Gündem AnalizSon Yazılar

ALİ VAR ALİCİK VAR…

Başlığa bakıp da hemen isyan etmeyin. Amacımız haşa ne İmam Ali’ye a.s. ne de Ali isminin yüceliğine halel getirmek değildir, aksine sitemiz açıldığından beri gayret gösterdiğimiz gibi hak ile batılın tüm renkleriyle ayrışmasına hizmet etmektir. Zaten ilk andan itibaren Ali olanla Alicik olanı, Hasan ve Hüseyin olanla Hasancık ve Hüseyincikleri ayrıştırmaya ve zihinleri berraklaştırmaya çalıştığımızdan, bizi tanıyanlar bu isimlere ve onların temsil ettikleri hakikatlere verdiğimiz değeri çok iyi bilirler. Ama gelin görün ki devir kıvraklıkları ile her deliğe girebilen, “usta” “oyunculukları” ile her role bürünüp Hollywood’daki artistlere taş çıkartabilenlerin devri olduğundan, dikkatli olmamız ve söylenen sözler ile o sözlerin sırtında taşınan asıl manayı iyi analiz etmemiz ve bu sayede de meydanı Aliciklere değil Alilere teslim etmeye çalışmamız gerektiğine inanmaktayız ve tam da bu yüzden Ali ve Alicikler arasındaki farkı vurgulamak gerektiğini düşünmekteyiz.

Çünkü eğer bu aradaki farkı ortaya koyamazsak ve Aliciklerin veya Aliciklerin sırtından geçimini sağlayıp saltanatlarını sarsılmaz hale getirmeye çalışanların yaydıkları nifağa ses çıkarmazsak, Hak için feda olan Ali’lerin ve onların takipçilerinin asırlardır Yezidî saltanatlara karşı vermiş oldukları mücadelenin sekteye uğramasına, o mücadelenin zafere ulaşamamasına ve hak ile batılın birbirine karışmasına yardımcı olmuş veya en azından sessizliğimizden dolayı destek vermiş oluruz. Ve bu vebali ne namazımız, ne orucumuz ne de aşura veya erbain ibadetlerimiz bizden kaldıramaz, Allah c.c. muhafaza ahirette bizatihi Ali’nin a.s., Hasan’ın a.s., Hüseyin’in a.s. gazabına maruz kalabiliriz. O halde Ali a.s kimdir, Hasan a.s. ve Hüseyin a.s. kimdir iyice idrak etmemiz, bu mübarek isimleri her taşıyana veya bu mübarek isimleri her diline dolayana teveccüh etmememiz bizim hayrımıza olacaktır.

Bu noktada zaten başlığımıza bakıldığında hak ile batılı kıyaslayacağımız rahat bir şekilde anlaşılacaktır. Malum “Ali hak iledir ve Hak Ali iledir”. Ama burada önemli olan bir nokta vardır ki o da Ali a.s. özü itibariyle hakkın kendisidir. Hak, Ali’nin a.s. her hücresine işlemiş ve Ali’nin a.s. her nefesi hakkın hakimiyetine adanmıştır. Kalbi haktan başkası için atmamıştır, attığı hiçbir adımı kendi nefsi için atmamıştır. Kurduğu hiçbir cümle kendine hizmet etmemiş, vurduğu tek bir kılıç darbesi bile kendini korumak için olmamıştır. Ali a.s. imam olduğundan insanların O’na a.s. yönelmesini beklemiş, bu bekleyişinde de hedefi iktidarı ele geçirmek olmamıştır. Aksine “keçi aksırığından bile değersiz” kabul ettiği bir dünyada hükümeti “Allah’ın c.c. kendisi gibilerden aldığı sözden” dolayı kabul etmiş, bu iktidarı süresince beyt’ül mal’e ne kendisi ne de herhangi bir yakını el uzatmamıştır. Fukaranın dahi giymekten imtina edeceği çarığıyla ve gömleğiyle bütün mazlumların dertlerine derman olmaya çalışmıştır.

Ali a.s. iktidar hırsıyla savaşmamış, elinin tersiyle ittiği dünyada hakkı hakim kılıp mahrumların, mustazafların gözyaşlarını silmek istemiştir ve bu yüzden dünyaperest saray sahipleriyle ve alnı nasır tutmuş “vay o namaz kılanların haline” ayetinin bir diğer muhatabı olan cahil, vahşi ve yobaz tayfasıyla mücadele etmiştir. Ali a.s. nifağı desteklemediği gibi bir an dahi olsa nefes almasına müsade etmemiş, İslam düşmanlarıyla dost olmak bir yana onlara gülümsememiştir bile. Kısacası Ali’nin a.s. “hayatı, ölümü, namazı ve ibadetleri alemlerin rabbi olan Allah c.c. için” olmuştur hep. Bunları adı Ali olduğu için yapmamıştır. “Özü” “âli” olduğu için yapmıştır. O halde Ali’nin a.s. aslolan adı değil özüdür. Yani Resulullah s.a.a. ile aynı kaynaktan gelen nurudur.

Bu yazdıklarımızı “iman ettik deyip cennete gireceklerini düşünenler” dahil bu yazıyı okuyan herkes az çok bilmektedir. Bu yüzden bize göre asıl mesele Aliciklerin tanınmasındadır. Herhangi bir “Alicik”i tanımak istiyorsak özellikle Abbasileri incelememiz gerekmektedir. Çünkü Abbasilerin özellikle kuruluşlarında ve Memun zamanlarında Aliciklerle veya Ali a.s. diyen Yezidlerle çokça karşılaşmaktayız. Ehl-i Beyt a.s. adına kıyam ettiklerini iddia eden bu Aliciklerden birine İmam Cafer a.s. “Ne sen benim adamımsın ne de zaman bizim zamanımız” diyerek gereken tepkiyi vermiş ve Ali’nin a.s. basiretinin hayatta olduğunu ispatlamıştır. Yine bu Aliciklerin en şiddetililerinden birinin maskesini mazlumiyeti ile İmam Musa Kazım a.s. düşürmüş, bir diğerinin taraftarlık iddiasını ise İmam Rıza a.s. şehadetiyle çürütmüştür.

Abbasileri bu kadar önemsememizin nedeni Emeviler gibi düşman olarak meydana çıkmayıp dost ve takipçi olarak Ali’nin a.s. evlatlarının karşısına çıkmaları ve aslında “Eğer mesele Ali’yi sevmekse biz de seviyoruz” sözünün ilk versiyonlarını piyasaya sürmeleridir. Böylece Ali ile Alicik arasındaki farkı çözemeyenleri avlamayı amaç edinmişler, gücü ellerine geçirdikleri anda Ali’nin evlatlarına a.s. Emeviler’den geri kalmayacak zulümler etmişlerdir. Bunlar da saltanatları için “Ali, Hasan, Hüseyin yani Ehl-i Beyt a.s. sevgisini” kullanmışlardır. 

Bütün bunları anlatmamızın nedeni ise şudur ki; eğer bir gün sizler de Emeviler’in kinine, Abbasilerin nifağına, Firavun’un nefretine, Nemrut’un kibrine velhasıl “şeytanın bütün vasıflarına” sahip, gözlerini iktidar hırsı bürümüş, mazluma değil de zalime dost olarak ayakta kalmaya çalışan, beytülmali yağmalayan, açlıkla pençeleşen halklarını umursamayan, doymak bilmez bir nefse sahip olan, narsist, acımasız, vahşi muktedirlerle karşılaşırsanız ve bu muktedirler “biz de sizin gibi iman etmişiz derlerse sakın ola inanmayın ki bunlar “şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarına sizinle ay edemesinler”. Hele bir de bunlar “Ali’yi biz de seviyoruz” derlerse çok dikkat edin ve uyanık olun. Onlara Nu’u a.s. hatırlatın ve Nuh’un a.s. oğlunun (muhtemelen) babasını sevdiği halde O’na a.s. itaat etmediği için başına gelenleri anlatın.

Yetmez ise “Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir, binen kurtulur” diyen Resulullah’ın s.a.a. bu sözüyle neyi kastettiğini açıklayın. Deyin ki: “Diyelim ki doğru sözlüsünüz ve Ali’yi seviyorsunuz, ama hadiste sevmekten bahsetmiyor ki. Gemiye binmek emrediliyor. Nuh’un a.s. gemisini seven değil, o gemiye binen kurtulur diyor. Yani sadece sevmek yetmiyor. O gemide bulunmak, Nuh’a a.s. itaat etmek, geminin salahı için çalışmak, gemidekilere hizmet etmek gerekiyor. Yani Ali’yi a.s. seviyorsanız O’nun a.s yolundan gitmeniz, küfürle, nifakla, saray sahipleriyle mücadele etmeniz, O’nun a.s. gibi mazlumca yaşayamasanız dahi O’nun a.s. gibi mazlumları sahiplenmeniz, onlara hizmetkar olmanız, tevazu, sabır, ihlas, tevhid sahibi olmanız, vahdet ile bütün mustazafları savunmanız gerekiyor.

Adınızın Ali olması da yetmiyor. Kalbinizle birlikte kılıcınızın da Ali’den a.s. yana olması, yahudi kadının ayağındaki halhalin alınmasına dahi üzülmeniz ve dünyaları size verseler bile bir karıncanın ağzındaki lokmaya tamah etmemeniz gerekiyor. Servet biriktirmemeniz aksine olanları dağıtmanız, yakın akrabalarınıza ve çevrenize halkın malını peşkeş çekmemeniz, zengin sofraları kurup mazlumları izlemek zorunda bırakmak şurada kalsın, zengin sofralarına oturmamanız, şatafatta itibar aramamanız ve “kuru ekmek yiyen bir kadının çocuğuna” gerçekten iman etmeniz gerekiyor. Ayrıca insanlığın ve İslam’ın düşmanlarıyla dostluklar kurmamanız, haktan yana olup batıl ile her alanda mücadele etmeniz, hakkı üstün tutmanız gerekiyor. Zamanın Ali’sini tanıyıp O’na itaat etmeniz ve başta nefsiniz olmak üzere tüm tağutlara kıyam etmeniz gerekiyor.

Bunları yaparsanız ve gerçekten Ali a.s. gibi olmak için gayret gösterirseniz adınız Ali olmasa bile değerli olursunuz. Ama bunları yapmadan Ali’yim derseniz siz Ali değil Alicik olursunuz…”

siyasetmektebi.com

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı