Gündem AnalizSon Yazılar

“KENDİNDE OLANI DEĞİŞTİREN BİR KAVİM”: AFGANİSTAN VE TALİBAN…

2020 yılından bu yana yeryüzü öyle ilginç ve muhteşem değişikliklere sahne oluyor ki bu değişiklikleri gereği gibi anlamak ve algılayabilmek için ciddi bir İnkılabi kültür ve basiret gerekiyor. Bu yüzden sadece görünene odaklananlar, geçmişe takılıp kalanlar ve İslam İnkılabı ile İmam’ın mahiyetini tam olarak kavrayamadıkları için dosdoğru yolu bulmakta zorlananlar açısından bu yaşananları yorumlamak, çok yorucu ve meşakkatli olabiliyor. Böyleleri ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, ne yazık ki meselelere derinlemesine bakmayı beceremiyor, İslam İnkılabının bütün mazlumları, mustazafları ve özellikle siyonizmle ve büyük şeytanla mücadele eden bütün hareketleri kuşatan cihan şümul siyasetini algılamakta zorlanıyorlar.

Büyük komutan Kasım Süleymani’nin r.a. şehadetinden hemen sonraki süreçte yaşanan ve birbirini takip bir çok olayda takınılan tavır, İslam İnkılabını yetersiz ve güçsüz gibi görme gafleti, İnkılaba tabiri caizse ayar ve akıl verme çabaları da işte yukarıda bahsettiğimiz içsel eksikliklerin yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Hatta Suriye savaşının başlarında kimilerinin neredeyse siyonizmin başı olan şahısla aynı çizgide fikir yürütmeleri, saflarını doğru seçememeleri veya Hamas ile ilgili gayet aceleci davranıp hüküm vermeleri, Mukteda Sadr’ı neredeyse tekfir etmeleri de bu güruhun içine düştüğü çıkmazı bizim açımızdan tanımlamaya yetiyor. 

Oysa İslam İnkılabı’nı ve İmam’ı büyük bir sadakatle takip eden, herhangi bir konuda fikir yürütmeden önce İmam’ın ve İnkılabın önde gelen şahsiyetlerinin tutumlarını dikkatle irdeleyen, kendi heva ve hevesine göre değil de İnkılabın yeryüzünün mazlumlarını zalimlerden kurtarma programına göre dünyayı yorumlamaya çalışanlar açısından, karanlık çoktan dara çekilmiş bir suçludan başka bir şey değildir ve yaşanan her olayın zahiri de batını da alenen ortadadır. “İnkılabîler” için, meydana gelen olayları yorumlamak, gündüz vakti gözlerinin önündeki nesneleri sapasağlam gözleri ile görüp tarif etmekten daha zor değildir.

Bu meyanda bugünlerde Afganistan’da yaşananlar da İnkılabiler açısından ayan beyan ortadadır. Afganistan’ın mazlum halkı “kendilerinde olanı değiştirme” azmi gösterdiği için “Allah c.c. da onların durumunu değiştirmeye hükmetmiş” ve onlarca yıldır tefrika çukurunda debelenen halka, vahdeti, izzeti, şerefi yeniden elde edebilme imkanını sunmuştur. 40 küsür yıldır yeryüzünün değişik renkli lanetlilerinin ve en sonda da büyük şeytanın işgaline uğramış olan Afgan halkı, yaşadıklarının nedenini İslam İnkılabının desteği ile keşfetmiş, kendi aralarındaki husumetleri bir kenara koyarak yegane düşman olan büyük şeytanı, topraklarından çıkarma gayretiyle harekete geçmiş ve Allah’ın c.c. yardımıyla da başarılı olmuştur.

Elbette biliyoruz ki süreç çok yeni başlamıştır ve her şey bir anda oluvermiş gibi görünmektedir. Bu yüzden bu yazdıklarımıza itiraz edecek kardeşlerimiz de çıkacaktır. Taliban’ın daha önce neler yaptığını, büyük şeytanla olan irtibatını, El Kaide gibi tekfirci karakterini ve o tekfirciler için bulunmaz bir nimet olan yapısını bize anlatıp, çok da umutlanmamız gerektiğini ve hatta bunca iyimserliğin basiretsizlik olduğunu ileri süreceklerdir.

Ama buna karşılık şunu hemen belirtelim ki bizatihi yukarıda bahsettiğimiz itirazların kendisi bizim şuan savunduğumuz tezin temelini oluşturmaktadır. Evet, Taliban kuruluş itibariyle Cia ve Pakistan istihbaratıyla işbirliği içinde olan, fikirsel olarak tekfirciliği ön plana çıkaran, hükmettiği dönemde jilet satışını dahi yasaklayacak kadar dar bir dünya görüşünü dayatıp İslam’ın gayri müslim mazlumlar tarafından bir nevi öcü gibi algılanmasına neden olan, mezhebi taassupları bulunan ve bu yüzden de İslam İnkılabı’na düşman olan bir yapıydı.

Ama işte İslam İnkılabı’nın büyüklüğü de burada ortaya çıkmakta zaten. Nasıl mı? Hemen anlatalım; yukarıda bahsettiğimiz Taliban, büyük şeytanın Afganistan’ı işgalinden sonra uzunca bir süre boyunca adından, sanından bahsettirmedi. Çok fazla eylemle ortaya da çıkmadı. Kendi içine kapanmış bir yapı olarak belki de sadece ismini korudu. Bir nevi “Tih çölünde” yeni bir nesil yetişene kadar kayıplara karışmış oldu. 

Bu süreçte Irak da işgal edildi ve büyük şeytan Orta Doğu adını verdiği Batı Asya’ya İslam İnkılabını kuşatma adına yerleşti. Fakat İslam İnkılabı’nın halkları kuşatan ve tüm mazlumları sahiplenen yaklaşımı, Irak gibi kendisiyle 8 yıl savaşmış bir diyarda bile direniş cephesine bağlı milyonlardan müteşekkil ordular kurmasına, Suriye gibi direnişin en önemli coğrafyalarında Dürzi’sinden Hristiyan’ına, Şii’sinden Sünni’sine milyonların kalbine girebilmesine ve siyonizme karşı direnişin, bütün mazlumların yegane hedefi olmasına vesile oldu. Hatta Latin Amerika’da başta Venezuela olmak üzere birçok mazlum ülke “sosyalist” yapılarına rağmen direniş cephesine kopmaz halkları haline geldi. 

İşte tüm bunlar yaşanırken İslam İnkılabı’nın Afganistan’ı görmezden geldiğini düşünmek İnkılabı ve takip ettiği siyaseti idrak edememek demektir. Zira Şehit Kasım Süleymani’nin r.a. hayatta olduğu süreçte adından belki de haberdar olmadığımız Kudüs ordularının bugünkü komutanı İsmail Kani’nin uzmanlık alanının Afganistan olması ve oradaki yapılarla dialog içinde olması İslam İnkılabı’nın bugün Afganistan’da oluşan durumun temelini yıllardır attığını bize göstermektedir.

Bunun ilk somut nişanesi Şehit Kasım Süleymani’nin r.a. intikamı için gerçekleştirilen eylemlerin en önemlilerinden birinin (Ayetullah Mike lakaplı Cia’nın en önemli isimlerinden birinin) içinde bulunduğu uçağın Afganistan üzerinde füzeyle vurulması oldu. Çünkü bu eylem, Afganistan’da büyük şeytanın oraya çöreklenmesine rağmen o bölge halkı ve o bölgedeki hareketlerle ilişki kurulmadan ve onlardan destek almadan yapılacak bir eylem değildir.

Zaten Şehit Kasım Süleymani’nin r.a. şehadetinden sonra İmam’ın “büyük şeytanın bölgeden artık tamamen çıkarılması” gerektiğine dair emrinden sonra nasıl ki Irak’ta direniş grupları harekete geçtiyse, Afganistan’da da bizler Taliban’ın adını duymaya ve yeniden meydana çıktığını öğrendik. Ama bu sefer eskisinden farklı olarak Taliban, hedefe büyük şeytanı alıp yapılandıklarını duyurdu.

Bu süreç devam ederken Taliban, İslam İnkılabı ile ilişkilerini alenileştirmeye başladı ve İnkılaba heyetler gönderip toplantılara katıldı. İnkılap da Taliban ile görüştüğünü dile getirdi. Taliban, kendisiyle “aynı mezhebe(!)” bağlı görünen siyonizmin başının davetini ise her seferinde red ederek basiretini gösterdi. Ve süreç geçtiğimiz aylarda yeniden sahaya inen Taliban’ın, neredeyse 10 gün içerisinde bütün eyaletleri kurtararak, büyük şeytanı hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir yerden vurması ile devam etti. Öyle ki tıpkı İslam İnkılabı gerçekleştiğinde Tahran büyükelçiliğinde yaptığı gibi büyük şeytan, gizli belgelerini alel acele yakma çabası içine girdi. Ve büyük şeytanın eski bir istihbaratçısının (Hudson Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Michael Pregent) açıkladığı gibi “büyük şeytan, İran ve Taliban’a yenildi”. Tüm bunların haricinde bugün muhatap olduğumuz Taliban’ın, geçmişte şahit olduğumuz Taliban’dan 180 derece farklı olduğu da bu son yaşanan eyaletleri kurtarma operasyonu zamanında daha belirgin bir hal aldı.

Öyle ki önceki paragraflarda dile getirdiğimiz taasupkar, vahşi, selefi yapılı Taliban’ın aksine, bugün karşılaştığımız Taliban, artık yerel halka gayet hoşgörülü yaklaşmakta, teslim olan askerleri bağışlamakta, Şii’lerin yaşadığı yerlerdeki halka onlardan olanları vali tayin etmekte, Aşura törenlerini koruma altına almakta ve büyük şeytanın bayrağını ayakları altında paspas olarak kullanmaktadır. İran sınırını dahi İnkılaba danışarak kontrol altına almaktadır. Her açıklamalarında halkı teskin etmekte, onların malına ve canlarına dokunmayacaklarını dile getirmektedir. Hatta daha önceki Taliban’ın aksine diğer ülkelerle ve özellikle komşu ülkelerle dialoglarını geliştirmek ve ilişki kurmak istediğini, yeni bir ülke inşa etmek için altyapı çalışmalarını başlattığını ilan etmektedir.

Zaten bu yüzden İşid ve Pakistan’daki Cia kontrolündeki Taliban bu yeni yapıya karşı kin kusmaktadır. Ve siyonistler diğer ülkelerden İşid kalıntılarını Afganistan’a nakletmeye çalışmaktadır. Suriye’deki El Kaide kalıntıları ise Taliban’ın bugün ki görüntüsüne leke sürmek için onu kutlamakta, sanki aynı saftaylarmış gibi açıklamalar yapmaktadır. Oysa bugün ki, Taliban onların ağababalarının planlarını suya düşüren ve hiç ummadıkları yerden onlara darbe vuran Taliban’dır. Onların dostuna düşman, düşmanına dosttur. Velhasıl gelişmeler bize bugün şahit olduğumuz Afganistan Taliban’ının geçmişteki hatalarından arınan ve o hatalara sebep olanları ekarte eden bir Taliban olduğunu göstermektedir.

Son olarak şu manipülasyona da değinmek gerekir ki sosyal medyada bazı kardeşlerimiz Taliban’ın şeriat getireceğini açıkladığını beyan edip siyonizmin propagandasını bilmeden tekrar etmektedirler. Oysa bunda bizim açımızdan bir beis yoktur. Zira biz zaten “İslam” inkılabı olduğu için, Öz Muhammedi şeriati uygulayıp bütün insanlığa kurtuluş yolunu ve izzet ile şerefi sunduğu için İnkılaba gönül vermiş olanlarız. Taliban’da bu çizgide hareket edip, memleketindeki bütün mezhepleri kucaklayacak, bütün mazlumları savunacak bir şeriatı ilan ettiğinde biz mutlu oluruz.

Ve bu şeriatin de doğal olarak ehl-i sünnet fıkhına uygun olacağını bilmekteyiz. Zira halkının yüzde 90’nından fazlasının müslüman olduğu ve bu yüzdenin de belki de yüzde 90’nın sünni olduğu bir toplumda, sırf birilerinin içi rahatlasın diye sosyalizm veya şii fıkhına uygun şeriat ilan edilemez. Mühim olan hangi sistem inşa edilirse edilsin bu sistemin bütün mazlumları mustazafları kuşatan, bütün inançlara, mezheplere saygılı olan ve insan onurunu el üstünde tutan bir sistem olmasıdır. Bugün ki Taliban, açıklamaları ve bu son süreçteki tutumları ile bize bu güveni vermektedir.

Bütün bunlar yaşanırken bizlerin sabırla sürecin sonuçlanmasını beklemesi ve İnkılabın ve İmam’ın açıklamalarına odaklanması gerekmektedir. Temennimiz bu Taliban’ın şuan ki çizgisini sürdürmesidir. Aksi olursa direniş cephesi değil kendileri darbe yiyecektir. Bizler, geçmişleri nasıl olursa olsun halkların, hareketlerin hakkı bulmalarından mutluluk duyar, onları kardeşimiz olarak kucaklarız. Yeter ki zulme isyan etsinler ve mazlumun safında İmam’ın arkasında doğru hedefe yürüsünler. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Allah c.c. tevbeleri kabul edendir…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı