Gündem AnalizSon Yazılar

İNSAN DEVRİMİ VEYA İSLAM DEVRİMİ…

İnsan devrimi

Uygun şart ve koşullarda, ister dağlık olsun ister düzlük, ister sulak olsun ister kurak, her coğrafyada insan yetişebileceğini bizlere öğreten ve kamil insanın önderliğinde insanı kemale doğru götürmek üzere gerçekleştirilen “İslam Devrimi”nin 37. yılı, insanlık sürecinde haktan yana saf belirleyerek ilerleyen bütün mazlumlara kutlu olsun. Bu devrim, yaşadıkları topraklarda umudun esaretine şahit olup yalnızlığın zehirli oklarına hedef olan yüreklerle Allah’a (c.c.) yönelen ve “yardım ne zaman” diye soranların gözyaşlarına verilen ilahi cevap olduğundan, asırların birikmiş hüznünü mazlumlardan söküp atmış ve zalimlerin o uçsuz bucaksız nefislerinde kurulu bulunan tamah saraylarının sütunlarını sarsmıştır. Çünkü kamil insanın çağrısıyla dirilen insan, yaratılışındaki gayeyi tekrar hatırlayarak gayri İslami olanın, gayri insani olduğunun bilincine varmış, kendini deviren insan, nefsinin devletleşmiş halini de devirerek hem insani hem İslami bir devrimin gerçekleşmesini sağlamıştır. Böylece Süreyya yıldızına hicret eden hakikat, kendine sahip çıkabilecek kadar dirençli, azimli ve ihlaslı kalplerin neşv-u nema ettiğine kani olup tekrar yeryüzünü şereflendirmiştir.

Evet bu devrim insan devrimidir insanlığın devrimidir. Zira insan yaratılalı beri halifesi olduğu yeryüzünün hükümranlığını insanlıktan çıkmış olan hemcinslerinin elinden almak için uğraşmaktadır. Şeytan ile kurulan gayri meşru ilişkinin sonucu türeyen batılın çocukları tarafından işgal edilen yeryüzünde, az sayıda da olsa hakkın saflarında bulunup meydanı boş bırakmayan insanlar tarih boyunca var olageldiklerinden dolayı, hak batıl savaşı hiç duraksamadan devam etmiş, hakkın saflarının öncüleri zamanın sonunda insanlığın kurtuluşu olacak bir zaferin kamil insan ile birlikte yeryüzünde vuku bulacağını bildirerek, “nice çok sayıdaki topluluklarla” mücadele etmek zorunda kalan “az sayıdaki topluluklarını” ümitvar etmişlerdir ki işte bu zafer İslam İnkılabının ta kendisidir. Bu yüzden bu devrim insanlık tarihinin yüz akıdır ve bu devrimin gerçekleştiği topraklar insanların yetiştiği, insanlığın korunduğu verimli topraklardır.

Peygamberler (a.s.) ve İmamlar (a.s.) ile desteklenmiş olan insanlık, gönderilen kitaplar ile yolunda sabit kalmaya çalışırken, “alemlere rahmet olarak” yeryüzüne teşrif eden son Peygamber’in (s.a.a.) mesajı ile kemal okulunun son dersi verilmiş, bu dersin çağlar üstü olan kitabı da insanlığa sunulmuştur. Son ders en önemli ders olduğundan önceki bütün elçiler (a.s.) son elçinin (s.a.a.) gelişinin zeminini hazırlamak için çaba göstermişler, insanlığı bu nuru sahiplenecek düzeye eriştirmek için uğraşmışlardır. Böylece önceki peygamberlerin (a.s.) zeminini hazırladıkları hakikat, son Peygamberin (s.a.a.) gelişiyle zaferini ilan etmiş, bundan sonraki çağlarda ne yaşanırsa yaşansın toprağa düşen bu tohumun meyve vermeye devam edeceğini tüm insanlığa bildirmiştir. Resulullah’ın (s.a.a.) varlığı ile pratik uygulamada da kendine yer bulan hakikat, Kur’an ile bütün çağlara sunulan derman olarak kendini tanıtmıştır. Ve “yaş ve kuru ne varsa” her şeyi içinde barındıran Kur’an, hakikatin yegane kitabı olarak her çağa hükmetmek üzere kamil insanlardan kamil insanlara aktarılmıştır.

Bu emanet öyle kutsi bir emanettir ki ancak kendi gibi “azam” olan bedenlerde, ruhlarda ve kalplerde varlığını koruyabilecektir ve öyle de olmuştur. Resulullah’tan (s.a.a.) sonra bu emanet İmamlar (a.s.) vasıtasıyla insanlarla bağlantı kurabilmiştir ki İmamlar da (a.s.) zaten hem emanetin sahibi hem de kendisi olarak batılın karşısına dikilmişlerdir. Bu yüzden batıl, yani şeytanın gayri meşru çocukları, hakkın yazılı hali olan Kur’an’ı ortadan kaldırabilmek için Kur’an’ın mücessem hali olan İmamları (a.s.) ortadan kaldırmaya uğraşmışlar, alemin nurunun alemden kalkmayacağını bilemedikleri için çaresizce bu savaşı devam ettirmişlerdir. Çünkü böylece insanlığın ortadan kalkmasını ve saltanatlarının devam etmesini umut etmişlerdir.

Özellikle İmam Hüseyin (a.s.) döneminde hakka kendilerince keskin bir darbe vuran batılın neferleri, aslında hakkın, yeryüzünün damarlarına doğru akmasını sağlamışlar, henüz yeryüzüne teşrif etmemiş olan nice temiz ruhun gıdasını onlar gelmeden onlara yollamışlardır. Ve asırlar boyunca bu gıda, yeryüzünün her coğrafyasında tertemiz insanların temiz bir mirastan beslenmelerini sağladığı için zamanı geldiğinde ortaya çıkacak olan kamil insanın emrine amade milyonlarca ruhun yetişmesini sağlamıştır. Ta ki “yardımcılarım nerede?” sorusuna “lebbeyk” diyen İmam’ın (r.a.) zuhuruna kadar. İmam’ın (r.a.), İmam Hüseyin’in (a.s.) feryadına verdiği karşılık, İmam’a (r.a.) , insanlığa susamışların “lebbeyk” deyişiyle yankı bulmuş, asırlardır zulmün karanlığında gizlenen hakikat, nurun yeryüzüne teşrifi ile yeniden günyüzüne çıkmıştır.

İşte bu inkılap, bu yüzden kamil insanların yine kamil insanlara aktardığı insanlığın, insanlığın yaşadığı en kara devirde zuhur etmiş halidir. Bu inkılap, çağlar üstü kitabın mücessem hali olanların mirası olduğundan, o kitap gibi çağlar üstüdür ve yine o kitap gibi korunan hakikattır. Bu inkılap, alem yaratılmadan önce yaratılan nurun (s.a.a.), alemin ömrünün sonunda da onu nurlandırdığının ve koruduğunun ispatıdır. Bu inkılap, besini hakikat ve nur, meyvesi izzet ve şeref olan insanlığın inkılabıdır ve kökleri bütün peygamberlerin (a.s.) sözlerinde mevcuttur. Bu inkılabın kökleri Mekke’de, Kabe’de, Hira’da, Medine’de mevcuttur. Bu inkılap Kerbela’da yazılmıştır insanlığın alnına ki Kerbela insanlığın yeryüzüne yeniden indiği mekanın adıdır. İmam Hüseyin (a.s.) gibi bir kurbanın, gelişi için kesildiği bir inkılaptır bu inkılap ve kendisinden sonra tarihin biteceği hakikattir.

Öyleyse sevinsin mazlumlar ve insanlığa susamış olanlar. Sevinsin hânümanları yağmalanmış olanlar. Gözyaşları akıtsın sevinçten mustazaflar. 37 yıldır dimdik ayakta kalan İnkılabın varlığından dolayı diz çöküyor zalimler çünkü. Kinlerinden geberesicelerin geceye dönüyor gündüzleri 37 yıldır. Planları tutmuyor mayaları bozuk olanların. Gurbete dönen vatanlar sıla oluyor yine mahrum bırakılmışlara ve şerrin attığı her adım tesirsizleşiyor hayrın yükseldiği dünyada. Öldürmenin bin bir yolunu bulanlar hayatta kalmanın bin türlü yolunu aramaya başlıyor ecellerinin gelişini güneşin doğuşuyla idrak edince.

37 yıldır gök daha bir mavi, yer daha bir sağlam. Güneş daha çok parlıyor kararmış dünyaların üzerine. Yollar kurtuluyor ölümcül sonlardan, uçurumlar ayırdıkları halkları birleştirmek üzere kalkıyor ortadan, birer birer sökülüp atılıyor kalplerden suni etiketler, hak yüzünü gösterdikçe zail oluyor batıl ve suyun üzerindeki köpük uçup gidiyor, berrak ve duru su derman oluyor tuzlu suyun kuruttuğu ciğerlere. Dudaklar korkuyla dikilmişken birbirine şecaatin eli değiyor ve hakikat dökülüyor açılan dudaklardan yeryüzüne. Demir, madem ki nizamı sağlıyor ve sağlamlaşıyor varlığıyla insanın hilafet merkezi, sunuyor bütün varlığını hakkın iktidarına. İlim dönüyor menbaına ve emanet ehline teslim ediliyor 37 yıldır.

37 yıldır ayetler bir bir nüzul oluyor sanki manalar zuhur edince . Hakla batılı ayıran çizgi o kadar netleşiyor ve o kadar kalınlaşıyor ki “kim haklı?” sorusu tarih oluyor. “İki arada bir derede kalanlara” uzanıyor yardım eli ve kurtarılıyor dünyaları imar edilirken ahiretleri. Yeni bir dünya inşa ediliyor ehil ellerde ve bu yeni dünyanın yegane halkı oluyor mazlumlar. İki sınıfa ayrılıyor artık ictimai düzen ve ezilenler eziyor zalimlerin kibirlerini. Kardeşlik tesis edilince yeniden, düşmanlık gerçek düşmana fırlatılan ok oluyor. Ve kuduruyor itlaf vakti gelmiş olanlar ağızlarından salyalara akıtarak. Kamil insandan kamil insana devreden bu nur 37 yıldır gençliğin en güçlü devrini yaşıyor. Tuzak kurucuların tuzakları başlarına geçirildikçe sağlamlaşıyor, şehitler verdikçe güçleniyor.

Ve insan yetiştirmeye devam ediyor İslam Devrimi. O halde “insanların” devriminin 37. yılı mübarek olsun.

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı