HasbihalSon Yazılar

İMAM’A TABİ OLANLAR VE VAHDETE İMAN EDENLER…

İmam'a tabi olanlar ve vahdete iman edenler

Bir çok iddianın sahibi olarak meydanları dolaşanların bu iddialarını desteklemek için insanlar tarafından çokça sevilen önderlerin gölgesinde yer bulmaya çalışmalarına alışkın olduğumuz için artık İmam Hamaney’in gölgesine sığınmak için uğraşıp o gölgenin serinliğinde ümmetin vahdetine dil uzatmaya çalışanların varlığını da garipsemiyoruz. Takip ettiklerini ve tabî olduklarını iddia ettikleri İmam’ın hiçbir sözüyle uyuşmayan tavır ve tutumlardan vazgeçmedikleri halde, O’nun takipçisi olma sıfatını da başkalarına kaptırmamak için çırpınan bu zevatın hedefinde hiç bir dönem saray ve saray sahiplerinin olmayışı ama sürekli olarak ümmetin mazlumlarının bulunuşu ise aslında kimlerle muhatap olduğumuzu da ortaya koyuyor ve bizler saray sofralarının konuklarının takipçileri olan izzet yoksunlarının, o sofraların konuğu olarak kalabilmek için ne kadar çaba sarfettiğine bugünlerde tekrar şahit oluyoruz.

Bunlar bütün enerjilerini tefrika ve ayrışmaya harcarken, halkın tepkisini çekmemek için mecburen adını arasıra telaffuz ettikleri İslam İnkılabı, “vahdet” bilincini ümmeti de aşarak tüm insanlığa yaymaya çalışmakta, “olmasa da olur” diye küçümsedikleri İslam inkılabı mazlumların yegane umudu haline gelmektedir. Bu durumdan sadece küresel emperyalizmin ve siyonizmin rahatsız olduğu ve siyonistlerin özellikle ümmetin vahdetini ortadan kaldırmak ve direniş cephesini yalnızlaştırmak için var güçleri ile çalıştıkları gerçeği alenen karşımızda dururken, kendilerini İmama ve İnkılaba bağlıymış gibi lanse edenlerin “vahdet” bilincini hiçe sayarak ellerindeki bütün imkanlar ile tefrikaya hizmet etmeleri bu zevatın kimleri gerçekten takip ettiklerini ortaya koymaktadır.

Çıkış noktaları yanlış olduğu için gittikleri yol da yanlış olan ve varacakları hedefleri ancak ve ancak hüsran olacak olanların, mezhebî referanslar ile ümmetin dertlerine derman olamayacakları aşikar olduğu gibi insanlığın dertlerine yeni dertler açacakları da ayan beyan ortadadır. Saraydan nemalanmayan bütün mezheplerin İmamlarının, liderlerinin ve alimlerinin hepsinin geçmişte ve bugün ümmetin kanayan yarasına derman olarak sundukları tek ilaç vahdet iken ve Kur’an ve hadisler ile bu ilacın terkibi en mükemmel şekilde hazırlanmışken çeşitli bahanelerle hazırlanmış olan terkibe farklı maddeler katanlar, bu mükemmel ilacın tesirini azaltmaya, hastalığın iyileşmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmaların sonucunda ise ümmetin ve insanlığın izzeti ve onuru zalimlerin eline düşmekte, bir olamayanı binlere bölen zalimler her birini birbirine düşman kılıp zilletin acı meyveleri ile beslemektedirler.

Ömürlerini geçmişe adadıkları halde bugün yaşıyormuş gibi davrananların, bugün ile değil de geçmiş ile ilgilenmeleri doğal olsa da, bugünü analiz edip fikir üretenlere dil uzatmaları sunî tartışmalara yol açmakta ve geçmişin ölen zalimlerine artık bir şey yapamayacaklarını onların da kendilerine bir yapamayacağını bilenlerin, bugünün zalimlerinin şerlerinden emin olmaya çalıştıkları izlenimini oluşturmaktadır ki bu faaliyetleri bugünün zalimlerinin şerlerinden emin olmanın ötesinde onların dağıttıkları “ulufe”den pay kapma yarışına girişildiğini ispatlamaktadır. İmamların a.s. saraylara ve saray sahiplerine karşı açık ve net tavırları ortada iken ve onların davetlerine icabet edenleri onları meşrulaştırmakla suçlarlarken, hiçbir siyasi gücü olmayan ve halk ile aralarına mezhep dağını set olarak çekenlerin, sarayı “sanki yokmuş” gibi sunmaları ve hiçbir zulüm ile ilgili bir tek tavır takınmamaları ama geçmişin saraylarını dillerine dolayıp bu sarayların zulmünden hem geçmişte hem de bugün payını fazlasıyla alan mazlumları suçlayıcı tavırlara girişmeleri yukarıda bahsettiğimiz “ulufe” olgusunun gerçekliğini güçlendirmektedir.

Ümmetin vahdetini ümmetin düşmanlarının isteği üzerine yok etmeye çalışanlara, uyduklarını iddia ettikleri İmamlardan a.s. ve bağlı olduklarını dile getirdikleri İslam İnkılabından, İmam Humeyni’den r.a., İmam Hamaney’den ve İnkılabi ulemadan delil getirdiğimizde bu delilleri görmemek için kırk takla atmaktadırlar ki bu taklaların her birinin içinde kırk takla daha bulunmaktadır. Her sunduğumuz delilin yanlış olması için dua ettiklerini adeta hissettiklerimiz, bu halleriyle yıllar önce bizlere anlatılan bir hikayedeki mollaya benzemektedirler. Hikayedeki molla çok soğuk bir kış günü sabah namazı için abdest alıp ayağa kalktıktan sonra elini bir hayvanın yaladığını hisseder. Köpek olmasından kuşkulanır ama yeniden abdest almamak için bakmaz ve “inşaallah keçidir” diye dua eder. Bunlar da hakikati duyduklarında hiç araştırmadan ve gerçek olup olmadığını hiç sorgulamadan “inşaallah yalandır” mantığıyla hareket etmekte abdestsiz namazlarda sarayı kıble dinip, saray sahibinin önünde direkt rüku ile namazlarına başlamaktadırlar.

İmam Hamaney’in ve ona bağlı ulemanın birçok konuşması ve vahdete verdikleri önemi beyan eden sözlerinden oluşan kitapları herkesin ulaşabilecekleri şekilde sosyal medyada veya kitapevlerinde dururken ve bizler bunları muhataplarımıza sunarken, bunların tümünü tevil için onca çaba sarfedenlerin, kendi mantıklarına uygun ve kendilerinin kastıyla aynı kastı taşıyan tek bir delili İmam’ın veya O’na bağlı ulemanın dilinden bizlere sunamayışı ise ayrı bir garabetin teşhiridir. “Vahdeti ezberleyin” diyen İmamın takipçisi olduğunu söyleyenlerin tefrikayı dillerinden düşürmemeleri, “(İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) “Hıtta!” (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.” (Bakara suresi 58 ve 59) ayetlerinde bahsedilen hak sözü değiştirenlerle olan yakınlıklarını açığa çıkarmakta ve Allah’ın (c.c.) izniyle akıbetlerini bize bildirmektedir.

“İngiliz şiisi” tabirine bile sabredemeyip, Şirazi gibi İngiliz şiilerinin başlarına güya “alim” ve haşa “müctehid” olduğu için sahip çıkan ve bu tiplerin yaptıkları onlarca nifağı, yanlışı ve zulmü görmezden gelip bunlara dokunulmazlık libası giydirenler, bizlerin İmam’a olan bağlılığını sorgularken İmam’ın sıradan bir alim olduğunu ve yanlış yapabileceğini beyan etmektedirler ki bu bile böylelerinin kimi takip ettiğini ispata yeterlidir. Bunlar İmam’ın “amerikancı sünniler” tanımından ise ne hikmetse hiç rahatsız olmamakta, bütün sünnileri böyle görmekten ve böyle tanımlamaktan ise neredeyse çekinmemektedirler. Böylece hak sözü tahrif edip yine batıla alet etmeye uğraşmaktadırlar. Oysa İmam hem “ingiliz şiilerini hem de amerikan sünnilerini” bizlere tanıtmış ve bunlardan beri olmamız gerektiğini bunları dışlamamız ve fitnelerini tesirsiz hale getirmemiz gerektiğini beyan etmiştir, ama kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar etmeyi (Bakara 85) amentüleri ilan etmiş olanlar bu vahdet sözünü dahi tefrikaya hizmet için kullanmaya başlamışlardır.

Yetmezmiş gibi İnkılaba olan bağlılığımızı ve İmama olan muhabbetimizi aşırılık olarak nitelendirip, kendi mezheplerine değil İmam’ın mektebine uyduğumuz için “İmam Ali’nin a.s. döneminde yaşasaydık başkalarına uyacağımız” suçlamasını bizlere yöneltenler, aslında bizi suçladıkları fiili bugün kendileri ifa etmektedirler. Çünkü İmam Ali (a.s.) döneminde fitneye kapılanların en büyük yanlışı İmam Ali’yi (a.s.) diğer sahabeler gibi bir sahabe zannetmeleriydi ve onlara göre İmam Ali’ye (a.s.) değil de diğer sahabelere de uymakta hiç bir beis yoktu. Tıpkı bugünkülerin İmam Ali Hamaney’i diğer sıradan fakihlerle bir tutmaları ve O’na uymanın zorunlu olmadığını zannetmeleri gibi. Oysa İmam Ali Hamaney’in bulunduğu makam ümmetin önderliği makamı olduğundan bugün O’na tabi olmayanlar, geçmişte de İmam Ali’ye (a.s.) tabi olmayanlarla aynı yanlışı tekrar etmektedirler.

Sözün özü şudur ki “vahdet” mezhepler ve hatta dinler üstü bir hakikattir ve bütün Dünya Mazlumlarının ve Müslümanlarının Rehberi İmam Ali Hamaney bu hakikati sahiplenmemizi istemektedir. Bu emri duyanın İmamı takip ediyorsa eğer “ama” demek gibi bir hakkı yoktur. Çünkü her “ama” içinde nifak taşır ve her “ama” hakikatin münafıkça bir tevilidir. Kim hangi mezhepten olursa olsun, insanlığın ve ümmetin kurtuluşunu gaye edinmişse İngiliz şiiliğinden ve Amerikancı sünnilikten beraat etmeli ve İmamın şiisi ve sünnisi olmalıdır. Ancak bu şekilde ümmet birleşebilecek ve izzet ümmetin yüreğine geri dönebilecektir.

Bunun dışında söz söyleyenler İmamı takip edenler değildir, İmamın hakikatini tahrif edenlerdir. Bunların asıl hedefi İmam ve İnkılaptır. O halde bize düşen İmama uymaktır, O’nu kendimize uydurmaya çalışmak değil. Ayrıca İmamın dost görünümlü düşmanlarının maskelerini düşürmek ve desenli yılanlar diyarında İmam’ın elindeki asa olmak en önemli vazifemizdir. Varsın kininden gebersin itlaf vakti gelmiş olanlar. Hak, batılın ipini çekecek cellattır çünkü…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı