HasbihalSon Yazılar

KORONA’NIN BİR BAŞKA BOYUTU…

İnsanı kötülüğe, sapkınlığa ve bilimum şerlere müptela ederek düşünme yetisini ondan almaya çalışan, onu özünden uzaklaştırıp yaratılış gayesini unutturmaya çabalayan ve böylece hiçlik girdabında boğulmasını arzu eden, bu hale gelmiş insanı da kendi tahakkümüne alıp, kendi emellerine hizmet edecek kölelere dönüştürmeyi amaçlayan siyonizm ve isimlerinin sonuna “izm” takısı alan dalları, budakları, sürekli olarak insanın özgürlüğünden dem vurup, bu özgürlüklerin kısıtlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu beyan ederek, insanın tekamülüne hizmet için onu yetiştirecek yasaları, kuralları beyan eden İslam’ı özgürlükleri kısıtlayan, hayatı zindan eden bir din olarak göstermeye çabalamaktadırlar.

Siyonizmin ve onun uşaklarına göre insan, nefsinin her türlü isteğine cevap vermeli, onu doyurmalı, ona boyun eğmelidir. Bu dünyadan başka bir hayat olmadığı için insan, burada mümkün mertebe kendi heva ve hevesine göre yaşamalıdır. İnsanın bedeni kendine aittir ve bu beden üzerinde dilediği tasarrufu gerçekleştirme hakkına sahiptir. Hiçbir güç (ki buna yaratıcı güç de dahildir) insanı kısıtlama, onu dilediği gibi yaşamaktan men etme hakkına sahip değildir. Var olan en önemli şey insanın içgüdüleridir ve zaten “insan, düşünen hayvandır.” O halde diğer hayvanlardaki serbestliğin tümü insan için de geçerlidir. Başka bir yaşam olmadığına göre ruh da yoktur ve ruhun kemale ermesi gibi bir dert de yoktur. Bilim, sanayi, üretim vs. her şeyin yegane amacı insanın bedenini, arzularını ve içgüdülerini tatmindir. Bu noktada eğer bir insan, diğerlerinden daha güçlü ise veya eğer güç sahibi olmasına yarayacak araçlara sahip olabilmişse bu insanın diğerlerine hükmetme hakkı vardır. Bu önceki asırlarda aleni köleleştirme şeklinde cereyan ederken bu yeni çağda emeğini, alın terini sömürmek olarak gerçekleşmektedir ve böyle bir dünyada bir yanda saraylar inşa edilirken diğer yanda sokaklarda açlıktan “artık yemeklere” talip olanların varlığı normaldir.

Bu, siyonizmin varsaydığı ve yaymaya çalıştığı özgürlüğün ta kendisidir. Siyonizm, her bedenin özgürlüğünü, o bedenleri dilediği gibi köleleştirmek için arzu etmektedir. Bu yüzden siyonizmin hakimiyetindeki her coğrafyada fuhuş, uyuşturucu, kumar, eşcinsellik vb. bütün sapkınlıklar ya aleni olarak serbesttir ya da el altından siyonistler tarafından yaygınlaştırılmaktadır. Ve bütün bunların yegane amacı bedeninin esaretine müptela olup düşünemeyen “insancıklar” yaratmak, bu insancıkların kendilerini insan kılacak düşünme yetilerinden faydalanmalarını engellemektir. Uyuşturucuya, fuhşa, kumara müptela olan bu insancıkların hayattaki tek derdi nefislerinin bu isteklerini yerine getirmek olacağından, bunlar hükmetme, yönetme, kaynakların kullanımı, zulüm, sömürü vb. hiçbir mevzu hakkında fikir yürütemeyecek ve meydanı kendilerini bütün o sapkınlıklara düçar eden siyonizme bırakacaklardır.

İşte böyle bir dünya hayaliyle asırlardır insanların fıtratına saldıran siyonizm, İslam’ı bu hedeflerinin önündeki en büyük engel olarak görmektedir. Çünkü İslam, insanın nefsini ve ruhunu kemale erdirecek yegane kanunları içinde barındırmakta, insana, sadece bu dünyaya bağımlı olmadığını, bedenininden çok daha fazlasına sahip olduğunu, eğer nefsi arzu ve isteklerine egemen olabilirse meleklerden dahi yüce bir mertebeye ulaşabileceğini, düşünebilecek tek canlı olduğu için diğer canlılardan daha üstün olduğunu, hayvan olmadığını, hayvanlar dahil bütün canlıların, eğer o “insan” olabilirse, kendine hizmet için yaratıldığını öğretmekte ve böylece insanın onurunu, şerefini, izzetini savunmaktadır.

Doğal olarak böyle “insan”ların yetiştiği bir toplumda siyonizm nefes alamayacak, sömürü ve kölelik düzeninin mabetleri olan saraylar yıkılacaktır. Bundan dolayı siyonizm emrinde olan bütün medya kaynaklarıyla İslam’ın, özgürlüklere karşı olduğunu, insanları kafese koyduğunu, rahat bir yaşama müsaade etmediği propagandası yaparak. kölelerinin İslam’dan uzaklaşmasını, bunun yanında kendi oluşturduğu sapkınlıklar diyarının renkli reklamlarıyla da insanların o dünyaya meyletmelerini amaçlamaktadır. Ki bu reklamların birin de adeta intak-ı hak ederek “ateş seni çağırıyor” diyerek asıl amaçlarını ifşa etmektedir.

Siyonizm amacına ulaşmak için her yolu mübâh gördüğünden savaşlara, salgınlara, katliamlara da yeri geldiğinde başvurabilmektedir. Kendisi için gerçek “insanın” hiçbir değeri olmadığından, insanlığın büyük bir kısmını ortadan kaldırma planını devreye koymaktan da çekinmemektedir. İşte bu son yaşadığımız korona virüsü salgını da bunun en belirgin ispatıdır. Korona, bazı kardeşlerimizin zannettiği gibi siyonizmin masalı değil, saldırısıdır. Daha önceki yazılarımızda bununla neyi amaçladıklarını beyan ettiğimizden bu konuya tekrar değinmeyeceğiz ama İslam İnkılabının bu işi ciddiye alması, yüzlerce şehit vermesi ve bu saldırıya karşı teyakkuza geçmesi virüs mevzusunun bir saldırı olduğunun bizim açımızdan yeterli bir ispatıdır.

Ve evet, siyonizm bu virüs üzerinden korku salmayı da amaçlamakta ve bu korkuyla insanlığı kontrol altına almayı da amaçlamaktadır. Fakat burada siyonizmin gözden kaçırdığı ve kendiyle çeliştiği bir nokta ortaya çıkmıştır ki o da özgürlük meselesidir. Yukarıda beyan ettiğimiz gibi siyonizm en önemli tezlerinden biri özgürlüklerin kısıtlanmaması ve İslam’ın bu özgürlükleri kısıtladığı(!) için baskıcı bir din oluşudur. Ama virüsle korku yayarken siyonizm kendi ayağına sıkmış, özgür olması gereken insanı neredeyse bütün özgürlüklerinden mahrum bırakmış, sokağa çıkmasını engellemiş, sokağa çıkana maskeyi zorunlu kılmış, daha önce fuhşiyatın yayılması için meşru kıldığı bütün mekanları kapatmış, sokaklarda her türlü rezilliğin yapılmasını teşvik ederken artık sokaklarda herkesin mesafeli dolaşmasını, birbirine değil temas etmesini, yakınlaşmamasını emretmiş, turizm adı altında gayr-ı ahlaki seyahat ve konaklamaları durdurmuştur. Ve bütün yaparken “insanlığı” düşündüğünü, onu korumak istediğini vs. söylemiştir. Ve yine bütün bunları yaparken daha önce de beyan ettiğimiz gibi önceki bütün tezleriyle çelişmiştir.

Oysa İslam, ne insanları eve hapsetmiş, ne toplumdan soyutlamış, ne yan yana gelmelerini engellemiş, ne ticarethaneleri kapatmış ne de ağızlarına maske taktırmıştır. İslam, insanların zihinlerinin özgürlüğüne inandığı için, aklı devreden çıkaran her türlü fuhşiyatı yasaklamıştır sadece. Helal dairesi içinde bedenin bütün ihtiyaçlarına cevap vermiş, harama dalmanın ise aklı zayi edeceğini ve bunun aslında bedene de zarar vereceğini beyan etmiştir. İslam’ın toplumsal yaşama koyduğu kurallar da bu meyandadır zaten. Nasıl ki şuanda başkalarına virüs bulaştırılmaması için toplumsal yaşamdaki bir çok eylem yasaklanmışsa, nasıl ki sokaklarda maskesiz dolaşmayın, elinize eldiven takın, birbirinize yakın mesafede durmayın deniyorsa, İslam da toplumda fesadın, ahlaksızlığın yayılmaması ve ruhların ve akılların özgür kalabilmesi için tesettüre riayet etmeyi, namahremlerden uzak durmayı, onlarla aradaki mesafeyi korumayı emretmiştir. Ve şuan da virüsten dolayı alınan tedbirlerin kolluk kuvvetleri ile uygulanması sağlandığı gibi İslam da kendi emir ve yasaklarını devlet eliyle tahkim etmektedir. Bedenin korunması için alınan bunca tedbir eğer normalse, aklın ve ruhun korunması için İslam’ın beyan ettiği tedbirler de her akıl sahibi açısından kabul edilecek gayet normal tedbirlerdir.

Bu yaşadıklarımız bize şunu göstermektedir ki, ister beden, isterse ruh ve akıl sağlığı için yeri geldiğinde kısıtlamalar koymak özgürlüğe saldırı değildir, aksine özgür kalmak isteyen varlığı korumak içindir. Yani siyonizmin ve uşaklarının yaymaya çalıştığı gibi insan, nefsinin her türlü arzusuna ulaşmakta özgür değildir ve olmayacaktır da. Zira nefis, bir bütün olarak insanı tanımlamamaktadır. Sadece nefsin istek ve arzularının hakim olduğu dünyada zulüm, haksızlık, eşitsizlik, adaletsizlik, sömürü, savaşlar ve katliamlar olacaktır. Çünkü “nefis, kötülüğü emreder” (Yusuf 53). Ve nefsin özgürlüğünü savunanlar dahi yeri geldiğinde kendi nefislerini korumak için başkalarının nefislerinin sınırlamak zorun kalırlar.

İnsanın özgürlüğü düşünce gücü ve sınırına bağlıdır. Düşünme yeteneğini sınırlayan engelleri aşan insan zindanda da olsa özgürdür zaten. Bedeni virüs kapsa da kapmasa da, eve hapsedilmiş olsa da olmasa o insan özgürdür. O halde bedeni korumak için alınan tedbirler nasıl ki özgürlüklerin kısıtlanması olarak değerlendirilemeycekse, aklın ve kalbin sağlığını korumak için alınan tedbirler de özgürlüklerin kısıtlanması olarak değerlendirilmemelidir.

Maddi sıhhat için uygulanan kısıtlamaların çok daha azı manevi sıhhat için isteniyorsa bu baskı değildir. Aksine her iki kısıtlama da tekamül ve yaşam için zarurettir. Ve korona saldırısı bize bu hakikati öğretmiş, siyonizmin İslam’a yönelttiği suçlamaların asılsız olduğunu, siyonizmi kendisiyle çelişki de bırakarak ispatlamıştır. Ve yine bizim “şer bildiklerimizde hayır olabileceğini”(Bakara 216) bize hatırlatmıştır…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı