Gündem AnalizSon Yazılar

ASLAN KÜKREYİNCE KURTLAR KUZU OLDU…

nasrallah

Yıllarca türlü ihanetlerden dolayı meydanı boş bulup kendilerini koyun çobanı olarak lanse eden ve canları istediğinde istedikleri koyunları kendilerine yem tayin eden aç kurtların cirit attığı coğrafyalarda bugünlerde mert aslanların kükreyişinin sesleri işitilmekte, yurd-u aslan olan diyarlar asıl sahiplerine teslim olmaya hazırlanmaktadır. Tilkiler ile plan kurup kimi zaman üzerlerine aldıkları kuzu postları ile koyunların takdirini toplayan kurtlar, meydana çıkan aslanların zilleti, nifağı ve küfrü yerle bir eden adımlarından sonra kendilerini gizleyebilecek postlarını kaybettikleri gibi, aslanlar karşısında çaresizce uysal koyun olmaya mecbur kalıp, sökülen dişleri ve pençelerinden dolayı avlanmak şöyle dursun, yaşamlarını sürdürmenin derdine düşmüşlerdir.

36 yıl öncesine kadar astığı astık, kestiği kestik bir havada dolaşarak ahkam kesen ve aleme kendi düzenini dayatan siyonizmin gayri meşru çocuğu, İslam İnkılabının oluşumuyla meydanın boş olmadığı hissedip rahatsız olmuş, İnkılabın nurani meyvelerinden olan direniş cephesinin yüz akı hareketlerle hem içerde hem dışarda karşı karşıya gelince postu kurtarmanın çaresini aramaya başlamıştır. Bugüne kadar kendisi uçmadığı halde müritleri olan satılmış medya ve uşakları tarafından habire uçuyormuş gibi ümmete lanse edilen ve gücünün büyüklüğü ile korkutulup sihirbazların yere attıkları ip misali yılan gibi kıvrılmasından dolayı yüreklere dehşet salan siyonizm, bir yed-i beyza’nın havaya kalkıp hakikat ve cesaret asasını meydana atması ile dehşete düşmüş, yutulunca, sadece sağlam kalmış olan kuyruğunu kurtarma telaşına düşmüşse de artık devir bu yılanın tamamen yok olacağı devir olduğunu bizlere ispatlamıştır.

Ve bugünlerde hala kendisinin güçlü olduğunu ima etmek için gayet ahmakça bir şekilde aslan yavrularına saldıran siyonizm, aslanların verdiği cevap karşısında kuyruğunu kıstırmış, kendi dilinde tevbe etmiştir. Bu anlamda siyonizmin yuvasını dağıtan aslanın son yaptığı konuşma gerçekten de takdire şayan bir konuşma olmuştur ve satır aralarında, kükreyen bu aslanın siyonizmin son demini yaşadığını vurguladığı ortaya çıkmıştır. Küfre ve nifağa karşı verilen mücadelenin en ön safında bulunan ve hem tüm şehitlerin hem de kendi şehidinin babası olan bu aslan, konuşmasında öyle noktalara değinmiştir ki hem nifak hem de küfür saklanacak delik bulamaz hale gelmiştir. Allah’ın (c.c.) aslanının neslinden olan Seyyid Nasrallah, önce siyonist rejimi tarif ve tasvir ederek tekrardan habasetini ortaya koymuş, kudurmuş bir vahşi olan bu rejimin son dönemlerde çok daha fazla saldırganlaştığını belirtmiştir ki bu sözleri bile bunca saldırganlaşmış olan vahşinin itlaf zamanının yaklaştığının delilidir. Zira ümmetin varlığının, izzetinin, imanının yeryüzündeki bekçileri olan Hizbullahi mücahitlerin görevi budur.

Daha sonra Nasrallah, siyonist rejiminin kendisini engelleyecek kimse olmadığını zannına kapıldığından, küfrün şımarık bir çocuğu olarak her yere saldırdığını, her türlü zulmü kendisine meşru gördüğünü belirtmiştir. Hakikaten de özellikle yarım asırdır bu siyonist şebeke, hem arkasındaki küresel güçten hem de uşaklarının ümmeti uyutan ninnilerinden destek alarak o kadar çok şımarmıştır ki kendisi için sınırları ortadan kaldırmış, her yere elini uzatmaya başlamıştır. İstediği ülkede istediği kişilere suikastler düzenlemekle de kalmayan siyonist rejim, bazen direk şehirleri veya belirli bölgeleri uçakları ile bombalamaktan da geri durmamıştır. Nasrallah’ın belirttiği gibi bu rejime karşı koyması gereken Arap birliği gibi teşkilatlar ise sadece tabeladan ibaret kalmış, karşı çıkmak bir yana bu azgın vahşinin iştahını kabartmışlardır. Karşısına çıkan her gücü alt edebileceği zehabına kapılan siyonizmin çocuğu, bu hissiyatının ve zannının bedelini son zamanlarda ağır olarak ödemeye başlayınca, tam bir şaşkınlık yaşamıştır.

Nitekim Nasrallah’ın da belirttiği gibi 2000’de, 2006’da Hizbullah’tan, 2008’de ve geçtiğimiz yıl Gazze’den darbe yiyen ve en son geçen hafta yine Hizbullah tarafından rezil edilen siyonist rejimin yuvası, dışarıdan binlerce odalı saray gibi görünse de aslında örümcek yuvasından farksızdır ve kudretli bir elin dokunmasıyla harap olmaya mahkumdur. Zira bu kudretli elin gölgesini üzerinde hissettiği için yaptığı suikastı dahi üstlenemeyen ve uşaklarının üstüne atmaya çalışan siyonizm, her ne kadar yuvasını korumaya çalışsa da Hizbullahi mücahitlerin o yuvayı dağıtmasına engel olamamıştır. Seyyid Nasrallah’ın da üzerinde durarak belirttiği gibi Hizbullahi hareket şehitlerini ve eylemlerini sahiplenip, onlarla gurur duyarken ve her şehidi zafere giden yolda bir kazanım olarak görürken, bütün varlığını bu dünya üzerine kurmuş olan ve bu dünyanın varlığını sömürmeyi bu yüzden kendisi için meşru gören siyonizm, ölülerinin sayısını gizleyip aldığı darbelerden toplumunu bihaber bırakmaya çalışarak muhtemel bir yenilginin zemininin siyonist ruhlarda oluşmasını engellemeye çalıştığı gibi, eylemini dahi üstlenemeyerek korkunun nelere kadir olduğunu göstermiştir ki korkunun ecele faydası olmadığı da bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Çünkü korku, savaş meydanında korkanın zilletine neden olmaktan başka herhangi bir işe yaramayan ve düşman eliyle duvarları özenle örülmüş olan dünya evidir. Bu evin sakini ölümün duvarlardan geçemeyeceğini düşünen ahmaktır ve bu evin dışındaki dünyayı düşmana bırakarak zelil olmuştur.

Tıyneti gereği canan olarak kendi canını belirleyen siyonizm, Hizbullah’ın şehitlerini açıklaması ile bir şok daha yaşamış, öldürmekle geri çekilmeye zorlayamayacağını anladığı bu amansız düşmanının vereceği cevabı beklemek üzere titreyerek hazırladığı inlere vatandaşlarını çağırmıştır. Sınıra onca yığınak yapıp olası cevabın önüne geçmek isteyen siyonist rejim, bir kez daha dünyevi güçlerine güvenerek kendini koruduğunu zannetse de, Nasrallah’ın buyurduğu gibi, Hizbullah, siyonistlerin saldırdığı aynı saatlerde, güpegündüz, onlar gibi uzaktan füzelerle değil, karşılarına çıkarak omuz üzerinden fırlatılan füzelerle, iki araca karşılık 8-9 aracı imha ederek karşılık vermiş ve güçlerini Allah’tan (c.c.) alanların, dünyaya tapanların tedbirlerini nasıl etkisiz hale getirebileceklerini ispatlamıştır. Bu durumun o anki darbeden ziyade öyle bir psikolojik etkisi olmuştur ki, siyonistler arkasına saklandıkları ağaçların ve taşların kendi yerlerini mücahitlere bildirdikleri hissine kapılmış, vaad edilen kıyametin adeta bir ön izlemesini seyretmişlerdir. Kibir ve gururla beslenmiş ruhları zilletin acı tadını hissettikçe, bizdeki tasavvufi anlamının dışında olarak ölmeden önce ölümü tatmaya, yanmadan önce cehennem narını hissetmeye başlamışlardır.

Kerbela’dan ders alan Nasrallah’ın ve onun yiğit evlatlarının, şehitler karşısında Hz. Zeyneb’in verdiği cevabı verip Allah’a (c.c.) tevekkül etmeleri ve ne olursa olsun hangi sorunla muhatap bırakılırsa bırakılsınlar Filistin davasını terketmeyeceklerini açıklamaları, Suriye ve Irak’ta adeta kukla gösterisi düzenleyip ümmetin diri güçlerini bu gösteri ile meşgul etmek isteyen siyonizmin hayallerini bir kez daha suya düşürdüğü gibi, siyonizme kukla olup, İbranice tekbir getirenlerin de maskesini düşürmüş, ümmeti hedef alanlarla, ümmeti hedef alanlara düşman olanların farkını ortaya koymuştur ki yine Nasrallah’ın deyimiyle siyonist rejim, Hizbullah mücahitlerine suikast düzenlediği bölgede bulunan tanklı, toplu, füzeli binlerce Nusra münafığından korkmadığı onlara yardım edip, hastanelerinde tedavi ettirdiği halde, iki araç içindeki 7 Hizbullahi mücahitten korkmuştur. Bu da bize dostun ve düşmanın resmini çizmiştir.

Ve artık savaş farklı bir boyuta varmıştır. Zira Nasrallah, artık herhangi bir Hizbullahi mücahite gelecek zararın hesabının İsrail’e herhangi bir yerde ve zamanda verilebileceğini,çatışma kurallarının tanınmadığını ve savaşı istemediklerini ama savaştan da kaçmayacaklarını ilan ederek sadece siyonist rejime değil, küresel emperyalizme de meydan okumuş ve bir daha ki aptalca eylemlerinin sonucu hakkında fikir yürütme imkanı sunmuştur ki, artık nihai savaşın sesleri işitilmekte, direniş cephesi bütün güçlerini hazırlamakta, ömrü yeterince uzamış olan batılın, hak karşısında yok oluş süreci başlamış bulunmaktadır. Artık nifak safını alenen belli ederek siyonizmin intikamını Resulullah’ın (s.a.a.) torunlarını ziyarete gidenlerden alıyorsa ve küfür ve nifak yek vücut olarak meydana iniyorsa, bu çakal ve sırtlan sürülerinin karşısına çıkacak olan aslanların “sur”a benzer kükreyişlerini duymamız da ilahi vaad gereği doğal ve kaçınılmazdır. Beklentimiz, umudumuz ve duamız bu yöndedir. Nehri geçerken o sudan içmeyip, çok olan batılın karşısına çıkan az olan hakkın neferleri olarak zaferi görmek Allah’tan (c.c.) tek dileğimizdir…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı