Gündem AnalizSon Yazılar

HER YER KERBELADIR…

her-yer-kerbeladir

Aldatma ile işgören süfyani’nin yalancılıkta ve iftiracılıkta uzmanlaşmış yaverleri, “her yeni güne yeni bir fitne” sloganı ile çıktıkları yolda ilahlarına olan bağlılıklarını ispatlamak için ellerinden geleni yapmaya çalışırken, omurgasızlığın ve soysuzluğun en mükemmel şeklini de bizlere sunuyorlar. Batılın iktidarı uğruna hakka savaş açan zulmün şakşakçıları, hakkı batılla karıştırmak için önce hakkın içini boşaltmayı sonra da batılın çirkin yüzünü türlü makyajlar ile sevimli hale getirmeyi planladıklarından, aslında düşman oldukları hakkı sahipleniyormuş gibi bir hava oluşturarak onu kendi emellerine hizmet edecek şekilde eğip büküyor, sonra da batıl olan niyetlerini bu genetiği ile oynanmış hakkın arkasına saklamaya çalışıyorlar. Böylece batıl olan niyetleri hak kokan sözlerinin sosuyla sunuluyor ve halk hak ile batılı ayırt etmekte zorlanıyor.

Bunun en son örneği süfyani’nin çanak yalayıcılarının topyekün olarak İmam Hamaney’e attıkları iftira ile ortaya çıkmış oldu ki ortada ne öyle bir fetva ne de ima vardı. Ama sahibine sadık köpek rolünü oynayıp sahiplerinin kendilerine daha büyük kemik vermesini sağlamak adına bu çanak yalayıcılar, Haremeyni şerifeyn’e musallat olmuş alçakların siyonizmin emri doğrultusunda, Kabe’yi, “kıyam evi”ne çeviren İslam İnkılabı ve direniş cephesinin erlerine yasaklamalarını görmezden gelip, bu yasaklamayı lanetleyen ve Kabe’yi işgal etmiş olan haramzadelerin ortadan kaldırılması gerektiğini beyan eden İmam’ın çağrısını “haccı Kerbela’da yapacaklar” diye lanse etmekten utanmamışlardır.

Zaten bu tiplerin, şehevi arzularını tatmin için kullandıkları ve bu sırada geberdikleri o beldeye saygı duymalarını beklemek abesle iştigal olurdu ama biz de İmam Hüseyin’in a.s. dediği gibi “dininiz yoksa bari şerefiniz olsun” diye haykırmaktan kendimizi alamamaktayız. Zira düşman da olsa şerefli olanı tercih etmekteyiz. Ama nafile. Batılın her hücrelerine işlediği ve genlerinde esfele safilin izlerinin bulunduğu böylelerinden şeref ve haysiyet fersah fersah uzaklara kaçmaktadır biliriz. Bunlar, hedeflerine ulaşmak için namusları dahil her türlü insani vasıflarını bir çırpıda terkedebilecek kadar alçalabilen, yalana içtikleri sudan daha çok ihtiyaç duyan, iftira ile nefes alan, kin ve nefret ile karınları doyan tiplerdir. Yani dertleri anlamak değil, hakkın anlaşılmasını engellemektir. Bu yüzden yazacaklarımız onlara cevap olarak yazılmayacaktır, aksine onların fitnelerine kananlara bir nebze de olsa derman olarak sunulmak üzere kaleme alınacaktır.

Gelelim meselenin özüne. İşin aslı şudur ki siyonist Suud’lar, İslam İnkılabının başından beri tehlikeye girmiş olan siyonist rejimin safında yer almaktan bir an dahi olsa geri durmamış, siyonizm uğruna mensubu dahi olmadıkları dinin içine fitne sokmaya mezhep ayrılığı çıkarmaya çalışmış, bunun için milyarlarca dolar harcamaktan çekinmemiş hak düşmanı sürüngenlerdir. Sürüngen diyoruz çünkü bunların kendi başlarına ayakta durabilecek ne güçleri ne de kökleri vardır. Büyük şeytan, İngiltere ve siyonist rejimden aldıkları destekle ümmetin kalbine çöreklenmişlerdir ve gayet omurgasızlardır. İslam İnkılabı yıkılsın diye Saddam gibi bir zalime yıllar boyu verdikleri destekten tutun da 1987’deki yüzlerce hacının ve en son geçen yıl 7000 hacının göz göre göre katliamına kadar her türlü cürmü işleyen, İslam İnkılabının sınırları içerisinde fitne çıksın, terör başlasın diye gayret gösteren şecere-i mel’une’nin derdi, Hac gibi ümmetin topyekün bir araya geldiği bir dönemde ve kutsal beldede “kahrolsun Amerika, kahrolsun siyonizm” sloganlarının yayılmasının önlemek, gerçek, somut şeytanların taşlanmasına mani olmak ve Kabe’nin kıyam evi olduğu gerçeğini ümmete unutturup sadece ritüellerden oluşan bir haccın her sene düzenlenmesini sağlamaktır. Bunun için de İslam İnkılabının hacılarının o beldeye sokulmaması elzemdir.

Olayın kısa özeti budur. Ama süfyani’nin kapısının kulları bu hakikati gizleyip İmam’ın şecere-i mel’une’nin yok edilmesi gerektiğine dair fetvasını çarpıtması son günlerde gündeme oturmuş ve herkes kendince bu konuya cevap vermeye çalışmıştır. Bu cevaplar mevzunun anlaşılması için aslında yeterlidir de. Yani İmam, asla “haccı terkedin sadece Kerbela’ya gidin” diye bir fetva vermemiştir, vermez de. Aksine Haccın asli görevini yerine getirmesi için sürekli olarak çabalamıştır ve Kabe’nin işgalden kurtarılması gerektiğini vurgulamıştır. Resulullah’ın (s.a.a.) minberinde maymunların dolaşmasının yanlış olduğunu, ümmetin buna artık tahammül etmemesi gerektiğini beyan etmiştir aslında İmam. Ümmetin kıblesinin, kıbleleri Washington, Tel Aviv olanların varlığıyla kirletilmesine itiraz edilmesini, elleri ümmetin kanına bulanmış olanların ümmetin kalbinden uzak tutulmasını emretmiştir. İmam, artık hakkın tekrar yeryüzüne zuhur ettiğini ve müşriklerin Kabe’yi tavaf edemeyeceğini adeta Tevbe suresini tekrar tebliğ ederek vurgulamıştır.

Bundan sonraki görev ümmetindir artık. Cedleri gibi namazı mirac olan İmam’ın sözlerinin yeryüzüne hakim olmasını sağlamak ümmetin boynunun borcudur. İmam, uyarısını yapmış, hak ile batılı birbirinden ayırmıştır. Bu mevzu bizim için açıktır. Ama bizim bu sorunla ilgili dikkatimizi çeken asıl mesele süfyani’nin çanak yalayıcılarının Kerbela vurgusudur. Neden Kerbela’dan bu kadar ürkmektedirler? Neden insanları Kabe’nin örtüsünün altına saklanarak Kerbela’dan uzaklaştırmak istemektedirler? Kerbela ile Kabe’yi kıyaslamak nedendir? Kerbela’sız Kabe, Kabe’siz Kerbela yaratma çabası nedendir? Bize göre asıl sorgulanması gereken mevzu budur. Çünkü biz bu fitnenin asıl amacının Kerbela ve Kabe’nin birbirinden ayrıştırılması ve sanki rakip gibi gösterilmeye çalışılması olduğunu düşünüyoruz.

Baştan belirtelim ki bu din Kabe’de yeryüzüne yayılmış ama bu dinin varlığı Kerbela’da korunmuştur. Kıblesi Kabe olan bu dinin kalkanı Kerbela olmuştur her çağda. Kabe’de kılınan namazı miraca götüren Burak her daim Kerbela olmuştur. Kabe olmasaydı Kerbela’daki şecaat gerçekleşmeyecekti, Kerbela olmasaydı Kabe’deki “kıyam” olmayacaktı. Kabe ümmetin bedeni ve bir vücudun azaları olduğu gerçeğinin temsilidir, Kerbela ümmetin ruhunun temsilidir. Ve “Ruh”suz bedenin veya bedensiz “Ruh”un bu alemde manası yoktur. Kabe Resulullah’ın (s.a.a.) ümmeti uyardığı mekandır, Kerbela O’nun (s.a.a.) torununun (a.s.) ümmeti uyandırdığı mekandır. Yani Kabe Kerbela’dır aslında ve Kerbela Kabe’nin parçasıdır aynı zamanda.

Bundan dolayı Yezid’ler ve Yezid zihniyetliler Kerbelasız bir Kabe’nin hayalini kurarlar. Onlar isterler ki tavaf döndürsün başını ümmetin ve sa’y yorsun onları ki takatleri kalmasın haykırmaya hakkı. Taşları taşlayanların aklına gelmesin şeytanları taşlamak asla. Kesilsin koyunlar kurban niyetine ve korunsun nefisler dünya hürmetine. Bir araya gelen ümmet dağılsın Hac’dan sonra ve ibadet ile zillet kursun ittifak yeryüzünde. Onlar, yeri geldiğinde yıkabilecekleri bir Kabe’yi sunarlar kıble diye. Örtülerini altın yaldızlarla, en değerli ipeklerle dokurken, manasını, mahiyetini fitnelerle gizledikleri bir Kabe’dir ümmete sundukları. Saraylarının bir odasından daha küçüktür Kabe onların, ama saraylarının temelleri Kabe’nin üzerine kuruludur. Hürmetleri(!) de bundandır zaten.

İşte bu hakikatten dolayı sarayın soytarıları Kerbela’yı Kabe’den ayırmaya çalışırlar ki Kabe Kerbela’ya dönüşmesin. Oysa Kerbela’nın İmamı (a.s.) Kabe’den başlamıştır yolculuğuna ve korumak için Kabe’nin hürmetini Kerbela’da dökmüştür kanını. Haccı yarıda kesip kurbangahına giderken Kerbela ve Kabe’nin kardeşliğini kanıyla mühürlemiştir İmam (a.s.). Hakkı, yeryüzüne indiği beldeden ayrılıp kanının toprağa karıştığı beldede savunmuştur İmam (a.s.), ki ümmet kıyamın gerektiği durumda tesirsiz tavaflarla meşgul olmasın. Şeytan hakim iken taşları taşlamasın.

Ve bugün “haramzade oğlu haramzadeler” bizlerin Kabe ile Kerbela arasında tercih yapmamızı istemektedirler. Bize demektedirler ki “ya zilleti kabul edip Kabe’ye gelin, ya ümmetten tamamen kopup sadece Kerbela’ya gidin”. Biz de diyoruz ki hem Kabe bizimdir, hem Kerbela. Kabe’de kıyama hazırlanır Kerbela’da kurban keseriz. Kabe’de tavaf ederiz dünya ile Kerbela’da aleme nur olur yağarız ve toprağı canlandırırız “ruh”umuz ile. Kabe’de taşladığımız şeytanı Kerbela’da sereriz yere. Kabe’de beraat ettiğimiz şirke, zulme, tuğyana Kerbela’da “heyhat” deriz. Her yer Kerbela’dır bizim için. Bu yüzden korkun haccımızdan ve Kabe’ye olan aşkımızdan. Çünkü Kabe’nin Kerbela olma vakti geldi gelecek…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı