HasbihalSon Yazılar

CUMA PAZARI…

cuma pazarı

Tüccar olan satar elindeki herşeyi ve satın alır kendisini satacak olan dünyayı. Bir ömür için tüketir “ebed”i, fani için terk eder “baki”yi. Tüccarın rengi de yoktur, şeklide. Her dönemin adamıdır, her dinin dindarı, her iktidarın oy vereni, her ödülün talibidir o. Tezgahında yok yoktur. İman, ihlas,vefa, adalet,ilim hatta cihad vardır uygun fiyata satabileceği. Sattıkça satın alacak kadar alçalır dünyayı ve dünyayı satın aldıkça azgınlaşır tamahı. Kararan gözleri ile geceyi getirir zihnine ki nur olan hakikatin hüzmeleri sızmasın gönlüne. Böylece huzur bulsun vicdanı ve rahatça körelsin nefsine secde eden fıtratı.

Ve dünya, zalim kılığında girer bu pazara, tek tek yoklarken tezgahları en olgunlaşmış olanları seçer her daim. Cübbesi en uzun olandan, sarığı en siyah olandan yıllarca medreselerde diz, dirsek çürütenlerden, hacılardan, hocalardan, mollalardan, sacidlerden başlar satın almaya. Zaten bunca “mal” satılmak için dizilmiştir tezgaha ve bunca “mal” satın alınmayı beklemektedir dört gözle. Dünyaya yüz çevirmiş gibi görünerek nazlanmaktadırlar hepsi o kadar. Dünya, bunlara göz kırptığı anda koşuşacaklardır ona. Renk renk, çeşit çeşit, mezhep mezhep ürünler süslerken tezgahları, dünya doldurur heybesini ihanetle ve sunar satın aldıklarını, satın almak istediklerine.

Oyun ve eğlenceden ibaret olan sermayesini aldatıcı olarak aldananlarla süsleyip, ebede savaş açan dünya, yeni kullar elde etmek için eski kullarını kullanır ki her eski kul, en kurnaz tacir olur mektebinde yetişirken dünyanın. Aldatmayı iyi öğrenir, aldandığını anlamadan. Saptırmanın felsefesini ortaya koyar sapkınlığın dehlizinde kaybolan. Ömrü zikirle geçer ve her zikir makam ve mevki olarak döner kendisine ki kendisi de döner ayak uydurmak için dünyanın dönüşüne. İpler elinde yılan olur dili dünyanın elinde çatallaşanın, zehri ab-ı hayat diye sunar, suya hasret kalanlara. En abid o dur, en zahid o dur,en muvahhid o dur, en alim o dur. Çünkü “en” olmaktır bütün gayesi ki gözdesi olabilsin dünyanın.

Her secdesi dünyayadır ve her secdesi terkedilmeye hazırdır hasıl olunca maksadı. İsterse Cuma olsun ve isterse Resulullah (s.a.a.) hutbede olsun farketmez dünyaya meyleden için. Duyunca uzaktan dünyanın o iç gıdıklayan sesini, bir anda terkediverir hutbedeki “Hakkın sesini (s.a.a.)” ve kavuşur özlemle beklediği maşukuna. Oysa “ticaret ve eğlenceyi görünce ona yönelip dağılanlar ve Resul’ü ayakta bırakıp gidenler” bilmeliydiler ki “Allah’ın katında olan şeyler, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah rızk verenlerin en hayırlısıdır” (Cuma 11). Ve bir gün bitecektir bu oyun ve eğlence, kesada uğrayacaktır ticaretleri. Fani, “baki” ye katılmak için son bulacaktır, hesapları kesilecektir onca ömrün. Bu dünyada geçerli olanın geçmeyeceği dünyada tacirlerin açılacaktır gözleri elbet.

Ama zaten bunca aldanmadan dolayı geçmişte az kalmamış mıydı “hak” ve bir avuç hak aşığına sadece hutbe vermemiş miydi “Hakkın sesi (s.a.a.)”? Bunca aldanmadan dolayı terkedilmemiş miydi Uhud’da dağ ve aldanmayanların kanları dökülmemiş miydi aldananların isyanından dolayı? Huneyn’de kibir ile cisim bulmamış mıydı dünya ve takva ile tevazunun etrafını saran kibir bir anda dağılıvermemiş miydi ilk saldırıda? Yine bir avuç hak aşığı siper olmammış mıydı “Hakkın sesine (s.a.a.)” ki sönmesin alemlerin nuru ve susmasın asla? İşte o sönen yıldızlara uyup yönlerini kaybedenlerin çağında bir avuç nur yol gösteriyordu insanlığa ve insanlık tacirlerden uzak kaldıkça sahip çıkıyordu fıtratına. Kemale giden yolda oyun ve eğlenceye zaman yoktu ya, her kamilin arzusuydu bir an önce kavuşmak Hakk’a.

Gel gelelim ki ne tacirler bitti ne de nur sönüverdi geçen onca zamanda. Aynı sözler ile farklı hedefleri güdenlerin savaşı hak ile batılın savaşıydı ve batılın tüccarlarının renkleri hakkın gerçek aşıklarını kandıramadı asla. Üstelik onlar öyle tacirlerdir ki ataları gibi hakkın safında yer alıp ihanet edecekleri vakti büyük bir sabırla bekleyenlerdir. Ne zaman yeni bir Uhud çıksa hak aşıklarının karşısına, ganimet elde etmek için gedik açarlar saflarda. Onlar ki satabilmek için sırtlanırlar ilimlerini ve zulmün diyarında dil uzatırlar hakka, kinleriyle geride bırakırlar saray sahiplerini. Zaten saraylara sütun satanlarda hep bu tacirlerdir aslında. Hep bu tacirlerden dolayı sağlamlaşır saltanatlar ve hep bu tacirlerden dolayı kuşatılır hakkın etrafı. Azın az, çoğun çok olması bu tacirlerden dolayıdır, sağırın, körün, kötürümün varlığı bunlardan dolayı.

Bunlar salıverirler sarıklarını sokaklara ki sıksın boğazları ve cübbeleri ile örterler kalplerin üzerini. Bunlar masallarda anlatırlar kaf dağını ve gökten düşen o üç elmadan hiçbir zaman pay düşmez mazlumlara. Bunlar belirlerler kaza ve kaderi ve kazalar kader olur ah-u zarlar ninni. Şükür bunların elinde tutsaktır ve hep aç olanlara sunulur ki tok olanların kaçmasın asla huzuru. Rızık, bunların eliyle teslim edilir zalimlere ve onlarda rızık verici olur mazlumlara. Takva sadece secdelerle belli eder kendini ve secdeler zalimin kıyamına vesile olur bunların yüzünden. İbadetlerin mabudu zalimler olur kıblesi saraylar olur bunların yüzünden. Bunların yüzünden izzet derdest edilir, aslanlar kafese konur, zillet en şaşaalı devrini yaşar, “koyun”lara dadanır kurtlar. Dostlar düşman olur düşmanlar dost, hak batıl olur batıl hak bunların yüzünden.

İşte bu çıngıraklı dillerin sahipleri bütün enerjileriyle halkı haktan uzaklaştırıp birbirine düşürmek için çaba sarf ederken, bu yılanları etiketleyip tv lerde, meydanlarda piyasaya süren zalimlerin kervanı her geldiğinde, Cumalarda pazar kurulur oldu. Her hutbe okunduğunda duyulur oldu oyun, eğlence ve ticaretin sesi ve İmam, kendisine bağlı bir avuç muvahhidin dışındakiler tarafından terkedildi tıpkı Ceddi (s.a.a.) gibi. Hakkın evvelinlerine uydu ahirinleri ve sadık kaldılar verdikleri söze, tıpkı batılın evvelinlerine uyan ahirinleri gibi. Herkes tıynetine yakışanı yaptı yine, kimi tacir oldu, kimi şaklaban, kimiyse muttaki ve mücahid. Kimi methiyeler dizdi ayaklarını öperek biat ederken zulme, kimi kıyama durdu kendine secde etmeyen şeytanların önünde. Kimi ilimlerini sattı az bir pahaya ve ihanet hırkasını giydi üzerine, kimi canını ve malını sattı Allah’a (c.c.) cennet karşılığı.

Ve saflar gittikçe netleşir oldu, bulanık suda avlanma hevesinde olanların umutlarını kıracak şekilde. Ve saflar netleştikçe “saf”lar uyanmaktadır şimdi. Tesirli zehirin panzehiri ile meydanı doldurmakta hakkın aşıkları ve kulaklar kurtulmakta sağırlıktan. Tek kıblesi olan dinin, tek ümmet olan evlatları, tek İmamlarının arkasında kıldıkları Cuma’lardan sonra yayıldıkları yeryüzünde asalarla, baltalarla kırmaktalar, yok etmekteler ihanet üzerine kurulan “tezgahları”. Tuzak kuranların tuzakları başlarına geçmekte ve nura doyanların dünyaya kalmamakta tamahları. Yeni Uhud’lar ve Huneyn’ler yaşanmasın diye dört elle sarılmakta hakkın aşıkları maşuklarına ve artık “imanın bütünü küfrün bütününe” karşı yerini almakta savaş meydanında hamdolsun. Hamdolsun ki hamdler sahibine yönelmekte ve ecirler, zaferler O’ndan (c.c.) dilenmekte. Gözyaşları tufan olup temizlemekte yeryüzünü, sütunları sarsılmakta doğan her güneşle batılın.

Ve artık ilan edelim ki bizler ahirinler olarak avucumuzda tuttuğumuz kor ateş ile hem dem olup saracağız arzı. Yandığımız aşkla kuşatacağız mazlumları ve yakacağız onlara uzanan bütün elleri. Bizler ahirinler olarak kardeşleriyiz Resulullah’ın (s.a.a.). Ve yeryüzü bir kardeş ihanetine daha şahit olmayacak, hak bir daha kuyulara atılamayacak biz var olduğumuz sürece. Biz var olduğumuz sürece huzur yok zalimlere, tacirlere, hainlere. Kaçacak rahatları binbir gece masallarını binlerce odalı saraylarda yaşayanların. Hergün yeni bir fitne çıkaranların inlerine gireceğiz sözlerimizle ve kurutacağız köklerini vahdet ile.

Nifağın sarıklı, cübbeli “hatip”lerinden “oğul”larından, “yıldız”larından, mollarından azad edip hakkı, sunacağız çöle savrulmuş mazlumlara can suyu misali. Cumalar “Cuma” olacak, hutbeler “hutbe”, cemaat “cemaat”. Sözümüz sözdür…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı