Gündem AnalizSon Yazılar

“KIYMETSİZ CANLARIN” MUKTEDİRLERİ…

Sizin gözünüzde, “canı, hiçbir şeyden kıymetli olmayanlar” güruhunun bir parçası olarak yer işgal ettik arzda. Çokluğumuzun, tokluğunuzdan başka bir işe yaramadığını hep hissettirdiniz bize. Asgari yaşamları dahi çok gördüğünüz boğazımızdan kestiklerinizle azami hayatlar kurdunuz kendinize ve öyle bir yükseldi ki egolarınız Ay’a çoktan ulaştı bile. Cüzdanımızı korumak isterken imanımızı yitirdik, imanımızı korumak isterken cüzdanımız düştü tehlikeye.

Rezzak olduğunuzu öğretmek istediniz bize rızkımızı kesmekle tehdit ederek ve “ibret-i alem olsun diye” birçoklarını muhtaç ederek muhannete.  “Dilediğinizi yaşatıp, dilediğinizi öldürebileceğinizi” ispatlamak için ya yeni zindanlar inşa edip müjde verdiniz, ya dünyayı zindana çevirdiniz tükenmeyeceğini düşündüğünüz gücünüzle.

Öyle ezdiniz, öyle ezdiniz ki ruhlarımızı, ezilmenin hele ki sizin tarafınızdan ezilmenin kaderimizi olduğuna inandırdınız bizi. Kaderi, sizin kaderinizi muktedir olarak yazan kitap yüklü merkeplerinizle öğrendikçe biz, ezilmekten mutlu mesut dua eder olduk size. Ya siz olmasaydınız? Ya başkaları ezseydi bizi? Ne olurdu o zaman halimiz? Elden giderdi dünyamızı zindana çeviren dinimiz. Düşündükçe korktuk bundan, siz düşündürdükçe daha da korktuk. Korktukça daha fazla sarıldık size, size sarıldıkça daha fazla arındık insanlığımızdan. Hamd ettik dönüştüğümüz yeni halimize ve sabrettik maruz kaldığımız zulme.

Ve siz, değerlerimizi terk ettirdiğinizden beri, değersizliğimizi yüzümüze yüzümüze vurdunuz her daim, hem de hiç çekinmeden. Hiç çekinmeden uzandı elleriniz dünyamıza, ahiretimize. Böylece biz de ikna olduk “canımızın, hiçbir şeyden daha kıymetli olmadığına” ve canımızı terk ettik ellerinize.

Biz ki, “suyu boşverin, bardak bile bulamazken sizden önce” yaşamamıza müsaade etmişsiniz diye yatıp kalkıp minnet duymalıydık size. İtibarımızı itibarınıza bağlayıp, sizi allayıp pullamalı, övmeli, arşa çıkarmalıydık ki atanızın yarım kalan işini yerine getirebilesiniz ve siz yükselirken  “ay’a”, biz inmeliydik aşağıların aşağısına. Öyle bir secdeye varmalıydık ki şeytan huzur bulmalıydı. Tevil, manayı ortadan kaldırmalıydı okuduklarımızı, duyduklarımızı ve gördüklerimizi yorumladığımızda.

Ancak böyle şükredebilirdik sizden önce olmayan buzdolabımıza, telefonumuza ve hatta suyumuza. Geçmiş zaman, gençler bilmez ama biz sizinle geçmiştik yerleşik hayata. Avcılıktan, tarıma siz ilerletmiştiniz bizi bu ıssız bucaksız diyarlarda. Gerçi biz de pek hatırlamıyoruz. Bir şeyler ket vurmuş hafızamıza. Sanki “1984”ü yaşıyoruz “biz”, ve siz hep varmışsınız gibi hayatımızın tam ortasında. İhya oluyoruz öncesi olmayan, sonrasını sizin belirlediğiniz, sağını solunu düşmanın çevirdiği, ortası ise itaatle “bereketlenmiş” hayatlarla.

Artık öyle bir hale geldik ki “reel olarak büyüyen göbeklerinize” “ekonomi” ismini veriyorsunuz ve biz mutlu oluyoruz. Övünüyoruz “kuru ekmek buluyorsa tokluğuna kanaat getirdiğimiz” midelerimizle, adını dahi duymadığımız yemekleri, adını daha önceden bilmediğimiz meyvelerin smoothieleriyle öğütmeye çalışan midelerinizin varlığıyla.

Siz yedikçe biz doyuyoruz sanki. Ya da zaten siz yemeden önce bizi doyuruyorsunuz masallarınızla. Ama ne önemi var ki? Alan memnun, satan memnun sonuçta. Alan da satan da siz olunca sıkıntı çıkmıyor nasıl olsa. Ah! bir de “tüketimi kesebilsek”, almazsak o kuru ekmeği, suyu biraz daha kıssak, bir elmayı 10’a bölsek mesela, bir zeytini bir kaç gün emebilsek, “düşecek gıda fiyatları” biliyoruz ama olmuyor işte, müsriflik işlemiş ruhumuza.

Siz ki, “kendi içindeki taciz, tecavüz, hırsızlık, arsızlık dalgasıyla hesaplaşmayı reddeden bir zihniyete sahipsiniz”, biz gurur duymalıyız bununla. Değil mi ki başımız örtülü oldukça, minarelerden ezan okundukça, camiler açık kaldıkça caizdir sizin tebliğ ettiğiniz yeni dinde taciz de, tecavüz de, hırsızlık da, arsızlık da. Bu kulaklar neyi duyarsa duysun siz isteyin yeter biz yine doluşuruz “lebaleb” salonlara. Yalnız bırakmayız sizi. astırmayız, kestirmeyiz, zehirletmeyiz ve yedirmeyiz başkalarına. Merak etmeyin siz, fırsat vermeyiz sırf sizi kötülemek için “zindanda bebekleriyle bulunanlara”, zindana koymak için bebek sahibi olanlara.

Evet… Acı ama gerçekten ne yazık ki böyle bir dünya yarattık biz sizinle. Siz çok konuştuğunuz, biz de çok sustuğumuz için düştük bu hale. Ya ağlamayı unuttuk, ya da “yanlış zamanda güldük” ağlanacak halimize. Ama en önemlisi “Allah’ı c.c. unuttuk” ki O’da c.c. “bize kendimizi unutturdu” ve ellerimizle kazandığımız felaketleri yağdırdı üzerimize. Ne dünyamız ihya oldu, ne ümidimiz kaldı ahirete. “Meylettiğimiz için size”, “ateş” sardı her yanımızı ve “dokundu” her zerremize. Bereket, şükre isyan ederek terketti bizi, izzet sabrımıza celallendi isyan etti bize. Bir rüyaya daldık ki, içi sürükledi bizi dışındaki cehenneme. Çok şeritli yollardan geçerek yürüdük, itaat ettiklerimizle haşrolacağımız yere.

Başta da dediğimiz gibi “canı hiçbir şeyden kıymetli olmayanlarız” bizler. Kıymetli olan her şeyimizi terk edeli çok oldu.  Halay çeker oldu açlık, yokluk, zemheri ve ölüm hayatlarımızın her deminde. Baharı düşledik kara kışa aşık olduğumuz halde. Ezildikçe ezeni sevmeyi öğrendik, yenildikçe râm olduk yenene. Nice şahısları tiran eyledik gönüllü köleliğimizle. Diri diri gömdük imanımızı kendi ellerimizle. Ve sonuç bu işte. Hakarete uğruyoruz alenen, bakılarak gözlerimizin içine. Aşağılanıyoruz, mütekebbirlerce. Suçlanıyoruz mücrimlerce. Belli ki “değişmeyecek durumumuz biz kendimizi değiştirmedikçe…”

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı