Gündem AnalizSon Yazılar

KAPANAN FİLAN YOK…

Hani nerde? Gösterin bana, nerde kapanan alışveriş merkezi, holding, plaza, tur şirketi? Nerede sermayesi azalan kodamanlar, zengin kıldığımız köleler, yatlar, katlar sahibi uşaklarımız, millete küfreden sadık çalışanlarımız? Hani nerede, gösterin bize çalışmayan madenlerimizi, bizim için büyümeyen hazinemizi? Baş edemedik ki fon kurduk. Sattık daha da çoğaldı varlıklarımız. Bakın bir idi üç oldu saraylarımız. Uçanı, yüzeni de ayrı hesaplarız.

E, o zaman kim demiş ki ekonomi kötü? Kim demiş ki eve ekmek götüremiyorlar? Evde ekmek yemiyoruz ki biz, zaten sağlığa zararlı. Hem bolca pasta var. Prompterde okurken bile telaffuzuna zorlandığımız çeşit çeşit yemek var ki onlar ekmekle yenilmiyorlar, sade olarak çok daha lezzetli. Başkalarının saraylarında muslukları altın bile değil. Hem ne o öyle elli – yüz odalı fakir işi hepsi. Bütün “itibarlarından” yere serdiğimiz halı bile değerli.

Biz kapanan bir şey görmüyoruz. Kapanan sadece gözümüz. O da uykuya dalarken ya da masal anlatıp uykuya daldırırken kapanır ki kesilmesin sözümüz. Çoook yükseklerde oturduğumuz için aşağılara bakmaya korkuyoruz. Aslında yükseklik korkusu var bizde, yüksekliği kaybetmekten korkuyoruz. Aşağıya bakarsak kaybederiz dengemizi, göz göze geliriz belki onlarla ve gözlerimizden anlarlar ne olduğumuzu diye patlıyor ödümüz.

Her şey iyi, her şey yolunda hamdolsun. Yok bir eksiğimiz.  Bindiğimiz sırtlar çok bükülmüş bu aralar, o kamburlardan rahatsız oluyoruz hepsi bu kadar. Olsun, biz buna da tahammül ederiz. Feda(kâr)lık ruhumuzda var, yeter ki sapmasın hedefimiz. Her sene de bir saray yapmayıveririz, her sene de bir uçak almayıveririz, bir varlığa el koymayıveririz.

Yok ya, neler diyoruz biz. Olur mu öyle şeyler. Ne hale gelir itibarımız? Çal(ış)mazsak neyleriz biz? Varsın feryat etsin bizi çekemeyenler, varsın kıskansın muasır medeniyet seviyesindekiler. Bizimdir bize itaat edenlerin ellerindekiler. Biz rahatsak, biz huzurluysak, biz zenginsek, biz şahsımızla var isek, bizden başka sıkıntı çekmez memleketler.

Tebaadır ağlar, ah çeker, yakınır ne olmuş? Ne olmuş yani biraz fedakarlık yapmışlarsa bizim için? Buralara nasıl geldik onlar bilirler mi? Bilirler mi nelere sabrettik, neleri feda ettik? İnsanlık nasıl söküldü ruhlarımızdan, vefa, merhamet, şefkat, adalet nasıl arındı özümüzden bilirler mi? Bu anı yaşamak için kaç yılımızı harcadık biz, kaç on yıl çıkarmadık emir komuta merkezimizin giy dediği libası üzerimizden var mı hiç haberleri? 

Öyle üç beş “kelle” vermekle, “anasını da alıp gitmeyenlerin” isyanıyla, “eskiden evlerinde buzdolabı olmayanların” nankörlükleriyle, “helal lokma yedirmediğimiz çocuklarımızın” rızkından kesmeyiz. Firavunu boğdular, Nemrut’u yaktılar ama şahsımızı yedirmeyiz.

Dükkandır bu açılır da kapanır da. “İşini bilmedikleri için fakir kalmışların” bizi suçlamalarının ne manası var? Biz mi dedik çal(ış)mayın diye? Biz mi dedik hakka, hakikate sadık kalın diye? Helal diye bir şey tutturmuşlar, sırtlarını dönmüşler “fırsatlara”, biz mi dedik dürüst olun diye? Bunlar pirim yapmıyor ki bu devirde.

Bak yeni getirdiğimiz dine, ne güzel “örtüyor” bütün ihanetleri, tilkilikleri. Secdesi ne kadar anlamlı, bir anda lal ediyor dilleri, kesiyor kalkacak elleri. Bir sela okuyoruz ki mabetlerimizden, sağır ediyor kulakları kör ediyor gözleri. Bu din zengin ediyor müminlerini. Sadece ilah görmeliler bizi. Yok saymalılar ötekileri. Açılır dünyanın bütün kapıları ardına kadar, kapanırken ahiretinkileri.

İşte o zaman kapanmaz dükkanları ya da kulaklarına ulaşmaz kapananların feryatları. “Kuru ekmek yiyenlerin tok olduklarını” düşünecek mertebeye ulaştırır imanları. “Simit yiyip çay içerek nasıl para toplanacağını” anlatacak kadar artar ilimleri. Yeter ki biz olalım nirvanaları. Biz de fenafillahı bulsun varlıkları. 

Tabi herkese nasip olmaz bu meziyetler. Herkes bize imanla kurtaramaz dünyasını. Biz seçeriz imanı para edenleri ve imanı paraya çevrilebilenleri. Temel olacak ki ev yapabilelim üstüne öyle değil mi? Temel “kazılır”, “toprağı çıkarılır”, “atılır” ve “demirle” kımıldamaz hale getirilmez mi? Ağıt yakılırsa temele, gökdelen inşa edilebilir mi?

Öyleyse başta da dediğimiz gibi, kapanan hiçbir şeyimiz yok bizim. İşlerimiz tıkırında, itibarımız yerinde, karnımız tok, sırtımız pek, ensemiz kalın halâ. Telaşlanmamıza, korkmamıza, endişelenmemize gerek yok şiddetli bir deprem olmadıkça. Biliriz, bütün katlar yıkılır ama temel olduğu gibi kalır deprem olunca. Bu yüzden sağlamlaştırdık temeli, kımıldamaz hale getirdik yıllar boyunca, nice tiyatrolarla, nice oyunlarla…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı