Siret-ün NebiSon Yazılar

DEVEMİZİ NEREYE BAĞLADIK?..

Devemiz

Resulullah’ın (s.a.a.) Medine’ye gelişiyle birlikte verdiği ilk dersi O’nun (s.a.a.) torununun ağzından dinleyelim. İmam Hamaney anlatıyor; “İlk geldiği andan itibaren kendi tarafını belli etti. Peygamberin bindiği deve Yesrib şehrine girdiğinde, halk O’nun etrafını çevirdi. O zamanlar Medine şehri mahalle mahalle ayrılmıştı, her mahallenin de kendi içinde evleri, sokakları, duvarları ve pazarları vardı, hepsi belli bir kabileye aitti, Evs ve Hazrec kabilelerine.

Peygamber devesinin şehre girmesiyle birlikte, o kabilelerin mahallelerine ulaştığında, kabilelerin büyükleri ileri çıktılar, devenin önünü tuttular ve Peygambere şöyle dediler: “Ya Resulullah! Buraya gel. Evimiz, servetimiz, yaşantımız, rahatımız herşeyimiz senin emrindedir.” Peygamber buyurdu: “Devenin önünü açın. O memurdur, emirler doğrultusunda hareket etmektedir. Bırakın gitsin.” Devenin önünü açtılar, böylece diğer mahalleye ulaştı. Tekrar oranın büyükleri ve eşrafı, ihtiyarları ve gençleri gelerek Peygamberin devesinin önünü tuttular, O Hazrete “Ya Resulullah! Buraya in, burası senin evindir, ne istersen senin emrine amadedir, hepimiz senin hizmetindeyiz.” dediler. O ise buyurdu ki:”Kenara çekilin, bırakın deve yoluna devam etsin. O, memurdur.” Aynı şekilde deve mahalle mahalle ilerliyordu ve Beni Neccar mahallesine -ki Peygamberin annesi bu ailedendir- ulaştı. Beni Neccar kabilesinin erkekleri Peygamberin dayısı sayılıyorlardı. Bu yüzden öne çıkarak dediler ki: “Ya Resulullah! Bizler senin akrabalarınız, bütün varımız senin emrindedir, bizim bölgemize in.” Hazret buyurdu:”Hayır o memurdur, kenara çekilin.” Yolu açtılar, deve Medine’nin en fakir mahallesine geldi ve bir yerde oturdu. Herkes kimin evi olduğunu görmek için bakıyordu. Gördüler ki Ebu Eyyup el Ensari’nin evidir, Medine’nin en fakirlerinden biri, belki de en fakir insanı.

Fakir ve muhtaç ailesiyle gelip Peygamberin yüklerini alarak içeriye taşıdılar. Peygamber de misafir olarak ileri gelenleri, eşrafı, nüfuzluları, kabile sahiplerini ve bunlar gibileri red ederek onların evine girdi. Yani kendi toplumsal tarafını ve duruşunu ortaya koydu. Anlaşıldı ki, bu şahıs paraya, kabile şerefine, filan kabile reisliğine, kabileye, aileye önem vermiyordu ve vermeyecekti de.” (Yüce Nur kitabından alıntı)

Bazen hakikatler, o hakikat hücrelerine işlemiş olanlar tarafından anlatıldığında o kadar etkili olur ki kurulu düzeni şiddetli bir depremle sarsılır insanın. Derin uykusundan bir anda uyanıverir ve gerçekle yüzleşir hayatında. Doğru bildiklerinin yanlışın süslenmiş hali olduğunu, hak bildiklerinin şeker katılmış batıl olduğunu zihnindeki perdeler açılıverince anlar insan. Cazibe merkezi olarak sunulan cehennemin yeryüzündeki mekanlarının reklamına kananlar, meşakkatler yolunun sonundaki cenneti görecek basirete ancak dünyalarını kör edince ulaşırlar. Kendilerini kuyulara hapsedenler Yusuf olduklarını zannetseler de kardeşlerinden ziyade kayan ayakları onları atar kuyulara da farketmezler, ta ki hak kervanının sesi kulaklarına ilişene ve kendileriyle yüzleşme cesaretini bulana kadar.

İşte İmamın yukarıdaki beyanı da böyle tesirli bir etkinin fitilini yakmış ve sürekli okuduğumuz halde farkına varamadığımız basit gibi görünen derin hakikatlerin önündeki perdeyi aralamaya yaramıştır. Gündelik hayatımızda adeta “saldım çayıra mevlam kayıra” misali ortalığa salıverdiğimiz idrakimizi, imanımızı, vicdanımızı ve basiretimizi temsil eden gönül devemizi, öyle yerlere ve öyle kişilerin yanına bağlıyoruz ki yönümüzü şaşırıyor, kıblemizi değiştiriyoruz. Her sözümüz hak koksa da bulunduğumuz ortam batıl koktuğundan necis fikirler türüyor zihnimizden. Sisli havalarda salıveriyoruz devemizi ve o gidip zulmün göbeğine konaklıyor. Önüne konan batılı doyasıya yiyip umursamazca geviş getiriyor ve biz suskunluğun huzurunu (!) yaşıyoruz.

Ya nefsimizin yanı başına çöküyor devemiz ve nefsimiz belirliyor yaşantımızı. İmanımız şekilleniyor, kendisinin şekillendirmesi gereken nefsin ellerinde. Hakkın hakikatin sınırlarını heva ve hevesimiz belirliyor. İşimize gelene iman edip işimize gelmeyeni bir çırpıda red etme silahını sunuyor bize nefsimiz ve nefsin kendine göre ıslah ettiği kölelere dönüşüyoruz. Her yanlışımızın bir bahanesi oluyor, her günahın bir mazareti. Maslahat diyarının kırlarında özgürce koşuyoruz umursamadan temelleri yıkılan dini. İmanımız küçüldükçe küçülüyor besleyip büyüttükçe nefsimizi ve safımız batılın safı olarak netleşiyor.

Ya güç sahiplerinin güçlerine aldanarak dalıyoruz dünyaya ve devemizi katıyoruz dünya sahiplerinin kervanına. Medet umuyoruz gaspettikleri servetlerinden ve özeniyoruz mazlumun başına indirdikleri yumruklara. Gücün haşmeti ya korkuyla çekiyor bizi ya da cezbediyor örterek komplekslerimizi. Bütün zayıflığımızı gizleyebileceğimizi düşünüyoruz güçlü olanların eteğine saklanarak ve alkışlıyoruz her zulmü, yaşamın sadece güçlünün hakkı olduğunu sanarak. Yaşamak için eğiliyoruz ve toprak oluyoruz yoluna güçlünün, toprağa gideceğimiz günü unutarak. Oysa gücü var edenin karşısındaki aczimizi kabullenmektir bizi hayatta ayakta tutacak olan ve şahsiyet, onur, şeref velhasıl izzet adına ne varsa O’nun (c.c.) ve dostlarının yanındadır anlamıyoruz. Secdenin, dik durmayı öğrettiğini farketmediğimizden Hakka eğilmeyen başlarımız batıla eğiliyor ve safımız netleşiyor.

Ya da soy, sop, kavim ve asabiyet tellallarının seslerine aldanıp oraya meylediyor devemiz. Takvadan başka değeri üstünlük saymamamız gerekirken, başlıyoruz kavmimizin neden en mükemmel kavim olduğunu saymaya. Oysa aynı topraktır hamurumuzda olan ve aynı topraktır bizi yine bağrına basacak olan. Dinini dahi mazluma sormayanların ümmeti, ırkını, dilini, mezhebini sordukça mazluma, zalimler şenleniyor ve azdıkça azıyor yeryüzünü sahiplerinden zorla alanlar. Güçlerine güç katıyor kervanlarına develerimizi katanlar ve sırtımıza yüklüyorlar batılı taşımak üzere yeni yüreklere. Hevesle taşıyoruz hak olduğunu düşünerek batılı, hevesle saldırıyoruz zalim diye tanıtılan mazlumlara. Bizden olmadıkları bize öğretilenlerin, neden bizden olmadıklarını sorgulamaktan aciz idraklerimiz, bizi “ben” yapıp sunuyor nefsimize ve “ben”liğin şiddeti köreltiyor vicdanımızı. Ezilenin rengi daha çok ilgilendiriyor bizi ezenin varlığının meşru olup olmamasından. Rengi, bizi kendi rengine boyayanlardan farklı olanların ah-u zarı, ninni gibi geliyor kulaklarımıza, gündüzü gece eyleyip uyuyoruz huzurla. Ve devemiz kervanın gittiği yolda gidip varıyor zulmün merkezine, safımız netleşiyor.

Oysa ayakkabısında onlarca yamanın olduğu Haydar’ın (a.s.), yırtık terlikli kahraman torunu açmış şefkat kucağını bekliyor devemizi. Hakikatin bu nurlu yüzü, batılın değer verdiklerinden azade olarak kazandığı azameti ve haşmetiyle hakkın safına çağırıyor bizi. Dünyalıkların dünyada dahi izzetin kaynağı olamayacağını bilen bu muvahhid ve mücahid, yaşantısıyla sunuyor izzeti kazanmanın yollarını. Takva libası ne de çok yakışıyor kendisine. Ne çok benziyor ceddine. Her sözü titretiyor yeryüzünü ki o dağlar bile hak sözün karşısında boyun eğiyorlar utanarak. Zalimlerin okları dönüyor kendilerine, basiretin bu çağdaki sahibinin bakışları karşısında. “Bir halt edemeyenlerin” artık “çeneleri kırılıyor” ve sarsılıyor düzenleri, yutuluyor yılanları asa ile, zulüm son demlerini yaşıyor o asayı tutan ellerin karşısında. Bir yed-i beyza kalkınca havaya diriliyor ümmet, “ruhullah”ın mucizesi gücünü arttırarak devam ediyor ve can veriyor mevtlere.

Yapmamız gereken tek şey eğitmek devemizi. Nereye gideceğini öğretip salı vermek meydana. Ne yandan gelirse gelsin batıl, “o memurdur” diyebilmek için safımızı netleştirmemiz gerekmektedir. Hangi mahalleye uğrasa da hakka dönebilmeli devemiz. Ve lisan-ı hal ile öğretmeli şüpheyi azık edinenlere hakikati. Ortalıkta dolaşmanın marifet olmadığını anlayarak aramalıyız kıblemizi ve mazlumların yanında tutmalıyız safımızı. İllaki bir kervana katılacaksak direnişin şehitleri göstermeli yolu bize. Yeryüzünün mazlumlarını sahiplenmeli ve mazlumlarla beraber olmayı tercih etmeliyiz zalimlerin sunduğu dünyalıklara. İşte o zaman safımız netleşecek ve devemiz doğru yerde konaklamış olacaktır.

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı