaflet uykusundan uyanıştır sahur. Gecenin en karanlık anında ayağa kalkma, dayatılan uykuya “la” diyebilmenin adıdır. “Bir bardak su ile bile olsa” küfrün ve zulmün varlığının üzerine saldırmadır ki “her müslüman bir kova su dökse” yeryüzü bütün kirlerinden temizlenecektir.

Peki ne zaman kadardır sahur? “Beyaz ip siyah ipten ayrılana kadar.” Hak ile batıl tam olarak ayrışana, iman ile nifak ayrı saflarda yer alana kadardır. Yani gecenin en koyu anından sabahın ilk ışıklarına kadar direnmektir. Sabahı beklemek, ona hazırlanmaktır sahur ki zaten “sabah yakın değil midir?”. Bu süreçte bu kıyamın azığından beslenmek, sabrı kuşanmak, doya doya Allah’ın c.c. nimetlerinden faydalanmak, “yemek, içmek”, bünyeyi salih “oruç”la başlayacak mücadele için donatmak gerekir.

Gaflette olanların, yaşadıkları dünyanın durumundan bihaber olanların, zulme rıza gösterip zalime meyledenlerin, mahrumları, mazlumları duymayanların ve hatta onları umursamayanların, sarayların ninnileri ile tatlı uykularından taviz vermek istemeyenlerin, rahat yataklarında yatarlarken han-u manları yağmalanaların, fikirlerine, zihinlerine, özlerine her türlü saldırıyı görmeyenlerin, görmezden gelenlerin, şahsiyetleri, onurları, “izzeti Allah’ın c.c., Resulünün ve dostlarının yanında” aramadıkları için yerle yeksan olanların, “haksızlığa sessiz kaldıkları için haklarıyla beraber şereflerini de yitirenlerin” eda edebilecekleri bir ibadet değildir “sahur”.

Bu yüzden bu tipler “oruca” hazır olamazlar. Zaten “oruç”ta tutamazlar. Bünyeleri kaldırmaz “bizden öncekilerin tuttuğu gibi” bir orucu tutmayı. Gözleri hep haramda olur veya kulakları abdest için, necasetten temizlenme için, kıyam için, namaz için değil, zalimin tabağından arta kalanı yemek için ezanda olur. Çünkü ihlasları yoktur ve “açlıktan başka bir kazançları da yoktur” tuttukları oruçla. Bunların hayatları “yemek yedikleri yer ile onu çıkardıkları yer” arasına sıkışmıştır. Dünyaları küçüktür bu yüzden hedefleri ve amaçları da küçüktür. Ve zaten bu yüzden fani olanı baki olana tercih ederler. Ne oruç tutarlar bunlar ne de oruç tutanları severler. Anlamazlar, anlayamazlar…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı