HasbihalSon Yazılar

HİZBULLAH KİMDİR?..

hizbullah 1

İki gün üst üste aslan kükreyişini duyunca irkilmiş olan çakal sürüsüne, duydukları “sur”u üfleyenlerin kim olduğunu izah etmek gerektiği kanaati oluştu bizde. Çünkü Seyyid Nasrallah’ın da belirttiği gibi varoluş savaşı veren hakkın, batıl karşısında bütün gücünü devreye sokması gerektiği günler gelip çatmış durumdadır. Kimin elinden ne geliyorsa onu hak uğruna ve direniş cephesinin kahramanlarına destek verme yolunda kullanması gerekmektedir. Bu savaş izzetin ve zilletin savaşıdır. Bu savaş önce yüreklerde başlamalı ve zilleti yok edip izzeti tercih edenler daha sonra meydanlara çıkmalıdır. Bu savaş zalim ile mazlumun, ezen ile ezilenin savaşıdır. Her iki grubunda dini, mezhebi, milliyeti önemli değildir. Safları önemlidir. Alnı secdeden nasır tutmuş zalimlere karşı, alnı secde görmemiş mazlumlar dostumuzdur bu savaşta. Zira onların secdeden bihaber yaşamasının sebebi dahi “secde” sahibi gibi görünüp her türlü vahşeti helal sayanların yaptıklarıdır. O halde bu savaş dinlerin savaşı da değildir. Fıtratını yitirmemiş adalet aşıkları ile dinlerini dünyalarına feda etmiş muhterislerin savaşıdır. Öyle ki birileri, başkaları daha rahat yaşasın, gasp edilmiş haklarına kavuşsun, gözyaşları dinsin, cinayetler sona ersin diye ölürken, diğerleri tamah ettikleri dünyayı elde edebilmek ve hiç doymayacak nefislerini doyurabilmek için katliamlar yaparak, türlü vahşiliklere imza atarak, kendilerinden olmayanların vatanlarını talan ederek, işkencelerin en şiddetlileri ile başkalarını öldürmektedir. O halde bu savaşın iki tarafı vardır ki biri herkesin malumu olduğu üzere “Hizbuşşeytan”dır, diğeri ise “Hizbullah”tır. Hizbuşşeytan zaten hizmet ettiği mahfillere bakılınca kendini belli etmektedir. Biz Hizbullahı anlatacağız.

Öncelikle şu bilinmelidir ki Hizbullah, tarihtir, geçmiştir, bugündür, gelecektir. Tarihin ilk anından itibaren sapmaya uğrayanların karşısında sürekli olarak duran, onları ve onlara uyanları akıbetleri hakkında uyaran, “içimizde hayra çağıran ve iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluktur”(Al-i İmran 104) Hizbullah. Bazen peygamberlerin (a.s.) önderliğinde, bazen İmamların (a.s.) önderliğinde ve bazen de takva ve şecaat ehlinin önderliğinde meydanı hiç boş bırakmadan, tarih yazımını kendi efsaneleri ile doldurmaya niyetli olan zalimlerin karşısına dikilendir Hizbullah. Kimi zaman tufanın, kimi zaman baltanın, kimi zaman asanın sahibi olan “mağara ehli”dir Hizbullah. Tek başına ümmet olan (Nahl 120) atası gibi tüm yeryüzünü kaplamış olan şirke ve küfre karşı tek başına korkusuzca çıkıp “Lekum dinikum ve liye din” (Kaifrun 6) diyen ve zalimin ocağına ateş, mazlumun yüreğine “su olan”dır Hizbullah. “Yatan aslana öldü” denemeyeceğinin en bariz kanıtı olarak Sıffin’de ve Narevan’da din tüccarlarının gözünün yaşına bakmayandır Hizbullah. Her sözü bir nehir yaran ve her nehirde gelmiş, geçmiş ve gelecek olan bir zalimi boğan Kerbela kahramanıdır Hizbullah.

Kur’andır Hizbullah. Mızraklara takılan değil, yüreklere yazılandır Hizbullah. “Allah’ın adıyla okuyandır”(Alak 1) bu yüzden idrak edendir Hizbullah. Onlar, şekle taparak yeni bir put yaratanların, o putu kullanarak kendilerine emir veren zalimlerin uşakları oldukları bir zamanda, “akletmez misiniz?”(Bakara 44) sualinin muhataplarının aksine “ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikreden ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünerek ‘Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın”(Al-i İmran 191) diyenlerdir Hizbullah. Hizbullah Kur’an-ı natıktır zaten. Her sözü bir ayetin tefsiridir, her eylemi Allah’ın (c.c.) emridir. “Namazı, ibadeti, hayatı ve ölümü Alemlerin Rabbi için”(En’am 162) olduğundan “galip gelecek olandır Hizbullah”(Maide 56). Hizbullah “ruhullahtır” da (Mücadele 22). Allah’tan (c.c.) bir ruhla desteklenmiştir ki bu “ruh” cansız bedenlere can, şuursuz zihinlere şuur, korkak yüreklere cesaret üflemiştir. Bu ruh diriltmiştir ölüleri ve bu ruh sarsmıştır müstekbirleri. Yalın ayaklıların ellerinden tutan bu ruhtur. Mazlumların derdine derman olan bu ruhtur. Bu ruh ile “nasrullah” ve fetih gelmiştir (Nasr 1) asırlardır zilleti yüklenmeye mahkum bırakılmış halklara.

Hizbullah “hak”kın “verdi”ğidir bizlere. Lütuftur, bilinçtir, basirettir, şecaattir, takvadır, ihlastır, nurdur, fedakârlıktır zulm ile bitap düşürülmüş maddi ve manevi hayatlarımıza sunulan. Anlamazlık yurdunda, cehaletin arzına baharda açsınlar diye hakikat tohumlarını zemheride eken ”üstadın “ yeşeren çabalarıdır, gerçekleşen muştularıdır “hak”kın “ver”dikleri bizlere ki, fecri sadığın ilanıdır varlıkları. Sırtlarını dönüp görmezden gelenlerin bile sıcaklığından faydalandığı güneştir onlar. Geceyi tanımak ve gündüzü idrak etmek için yüzlerine bakmak yeterlidir. Dilleri “zalime karşı şiddetli, mümine karşı çokça şefkatlidir”(Maide 54). Zaten bu yüzden “onları ancak mümin sever, onlara ancak münafık buğzeder”. Çünkü hakla batılı ayıran İmam Ali’nin yarenidir onlar.

Hizbullah İmamdır. İmam olmanın en temel şartıdır zira. Masumiyetin en belirgin ifadesidir her asırda. Hizbullah olan korunmuştur çünkü Allah (c.c.) katında. “Allah, dinine yardım edene yardım edeceğini”(Muhammed 7) vaad etmemiş midir? O halde her alanda Allah’ın (c.c.) yardımının muhatabıdır İmam. İmam Hizbullahtır, Hizbullah İmam. Her hücresi Hizbullahtır İmam’ın, Hizbullahın her hücresi de İmam. Bu hiç “kopmayan bir kulptur”(Bakara 256) ki bunu fark eden düşmanların en şedit saldırılarına maruz kalmıştır.

Hizbullah tekbirin sahibidir. Tekbirlerinde teslis saklı olanların ve cehaletin tanrısını birleyenlerin, kan ve vahşete doyabilmek için sürekli olarak kurbanlar isteyen zulmün ilahına tapanların aksine, hizbullahın her zikri mazlumların Allah’ını (c.c.) birlemektedir. Bu yüzden ağızlarında tekbirlerle kafa kesip, ciğer yiyenler şeytanlarla kol kola gezerken, Hizbullah o kolları kesmektedir. Bu yüzden “içinde Allah’ın adının çokça anıldığı manastırlar, kliseler, havralar ve mescitlere”(Hac 40) onlar düşmanken, tüm bu mekanların samimi ve mazlum halklarını kucaklamaktadır Hizbullah. Bütün tahrif edilmiş şiarların aslına rücu ettiği diyardır Hizbullah. Hakkı tanımak isteyenin ve haktan haberdar olmak isteyenin gezip dolaşmak zorunda olduğu coğrafyadır. Puslu ve dumanlı dünyaların havasını soludukları için ciğerleri ve yürekleri zarar görmüş olanların tedavi merkezidir.

Kemiyetsiz keyfiyettir Hizbullah. Koca alemde milyarların ortasındaki milyondur. Ama “az sayıdaki topluluğun çok sayıdaki topluluğa galip gelişinin”(Bakara 249) tefsiridir de aynı zamanda. İman ile yoğrulan her zerreleri, “düşmanın toplandığını hissettiğinde sevinir ve Allah bize yeter, O ne güzel vekildir”(Al-i İmran 173)der. “Üzülmeyip gevşemedikleri için galip gelecek olanlar olduklarından”(Al-i İmran 139) “onlara korku ve hüzün yoktur”(Bakara 277). Bundan dolayı her Hizbullah hem şehittir hem şahid. Kendinden öncekinin gidişine şahid olan bekler sırasını ve şahid olan tutar verdiği sözünü (Ahzap 23). Bu bir yarıştır hak yolunda ve Hizbullah bu yarışın en önündedir daima. Şehidlerin kanıyla yazar yeniden tarihi ki bu tarihte “ümmet için yenilgiler çağı kapanmıştır” artık. Önderlerini izler tabi olanlar, önderlerinin çocuklarını izler tabi olanların çocukları. “Kendilerine saklayacak çocukları olmayanların” çocukları, başka çocukların gülsün diye yüzleri feda ederler kendilerini. Sayıya ve çokluğa tapanın idrak edemeyeceği bir mevzudur bu. Dünya için savaşan, dünyadan ayrılmak için savaşanı nasıl anlasın? Kabeyi tavaf edip cenneti garanti ettiğini düşünen zalim, “Kabenin Rabbine andolsun kurtuldum” diyen İmam’ın (a.s.) takipçilerinin ruh halini nereden bilsin?

Velhasıl Hizbullah, gönderildiği ilk andan itibaren 124 bin peygamberin (a.s.) aracılığıyla “ahsen-i takvime” (Tin 4) ulaşma sürecinde “insana” yardımcı olmak isteyen hak dinin örnek şahsiyetidir. “Yeryüzünün varisi kılınan salih ve mustazaf kulların”(Kasas 5, Enbiya 105) genel adıdır. Hizbullah Kur’anın yetiştirdiği “insan”dır ki zalimler bu “insan”dan korkmaktadır. Çünkü bu “insan” başka “insan”ların yetişeceği dünyanın temelini atmaktadır. “İnsan” olma sürecini başarıyla geçen ve “Allah’ın (c.c.) halifesi olan” (Bakara 30) ve gücü yettiği ölçüde haktan yana tavır koyup safını netleştirebilen herkes Hizbullah’tır. Bunun dışında kalan, konuşan, duyan, gören, iki ayak üzerinde yürüyen, ilim sahibi olan ama batılın safında yer alan herkes “esfele safiline” doğru yol alıp yaratılış gayelerini inkar etmiş oldukları için Hizbuşşeytandır. O halde şunu rahatça söyleyebiliriz ki; herkes “insan” değildir, ama her “insan” Hizbullah’tır.

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı