Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / YAZ GÜNÜ YOLLAR BUZLUYDU…

YAZ GÜNÜ YOLLAR BUZLUYDU…

Bahar ruhlara gelmeyince zihinler zemherinin etkisiyle öyle bir donar ki idrakler taş kesilir ve hiç bir hakikate tepki veremez hale gelir. Ne hak ne de batıl fark etmez böyle bir bünye için. İlk kimin sesini duymuşsa o sesin peşinden gider, neden, niçin, nasıl, ne zaman olduğunu dahi düşünmeden iman eder her duyduğuna. Öğrenme kabiliyetini yitirdikçe ezber yeteneğini geliştirir, gör denileni görür, duy denileni duyar ve anlat denileni anlatır muhatabına içine kendine ait herhangi bir fikir eklemeksizin.

Zaten fikir için düşünmek gerekir ki böyle bir zavallının elinden alından ilk meziyettir bu. Sormaktan, sorgulamaktan büyük günahları işlemekten çekinir gibi korkar ve sorgulamadığı için o büyük günahları ya bizatihi işler ya da yayılmasına vesile olur kanıksamışlığıyla. Ve öyle bir zaman gelir ki herkesin istediği şekli verdiği oyun hamuruna döner varlığı. Gücü elinde bulunduranın isteğiyle dost olur birilerine veya düşman olur ötekine. Bazen savaş ister bazen barış takip ettiğinin dilinden ilk hangisi dökülürse kulağına. “Evet” demeye odaklanınca “hayır” desin diye kurulan soru cümlesine de “evet” der ama kendisine “evet” dedirtenin tek bir uyarısıyla “hayır” çıkar ağzından ki bunların hiçbiri ait değildir kendisine.

Aslına bakarsanız kendisi de ait değildir kendisine artık ve ruhunu kaptırdıklarının esaretindeki zihnine ateşi su diye sundukça zalimler doya doya içer hiç acı hissetmeden. Zira “süfyani çıktığında yanında ateş ve suyla gelecektir ama insanların ateş sandığı su, su sandığı ateş olacaktır” buyururken Resulullah (s.a.a.) bu günleri vasfetmiştir ta o zamanlardan. Ki ateş ile suyu dahi ayırt edemeyeceklerin dünyasında süfyanilerin saraylarının varlığı da bu yüzden garipsenmemelidir aslında. Bunca cehalet, bunca zulüm için temel şart olduğundan asırlardan beridir kazılmakta bu kuyular ve asırlardan beridir dalmaktadır ateşe bu tür koyunlar.

Çoğu saftır, temizdir ama kurdu “çoban” edinmiş olduklarından “kaderlerinde” vardır parçalanmak lakin haberleri yoktur. Çünkü haber getirenleri de aynı “kurdun” sürüsündendir. Fikir yürütmenin “gemi yürütmekten” zor olduğu bu dönemlerde köşe başları hep “etcillerle” dolup taşmaktadır. İdare onlardadır, silah onlarda, din onlardadır, sanat onlarda. Besliyorlarsa “otculları” bazen, daha da semirtip yemek içindir bütün çabaları. Bu yüzden her türlü hormonu verirler daha çabuk şişirmek için onları. İşte bunlaröyle bir din anlatırlar ki şeytan ovuşturur ellerini, peşine düşeceklerin oluşturduğu konvoya bakarak. Hakka götürmesi gerekenlerin batıla yönelttikleri ile açlığını giderir cehennem ne yazık ki. Çünkü önce boyun eğmek ve iman etmek öğretilir ve uysal kılınırlar sonraları etlerinden ve sütlerinden faydalanılacak olanlar. Her duyduğuna itaat farz olur böyle bir dünyada. Ağla denildiğinden ağlanır, gül denildiğinde gülünür ve en halis mümini olunur bu dinin.

Tıpkı Tac Nişaburi’nin bu ahmaklığın varlığını ispat etmek için anlattığı hikayedeki çelişkiler dahi dikkatini çekmez böyle bir topluluğun. Şehit Mutahhari’nin (r.a.) “10 Konuşma” isimli kitabında geçer bu hikaye. Şehit Mutahhari’nin (r.a.) naklettiğine göre “Tac Nişaburi Tahran’a geldiğinde sesi çok güzel olduğu için birçok kimsenin onun konuşmasına katıldığı söylenir. Çok kalabalık olurmuş. Bir gün o dönemin Sadrazamı ona şöyle demiş:
‘Madem ki bu kadar çok millet buraya senin minberin için toplandı, neden birkaç doğru şey söylemiyorsun dahalkın vaktini öldürüyorsun?’
Tac şöyle cevap vermiş:’Bu halk doğru şeyleri duymayı hak etmiyor. Doğru şeyleri, düşüncesi olan halka söylemek gerek.’
Sadrazam: ‘Hayır, senin dediğin gibi değil.’ dediğinde de Tac ‘dediğim gibi ve bunu sana bir gün kanıtlayacağım’ cevabını vermiş.
Günlerden bir gün Tac, Sadrazamın da bulunduğu bir mecliste Ehlibeyt’in Kufe’ye giriş mersiyesini söylüyormuş. Yanık bir sesle ağıt yakıyor ve şiirler söylüyormuş. Biden ‘Sakin olun! Sakin olun! Sakin olun!’ demiş ve herkes sustuğunda şöyle devam etmiş ‘Sizin için İmam Hüseyin’in (a.s.) çocuklarının durumunu iyice anlatmak istiyorum. Ehlibeyt Kufe’ye girdiklerinde hava çok sıcaktı. Yakıcı güneş ateş gibi üzerlerine vuruyordu. Çocuklar susuzdular ve bu yüzden o sıcak güneş üzerlerine vurdukça kavruluyorlardı. Hörgüçsüz develere binmişlerdi ve zemin buz tuttuğu için develer titriyorlardı. Çocuklar yerlere düşüyor ve ‘Su!Su!’ diye feryat ediyorlardı.’
Tac bu cümleleri ardı ardına sıralıyor ve halk da başlarına vurarak ağlıyorlardı. Mersiye bittikten sonra minberden aşağı indi ve Sadrazama ‘Bu halkın fikrinin olmadığını sana söylememiş miydim? Ben yakıcı güneşin neler ettiğini anlatırken zeminin buz tuttuğunu da söylüyorum ve bu halk, hem havanın sıcak olmasının ve hem de yerin buz tutmasının nasıl mümkün olabileceğini hiç düşünmüyorlar’ demiş.”

Elbette ki biz Tac Nişaburi gibi halkı kötülemiyor, halktan ümidimizi kesmiyoruz. Aksine halkın uzun yıllardır bilinçli bir şekilde bu kadar cahil bırakıldığını ve sorgulama yeteneğinin elinden alındığını düşünüyoruz çünkü daha önce de beyan ettiğimiz için zulüm, var olabilmek için cehalete ihtiyaç duymaktadır. Yani cehalet, zulmün yetişeceği yegane tarladır. Ancak böyle bir tarlaya böyle bir ekin ekilebilir ve zalimler bundan dolayı yüzlerce yıldır bu tarlayı hazır hale getirmek için gayret sarfetmişlerdir. Bu yüzden halkı suçlamak, halkı dışlamak zaten zulmün bizden gizli talebidir.

Fakat biz bu hikayeyi naklederek çevremizde muhatap olduğumuz “okumuş” hatta “üflenmişlere” değinmek istiyoruz ki bunlar burunlarından kıl aldırmadıkları için artık doğru dürüst nefes alamayan ve beyinlere oksijen gitmediğinden habire hücre kaybeden tiplerdir. Hiçbir şekilde kendilerine ait tek bir fikirleri yoktur ama bolca “küfür” ve hakaretleri vardır. Ve bu tipler birebir gerçekleşen dialoglarımızdaki inat ve “ana haber bültenlerinin anchorman’i (enkırmen)” moduyla ve bir önceki gece ezberleyip yüklenmiş oldukları cümleleri ardı ardına sıralamaları ile tam da bu hikayedeki mevzuyu kavrayamayan ama ağlaşanların halini tasvir etmektedirler.

Bir şeylerden bahsetmektedirler ama neden bahsettiklerine dair zerrece fikirleri yoktur. Her şeyi bilirler ama bildiklerini iddia ettiklerin “şey”in ne olduğunun bilincinde değillerdir. Dün savunduklarını, peşinden gittikleri bugün inkar edince, bugün hemen eleştirir ve dünü anında unuturlar. Hiç kitap okumadan ansiklopedilerdekinden çok daha fazla cümle kurabilirler ve sizi bu cümlelerle boğabilirler. Birilerinden düşman diye bahsederken tam da salya akıttıkları sırada o “birilerini” ne kadar tanıdıklarını sorduğunuzda dumura uğrar ama bu sefer de size hakaret etmeye, yaşadıkları kompleksi bu hakaretlerle telafi etmeye uğraşırlar.

“Biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar” atasözünün bunların yanında değeri yoktur. Çünkü bilmedikleri halde konuşup ibretlik olurlar ve susmadıkları için de adamlıktan istifa ederler. Bunlara inkar hep kötülendiğinden imanın ne olduğunu bir türlü çözememişlerdir, böyle olunca da ilk “ışid”tiklerine iman edivermişlerdir. Açlardır, susuzlardır, yoksul ve yoksunlardır ama elleri alkışlamak için her daim teyakkuzdadır. Yeter ki “Eyyyy!” türünden bir nida duysunlar, kime, niye, niçin olduğuna bakmadan alkışlarlar ve “evet” “doğru söylüyor” diye zikre dalarlar.

İşte bizler de bunlarla karşılaştıkça acıyalım mı, kızalım mı bilemez hale gelmekteyiz. Bu halkın evlatlarının düştüğü, düşürüldüğü bu durum gerçekten içimizi yakmakta ve biz “yaz günü buzlu yollarda” yürüdüklerini sanan bu tipleri nasıl kurtaracağımızı her daim düşünmekteyiz. Evet, ümitvarız ama gayretlerimizin ve gücümüzün azlığından Rabbimize (c.c.) sığınmaktayız. Ve yine evet ümitvarız çünkü yanıbaşımızda bütün buzlu yolları eriten ve bizlere hakikate giden yolu aydınlatan İnkılap güneşimiz parıldamakta, bizler o güneşin varlığıyla huzur bulmaktayız.

Bu yüzden zemherinin celladı olan baharın gelişini dört gözle beklemekteyiz. Bizim nurun Rabbine olan imanımız tamdır ve o nurun aleme yayılacağı günler yakındır bilmekteyiz. Ve bu yüzden dolsa da içimiz ve sınırlarda dolaşsa da sabrımız mücadeleden, irşaddan ve tebliğden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz...

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top