ÖnderlerimizSon Yazılar

ŞAH GİTMELİ…

Merhum İmam Humeyni’nin a.s. değişik zamanlarda kendisine iletilen sorunlara, ülkede yaşanan haksızlık, katliam, yoksulluk, gasp, ihanet ve zalimlere vatanın peşkeş çekilmesi gibi sıkıntılara karşı verdiği en dakik, en mükemmel ve en derin cevaplardan biridir “şah gitmeli” cümlesi. Sıradan bir cümle gibi görülse de ilk başta İmam a.s. bu emri ve tavsiyesi ile yaşanan bütün sorunların kaynağına hücum etmekte, o kaynak kuruduğunda bütün problemlerin de ortadan kalkacağını müjdelemektedir. Yani sorunlar ne kadar büyük olursa olsun tek bir çaresi vardır o da o sorunları ortaya çıkaranların ülkeden çıkarılması, iktidarın onların ellerinden alınmasıdır İmam’a a.s. göre. Hatta İmam a.s. sadece “şah gitmeli” dememekte “Şah’ın bütün sistemi ile gitmesi gerektiğini” beyan etmektedir.

Ancak bu şekilde adalet yerini bulacak, zulüm ortadan kalktığı için hırsızlık, talan, peşkeş, gasp ve ihanet de ortadan kalkacak, sınıflar arası uçurum en aza indirgenebilecek ve bütün toplumun maddi manevi refah düzeyi artabilecektir. Saray ve çevresinin elleri beyt’ül mal’dan kesildiğinde, israfın ve yağmanın önüne geçildiğinde işsizlik, yoksulluk azalacak, üretim tekrar başlayabilecek ve ülkenin bütün kaynakları artık yabancılara değil o ülkenin evlatlarına ayrılacaktır. İktidarı ellerinde bulunduran şah ve benzerlerinin kendilerini ayakta tutan siyonistlere karşı yaşadıkları aşağılık psikolojisi ortadan kaldırıldığında, halk kendine güven duymaya, dayatılan çaresizlik hissiyatından kurtulmaya, izzete ve şerefe kavuşmaya başlayacaktır. Böylece ülkenin bağımsızlığı gerçek anlamda sağlanacak, ülke gelişmek ve ilerlemek için dışarıya bağımlı olmaktan kurtulacaktır.

Sarayın dayattığı ahlaki çöküntü ve medeni(!) ülkelerin yaşam biçimlerini taklit hastalığından kurtulunduğunda, halk özüne, fıtratına dönmek için fırsat bulacak ve gerçek medeniyeti yaratılışının sırrına ererek bulacaktır. Böylece de dost zannettiği düşmanlarının köleliğinden azad olacak, gerçekleştirdiği kıyamla elde edeceği ilerleme vesilesi ile diğer halklara da örnek teşkil edecektir.

Saray olduğu müddetçe halk özgür düşünme yetisinden de mahrum kalacaktır. Zira Şah’ın elini öpmeye hazır binlerce kanaat önderinin sözlerinden yansıyan sorgusuz sualsiz kabullenme bilinci ve sabır ve şükür ile tesis edilen boyun eğme düzeni, halkta “biz ne bilek beyim büyükler bilir” düşüncesine neden olacak ve bu düşünce halkın soru sormaktan, eleştirmekten, isyandan alabildiğine korkmasına, bu eylemleri gerçekleştirenleri dışlamasına sebebiyet verecektir. Çünkü halka saray tarafından dayatılan dinde, bahsi geçen eylemler afaroz sebebi olarak görülecektir. Bundan dolayı sarayın ve şahın varlığı halkın kendini yetiştirmesinin, özgür düşünebilmesinin, doğru karar vermek için gerekli araçlara sahip olabilmesinin önündeki en büyük engel olacaktır.

Şah varken ülkede verilen eğitim de sorunları ortadan kaldırmaya yönelik değil onları gizlemeye yönelik olacaktır. Bu eğitim “insan” yetiştirmek olarak değil, uyumlu, itaatkar “köle “yetiştirmek olarak tecelli edecektir. Zaten eğitimi tasarlayanların ihtiyacı da bu şekilde yetişmiş nesiller elde etmek olduğundan, bu eğitim zorunlu olarak halkın her kesimine uygulanacaktır. Üstelik bu zorunlu eğitimle toplumda okuma yazma oranının arttırıldığı söylenerek gurur duyulacak ama kitap okuma ve hele ki saraya aykırı fikirler barındıran kitapları yazma, basma ve okuma alabildiğine zorlaştırılacak ve kimi zaman yasaklanacaktır.

Şah, iktidarda kaldığı sürece halkın itibarını temsil ettiğini ileri sürerek yaptığı harcamalarla adeta müsrifliği kendine secde ettirecek, var olan saraylarıyla yetinmeyip yeni saray inşa ederek hiçbir üretimi olmayan, halkı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan ve  dışarıya bağımlı olan ülkenin itibarını sarayında altın varaklı koltuklarda oturarak koruyacaktır. İmam’a a.s. göre eğer şah gitmezse, halk sadece gayr-i İslami kanunların fitne, fesad ve haramları meşru kılan hükümlerinden dolayı mağdur olmayacak, ayrıyeten bu kanunların sömürgeci güçlere tanıdığı ayrıcalıklardan dolayı da maddi manevi talana uğrayacaktır. Mesela “ak” devrim adı verilen yasa ile toprakları yabancılara peşkeş çekilecek, yangınlarla ortadan kaldırılan ormanlarına o yabancılar oteller dikebilecektir.

Eğer Şah’a tahammül edilirse şah öyle kibirlenecektir ki narsizm bile onu tarif için yetmeyecektir. Ülkeyi kendi malı gibi görüp şahsını ülkenin bütününden daha üstün bilecektir. Ne kadar yakını, hısmı, akrabası ve yalakası varsa hiçbir liyakat ölçüsüne riayet etmeden en kritik makamlara getirecektir. Bu noktadan sonra Şah için tek liyakat kendisine olan kölelik ve itaat olacaktır. Halkın İslam’a olan meylini bildiğinden, olası bir uyanmanın önüne geçmek için Kur’an tilavetlerine başlayacak hatta Kur’an’ı meydanlarda havaya kaldırarak mızrağına geçirecek, namaz kılma görüntüleri dahi verebilecektir. Ama nihayetinde kendini ilah olarak adlandırmaktan da çekinmeyecek, sarıklı, cübbeli eşrafı, görüntüsünün önünde el pençe divan ayakta bekletebilecektir.

Aynı zamanda eğer Şah gitmezse, siyonizmle anlaşmalar yapıp, onun varlığını meşru kılacak, büyük şeytan Amerika ile stratejik ortaklıklar kurup başka coğrafyalardaki mazlumların kanlarının akıtılmasına destek verecektir. Büyük şeytanın, siyonizmin çıkarları doğrultusunda bölgeye yerleşmesinde en önemli rolü oynayıp, siyonist şebekenin varlığını korumak için her türlü ihaneti gerçekleştirmekten çekinmeyecektir. Kendisi müslüman dahi olmadığı halde mezhepçilik yapıp ümmetin arasına tefrika tohumlarını ekecek ve hatta ümmetin siyonizmi değil birbirini hedef almasını sağlayacaktır.

İmam a.s. toplumda birliğin sağlanmasının önündeki en önemli tehlike olarak da Şah’ı görmüştür. İmam a.s. Şah’ın ayakta kalabilmek için toplumu ayrıştırdığını, din, dil, ırk, mezhep gibi tefrika için kullanılabilecek bütün silahlarını halka yönelttiğini, bu sayede halkın bir araya gelmekten kaçındığını, aynı dertten muzdarip oldukları halde birbirlerine yardımcı olmadıklarını, birbirlerini dinlemediklerini, her kesimin aynı yoksulluktan dolayı midelerinde aynı açlık gurultularını duymalarına rağmen kendi açlıklarından Şah’ı değil de diğer kesimleri suçladıklarını gördüğünden Şah’ın gitmesinin zaruri olduğunu beyan etmiştir. Şah ve sarayı ayakta kaldığı sürece toplumdaki tefrikanın son bulmayacağını bilen İmam a.s., halkın ne olursa olsun birbirine sahip çıkmasını, devrin ezen ve ezilenlerin mücadele devri olduğunu ve her iki güruh içinde de din, dil, ırk, mezhep gibi ayrımların geçerli olmadığını bize öğretmiştir.

Şah da İmam’ın a.s. ve talebelerinin kendisinin en büyük düşmanları olduğunu bildiğinden bütün gücü ile üstlerine gitmiş, onların halka ulaşmasını önlemeye, halkın onları dinlemesinin önüne geçmeye çalışmıştır. Dönemin sosyal medyası sayılabilecek kasetlerin, dergilerin dağıtılmasını yasaklamış, toplantı ve sohbetleri engellemiş, sözleri ile halkı aydınlatan liderleri tutuklamış, birçok gencin hayatının kararmasına neden olmuştur. Kendi tasarladığı ve kendi uşaklarına yaptırdığı katliamları bahane ederek saltanatına karşı çıkan herkesi derdest etmeye kalkışmış, aykırı hiçbir sese izin vermemiş, halkı korku ve tedirginlikle ile itaate zorlamıştır. Savak gibi kurumları aracılığı ile muhaliflerinin peşine düşmüş, halkın içinde parayla uşaklar satın alıp ispiyonculuğu teşvik etmiştir. Helikopterlerden halka ateş açtırmış, askerlerini halkın üzerine sürmüştür. Ama bütün bunlara rağmen ne kendini, ne saltanatını ne de sarayını koruyamamıştır. İmam’ın a.s. dakik tespitleri ve halka aşıladığı dostu düşmanı tanıma bilinci Şah’ın bütün çabalarını boşa çıkarmıştır. Ve İran İslam İnkılabı, Şah gidince ve sarayları ele geçirilince, tüm dünyanın saygı duyduğu, izzet ve şeref sahibi, mazlumların koruyucusu cihan şümul bir hareket olarak neşv-u nema bulmuştur.

Öyleyse yeryüzünün neresinde yaşarsa yaşasın her mazlum İmam’ın a.s. tavsiyesine ve emrine kulak vermeli, tek tek sıkıntılarıyla uğraşıp görece rahatlıklar peşinde koşmaktansa bütün sıkıntılarının kaynağı olan kendi başındaki Şah’a odaklanmalı ve onun bütün sistemi ile ortadan kalkması ve gitmesi için uğraşmalıdır. Çünkü maddi ve manevi özgürlüğün yegane yolu zulmün tecessüm etmiş hali olan Şah’ların yeryüzünden sistemleri ile birlikte gitmeleridir. Başka da çare yoktur…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı