Gündem AnalizSon Yazılar

2020

Genelde dünya ve insanlık özelde de İslam tarihini takip edenler veya bunlardan bihaber olup gününü gün ederek yaşayanlar ya da günü kurtarmak için ömrünü harcayanlar velhasıl alim, cahil, sorumluluk sahibi, sorumsuz, duyarlı ve hatta duyarsız, vurdumduymaz bütün herkes yaşadığımız son iki buçuk aylık sürece bakarak artık çok farklı bir döneme girdiğimizi, ne yeryüzünün ne de insanlığın bu değişimden uzak kalamayacağını, yaratılan her zerrenin intizarın sonuna gelindiğini fark edip kendine çeki düzen vermeye başladığını artık idrak etmektedir sanırız.

Bugün yaşanan bu süreç o kadar belirgin bir şekilde bundan önceki dönemlerden farklıdır ki bunu görmek değil görmemek çaba gerektirmektedir. Çünkü adeta yaratılıştan bu yana devam eden çağ, 2020 ile değişime uğramış, son bulmuş ve yeni bir çağ başlamıştır. Daha öncelerin kimsenin umursamadığı hadislerde beyan edilen hadiseler birbir cereyan etmeye başlamış, kimine göre felaket, kimine göre imtihan, kimine göre müjde olan bir çok büyük olay ardı ardına gerçekleşmiştir ki bizler bu hadiselerin gerçekleşeceğine iman etmiş olduğumuz halde bunların bu kadar kısa sürede tezahür edeceğini beklememekteydik.

Ama Allah c.c. sanki hızlandırılmış bir kursla insanlığı eğitmeyi murad etmiş ve uyuşturulmuş olanları uyandırmak, suskun kalanları konuşturmak, korkanlara cesaret aşılamak ve en önemlisi de çölde yolunu şaşırmışlara yol göstermek için şefkat tokatlarıyla varlığının mührünü, “görmeyen, duymayan ve akletmeyenlerin” hükmettikleri coğrafyalardaki halkların kalbine nakşetmiştir.

Bu eğitim süreci bütün mazlumların komutanı olan Şehid Kasım Süleymani’nin r.a. ve arkadaşlarının şehadetiyle başlamış, yine bütün mazlumların hamisi olan İslam İnkılabının büyük şeytana attığı tokatlar ile devam etmiş, depremler, çekirge istilaları ve salgınlarla artarak yeryüzünün tümünü kapsayacak şekilde genişlemiştir. Elbette dünyevi bir gözle bakıldığında bunca yaşananlar insanlardaki yaşama sevincini bitirecek, onları karamsarlığa sevk edecek ve hatta bazıları zalimlerin planlarına hizmet edecek gelişmelerdir. Fakat “tuzak kurucuların tuzaklarını bozan” Allah’ın c.c. kurduğu düzeni anlayanlar ve sünnetullahın nasıl işlediğini bilenler için durum bunun tam tersinedir.

Bu sayfalarda daha önce bir çok kez değindiğimiz gibi “biz Allah’tan c.c. hayırdan başka bir şey görmediğimiz” için ve Allah’tan c.c. hayırdan başka bir şey sadır olmayacağını bildiğimiz için, bahsettiğimiz tüm felaketlerin ve yaşanan bu sürecin bir bütün olarak hayra vesile olacağını ve aslında özü itibariyle hayr olduğunu düşünüyor ve biliyoruz. Velev ki şuan dünyayı meşgul eden salgın vb. saldırıların tümünün kaynağının siyonizm ve onun başındakiler olduğu hakikati gün gibi açık olsa bile bu tuzağın bizatihi kendisi hayra vesile olacaktır bi iznillah.

Çünkü yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bütün bunlar dünyanın ve insanlığın yeni bir sürece girdiğinin işaretleridir. Yeryüzü, depremler, seller veya bize felaket gibi görünen diğer vakalar ile kendisini bu yeni sürece hazırlamakta ve doğum öncesi sancılar çekmekte olduğu gibi, insanlığı da yeni bir dünya için titretip kendine getirme görevini ifa etmektedir. Ayrıca yeryüzü de Hizbullah olduğundan sırtında taşıdığı siyonistlerden kurtulmak istemekte, buna vesile olacak mazlum halklara ayağa kalkın mesajını vermektedir. Zira emr-i bil ma’ruf’un ve nehy-i anil münkeri’in yapılmadığı bir dünyada Lut kavmi misali kurunun yanında yaşın yanması da kaçınılmaz olacaktır. Hele bir de bizim yaşadığımız çağ gibi helak olan bütün kavimlerin günahlarının tümünün neredeyse aynı anda aynı mekanlarda işlenmekte olduğu bir dönemde, Ebabil kuşlarının gagalarında taş ile gelmesinden önce yeryüzü bizim taş kesilmiş yüreklerimizi sarsmaya çalışmaktadır ki bu da aslında hayrın ta kendisidir.

Ayrıca doğumun, annenin bütün hücrelerinin yenilenmesine vesile olması gibi bu doğum süreci de dünyanın bütün hücreleri ile yenilenmesine, ölü hücrelerden kurtulması, tümörleri def etmesine ve bağışıklık sistemini güçlendirmesine vesile olacaktır. Ateşinin bu kadar yükselmesi, acının bu kadar şiddetli hissedilmesinin yegane sebebi budur. İnsanlık, insan olma sürecinde acı çekmektedir ama bu acı sonuç itibariyle çok büyük lezzetlere, zaferlere ve kurtuluşa gebedir.

Bütün bu yaşananların bize göre en önemli iki mesajında biri bütün insanlığın yaşadığı çaresizlik sendromundan dolayı Allah’ın c.c. gücünü, kudretini keşf etmesi, bütün vesilelerin tükendiği hissettiği için çok daha büyük bir gücün varlığına ihtiyaç duymaya başlamasıdır. Ellerinde olan hiçbir maddi gücün yaşadıkları sorunlara çare olamadığını anlamaya başlayan insanlar, bütün bu çaresizlik içinde asıl çarenin farkına varmaya, o çareye sığınmaya başlayacak, gücü yaratanın gücünden istifade etmeden bu sıkıntılardan kurtulamayacaklarını anlayacaklardır. Tıpkı “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber, beraberindeki mü’minlerle; ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara 214) ayetinde beyan edildiği gibi tüm yeryüzü Allah’a c.c. sığınmaktan, O’ndan c.c. medet ummaktan başka bir çaresi kalmadığını fark edip O’na c.c. yöneldiğinde, Allah’ın c.c. yardımı gelecek ve bütün sıkıntılar ortadan kalkacaktır. Ama bunun için Allah’tan c.c. gayrısına bağlanan umutların tükenmesi gerekmektedir. Umudun kaynağının ve kıblesinin Allah c.c. olduğu anlaşılmalıdır. Ve işte bunca felaketin(!) hayra dönüştüğü nokta tam da burasıdır. Bu eğitimden geçmeyen ve bu hakikati göremeyen canlının insan olma ihtimali yoktur. “Dünya imtihan yeridir” ve bu imtihanın sahibi dünyanın sahibidir.

Bir diğer mesaj ise intizarın artması ve insanlığın kendisini bunca sıkıntıdan kurtaracak birinin Allah c.c. tarafından gönderilmesini hiç olmadığı kadar çok arzulamaya başlamasıdır. Bütün kadim inanışlara yer bulan “kurtarıcı” figürü bize göre “Mehdi a.s.” ile somutlaşmış ve hakikat olarak yeryüzünün kaderine yazılmıştır. Ahir zaman hadislerine baktığımızda sürekli olarak felaketlerin yaşanacağından bahsedilmesinin, Mehdi’nin a.s. zuhurundan önce depremlerin, savaşların, salgınların, kıtlığın olacağının beyan edilmesinin yegane sebebi de işte yine bahsettiğimiz eğitim sürecinin ta kendisidir. Özünden uzaklaştırılmış olan insanlığın içinde bulunduğu sorunlardan veya bu sorunların kaynağından bihaber olduğu bir dönemde bu eğitim süreci zaruridir çünkü. Hastalığını sıhhat sananın o hastalığın ateşini ve acısını hissetmesi şifanın peşine düşmesine sebep olacağı için nereden gelip nereye gideceğini bilemeyen insanlığın sarsılıp kendisini asıl menziline götürecek rehberini takip edecek olgunluğa erişmesi gerekmektedir. Bunun için de bunca sıkıntıdan sonra Allah c.c. tarafından kendisine rehber olarak sunulan Mehdi’ye a.s. “lebbeyk” diyecek olgunluğa erişmelidir.

Her ne kadar bahsi geçen felaketlerin müsebbibi suskunluğuyla, azgınlığıyla ve dünyaya dalmışlığıyla bizatihi insanın kendisi olsa da Allah c.c. merhameti ve şefkatiyle bu felaketleri hayra çevirmekte, insanlığa kurtuluş yolunu bulmak için yeni bir fırsat tanımaktadır. Bu yüzden biz bazı hadislerde gördüğümüz “İsa a.s., Mehdi’nin a.s. arkasında namaz kılacak” müjdesinin bu yaşanan felaketlerden(!) sonra gerçekleşeceğini, İsevi mazlumların başlarındaki siyonistlerin ihanetlerinden kurtulup yönlerini Mehdi İnkılabına çevireceklerini düşünmekteyiz. Çünkü ortada kendilerinden olduğunu iddia edip onları maddi – manevi ölüme mahkum kılanlar ile onlardan değilmiş gibi gösterildiği halde onlar için bütün zalimlerle savaşıp onlara maddi manevi hayat bahşeden iki güç bulunmaktadır ve artı süreç bu iki güç arasında tercih yapma sürecidir. Aklı, vicdanı ve fıtratı bozulmamış herkes kime lebbeyk diyeceğini bu eğitim sürecinden sonra çok daha iyi anlayacak ve Mehdi’nin a.s. arkasında dinine, mezhebine, ırkına bakmadan saf tutacaktır. İşte o zaman Kudüs, bütün başkentler gibi özgürlüğüne kavuşacak, yeryüzünü sükun bulacak, depremler, seller, virüsler ortadan kalkacaktır.

Son olarak belirtmeliyiz ki bizim açımızdan intizar son bulmuştur. Biz Mehdi’yi a.s. “beklememekte” O’na a.s. iman etmekteyiz. Ve bu süreç “karanlıkta beyan etmeye çekindiğimiz hakikatleri çatıların üzerinden haykıracağımız günleri” yaklaştırmaktadır. Ne mutlu bugünleri yaşayıp da İmam’dan İnkılaptan ayrılmayanlara…

siyasetmektebi.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

 
Başa dön tuşu
Kapalı