Kitap AnaliziSon Yazılar

İMAM HUMEYNİ VE HATIRALAR…

Bu kitap analizimizi “dini süreyya yıldızından indiren”, “ters yüz edilmiş dini aslına çeviren,” “bayrağından başka bayrakların mağlup olacağı, batıl olacağı” bildirilmiş olan ve “Kum’da kıyam edeceği daha önce müjdelenmiş olan” bir imamdan, İmam Humeyni’den a.s. bahsettiğimizin farkında olarak kaleme alıyoruz. Bu İmam a.s. öyle bir imamdı ki, en takvalıların, mücahidlerin, muvahhidlerin dahi ümitlerini yitirdikleri, çaresizlik ikliminde solan yapraklar gibi sağa sola savruldukları ve saraylarda “dinin dünyadan ayrı olduğuna, dinin sadece gönül işi olduğuna” dair masalların cübbeli, sarıklı ilim cellatlarının dilinden aktarıldığı bir dönemde yeryüzüne zuhur etmiş ve Allah c.c. nidalarıyla varlığını koruyan karanlığı yırtıp insanları aydınlığa çıkarmıştır.

O İmam ki a.s. Kerbela’dan yükselen “yardımcılarım nerede” feryadına “tek başına da olsam, hiçbir ülke beni kabul etmese ve bir gemiye binip denizlerde dolaşmak zorunda kalsam da mücadelemden vazgeçmem” diyerek “lebbeyk” demiş, İmam Hüseyin’in a.s. yalnızlığına son vermiş ve bununla da kalmayarak O’nun a.s. başlattığı devrimi zafere ulaştırmıştır. Ne Şah’a ne de Şah gibi zorbalara ömrünün herhangi bir kesiminde boyun eğmediği gibi, yetiştirdiği talebelerini de izzet ve direniş temelinde eğitmiş, öncülük ettiği ümmetin çektiği acıları bizatihi onlar gibi yaşayarak tüm hücrelerinde hissedip, asıl ve gerçekçi çareler üretmiştir.

İmam a.s. gerçek bir mücahid, muvahhid, muttaki, alim ve imamdır. Ve bütün anlamlarıyla gerçek bir devrimcidir. Asla tek bir coğrafyaya ait değildir. O’nun a.s. varlığı bütün mazlum ve mustazaflara, ezilenlere ilham ve ümit bahşetmiştir. Basiretin müşahhas hali olduğu için sözlerini dinleyenlerin dostu düşmanı tanımasını sağlayarak, sırat-ı müstakim de ilerlemelerine vesile olmuştur. Öyle cesurdur ki devrim tarihini okuyan biri, özellikle Şah gibi bir zalimin O’nu a.s. neden katledemediğini, eğer İmam’ın a.s. şecaatini, heybetini, dosta huzur veren, düşmanı sarsan cesaretini idrak edemezse, anlamakta güçlük çekecektir.

İmam a.s. vahdet ehlidir. Hem bütün ümmeti tek bir çatı altında toplamaya çalıştığı ve aradaki farkları suni farklar olarak gördüğü için hem de bütün ezilenlere seslenip zulmün olduğu her yerdeki mazlumları sahiplendiği için genelde insanlığın ve özelde İslam ümmetinin vahdetinin menbaıdır. Hiçbir şekilde hiçbir mazlumu dışlamadığı, hiç kimseyi dininden veya mezhebinden ötürü hor görmediği ve “insan” yetiştirmeye çalıştığı için İmam a.s., bütün “insanlığın” önderi ve imamıdır.

Ve bütün bu anlattığımız hakikatler bugün inceleyeceğimiz Tesnim Yayınları’ndan çıkan Gulam Ali Recai’nin derleyip yazdığı “İmam Humeyni ve Hatıralar” kitabında bolca bulunmaktadır. Kitabın hacmi  büyük olduğundan dolayı ne yazık ki kitaptaki anıların tümüne değinemeyeceğiz. Hatta öyle anılar var ki haklarında ayrı ayrı yazılar yazılması gerekmektedir. Böyle değerli bir kitabın bütün kardeşlerimizin elinde bulunması ve ara sıra yeniden gözden geçirilmesi ise bize göre zaruridir.

Çünkü biz kendimiz bu anıları okuduktan sonra ancak İmam’ı a.s. gerçek anlamda tanımış olduk ve bu kitabı okuyan kardeşlerimizin de aynı görüşü paylaşacaklarından eminiz. Ve işte bu yazımızda biz, bu kitaptan öğrendiğimiz İmam’ın a.s. çok farklı bir boyutundan ve bunun bizim yaşantımıza ne kadar nüksettiğinden bahsedeceğiz.

Öncelikle size şunu sormak istiyoruz; İmam Humeyni a.s. dendiğinde aklınıza hangi fotoğrafları geliyor ve bu fotoğraflar size neyi çağrıştırıyor? Kendi açımızdan cevap verecek olursak İmam’ın a.s. genelde kaşları çatık, mücadelesinin yansımasını taşıyan sert bakışlarının olduğu ve görenlerin heybetinden etkilendiği fotoğraflar aklımıza geliyor. İmam Humeyni a.s. varlığıyla devrimin zorlu şartlarını, “kınayıcının kınamasından korkmayan” ve “kafirlere karşı şiddetli” yüzünü temsil ediyordu her daim bizler için. Çok nadir gördüğümüz gülümseyen fotoğraflarına baktığımızda dahi aynı izlenime sahip oluyorduk. Bu belki de böyle fotoğrafları halklara sunanların bilinçli bir tercihiydi. Belki İmam’ın a.s. taşıdığı misyon gereği heybetini gözler önüne sermek istiyorlardı. Bilemiyoruz.

Ama bu hatıraları okuduğumuzda heybetli ve tavizsiz İmam’ın a.s. yanında müşfik, hepimizden daha anlayışlı, daha merhametli bir baba, kelimenin tam anlamıyla çağını, toplumu ve toplumun ihtiyaçlarını çok çok iyi bilen bir önder görüyoruz. Adeta şiddetinde şefkatini, heybetinde merhametini, tavizsizliğinde hoşgörüsünü taşıyor ve bir insan-ı kamil olarak insanlığın bütün boyutlarına hitap ediyor İmam a.s. 

Böylece bizim zannettiğimiz gibi sadece dışardaki tersyüz edilmiş İslam’ı değil, belki de birçoğumuzun kendi ellerimizde çokça daralttığımız ve bazen neredeyse yaşanmaz kıldığımız İslam’ı da aslına çeviriyor. İmam’ın a.s. devrimciliği kendini burada de belli edip kendi çevremizde kurguladığımız duvarlarımızı yıkıyor. Hayatı, mücadeleyi, insani ilişkileri ve zaruretleri iyi anlamamızı sağlıyor.

Öncelikle İmam a.s. gülümsüyor. Evet ailesiyle ve hatta çevresiyle ilişkilerinde yeri geldiğinde şakalaşıyor, gülümsüyor, güldürüyor. Bazılarımızın zannettiği gibi devrimcinin asık suratlı olması gerektiğine dair tek bir emare taşımıyor İmam a.s. Ciddiyet gereken yerde ciddi, neşe gereken yerde neşeli oluyor. Torunu Ali’yle oynadıkları oyunlara baktığınızda geleneksel baba, dede figürlerini nasıl olması gereken konuma getirdiğini görmeniz bile kastımızı anlamanıza yetecektir.

İmam a.s. namaz da dahil hiçbir konuda çocuklarını da torunlarını da zorlamıyordu. Onlara sözle nasihat vermektense yaşamıyla örnek oluyordu. Mesela çocukları sabah namazına zorlayanlara “uykuyu çocuklara haram etmeyin” diye nasihat ediyor, çocukları İslam’dan soğutmadan eğitiyordu. Çocuklara saygı gösteriyor, onları küçümsemiyor. Hatta bazen çay yapıp çocuklarına götürdüğü oluyordu. Çocuklarının ve hanımın hayatına özellikle ev içinde karışmıyor, onların kararlarına müdahale etmiyordu. İmam a.s. çok düzenliydi. Yemek saati, uyku saati, okuma saati hepsi belli vakitlerdeydi. Ailesi, İmam’ın a.s. eylemlerine göre saatin kaç olduğunu dakikası dakikasına tahmin edebiliyordu. Ailesi ve diğer insanlara verdiği hiçbir sözü küçümsemiyor, muhakkak sözünün arkasında duruyordu.

Peki saydığımız bu kadar özellik bile İmam’a a.s. bakıp yaşantımızı sorgulamamız için yeterli değil midir? Acaba İmam a.s. kadar ailemize saygı duyuyor muyuz? Onlara şefkatli davranıyor muyuz? İnancımızı yaşayarak mı yoksa dikte ederek mi öğretiyoruz? Mesela sabah namazına kalkmak istemeyen çocuğumuza karşı tavrımız ne oluyor? Çocuklarımızın ve hane halkımızın anlattıklarını dinliyor muyuz? Onlara saygı duyduğumuzu belli ediyor muyuz? İmam’ın a.s. babalığının acaba zerre izi üzerimizde mevcut mu? Ailemize, çocuklarımıza güler yüzümüzü minnetsiz gösteriyor muyuz?

Acaba bir devrimcinin aynı zaman da bir baba, kardeş, arkadaş şefkatine de sahip olabileceğini biliyor muyuz? Acaba şefkat ile izzetin, merhamet ile şiddetin kardeş olduklarının ve her birinin yerli yerinde kullanıldıklarında insanı insan kıldıklarının farkında mıyız? Veya gerçekten sözümüzün eri miyiz? Hem çocuklarımıza karşı, hem de çevremize karşı verdiğimiz hangi sözleri ciddiye alıyor, hangilerini önemsiz kabul ediyoruz? “Nasıl olsa yabancı değil” diyerek söz verdiğimiz kişilere karşı yükümlülüklerimizi yerine getirmemenin sonucunu düşünüyor muyuz? İşte bütün bunlar İmam’ın a.s. hayatına bakınca sorgulamamız gereken alışkanlıklarımız, zanlarımız, adetlerimiz olarak gün yüzüne çıkıyor.

Bu hatıralardan İmam’ın a.s. çok daha başka bir boyutu da ortaya çıkıyor ki bakış açımızı sorgulatıyor bize. Mesela İmam a.s. daha Paris’teyken yani Şah hala tahtında otururken kendisini ziyarete gelen kadınların karma eğitimle ilgili sorularına “İslami değerlere saygılı olunduğu sürece” izin verdiğini beyan ediyor, bir bayanın (başörtülü ve mantolu bir bayanın) hicabın çarşafla mı olması gerekir sorusuna “sizin hicabınız İslam’a uygundur, çok iyi” cevabını veriyordu. Ve yine hatta İnkılap’tan sonra üniversitede bayanlarla erkekleri ayırmak için sınıfın ortasına konan paravanın kaldırılmasını emrediyordu. Bunun dışında kızına siyah giyinip, eski ayakkabılarla ve pasaklı bir şekilde üniversiteye gittiği için kızıyordu ve bu halini riya olarak nitelendiriyordu.

Şimdi şu yukarıdaki paragrafta belirtilen eylem ve söylemleri bir düşünelim. Elbette ki şartlara göre özü hiçbir zaman yitirmeden ve öze sadık kalarak tavır almak gereklidir ama hangimiz İmam a.s. kadar anlayışlı, hoşgörülü ve şefkatli olabildik elimizi vicdanımıza koyup sorgulayalım. Ve halâ hangimiz bu seviyede değer veriyoruz ailemize ve bu seviyede bir anlayışla yaklaşabiliyoruz içinde yaşadığımız topluma? Hangimizin kalbinde zerre “acaba” kalmadan yukarıda İmam’ın a.s. bahsettiklerini uygulama cesareti var? Uygulama bir yana dile getirme cesaretimiz var mı?

Evet bu kitap başta da belirttiğimiz gibi İmam’ı a.s. çok daha iyi ve yakından tanımamızı sağladı ve İnkılabi bir bireyin, bir devrimcinin “yaparak” “yıkması” gerektiğini öğretti bizlere. Şefkat ile öfkenin, şiddet ile hoşgörünün aynı anda aynı kalpte farklı hedeflere yönelebileceğinin dersini verdi bu kitap. Okuyup üzerinde iyice düşünmek lazım…

siyasetmektebi.com

 

Etiketler

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. selamınAleyküm, yüreğinize sağlık. Acaba rica etsem amerikancı İslam’ın sorgulanması kitabının analizini yapabilir misiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı