Gündem AnalizSon Yazılar

2020 DAHA BİTMEDİ…

Gelişiyle şer görünen bütün hayırları önümüze seren ve dünyaya dalmışlarımızı titretip kendine getiren 2020, daha önceki yıllarda görmediğimiz bir hızda hayatımıza yön vermeye, geleceğimizi şekillendiren bugünümüz olmaya devam ediyor. Dünyayı sarsan suikastler, saldırılar, depremler, seller, salgınlar ile kendisini ciddiye almamız gerektiğini bize öğreten 2020, adeta Resulullah’ın s.a.a. doğumunda gerçekleşen mucizeler gibi saray sütunlarını devirip, yanan zulüm ateşlerini söndürerek bizlere yeni bir çağın başladığını ve bu çağda hakkın düşmanlarının helak olacağını müjdeliyor.

Zaten daha ilk günlerinde böyle büyük bir değişim için bizden aldığı o büyük kurbanla nasıl bir yıl olacağını ve nasıl bir dönemin başlangıcı olduğunu gayet güzel izah eden 2020, sonraki süreçte de insanlığı kendisinden başka bir güç ve ilah olmayan Allah’a c.c. sığınmaya mecbur bırakarak eğitime devam ediyor ve bize güçlü sanıp da korktuğumuz iktidarların, sistemlerin, tağutların, aslında ne kadar çaresiz, dermansız, güçsüz ve çelimsiz olduğunu yüreklerimizdeki zincirleri kırarak öğretiyor. Kurulu düzeni benimseyip, yerleşik çürük, dengesiz ve köhne batılı, sağlam, kopmaz, kırılmaz hakka tercih edenlerin dünyalarını sarsarak kendilerine gelmelerini sağlıyor, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığındakilere ise -her ne kadar tasarlanmış bir saldırı dahi olsa- salgınla dokunarak insanlığın bir bütün olarak korunması ve “virüslerden” kurtarılması gerektiğini yaşattığı şok ve korkuyla anlatıyor.

“Bu devirde halâ Mehdi bekleyenler var” diyerek “aydınlandıklarını” belli etmek isteyenleri yaşattığı onca hadise ile bir kurtarıcı bekleyenlere dönüştüren 2020, “boyanmış” gözlere, toz pembe gördükleri dünyanın sahte olduğunu, o gözleri ağlatıp boyaların akmasını sağlayarak ispatlıyor. Böylece daha önce tapılan buzağıları, sövülen heykellere dönüştürmedeki maharetini de ispatlamış oluyor. Altından kulelerde otururlarken mazlumlara “sizin neyinize altın” diyerek kibirlenenlerin çehresindeki maskeleri öyle bir düşürüyor ki bunları önder kabul edenler dahi bunların “Kabe’nin etrafında dönüp duran çakallar, domuzlar, yılanlar” olduğunu fark ediyor. Dilleri insan(!) iken gönülleri vahşi birer canavar olan bu tiplerin içlerindeki habaseti artık saklamalarına müsaade etmiyor. 2020’de kafir artık kafir, münafık artık münafık oluyor. Ne perde kalıyor ne maske, yüzlerdeki kini, öfkeyi, küfrü örtebilen.

Ve yılın ilk 6 ayı böyle geçip gitmişken, tam artık hiçbir olay olmuyor, ortam duruldu derken bir anda Lübnan’da çok büyük bir patlama oluyor, 2020 adeta bize “dinlenme zamanı değil, hazır olun” diye mesaj gönderiyor. Patlamanın sebebi nedir, kaza mıdır yoksa sabotaj mıdır veya saldırı mıdır? Biz bunları düşünürken bir anda küfür cephesi bütün nifaklarını bir kenara bırakarak hemen meydana dökülüp Lübnan’ın hatta sadece Lübnan’ın değil, Filistin’in ve bütün insanlığın izzetini, şerefini, namusunu, haysiyetini siyonist virüse karşı canı pahasına koruyan imanın, vahdetin, adaletin, yiğitliğin, mertliğin, diğergamlığın ve isarın temsilcisi, menbaı Hizbullahı suçluyor, Hizbullah’ın silahlarının elinden alınması gerektiğini beyan ederek içlerindeki niyeti beyan ediyor.

Elbetteki akıl, vicdan ve iman sahipleri için bu tür iddiaların zerre önemi yoktur ve olamaz da. Seyyid Nasrallah “Hayfa Limanını, Beyrut Limanından daha iyi biliyoruz” diyerek Beyrut’taki patlamayla Hizbullah’ın füzeleri arasında herhangi bir bağ olmadığını açıklayıp küfür cephesinin oyunlarını anında bozdu ama bu patlama da 2020’nin bizlere şer görünen hayır hediyeleri içinde yerini almaya başlıyor. Zira Patlamadan hemen sonra Siyonist rejimden, Fransa’ya ve ihanet ehli Arap rejimlerine kadar bütün habaset ehli bir araya gelince bunun tasarlanmış bir tezgah olduğu ortaya çıkmış bulunuyor ve Seyyidimizin “Biz Hayfa Limanını çok iyi biliyoruz” temalı mesajının mahiyeti de kavranıyor. Bahreyn vb. ülkelerin soysuz idarecilerinin “muhtaç oldukları” siyonist rejimle aleni anlaşmaları da bizi girmek üzere olduğumuz rehavetten bir anda çıkarıyor. Tüm bu gelişmeler ve önceki yaşananlarla 2020 bizi yakında başlayacak topyekün bir kıyama, insanlığın, kendi düşmanlarından alacağı intikama, mazlumların zalimlerden öc alacağı o çetin güne ve nihai hesaplaşmanın yaşanacağı o ana hazırlıyor.

“Benimle yeni bir çağ başladı ve bu çağ, o hep müjdelenen mazlumların çağı olacak, Allah’ın c.c. zalimlere verdiği mühletin tamamlanacağı ve onların gözlerinin yerlerinden fırlayacağı bir çağ olacak. Hakkın, adaletin, huzurun yani namazın ikame edileceği, her türlü necasetten taharetin gerçekleşeceği bir çağ olacak. İlmin, izanın, iradenin ve fıtratın özüne dönüp kemale ereceği, imanın İmamını tanıyacağı çağ olacak. Boyları göğe varamayanların ve yürürken yeri delemeyenlerin kibirleri ve saltanatları ile birlikte yerin dibine geçecekleri, metanın değil, mananın değer bulacağı bir çağ olacak. Uyuyanların uyanacağı, ashab-ı kehf misali mağaraya sığınanların temsil ettikleri hakkın evlerin damlarında açıkça ilan olunacağı, uyanmak istemeyenlerin ise kendilerine ninniler söyleyenler beraber haşrolmak üzere kahrolacakları bir çağ olacak.

Safların belirleneceği, imtihanlardan geçen “az”ların, kurşundan kenetlenmiş bir bina gibi saf tutup çoklara karşı galip gelecekleri, İbrahimlerin putları yıkacağı, Musaların asaları ile yılanları yutacağı ve denizleri yaracağı, Yusufların gömleklerinin sadece arkadan yırtılabileceği ve makamlarının yükseleceği,  İsaların ölüleri dirilteceği, Muhammedlerin cehaletin babalarının başını keseceği, Alilerin ise Hayberleri fethedeceği bir çağ olacaktır. Bu çağ, İmamların a.s. İmamlara a.s. hazırladığı çağdır ve zafer bu çağın simgesi olacaktır” diyor 2020.

O halde bize düşen görev nedir? Madem ki yetiştirilmek isteniyoruz, madem ki eğitime tabi tutulmuşuz, çevremizde olan bitene odaklanıp, hayatımızı, yaşam biçimimizi, değer verdiklerimizi, değerlerimizi, önder bildiklerimizi, inancımızı, anlayışımızı, aklımızı, idrakimizi, kalbimizi sorgulamak, öz eleştiride bulunmak, gör denilenin ötesindekileri görmeye çalışmak, duy denilenin ötesini duymak için gayret göstermek, gidilen yolu analiz etmek, bize sunulan doğruları tahlil etmek, eleştiri süzgecinden geçirmek gerekmez mi artık? Bunca olayın tesadüf olduğunu düşünecek kadar saf olabilir miyiz yoksa saflaştırılmaya müsaade edebilir miyiz? Hayatın, zamanın, alemin belli bir düzen içinde yaratıldığını bilen bizler yaşadığımız bunca olaydan ibret almadığımız takdirde geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden nasiplenmekten kurtulabilir miyiz? Hak ile batılın ayrıştığı bir dünyada halâ hakla batılı birbirinden ayırmaya çalışmadan yaşama şansımız var mıdır?

Dünyamız için ahiretimizi kurban ettiğimizde ne etimizin ne de kanımızın bir kıymeti olmadığını anlayabilecek miyiz yoksa etimizi ve kanımızı heder mi edeceğiz? Daha ne zamana kadar verilen nimetlere nankörlük edip onları yerli yerinde kullanmayacağız? Daha ne zamana kadar korku ve tamah putlarına secde edip, buzağılardan çıkan sese aldanacak, içimizdeki uyarıcılara kulak tıkayıp nefsimize sağımızdan, solumuzdan, önümüzden ve arkamızdan seslenen şeytanı dinleyeceğiz? Hak sözle batılı kastedenlerin dünyalarını imar etmek için daha ne zamana kadar ahiretimizi feda edeceğiz?

İmam Ali’nin a.s. cimriler için buyurduğu “bu dünyada fakirler gibi yaşarlar, ahirette zenginler gibi sorguya çekilirler” hadisi misali bu dünyada mümin gibi yaşayıp ahirette kafir, müşrik ve münafık gibi sorgulanmamıza neden olacak hatalarımıza, günahlarımıza, suskunluğumuza, boyun eğişimize, sorgusuz, sualsiz itaatimize, Allah’tan c.c. başka kanun koyucuların varlığına rızamıza, şükrümüze, sabrımıza ve Allah’ın haram kıldıklarını helal kılanların eylemlerini aklamak için bu haramları küçümseyişimize, boş vaatlerin ustalarının sözlerini gerçek vaadin sahibinin sözlerine tercih edişimize, yoksulluğumuzun, yoksunluğumuzun, mazlumluğumuzun ve mustazaflığımızın nedenine kader deyip bütün bunlar için Allah’ı c.c. suçlamaya ama bize bunları layık görenlerin saltanatlarının devamı için dua etmeye daha ne zamana kadar devam edeceğiz?

Unutmayın, 2020’nin ve bize tanınan sürenin de bir sonu vardır. “Keşke toprak olsaydım” dememek için bu dünyada insan olmak, insan olanları takip etmek, “bizden olana” uymak görevimizdir. Uyanmadan geçen 2020’den sağ kurtulduğumuz için sevinmek, ölen ruhumuza ve cansız bedenimize şükretmekten farksız olacaktır. Çünkü o ölüm geldikten sonra amellerin hiçbir faydası kalmayacaktır…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı