Gündem AnalizSon Yazılar

NE ZAMAN YENİLDİK Kİ?…

ensarullah

Ne zaman yenildik ki bugün de yenilelim
Biz zaferi kan ile besleyen mektepteniz
Toprağa düşeriz ki yeniden dirilelim
Damlayız , vahdet ile oluşur derya deniz

Hepimiz Yemenliyiz, hepimiz Yemen’deyiz
İman ile hikmetin yeşerdiği yerdeyiz
Gelin ey ebreheler saldırın üstümüze
Ebabil pençesinde bekliyor eceliniz

27 gün önce başladığında İmam’ın ve direniş cephesinin liderlerinin sözlerine dayanarak yenilgiyle sonuçlanacağını tam bir imanla belirttiğimiz Suudiamerika’nın Yemen saldırısı, dün akşam itibariyle zillet ehlinin dolaylı olarak hezimetini ilan ettiği açıklaması ile sona erdi. Ve rivayetlerde belirtilen “şeytanın boynuzu”, yine rivayetlerle sabit olan “ilim ve hikmetin” yurduna girdiğinde kırıldı. Başladığı andan itibaren tam bir furkan savaşı olan ve hak ile batılı tam anlamıyla ayıran Yemen savaşının İslam’a en büyük hizmeti münafıkların tüm maskelerini düşürmek olmuştur ve bu savaşın sonucu da yine aynı şekilde özellikle nifak cephesinin elinde bulanan bütün kozlarını yitirmesi ve artık ümmetin diri ruhlarını aldatacak herhangi bir oyununun kalmaması anlamına gelmektedir. Bu savaş ümmetin gerçek düşmanlarının, Kabenin örtüsü altında saklansalar da, yüzlerini açığa çıkarmış, dökülen mazlum kanları ümmetin uyuyan evlatlarını uyandırmıştır. Bu savaş mazlumun gücünün zalimin zulmünden daha şiddetli olduğunu, mazlumun ahı ile Allah (c.c.) arasında hiçbir perde bulunmadığını ispatlamıştır. Bu savaş hakkın, batılı her coğrafyada her şartta ve koşulda hezimete uğratabileceğinin delili olmuştur. İmanın azimle birleştiğinde gücün maddiyattan maneviyata tekamül edeceği bu savaş ile gün yüzüne çıkmıştır yeniden.

Ve bizler Kur’an’ın ayetlerinin tecellisine şahit olduk bu savaş ile tekrar. Her asırda yeni tecellileri ile insanlığı aydınlatmaya devam eden Kur’an ayetleri, bu savaşla da kendilerini bizlere gösterdiler, tecellileri ile imanımızı arttırdılar. Daha savaşın başında münafıklar ve siyonistlerin kurduğu ittifak ve 10 ülkenin bu ittifaka bilfiil askeri destek verme taahhüdüyle birlikte süfyaninin lojistik destek sözü, hakkın nuru karşısında gözleri kamaşan yarasaların bir anda uçuşmasına benzedi ki kimileri bu yaygaradan dolayı ürktü. Oysa Kur’an “Onlar (Yahudi’lerle münafıklar) toplu bir halde size karşı savaşamazlar; ancak tahkim edilmiş yerlerde, yahud duvarlar (siperler) arkasından savaşırlar. Aralarında çarpışmaları ise şiddetlidir. (Ey Rasûlüm), sen onları toplu sanırsın, halbuki kalbleri dağınıktır; bu, onların akılları ermez bir kavim olmalarındandır.” (Haşr 14) buyurarak bu ittifakın aslında görünürde kalacağını ve dağılmanın bu tür ittifakların kaderinde olduğunu bizlere daha önceden bildirmişti. Öyle de oldu. Birlik gibi görünen münafıklar daha yolun başında dağılmaya, birbirlerini yalnız bırakmaya ve sonucunu az çok kestirdikleri savaştan kaçmaya başladılar. Ve ortada sadece şeytanın boynuzu olan suud rejimi kaldı ki bu rejimin, ömürleri saraylarda safahatla geçmiş prenslerinin tıynetinde yoktu cesaret ve bu yüzden yenilgi kaçınılmaz olmuştu. Sıra ayetin geri kalan kısmının tecellisine geldi ki yakında kendi aralarında birbirlerini suçlamalarına ve yenilginin nedenini birbirlerinde aramaya çalışmalarına şahit olacağız hep birlikte.

Bu savaşta tecelli eden bir diğer ayet ise “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”(Al-i İmran 139) ayetidir ki Yemen’in kahraman halkı gerçekten iman ettiklerini, bütün o saldırılar altında dahi meydanları doldurarak ve bir an bile olsun gevşemeyerek ispatlamışlardı. Al Masirah tv’yi izleyenler özellikle şahit olmuşlardır ki hastanelerde her yerleri yara bere içinde olan Yemen’in kahraman çocukları, bütün o acılarını bir kenara bırakarak “kahrolsun amerika, kahrolsun israil” diyerek haykırmaktaydılar ki bu durum dahi iman ve hikmetin o toprağın halkının 7’sinden 70’ine hücrelerine kadar işlediğinin en büyük delilidir. Çocukları dahi acılarını bir kenara bırakıp zafere odaklanan ve asıl hedeften sapmayan bir toplumu hiçbir zalim yenemez. Zaten en büyük ahmaklık bu tür bir toplumu karşına alıp savaşmaktır. Bu tıpkı Nuh (a.s.) tufanı karşısında elindeki tekneye güvenmek gibidir. İman deryasında nifak teknesi illaki alabora olacaktır ve münafıklar tüm çabalarına rağmen boğulacaklardır. Gevşemeyip, üzülmedikleri için galip gelen Yemen halkının bu dik duruşu karşısında savaşı sonlandırmak zorunda kalan ve “hedeflerimize ulaştık” diyerek itibarlarını korumaya çalışan suudi’ler, aslında hedeflerinin binlerce masumu şehit etmek olduğunu da itiraf etmişlerdir. Çünkü ortada elde etmiş oldukları herhangi bir başarı yoktur ve aksine bu saldırılardan önce Yemen Hizbullah’ının elinde olmayan şehirler, halkın Yemen Hizbullah’ının safına geçmesi ile hakkın eline geçmiştir. Ayrıca içinde şüphe bulunan aşiretler de bu şüphelerden kurtulup doğru safta yer almaya başlamıştır.

Savaşın başlangıcıyla birlikte yapılan analizler, bitişiyle de hız kesmeden devam edecektir. Özellikle direniş cephesinin önderlerinin analizleri çok önem arzetmektedir. Hepsi de çok doğru analizlerdir ve her daim gerçekleşmiş öngörüler barındırmaktadırlar. Yemen’e girdiği anda Suudilerin burnunun yere sürüleceğini, yenilgilerinin kaçınılmaz olduğunu ve büyük darbe yiyeceklerini biz bu önderlerimizden duyduk. Bu savaşın Yemen halkını birleştireceğini, Yemen İslam Devriminin gücünün pekiştirileceğini de yine onlardan öğrendik. Ve bu savaş o önderlerimizin gayet net açıklamaları ve suudilerin bu savaşa devam etmeleri neticesinde çok daha sert karşılık göreceklerini beyan etmeleri neticesinde durmuştur bunu da biliyoruz. İşin aslı savaşla ilgili bütün analizler yapılmış ve hakikatler ortaya konulmuştur. Ama biz bu savaştaki zaferin kaynağını beyan etmek istiyoruz. Yani böyle bir savaşta ve buna benzer savaşlarda direniş cephesinin zaferinin kaynağı nedir? Bunun iyice idrak edilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Feta yayıncılıktan çıkan ve Şehid Borunsi’nin hayatından kesitler sunan “Aşk-ı Şehadet” kitabındaki bir bölüm yukarıda sorduğumuz sorunun cevabını da şehidin ağzında vermiş aslında. Kitapta, Irak’a savaş esnasında önemli bir operasyondan önce bütün komutanların toplandığı ve operasyonla ilgili teknik bilgilerin ve taktiklerin gözden geçirildiği toplantıda söz alan Şehid Borunsi’nin “Uhud savaşını unutmamız lazım. Gurura kapılmamamız lazım. Bu tür taktikler çok önemli, bu konular aksatılmamalı ama onların tankı var bizim de tankımız var, onların şu kadar topu var bizim de var diyerek kibre kapılmamalı ve ne için kim için savaştığımızı unutmamalıyız. Kalbimizde İmam Hüseyin (a.s.) aşkı olmadıktan sonra Irak’ın tanklarına karşı ne yapabiliriz.” mealli konuştuğu yazmaktadır. Hakikaten de direniş cephesinin bütün zaferlerinin kaynağı budur. Zaferlerimizin kaynağı maddi gücümüz değil, Resulullah’ın (s.a.a.) ve ehl-i beytin (a.s.) nuruna olan tevessülümüzdür. Allah’ın (c.c.) yardımının bizimle olmasının nedeni de budur. Nice az sayıdaki topluluğun çok sayıdaki topluluğa galebe çalmasını sağlayan da budur. Huneyn savaşına giderken sayılarının çokluğuna aldanıp kibirlenerek artık kendilerini kimsenin yenemeyeceğini düşünen İslam ordusundakilerin hezimete uğrayacakken kurtuluş sebepleri de Resulullah’ın (s.a.a.) nuruna sığınmalarıdır. Elbetteki düşmanın silahı ile silahlanmak gerekmektedir. Besili atlarımızın olması zaruridir. Ama bunlar zaferin aracıdır. Kaynağı değildir.

Bu yüzden bu savaş değerlendirilirken unutulmaması gereken şey, Yemen halkının topyekün İmam’a olan bağlılığıdır. Bu bağlılık olmasaydı ve Yemen halkı diğer bazı coğrafyalardaki hareketler gibi kendi başlarına buyruk hareket etselerdi, depoları füzelerle dolu bile olsaydı değil 10 ülke, belki tek olarak suudilerin saldırısı karşısında dahi yenilgiye uğrayacaklardı. Bu bağlılık hem zaferimizin kaynağıdır hem de bizlere olan saldırının kaynağıdır. Bizler direniş cephesinin evlatları olarak hangi topraklarda olursak olalım tüm başarımızın kaynağının İmam olduğunu idrak etmiş durumdayız. Yazdığımız her yazının, attığımız her kurşunun hedefe ulaşmasının sebebi İmam’ın başımızda olmasıdır. İmam’a olan bağlılığımız ehl-i beyte (a.s.) olan bağlılığımızdan, onlara (a.s.) olan bağlılığımız da Resulullah’a (s.a.a.) olan bağlılığımızdan kaynaklanmaktadır ki tüm bu bağlılıkların kaynağında Allah (c.c.) rızası bulunmaktadır.

Bu bağlılığın ve tevessülün kudretine dayanarak diyoruz ki ”bize ölüm yok”. Bizim için ”yenilgiler çağı kapanmıştır”. Biz her açıldığında küfür ve nifak kusan ”çeneleri kıracak” olanlarız. Biz kibirden boyları dağlara ulaşan ‘burunları yere sürecek” olanlarız. Biz ebabilleriz, biz sayhayız, tufanız, depremiz. Biz sivrisineğiz. Her birimiz bir Nemrut’un azrailiyiz. Biz Hizbullah’ız, Ensarullah’ız. Biz her coğrafyada hakları gaspedilmiş mazlum halklarız. Biz ümmet olarak doğunca sarayların sütunlarını yıkarız. Ateşi söndürür yanan yüreğimiz. Günebakan çiçekleriyiz ki yüzümüz İmam’ın nur yüzüne döner her daim. O nurdan nurlanırız da aydınlatırız karanlığı. Ve Seyyid Nasrullah gibi sesleniyoruz düşmanımıza ”siz kiminle savaştığınızı bilmiyorsunuz”.

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı