Gündem AnalizSon Yazılar

ENTEL-DANTEL TİPLER BUNLAR…

İnsanlığın virüs saldırısına maruz kaldığı bu günlerde herkes bu virüsün kaynağını bulmaya, bu virüsten kurtulmanın çaresine bakmaya çalışırken bazı sosyal medya platformlarında ve bazı tv’lerde boy gösteren değişik tipler öyle yorumlar yapıyor, öyle ilginç şekilde bu virüsten mazlumları suçluyorlar ki bu tiplerin bizatihi parmak kuklaları oldukları ve yok saydıkları veya görünmez kılmaya çalıştıkları güçlerin satın alınmış köleleri oldukları ayan beyan ortaya çıkıyor. Entellektüellik adına siyonizme ve küresel sermayeye uzanan her dili kesmeye, bu güçleri ifşa etmeye çalışan her fikri “komplo teorisi” diye aşağılamaya çalışıp, kendi üstün akıllarından fışkıran o muhteşem fikirlerini(!) yayvan yayvan geviş getirerek ifade ediyorlar ve aslında sıradan, hiç düşünmeyen ve analiz yeteneği olmayan herkesin karşılaştığı olaylara vereceği ilk tepkisine benzer savlarını ulu orta sergiliyorlar. Üstelik bunu öyle bir kibirle, öyle bir üst perdeden yapıyorlar ki ortalığa saldıkları fikir denen coronadan beter virüsün genel geçer yegane tez olduğunu, bunun dışında görüş beyan edenlerin cahil falan olduklarını dile getiriyorlar.

Bu yüzden asıl hedefe odaklanmak isteyen bizlerin bu kuklaların yaydıkları zehrin kaynağı ile corona vb. sıkıntılarımızın kaynağının aynı olduğunu mazlumlara anlatmamız gerekiyor. Bu noktada baştan söylemeliyiz ki yazımızın başlığında “entel-dantel” dememizin nedeni basit bir hakaret ve aşağılama değildir. Bunların kendilerini memleketin entellektüelleri olarak tanımlamaları, “koyunun olmadığı yerde keçinin” kıymete binmesinden dolayıdır. Oysa bunlar  koyunun bol olduğu yerde kendilerini keçi zanneden koyunların bizatihi kendileridir. Varlıkları ile “çoban”ın işini kolaylaştırır, itaatsizmiş gibi davransalar da akşam olduğunda aynı ahıra yönelir aynı samanı yerler.

“Entellikleri” ile “dantel” arasında ciddi bir ilişki vardır. Malumunuz evlerimizdeki danteller de tıpkı bunlar gibi bir şeylerin üzerini örtmek için, onu süslü göstermek için “elde” dokunurlar. Tıpkı bunlar gibi süsten öte bir işe yaramazlar ama “el emeği, göz nuru” diye değer atfedilir kendilerine. Ayrıca danteller de bunlar gibi delik deşiktir. Her ne kadar göze hoş görünseler de bir bütünlükleri yoktur. Bu tipler de kendilerini var eden sistemlerin tezgahında özenle hazırlanır, yetiştirilirler, halkla irtibatları olmaz, elit tabakanın temsilcisidirler ve ne giyim kuşamları, ne dilleri ne de yaşantıları ile herhangi bir işe yaramazlar. Ama o memleketlerin süsü gibi sürekli oraya buraya serilirler, gizlenmesi gereken ne varsa bütün o kibirleriyle halkı aşağılayarak onu gizlerler ve üstelik bunu muhalif gibi yapıp ne itiraz ettiklerini ne de kendilerini var eden sistemlerin temelini sorgulamaz, sorgulatmazlar. Velhasıl işe yaramaz ama çokça konuşan tiplerdir bunlar.

İşte bunlardan bazıları bu virüs mevzusundan dolayı yine mazlumları suçlamaya başlamış, artan dünya nüfusunun, azalan kaynakların, dünyaya yapılan ihanetlerin, doğal dengenin bozulmasının bu virüse neden olduğunu, hatta dünya nüfusunun bu vesileyle azalması gerektiğini, bunun aslında kötü bir şey olmadığını, dünyanın ara ara böyle bir temizliğe savaşlarla ve salgınlarla gittiğini beyan ederek aslında kimlere hizmet ettiklerini ortaya koymuşlardır. Bunlardan bazıları “karın tokluğuyla çalışanlar olmazsa aç kalırız” diyerek yüreklerindeki siyonisti dışarı salmayı başarmışlardır.

Dünyayı idare eden siyonistlerle ilgili her fikri hemen aşağılamış, “yok böyle bir şey” diyerek bir anda bu fikri çürütmeyi(!) başarmışlardır(!) Teknolojik gelişmelerin ve bu minvalde 5G vb. teknolojilerin masumluğunu bir güzel anlatıp, bu teknolojileri yayanların insanlığa nasıl hizmet ettiklerini sundukları delilleri ile ispatlamışlardır(!) Hele Bill Gates gibi kendini insanlığa adayan(!) kahramanların(!) geliştirdikleri aşılarla insan ırkının sağlığını nasıl koruduklarına dair öyle güzellemeler uydurmuşlardır ki insan, var olan sistemin mantığını kavramamış olsa sabah akşam oturup bunlara dua edecek hale gelir. Anlayacağınız bunların zihnindeki ideal dünyada biz dahil çok büyük bir mazlum nüfusun yeri yoktur ve bilin bakalım bu sav kimlerin teziyle örtüşmektedir.

Evet bunlar da bunlara bu fikirleri söyletenler de siyonistlerdir. Çünkü öncelikle şunu hepimiz biliyoruz ki dünyadaki yeraltı ve yer üstü kaynaklarının neredeyse hiçbiri (direniş cephesinin elinde olanlar hariç) fakirlerin, yoksulların, mazlumları elinde değildir. Yani anlayacağınız bu kaynakların yetmez hale gelmesinin sebebi “bizim açlığımız değil tokların doyumsuzluğudur.” Yüzde birin yüzde doksandokuzu idare edip mal paylaşımını da bu şekilde yaptığı bir dünyada yaşanan kaosun sebebi yüzde doksandokuz olamaz. Biz sahip olamadığımız kaynakları nasıl tüketmiş olabiliriz? Verilenden fazlasına ulaşma hakkımız yokken kaynakları nasıl kurutabiliriz? Mesela Afrika’daki bir mazlum hangi altın madeninin sahibidir ki o madendeki altını yok etmiş olabilsin? Veya hangi tarla ona aittir ki o tarladaki ürünü tüketmiş olsun? Ya da Çin’deki hangi mazlum çalıştığı fabrikanın ürünlerinin sahibidir ki o ürünleri üretmek için yeryüzü kaynaklarını tüketmiş olsun?

İşte tuzları kuru olan bu entellerin görmedikleri gerçek budur. Dünyanın kaynakları çoğunluk olan mazlumlar tarafından değil, azınlık olan zenginler, sermaye sahipleri ve siyonistler tarafından tüketilmektedir. Yani yeryüzünde bir tek mazlum kalmasa dahi var olan kaynaklar bu siyonistlere yetmeyecek ve yine sorunlar çıkacaktır. Oysa bu enteller kimse olmasa kaynakların kendilerine yeteceğini zannetmektedir. Velev ki bu fikir doğu olsa bile kendileri de o artan nüfusun bir parçasıdırlar ve varlıkları ile kaynak tüketmektedirler. Neden kendilerinin yok olmasını istememektedirler? Mesela bugünlerde neden tedbir almaktadırlar? Bıraksınlar dünya nüfusu azalsın ve kaynaklar yetecek hale gelsin.

Dünyanın ekolojik dengesinin bozulmasına, dünyaya yapılan ihanetlere gelince az önce beyan ettiğimiz gibi mazlumlar isteseler de bunu yapabilecek güçte değillerdir. Dünyanın ekolojik dengesini, ozon tabakasını vs. bozan, mahveden sanayi üretimidir. Toprakların verimsiz kullanılması, verimsiz hale getirilmesi, madenler çıkarılırken toprağın zehirlenmesi de mazlumların yapabilecekleri bir şey değildir. Bütün bunların sebebi siyonist sermayenin gözü dönmüş hırsıdır. Sokağa atılan plastik atıklardan dem vurulacaksa bile bu plastikleri üreten fabrikalar mazlumlara ait değildir. Madenler de mazlumların olmadığına göre toprağı zehirleyenler de mazlumlar değildir. O halde yok olması gereken, doğayı kirletenler mazlumlar değil siyonistlerdir. Yani bu virüs vb. mevzularda “bırakın ölsünler” denmesi gerekenler siyonistlerdir.

Nüfusa gelince, biz her şeyin  sahibi olan Allah’ın c.c. yeryüzünü başıboş bırakmadığı için bunun belirli bir plan dahilinde arttığını düşünmekteyiz.  Ve iman ediyoruz ki bu dünya bunca sömürüye ve siyonizmin varlığına rağmen sırtında sekiz milyar insanı taşıyorsa, siyonistlerden azade olduğunda bunun iki, belki de üç misli nüfusu da taşıyabilecektir. Yeter ki sömürü düzeni yerle yeksan olsun. Dünya, üzerindeki bütün canlılara yetecektir. Bu yüzden nüfus planlamasından önce yeryüzünün bütün kaynaklarının adil bir şekilde dağıtılmasının düşünülmesi, hakkın batıla galip gelip bütün canlıların hak ettiklerine kavuşturulması gerekmektedir. İmam Ali’nin a.s. “Nerede bir bolluk gördüysem hemen yanı başında çiğnenmiş bir hak gördüm” sözü hakikatin ta kendisidir ve Allah c.c. bir azınlığı her şeye sahip olarak yaratıp çoğunluğu ekmeğe muhtaç kılarak yaratmış olmaktan beridir.

Teknolojilerin insanlığın yararına olması vs. ise görecelidir. Yarar ve zararın ölçütü nedir? Evet günlük yaşamın kolaylaşması (göreceli olarak) güzeldir ama bu teknolojileri ellerinden bulunduranları niyeti bu mudur acaba? Geçmişleri sömürü ve zulümle dolu olanların sırf insanlığın geleceği için aşı bulduklarına, teknoloji geliştirdiklerine inanmak ne kadar mümkündür? Hele bir de kendi dilleri ile nüfusu azaltma projelerinden bahsedenlere güvenmek geçmişte hırsız ve katil olduğu bilinen birine evini içinde küçük çocuğunla teslim etmekten farksız olacaktır. Veya insanları yaydıkları korku ile kendi ürettikleri aşılara ve çiplere yönlendirip bunların üzerinden de yine hem maddi kazanç sağlamayı hem de kontrol edilebilir varlıklar oluşturmayı yine kendi dilleri ile neredeyse itiraf edenlere güvenmek ne kadar akıllıcadır?

Yani şunu demek istiyoruz ki ilim denilen şey basireti beslemiyorsa, feraseti arttırmıyorsa eşekliğe sebep olur. Sırtınızda bir yük olarak oradan oraya taşırsınız ve o bed sesinizle her anırdığınızda muhteşem fikirler dile getirdiğinizi zannetmenize vesile olur. Oysa diliniz de sesiniz de “insanlarınki” ile uyuşmayacaktır.

Son olarak biz de dünya nüfusunun fazla olduğunu düşündüğümüzü beyan etmeliyiz. Zira 20-25 milyon siyonist ve onların uşağı olan yaklaşık 200 milyon köle yeryüzünde fazlalık olarak dolaşmaktadır. Biz de diyoruz ki bunlar ortadan kalkarsa veya kaldırılırsa hem yeryüzünün kaynakları bütün canlılara yetecek hem de hastalık vb. felaketler ortadan kalkacaktır…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı