Gündem AnalizSon Yazılar

BARIŞ KELAYNAKLARI…

barışın kelaynakları

“Her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kılan”(İsra 13) Allah’a (c.c.) iman eden kahraman Filistin halkı, İmam’ın direktifi ile hazırlandıkları kader savaşını siyonizmin derinliklerine kadar ilerletmiş ve nihai intifadanın ayak seslerinin çok daha şiddetli biçimde hissedilmesini sağlamışlardır. Böylece direniş cephesinin lügatinde zillete yer olmadığını ve hangi şart ve koşulda olursa olsun düşmana karşı her an harekete geçecek azmin direniş cephesinin yiğit erlerinde bulunduğunu bir kez daha ispatlamışlardır. Öyle ki kullanılan, herhangi bir araba veya minübüs olsun, ister bir kepçe olsun, isterse de bir balta, bıçak, taş olsun direniş cephesinin evlatlarının elinde siyonistler için ölümcül silahlara dönüşmekte ve düşmana şehit liderinin seslendiği gibi “bekle bizi İsrail beklediğin her yerde ve bekle bizi İsrail beklemediğin her yerde” mesajını verebilmektedir.

Verilen mesajı çok iyi alan ve bu yüzden son çırpınış misali çaresizlikten ağızlarından salyalar akıtarak direniş cephesini tehdit eden ama ellerinden yok olmaktan başka bir şey de gelmediği için kendilerini ilahi vaad olan yok oluşa hazırlayan siyonistler, kibirle ve zulümle girdikleri topraklardan aşağılanmışlar olarak ve zillet ile ya kendileri çıkacaklar ya da Filistinli kardeşlerimizin mübarek ellerinde can vererek o topraklara gübre misali serileceklerdir. Yazın başlayan ve siyonistlerin bir kez daha mağlubiyeti ile sonuçlanan savaşın sonunda da belirttiğimiz gibi, insanlığın en büyük ayıbı olan bu habis rejim öyle ya da böyle yok olacak ve hak yerini bulacaktır. Çünkü yeryüzünün varisleri olan mustazafların hakları olanı alma vakti gelmiştir ve ilahi zaferin nur hüzmeleri ufukta görünmeye başlamıştır.

Yıllar boyunca çoluk çocuk demeden, kadın erkek, yaşlı genç ayırımı yapmadan Filistin’de nice katliamlara imza atan ve camileri, kiliseleri yıkan, havaya uçuran bu da yetmezmiş gibi bağrına saplandığı İslam ümmetinin bütün coğrafyalarında uşakları elleri ile ve bilhassa süfyanilerin eliyle ümmeti gözyaşına ve kana boğan, tüm bu zulümlerin üzerinde suni bir varlığa sahip olan siyonist vahşeti temsilen Filistin’e, yaşadıkları ülkelerdeki varlıklarını terk ederek siyonizm ideali uğruna ve herşeyi göze alarak gelen ve çocuklarını dahi küçük yaşlardan itibaren kin ve nefretle büyütüp ellerinde silahla dolaştıran İsrail denen gasıp teşkilatta asla ve asla sivil yoktur. Bu siyonist teşkilatın içerisinde yer almaya niyetlenenler ve onu meşru görenler sivil giyimlide olsa siyonizmin askerleridir. Bunda şaşılacak ve yadırganacak bir durum da yoktur aslında. Bizler nasıl ki inkılabımızın ve İmamımızın gönüllü askerleriysek ve inkılabın temsil ettiği değerler uğruna gücümüzün yettiği ölçüde mücadele ediyorsak gasıp rejimin vatandaşları da aynı şekilde kendi idealleri uğruna mücadele etmektedirler.

Elbette ki mücadele yöntemimiz farklıdır. Ama küfrün topyekününü temsil eden siyonizme karşı bizler de imanın tümünü temsil eden İmamın arakasında saf bağladığımızdan bu mücadele iki taraftan birinin yok olması veya zilleti kabul etmesiyle ancak sonuçlanacaktır ki ‘zillet bizden uzaktır’. O halde rahmetli İmam’ın beyan ettiği gibi ateşli ve ateşsiz tüm silahların hedefi küresel zulmün kalbi olan siyonizm olmalıdır ki hem ümmet hem de insanlık bu kötü huylu urdan tamamen kurtulsun. Resulullah’ın (s.a.a.) vaaddetiği gibi onları gördüğümüz yerde yok edeceğimiz ve taşların ve ağaçların dahi arkalarında bulunan siyonistleri bizlere haber vereceği günlerin geldiğini hissettiğimiz bu dönemde siyonizme vurulan her darbe, İmam Ali’nin (a.s.) Hendek’te Amr b. Abduvved’e vurduğu darbelerin yansıması haline gelecektir ve tüm ins ve cinnin içi boş ibadetlerinden daha değerli olacaktır.

İşte böyle bir zumün yaşandığı bugünlerde ve bu zulme karşı bir avuç kahramanın ellerinden geleni yaptıkları sırada ne hikmetse aramızda bulunan ve bizimle aynı dili konuşuyormuş gibi görünen ama süfyaninin sünnetini ihya ederek sünni ve süfyaninin tarafında bulunarak şii olan kimi tipler bir anda barış güvercini kesilmekte ve dün yapılan saldırıyı kınama yarışına girmektedirler. Sinagoka saldırı yapılmasını kınayan bu tipler, bunu vahşet olarak değerlendirmekte, İslam’ın herhangi bir dinin mabedine saldırıya izin vermediği fetvasını vererek allemeliklerini (!) de tevazuyu bir kenara bırakarak ifşa etmektedirler. Bunun için de en çok ‘eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla def etmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi’ (Hac 40) ayetini delil getirmektedirler. Şimdi hem bu ayet üzerinden hem de bu rejimin sünnilerinin ve rejimin şiilerinin varlıkları üzerinde meseleyi ele almaya başlayalım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki her fırsatta aynı ilaha, aynı, peygambere, aynı kitaba iman ettikleri halde ve aynı kıbleye yöneldikleri halde birbirlerini tekfir eden, birbirlerinin değerlerine hakaret eden, camileri dahi şii-sünni diye ayıran, birbirlerini Müslüman olarak görmeyen ve birbirlerinin başına gelen musibetlerden haz duyan ve bu musibetleri tv karşısında çekirdek çitleyerek adeta zevkle izleyen ama siyonizmin ibadethanesine yapılan saldırıda bir anda merhamet damarları kabaran ve ortalığı velveleye verip ne hikmetse vahdet ehli haline gelen barış güvercinlerinin bu tavrı bizlere hiç mi hiç samimi gelmemektedir. Bu tipler barış güvercini değil olsa olsa barış(!) kelaynakları olurlar ki o barış ta siyonizme hizmet ettiği için siyonizmin hayvanat bahçesinin nesli tükenen mahpusları olmaktan başka bir değer taşımazlar. Sesleri ve zihinlerinden dökülen kelimeler de varlıkları kadar çirkin olan bu tiplerin, ümmeti umursamayıp, ümmetin vahdetine habire darbe vurmaya çalıştıkları halde siyonizme uzanan ellere bir anda aslan kesilmeleri ise hakikaten manidardır.

Ayetin beyan ettiği hakikate gelince, hemen şunu ifade etmeliyiz ki Siyonizm hiçbir ilahi dinin tezahürü değildir ve tahrifte olmuş olsa bile hiçbir dine dayanmamaktadır. Siyonizm küresel emperyalizmin inanç cephesidir ve emperyalistleri hedefledikleri ideallerin toplamından ibarettir. Bu yüzden siyonizmin hiçbir mabedinde Allah’ın (c.c.) adı çokça anılmaz ve siyonistler Allah’a (c.c.) iman etmezler. Bunca yıllık varlıkları bunun kanıtıdır. Siyonistler sadece Yahudilik maskesini kendileri için en ideal maske olarak kullanan zulmün yarenleridir. Tıpkı siyonizme hizmet için İslam beldelerini çekirge sürüsü gibi istila etmeye uğraşan ve girdikleri her yerde ekini ve nesli yok eden vahhabi – selefi çetelerin İslamla uzaktan yakından bağlarının olmaması ve İslam’a iman etmedikleri gün gibi ortaya çıkmış olması gibi siyonistler de ilahi bütün dinlerin ve tüm insanlığın düşmanlarıdırlar ve yeryüzünden insanlığın selameti için temizlenmelidirler. Siyonizme acıyanlar aynı zamanda vahhabi – selefi çetelere de acımaktadırlar bu böyle bilinmelidir.

İkinci olarak zulmün yayıldığı ve gasp edilmiş topraklarda zalimler tarafından kurulmuş olan herhangi bir bina, adı ne olursa olsun dokunulması yasaklanan ibadet merkezi veya mabed olamaz. Hatta nifak amaçlı inşa edilen camiler dahi yıkılması gereken yapılardandır. Nitekim mescid-i dırar hadisesi bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir. Burada o mescidde bulunanların öldürülmediği itirazı ileri sürülse de bilinmelidir ki o münafıklar eğer ellerinde kılıçla müminlerin karşılarına dikilmiş olsalardı elbette siyonistlerle aynı akıbete uğrayacaklardı. Ayrıca Siyonizm, mabed olarak telakki edilen bu tür yapılarda zulmünü ve nifağını üretmekte ve yaymakta olduğu için hastalığın kaynağının kurutulması tedavinin de gereğidir.

Son olarak da ayetin içeriğinde geçen ve ‘içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitlerin’ korunması adına zaten siyonizmin tüm varlığı ile ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu temizlik sadece İslam ümmeti için değil tüm insanlık için ve hatta eli kana bulanmamış olan Yahudiler için de elzemdir. Ki siyonizmin düşmanı olan Yahudilerin bütün savaşlarda direniş cephesini desteklemesi ve Filistin’e ve Hizbullah’a destek vermesi bu tezimizi doğrulamaktadır. Onlar dahi kendi dinlerinin selameti için siyonizmin ortadan kalkması gerektiğini beyan etmektedirler.

O halde bütün yapıları ile, kurumları ile ve savunanları ile siyonizmi ortadan kaldırmaya yönelik her türlü çaba takdire şayandır ve İslam’a ve İnsanlığa hizmettir. Kendilerini İslam’a ve insanlığa adayarak onuru ve izzeti şehadet ile süsleyen kardeşlerimizin eylemi bizlerin alnını ak kılmıştır eğilen başlarımızı şerefle kaldırmıştır. Bu kardeşlerimizin zafer yolunda hem bizlere hem de diğer kardeşlerimize örnek olması dileğimizdir. Allah (c.c.) bu kardeşlerimizden razı olsun ve onları kınayanları onların düşmanlarıyla haşreylesin…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı