Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Siyasi Kavramlar / ZEKATINIZI VERİN…

ZEKATINIZI VERİN…

zekatınızı verin

Kur’an’da bir çok ayette namaz ile birlikte zikredilen zekat, diğer ilahi emirler gibi müminlerin üzerine farz kılınmış ve uygulanmasının gerekliliği defaaten belirtilmiş önemli bir vecibedir. Özellikle belli bir miktarda maddi varlığa sahip olanların, bu maddiyattan mahrum olanlara destek olmaları ve onların yokluğun acı ve ızdırabından bir nebze de olsa kurtulmalarına destek olmaları açısından çok önemli bir emir ve sorumluluk olan zekat, aynı zamanda toplum içindeki sınıfsal farkın büyümesini engellemede, toplumun birlikteliğine katkı sunmada ve toplumsal huzuru sağlamada faydalanılabilecek temel dinamiklerden de biridir. Zekat mevhumunun iyi anlaşıldığı, düzenli ve adil olarak uygulandığı bir toplumda maddiyata dayalı dengesizlikler ve adaletsizlikler ortadan kalkacaktır ve zengin ile fakirin kardeşliğinin önündeki engel olan dünya sevgisi ve tamah ciddi darbe alacaktır. Elbette ki zekat İslam devletinin yegane kaynağı değildir ve infak, sadaka ve diğer vergiler de adil İslami bir devleti ayakta tutmak için gereklidir. Bu anlamda zekat ve diğer tüm vergiler “zenginlerin malında hakkı olan fakirlerin” o mala erişimine vesile olmakta ve haklarını elde etmelerine olanak sağlamaktadır.

Yazımızın buraya kadar olan kısmı zekatın İslam toplumlarında klasik anlamda ifade ettiği değeri belirtmektedir ve bu değer gerçekten de “değerlidir”, vazgeçilmezdir. Fakat tek boyutlu olmadığına iman ettiğimiz ve her emrinin somut anlamından başka bir anlam daha ihtiva edebileceğini bildiğimiz, bireyin ve toplumun bütün yönlerini kuşattığından dolayı hem bireysel hem de toplumsal tüm ihtiyaçlarımıza cevap verdiğine emin olduğumuz İslam’ın, zekat ile kastettiği acaba sadece maddiyatın paylaşılması mıdır? Yani maddi imkanlarını o imkanlara sahip olmayanlarla paylaşanların sorumlulukları bu paylaşımdan sonra biter mi? Veya maddi imkanı olmayanların zekat vermek gibi bir yükümlülüğü yok mu? Namaz gibi “dinin direği” olan bir emirle yanyana sürekli zikredilen zekat, sadece zenginlerin üzerine mi farzdır? Veya zenginlik nedir? Allah (c.c.) insanı fakir yaratmış mıdır? Fakirlik maldan mülkten yoksunluk mudur? Fakir olanın sorumluluğu kendisine bir yerlerden ulaşacak olan zekatı vb. rızkı beklemek midir? Zekat gibi bir emir, maddiyat ile sınırlanmış ve o sınıra hapsedilmiş olabilir mi? Yazımızın bundan sonraki kısımlarında cevap arayacağımız bazı sorular bunlar olacaktır.

Öncelikle şunu belirtelim ki burada yazacaklarımız bizim kendi aklî çıkarımlarımızdır. Amacımız fıkhî konulara girmek değildir ki o konunun uzmanı değiliz. Sadece belirttiğimiz gibi İslami her emrin birden çok boyuta sahip olabileceğine işaret etmek istemekteyiz. Bu yüzden zekatın manasını değiştirdiğimizin düşünülmesini istemeyiz. Kendimizce “zekat” kavramının kapsayıcılığına dair fikir yürütmekteyiz ki illaki bu konuda çok daha değerli tespitler bizden önce yapılmıştır. Tespitlerimizin yanlışı bize aittir doğrusu ümmetin ve mektebindir.

Zekat, bize sunulan nimetten o nimete sahip olmayanları faydalandırmak ve onların hakkını gözetmek olarak kısaca tanımlanabilirse eğer, neden sadece maddi nimetlerle sınırlandırılmaktadır? Yaratılışımızdan itibaren her anımızda nimetlere gark olan bizlerin bu nimetlerin zekatından gafil olmamızın manası nedir? Yani bizler mal mülke sahip olmasak da varlığımızın kendisi bizlere sunulan bir nimet değil midir? Böyle nimetlere sahip olanlar fakir olabilir mi? Yarattığı kulunu kendisine iman ettiği anda yeryüzünün halifesi olarak nimetlendiren Allah (c.c.) bizleri fakir yaratmış olabilir mi? Aldığımız nefesten, ettiğimiz kelama kadar her şey nimet ise, bu nimetlerin zekatı yok mudur? Elinde hiçbir maddiyatı olmayanların bile yaratılmaya layık görülmelerini bir nimet sayarak çevrelerindeki diğer yaratılmışlara güler yüz göstermek ve onlara iyi davranmakla da olsa sahip oldukları nimetin zekatını vermeleri gerekmez mi? Ki kimi rivayette “mümine gülümsemek sadakadır” diye belirtilmiştir ve bizim kastımız da bu hakikate dayanmaktadır.

O halde zengin veya fakir herkesin sahip olduğu her nimetin öncelikle zekatını sonra sadakasını vermesi ve sevdiklerinden infak ederek iyiliğe erişmesi, üzerine farzdır ve bu farz bütün ümmeti ve insanlığı kapsamaktadır. Bu meyanda, mesela hiçbir maddiyata sahip olmadığı halde ilme sahip olan ve çevresinde o ilme muhtaç birçok insanın bulunduğunu gören kardeşlerimizin, ellerindeki bu nimetin zekatını ilimlerini paylaşarak ve idrak ettikleri hakikati diğerlerine de sunarak ilimlerinin zekatını vermeleri üzerlerine farzdır. Hiçbir bahane veya meşguliyet bu farzın geçerliliğini kaldıramaz ve bu nimetten hesaba çekileceğimiz gerçeğini yok saymamıza neden olamaz. Veya zaman gibi bir nimete sahip olan kardeşlerimizin bu nimeti israf edip olur olmaz yerlerde harcamalarındansa, hak yolunda kendilerine ihtiyaç duyulan yerlerde harcayarak zekatını vermeleri hem kendilerine hem de içinde bulundukları topluma hizmet etmeleri demek olacaktır.

Bu yüzden çevremizdeki yoksunlukların sadece maddi yoksunluklar olmadığını, aksine maddi yoksunluklarının temelinde bile manevi yoksunlukların olduğunu hatırlayarak sahip olduğumuz maddi ve manevi nimetlerin zekatını, bu nimetlere ulaşamayanlara sunmak bizim en temel görevimizdir. Namaz kılanın zekat vermemesi kılınan o namazında temellerinin sarsılmasına ve böylece dinin direğinin kırılmasına neden olacaktır. Hepimizde zekatını ödememiz gereken bir özellik nimet olarak illaki vardır ve Allah (c.c.) her kuluna nimetlerini bolca sunmuştur. Öyleyse hangi yeteneğimiz varsa, hangi konuda uzman isek, elimizden hangi sanat geliyorsa ve başkalarının bilmediği neyi biliyorsak, onların farkına varmadığı neyin farkına varmışsak bunları hak yolunda kullanarak zekatını vermeli, toplumdaki bu manevi dengesizliğin ve düzensizliğin giderilmesi için çalışmalıyız. Sadece kendi harcamaları ile mal toplayıp, kimse ile bunu paylaşmayan ve çevresindeki mahrumları umursamayanlar ile, elde ettikleri ilmi ve sahip oldukları yeteneklerini hak yolunda halk ile paylaşmayanların durumu aynıdır ve her iki güruh ta sahip oldukları nimetlerin zekatını vermeyerek o nimetlere nankörlük etmekte ve Allah’ın (c.c.) gazabını üzerlerine çekmektedirler.

Bu konuda önümüzde çokça örneğimiz vardır ki en büyük örnek Resulullah’tır (s.a.a.). Resulullah’ın (s.a.a.) maddi hiçbir varlığı olmamasına rağmen kimse O’nun (s.a.a.) gibi sahip olduklarının zekatını tam ve mükemmel olarak verememiştir. O’nun (s.a.a.) zekatı, ümmetin kendisidir. O (s.a.a.) nurunun zekatı olarak ümmeti yetiştirmiş ve insanlık tarihi O’nun (s.a.a.) ve ehli beytin (a.s.) zekatı sayesinde hakikatin varlığını hissetmiş ve hakka gönül vermiştir. Yaşadığımız çağın ise en büyük “müzekki”si (zekat vereni) İmam Humeyni’dir (r.a.). Ki İmam’ın (r.a.) zekatı İslam devrimidir. İmam (r.a.) sahip olduğu imanın, ilmin, ihlasın, takvanın, şecaatin ve basiretin zekatını İslam İnkılabını gerçekleştirerek ve onu ayakta tutacak kadroları yetiştirerek vermiştir. İmam Hamaney ise sahip olduğu aynı üstün niteliklerin zekatını İslam İnkılabını ayakta tutarak, direniş cephesini oluşturarak ve büyük şeytan ile siyonizmi dize getirip onları yenilgilerini itiraf edecek hale sokarak vermektedir.

Direniş cephesinin zekatı ise şehitlerdir. Varlığı ile cesaret ve şeref timsali nesiller yetiştiren direniş cephesi Allah’ın (c.c.) kendisine sunduğu bu nimeti, özgürlükten, insanlıktan ve insani yaşamdan mahrum kalmış olanlara sunarak nimete olan şükrünü eda etmekte ve zekatını vermektedir ki şehadetin kendisi de iman, izzet ve şerefin sahibi olan şehitlerin zekatıdır aynı zamanda.

Velhasıl önceki paragraflarda da beyan ettiğimiz gibi her insanın (maddi durumu ne olursa olsun) zekatını vermesi gereken özellikleri ve yetenekleri vardır. Bütün bu yeteneklerin hak yolunda halk ile paylaşılması farzdır. İster maddi ister manevi kazanımlarımız olsun, zekatı ödenmeden mezara bizimle giden her nimet, hesabı verilemeyecek olan nimettir. Damarımızda akan kanın dahi zekatını, o kanı bize bahşedenin yolunun hakimiyeti uğruna verme bilincinde olursak, çevremizdeki manevi fakirliklerin önünü almış ve maddi ve manevi adil bir toplumun inşası için ilk adımı atmış oluruz. Bu sorumluluk hepimize aittir ve hepimiz zekat verecek kadar “varlıklı” müminleriz…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top