Gündem AnalizSon Yazılar

KURU EKMEĞE TAMAH EDEN GÖZ…

“Ekmek yoksa pasta yesinler” diyenlerin torunları ne zaman ki mazlumlara musallat olurlar işte o zaman o beldelerde bulunan kuru ekmek dahi gözlerine gelir ve “sizi açlıktan öldürmediğimiz için bize şükredin” diyerek firavunluklarını ilan ederler. Bunlar içlerindeki tamah, hırs ve kinden dolayı yeryüzünde kendilerinden başka kimsenin varlığına tahammül edemeyen atalarının tedrisatından geçtiklerinden dolayı dünyayı kendi mülkleri sayar ve o mülkün üzerinde kendilerinden başka nefes alan her canlıyı hizmetkârları bilirler.

Asla yetinmek nedir bilmezler. Yedikleri kendilerine yetmez, başkalarının yediklerine göz koyarlar. Sarayda otursalar da gözleri gecekondu sahiplerinin mülklerindedir. Evlerdeki buzdolapları içleri boş olsa dahi bunlar için minnet vesilesidir. Ona sahip olanlara onu bahşetmiş gibi bakıp teşekkür beklerler. Bindikleri araçlarını hayal dahi edemeyenlerin zoraki ayaklarını yerden kesen araçlarını onlara çok görürler,

Hep hırslıdırlar. Sadece kendilerinin saltanat sürmesi gerektiğini düşünür, sadece kendilerinin karınlarının tokluğuyla ilgilenirler. Muaviye l.a. soyundan olduklarından sofraları da Muaviye l.a. sofrasıdır her daim. Ama kırıntılarını dahi paylaşmaktan haz almazlar. Dünyaya olan düşkünlükleri, düşkünlerin ellerinden tutmalarını engellediği gibi o düşkünün fırsat bulurlarsa ceplerini de yoklarlar. 

Eğer bir bölgenin hakimi olurlarsa o bölgedeki halkı aldığı nefese kadar vergilendirir ama kendileri tek bir kuruş vergi dahi vermezler. Çünkü varlıklarının hükmettiklerinden kıymetli olduğuna inanmalarını sağlayan Firavuni bir kibre sahiptirler. Acıma diye bir his bunlarda mevcut olmaz. Hakkını arayan mazlumlara dilenci muamelesi yaparlar ama dilencileri dahi rahat bırakmaz topladıklarından pay sahibi olurlar.

Nerede bir rant görseler aralarında kardeş payı yapar, o ranta ulaşmak için gerekirse yakarlar, yıkarlar. Dostlarını ve düşmanlarını menfaatleri belirler. Eğer menfaatlerine hizmet edecekse halkın düşmanlarına dostluk etmek tabiatlarına ters düşmez. Çünkü omurgasızdırlar. Bir gün önce dedikleri bir gün sonra inkar etmekten çekinmezler. Doğruları sürekli değişkendir. Zamana, çıkara göre değişir doğruları. Eğilmekten imtina etmezler çanaklarına konana ulaşmak için. 

Utanmazdırlar da. Her türlü melanetleri ortaya çıkarılsa da başkalarının melanetlerinden bahsederek kendilerini temize çıkarır ama asla o melanetlerin yükünü sırtlamazlar. Şahsiyet, bunlardan dört nala kaçar. Karakter ise bunlar için “Hollywood” filmlerinden başka bir şeyi çağrıştırmaz.

Dinleri bunlara daha çok zulmetmeyi, çalmayı, çırpmayı emretmiştir. Bu yüzden çokça “dindar”dırlar. Ve kendilerinden sonraki nesillerini de “dindar” yetiştirmek için çaba harcarlar. Az önce de değindiğimiz gibi sürekli secde halindedirler. İlahlarının her buyruğunu en mükemmel şekilde yerine getirebilmek için çokça uğraşır, hakim oldukları beldelerde beyt-ül malı yağmalarlar. İlahlarını besleyebilmek için tüyü bitsin bitmesin yetim malı dahil her servete el uzatır, her varlığı talan ederler. Yeri gelir kurbanlar verirler ki ilahlarının ömrü uzasın.

Vahşidirler. Ayakta kalabilmek için ilahlarına muhtaç olduklarını bildiklerinden, o ilaha karşı duran herkesi ortadan kaldırmaktan, terörist ilan etmekten, vatana ihanetle suçlamaktan çekinmezler. Zulm ile abad olmaya çalışırlar. Bu yüzden de adalete düşmandırlar. Kendilerinin sermayelerinden kısmalarını gerektirecek her türlü talebi isyan olarak görür, bu taleplerin sahiplerine bütün imkanlarıyla saldırırlar.

Böylelerinin hükmettiği yerlerde açlık, zulüm, yoksulluk mekanın sahibi olarak kol gezer. Bir yanda sarayların ve saraycıkların arz-ı endam ettiği bu beldelerde diğer yanda gecekondular kendilerini gösterir. Kuş sütünün dahi bulunduğu sofraların hemen yanı başında çöplerden toplanan kuru ekmekli sofralar kurulur. 

Ve eğer kuru ekmeklerin muhatabı olan gırtlaklardan “yeter artık” haykırışları gökyüzünü kaplamazsa, sarayların ve şatafatın gayr-ı meşru çocukları o kuru ekmekleri dahi lütuf olarak görür ve “kuru ekmek bulabiliyorsanız aç değilsiniz” deme cüretini gösterirler. 

O halde belirtmek gerekir ki insanı aç bırakan rızkının olmayışı değil, isyanının olmayışıdır. Çünkü tarih göstermiştir ki isyan etmeden iman edenlerin iman ettikleri şey isyan etmeleri gereken şeydir. Allah c.c. böyle bir imanı kabul etmez ve böyle bir dini göndermekten münezzehtir.

Aşağılayan kadar aşağılanmayı kabul eden de zalimdir, zulme ortaktır. Önce nefsine karşı zulmetmiş ve kendi değerini yok saymıştır, sonra zulmü benimsemiş, varlığını meşru görüp başkalarının ezilmesine vesile olmuştur.

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı