Gündem AnalizSon Yazılar

BİLEMEDİK…

Affedin bizi, bilemedik. Kuru ekmeklerimizi suya banıp hunharca yerken, sizin boğazınızdan geçen ejder meyvesinin o acı tadını hiç düşünemedik. Yokluktan dolayı misafir derdinden kurtulmuştuk ama sizin her gece misafirleriniz uğruna onca fasıla, ziyafete, debdebeye, şatafata katlanıyor oluşunuzu önemsemedik. Neler çektiğinizin farkında olmadan, soğuktan tir tir titredik, gözümüz hep doğalgaz sayaçlarımızdaydı, iki odanın birini ısıtmayarak kâra geçme arzusu bürümüştü gözlerimizi, oysa sizler birinci odanızdan bin birinci odanıza giderken terliyor, yoruluyordunuz, onca yolu aşmak gibi binbir zahmete katlanıyordunuz, hep yazı yaşıyordunuz dışarısı zemheri olsa da, zemherinin tadını alamıyordunuz ama biz umursamıyorduk.

Yere serdiğimiz incecik kilimlerle yazın terleyip kışın üşürken bizler, sizler yerli ve milli üretim yüzlerce metrekare halılara ayakkabıyla basmak zorunda kalıyordunuz. Biz ya süngerlerin üzerinde yerde otururken ya da kırık dökük kanepelere yan gelip uzanırken, sizler altın varaklı koltukların iki yanına göğsünüzü gere gere kollarınızı koyarak oturmanın verdiği zahmeti yaşıyordunuz. Nereye baksanız hep aynı sarı renk, tavanlar bile hep aynı altın varaklarla doluydu, sararmıştı, altına bürünmüştü gözleriniz ama biz sizin böyle bir imtihana muhatap olduğunuzu anlayamadık.

Buz gibi suların aktığı ve akan suların faturalarının ceplerimizi yaktığı musluklarımıza ellerimiz her dokunduğunda elektrik çarpmışa dönüyorduk. Peki ya siz? Siz, bizim için açıveriyordunuz som altından musluklarınızı, bize hiç yiyemeyeceğimiz yemeklerin tarifini verip hayal gücümüzü coşturuyordunuz, ekmek olmayan evlerimizde pasta yapmanın yolarını öğretiyordunuz, bardağın bile altından olabileceğini gösterip kültürümüzü arttırıyordunuz. Çok nankörlük ettik. Niyetinizi anlayamadık. Hatta duyduğumuza göre klozetlerinizi bile altından yapmışsınız bize temizliğin ne manaya geldiğini öğretmek için ama boşa zahmet çekmişsiniz. Bizden olmaz. Bizim evlerimizde hala ala turka tuvaletlerimiz.

Yokluk bulaşmasın diye midir nedir biz kendimizden başkasını düşünemezken, yolda hep kafamız önümüzde düşüncelere dalıp yalnız başımıza yürürken, siz çevrenizde binlerce insanla ülkeden ülkeye, şehirden şehire gidip, insan denen mahlukun sosyal bir mahluk olduğunu yaşantınızla anlatıyordunuz. Onca yol yapıp yüzlerce araçlık konvoy eşliğinde memleketin her karışını dolaşarak bize bu yolarının boşa yapılmadığını izah ediyordunuz ama biz yine de yürüyerek size ihanet ediyorduk. Hatta, hiç üretmeden sadece ithal ederek bir araçtan iki araç parasını nasıl kazanacağımızı bile bize öğretiyordunuz da biz nankörler habire şikayet ediyorduk fiyatlardan.

Hiç uçağa binmemiş bizler nereden bilebilirdik uçmanın yaşattığı stresi. Siz uçan saraylarınızla bizim için sırtlanıyordunuz bütün bu yükü. Bazen helikopterlere bile biniyordunuz ki hafsalamız dahi almakta zorlanıyordu. Nasıl bir feda”kâr”lık bu, nasıl bir cefa”kâr”lıktır bu. Kıymetinizi bilmedik, bilemedik.

Biz ki karnımızı nasıl doyuracağız diye habire dünyalıkların peşinde koşuyorduk, siz onca kamera ile, seçilmiş cemaatle camilere girip herkes secde de iken kıyama durup veya herkes kıyamda iken secdeye varıp, başınızda takke ile bize dünyanın değil ahiretin önemini vurguluyordunuz, bizi sabra, şükre, rızaya davet ediyordunuz ama nafile. Karınlarımız gurulduyor diye duyamıyorduk sizi.

Eskiden mahrum olduğumuz buzdolaplarının içindeki boşluğa dalarken bizler, siz, ramazan sofralarında tarihimizi canlı tutuyor, saray yemeklerinin tarihten silinip gitmesine müsaade etmiyordunuz. Zaten o yüzden sayısını dahi bilmediğimiz saray soytarılarını topluyordunuz etrafınıza ki, bir kültür kaybolup gitmesin. Onlar da güvercin olup uçuyorlardı etrafınızda takla atmadıkları zamanlar ki biz bu çabanızı da idrak edemiyorduk.

Şubat, Ocak’tan iyi geçiyordu, Mart, Şubattan daha iyiydi, Nisan Marttan çok daha iyi olacaktı belki ama biz sabırsızdık. Bir yokluktur, fakirliktir, açlıktır tutturmuştuk. Neymiş efendim, gençlerimizin gelecek kaygıları varmış, hatta gençlerimizin geleceğe dair hiçbir hayalleri kalmamış, neymiş fiyatlar çok artmış, geçim sıkıntısı boğazımızı sıkıyormuş, yok eve ekmek götürmek zormuş, çöplükten topladıklarıyla karınlarını doyurmak isteyenler falan varmış. Hep hikaye, hep hikaye. İhanet sinmiş bir kere ruhlarımıza, körleşmişiz. 

Oysa siz aslında çilehane olan ve her bir odasında ayrı bir çile çektiğiniz “külli” “ye”lerinizle itibarımızı arttırıyor, düşmanlarımızın kıskançlıktan çatır çatır çatlamasını sağlıyordunuz. Öyle ki bir değil, iki değil tam üç tane inşa ederek aleme itibar dersi veriyordunuz. Yetmiyordu, gittiğiniz ülkelerdeki kralların o fakirlik kokan saltanatlarına dahi çeki düzen veriyordunuz, onlara itibar nasıl kazanılır öğretiyordunuz. Leblebi, çekirdek paralarını verip gönüllerini alıyordunuz. Biz ise yok depremdi, yok salgındı bin türlü bahane ile sadece şikayet edip sızlanıyorduk. Aramızdaki kardeşliği arttırmak için çırpınıp bizden onar lira istediğinizde bile nankörlük edip isyan ediyorduk.

Halbuki bütün bunlar hep bizim içindi. Bizim için katlanıyordunuz onca çileye. Bizim için onca şatafata tahammül ediyor, bizim için onca lüksü göğüslüyordunuz. Yeri geldiğinde “anamızı da alıp gitmemizi” söylüyordunuz, yeri geldiğinde tasma taktıklarınızdan biri namusumuza dile uzatıyordu, yeri geldiğinde ise açık unuttuğunuz mikrofonlardan hakaretler yağdırıyordunuz üzerimize ki edebi, ahlakı öğrenelim. Çok defalar “fakirliğin çalmayı bilmemekten kaynaklandığını” söylüyordunuz ki zenginliğe giden yolu kavrayalım. Baktınız olmadı “emir komuta merkezlerinin giy dediğini giymenin” önemini izah ediyordunuz ki zamana ve mekana göre davranmanın önemini kavrayalım ama biz bu kıssalardan hisse, bu ibretlerden ders alamıyorduk.

Bütün bunlara rağmen sizi “saraylarda sefa sürenler olarak gösterenler yok muydu” ah! ah!. Onları Allah c.c. bildiği gibi yapsın. İnsanoğlu çok nankör. Siz bakmayın bize. Biz iflah olmayız. İçimizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden birileri hep çıkar. Hep sorgulamaya hevesli nesiller yetişir aramızdan. Siz takmayın kafanıza. Gittiğiniz yoldan dönmeyin. Bekleyin, biz de beklemedeyiz zaten…

siyasetmektebi.com

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı