Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Siret-ün Nebi / VE CİZRE “ALTÜST” EDİLDİ…

VE CİZRE “ALTÜST” EDİLDİ…

Ve cizre altüst edildi

İlahi adaletin yeryüzündeki tecellisi olacak olan İmam Mehdi’nin (a.f.) zuhur edeceği dönemin özelliklerine ilişkin o kadar çok hadis vardır ki bunların birçoğu yeri geldiğince gün yüzüne çıkarılacak değerli cevherler olarak hadis kitaplarının sayfalarını süslemekte, zamanı gelene kadar nasıl bir hakikati ifşa ettikleri tam olarak anlaşılamamaktadır. Tıpkı çağlar üstü olan Kur’an’ın manasının insanlığın kemale ulaştığı her çağda daha fazla idrak edilmesi ve beyan ettiği yeni hakikatlere ulaşılması gibi, O’nu insanlığa tebliğ eden ve kendi heva ve hevesinden konuşmayacağı bizlere bildirilen Resulullah’ın (s.a.a.) ve O’nun (s.a.a.) Ehl-i Beyt’inin (a.s.) tahrif edilmemiş sözleri de çağlar üstü olarak insanlığı her asırda aydınlatmaya ve insanlığa yol göstermeye devam etmektedir. Bulunduğu asrın ilminden ve genel durumundan bi-haber olmayan her aklın önünde, bu hazinelerden herhangi birine denk geldiğinde hakka ulaştıracak bir kapı aralanmakta, hakikatin yolu ayan beyan ortaya çıkmaktadır.

Ali Korani’nin Kevser yayınlarından çıkan “Zuhur Asrı” adlı kitabı da işte böyle hazinelerin bizim için ifşa olmasına, içinde bulunduğumuz durumu daha iyi analiz etmemize vesile olduğu için bu kitaptaki birkaç hadisi bugünü beraber yorumlamak adına sizinle paylaşmak ve üzerinde tefekkür etmek istiyoruz. Ali Korani, “İslami Mücadelede Hizbullahi yol” kitabının müellifi olarak çizgisini bildiğimiz ve kendisine güvendiğimiz bir yazar olduğundan ve hadislerin kaynağını da kitabından belirttiğinden dolayı oradan yaptığımız alıntılara itimadımız tamdır. Ama kitap 1987 yılında neşredildiğinden ve hatta bu yıldan yaklaşık 20 yıl önce kaleme alındığı, sonradan yeni düzenlemelerle 1987 yılında yayınlandığı yazar tarafından bildirildiğinden ve yazarın kitaptaki hadisleri yaşadığı yıllara göre yorumlamasından dolayı bizler sadece hadisleri kitaptan alıp şerhini bugünlere uygun olarak kendimiz yapmaya çalışacağız.

Elbette ki yazarın kendi yorumlarının ve tespitlerinin birçoğu da halâ geçerliliğini korumaktadır ama bazı noktalar bugün daha net olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bu hadisler ahir zamanın bütün belirtilerinin ortaya çıktığı bugüne aittir ve ancak bugün gerçek anlamlarını insanlığa sunabilirler. Ancak bugünlerde “süfyani”nin kim olduğuna işaret edebilir, onun planlarını deşifre edebilirler. Ancak bugünlerde Mehdi İnkılabının değerinin anlaşılmasını sağlayabilirler ve “olsa da olur olmasa da olur” zihniyetinin tahribatını ancak bugün ortaya koyabilirler. İslam İnkılabına neden bu kadar bağlı olduğumuzu, İmama neden İmam dediğimizi, süfyana ve onun sistemine neden karşı olduğumuzu bu hadisler ancak bugün bizi anlamayanlara öğretebilirler. Öyleyse buyrun incelememize başlayalım.

Öncelikle belirtelim ki bu yazımızda kitabın bütünün ele almayacağız. Hatta kitabın sade ilk bölümünde geçen 3-5 hadis ekseninde günümüzü yorumlayacağız ki akledebilenler için bu sayı yeterli olacaktır. “Anlayana sivrisinek saz” misali vereceğimiz örneklerin zihinlerde karanlıkları dağıtacağını düşünmekteyiz. Hadislerde İmam Mehdi’nin(a.f.) zuhur edeceği topraklar olarak bugün “ortadoğu” diye adlandırılan bölge işaret edilmiş ve zuhurdan önce İran ve Yemen’de İmam’ın taraftarı olacak iki devlet kurulacağı beyan edilmiştir. İran’da Horasanlı bir seyyid ve askeri bir çehrenin öne çıkacağını, Yemen ‘de zuhurdan hemen önce bir kıyam ve devrimin olacağını, Yemen’deki yiğitlerin Hicazı düzene sokmak için İran’daki yiğitlerle işbirliği yapacağını yine hadisler bize bildirmiştir. Bu tür hadisler İslam İnkılabından sonra şahit olduğumuz hakikatin ve 2 yıl önce Yemen’de vuku bulan İslam Devriminin çok güzel bir müjdesidir. Horasanlı yiğidin kim olduğuysa izahtan varestedir.

Ayrıca yine benzer hadislerde İmam Cafer Sadık (a.s.) “Abdullah” adlı bir kralın ölümünü ve ondan sonra o krallıkta yaşanacak çatışmaları ve bunların uzun sürmeyeceğini beyan ettikten sonra “zuhurun alametlerinden biri de bu Harem’de meydana gelecek bir olaydır” dedikten sonra bu olayın bazılarının başkalarını öldürmesi olacağını açıklamıştır. Ve Ramazan ayının 23’üne işaret edilmiştir. Geçen sene ölen kralın isminin Abdullah olması, sonrasında suudların taht kavgasına tutulması ve yine geçen sene yaşanan hac katliamı bu hadisin de verdiği haberin gerçekleştiğini bize göstermiştir.

“Onun zuhuru doğu tarafında başlayacak. O zaman geldiğinde süfyani çıkacaktır” diye bizi uyaran hadisler, Salman-ı Farisi’nin (r.a.) milletinden bir yiğidin Kum’da insanları hidayete çağıracağını, başarılı olacaklarını, haklarını arayacaklarını ve hakları verilmeyince silaha başvuracaklarını “bayraklarını Kudüs’te dalgalandırıncaya kadar hiçbir şeyin onları kararlarından vazgeçiremeyeceğini” belirterek sizlerinden gayet rahat anladığınız bir biçimde İslam İnkılabının müjdesini vermekte, İnkılabın Mehdi İnkılabı olduğunu, İmam Mehdi’nin bu İnkılabın başında hareket edeceğini ortaya koymaktadır.

“Osman Süfyani”nin hurucunun kaçınılmaz olduğu, onun bu hurucunun katliamlarla geçeceği, Irak’ı Mehdi (a.f.) hükümetine karşı koymak için işgale çalışacağı da hadislerin verdiği bilgiler arasındadır ki burada bizim ilgimizi çeken süfyani’ye isim olarak “Osman” isminin verilmesidir. Yaşadığımız bu yıllardan önce bu hadisler nasıl yorumlanmıştır bilmiyoruz ama bugün “yeni Osmanlı” sevdasını kendisine bayrak yapan süfyani’nin, hadislerde beyan edilen kişi olduğunu, “Osman” isminden dolayı gayet net olarak anlayabiliyoruz. Yani aslında bu isim, isim olmaktan ziyade bir işaret olarak hadislerde yer bulmuştur bize göre ki süfyani’nin Şam ve Irak’ı işgal etme gayretleri de bizleri doğrulamaktadır. Ama bir delil daha vardır ki o da “süfyani’nin Hicaz’a yönelip, oradaki zayıf iktidarı güçlendirmeye çalışacağını” beyan eden hadislerdir. İlginçtir süfyani, habire umre(!) yapmakta, Hicaz’ın işgalcileriyle çok fazla haşır neşir olmaktadır.

Devam edelim… “Yemani’nin bayrağı kadar hiçbir bayrak hidayete erdiren değildir. Onun kıyamından sonra halka silah satmak yasaklanır. O halde onun yardımına koşun. Ona yardımdan kaçınmak hiçbir müslümana caiz değildir. Kim kaçınırsa cehennem ehli olur. Çünkü o, insanları hakka ve doğru yola çağırmaktadır” hadisi ile Yemen’deki Hizbullahi hareketin “Abd’ye, İsrail’e ölüm” yazılı bayrağının gerçek düşmanı teşhisin sembolü olması ve Allah’ın (c.c.) büyüklüğünü beyan edip İslam’a yardımcı olmak gerekliliğini ortaya koymasından dolayı hidayet edici rolü ve o bayrağa gönül verenlerin zalimler karşısındaki dik duruşları övülmüş ve onlara yardımcı olmanın imanın gereği olduğu beyan edilmiştir ki bugün Yemen Hizbullah’ının yegane dostu ve yardımcısı İran İslam İnkılabı, düşmanı ise süfyani önderliğindeki şer cephesidir.

Yine hadislerde ilk fitneyi Rumlar (Batı) ve Türkler’in oluşturacağı da bizlere bildirilmiştir. Yazar bu hadislerde Türkler’den kastın Ruslar olabileceğini beyan etse de bize göre hadis milliyeti değil, fitnenin merkezi olan toprağı işaret etmektedir. Ayrıca Ruslar da aynı fitnenin bir başka unsurudur. Yani fitne bu topraklarda ortaya çıkacağı için ve süfyan burada zuhur edeceği için “Türk” kelimesi kullanılmıştır. Ama en can alıcı hadis Cizre ile ilgili olan hadistir. Hadis çok uzun olduğundan buraya sadece ilgili kısmı almakla yetineceğiz. “Ümmetim için 4 fitne zahir olacak…Dördüncü fitne de sağırlık ve körlük herkesi kapsayacak,fırtınalı denizdeki gemi gibi kurtuluş yolu gözükmeyecek, halk hiçbir sığınak bulamayacaktır. O fitne Şam’dan başlayıp, Irak’ı kapsayacak, Cezire’yi (CİZRE) alt üst edecektir…”

Ve CİZRE alt üst edildi. Kimin eliyle? Kim Şam’ı, Irak’ı kapsayan bir fitneyi planlayıp, uygulayıp sonra da CİZRE’yi alt üst etti? Bu işin sorumlusu kim? Bunun cevabı süfyaniyi de bize tanıtmış olacaktır. Allah Resulü (s.a.a.) adeta süfyaninin adresini vermiş ve bizleri uyarmıştır. Bu sayfalarda düzenli olarak süfyaninin şerrinin ve fitnesinin gelmiş geçmiş bütün zalimlerden daha fazla olduğunu beyan eden bizler, bu hadis ile doğru tespit yaptığımızı görüp bize böyle bir tespit yapma bilinci aşılayan mektebimize ve İmam’a gerçekten bağlı alimlerimize bir kez daha minnettar olduk. Artık karanlıkta kalan bir nokta bulunmamakta, görmek isteyen göz için hakikat “ben buradayım” diye haykırmaktadır. İnsanlarımızın süfyani ve ona bağlı olan dili iyi laf yapan münafıklar tarafından zehirlenip sağır ve kör hale getirildikleri için hakkı bir türlü neden kabullenemedikleri de bu hadis ile ortaya çıkmıştır artık.

Artık ister şii olsun ister sünni, her kim süfyaninin sarayındaki masaların mezesi olursa ümmetle bağı kalmamıştır. Ahir zamanda yanlış safı seçmiş ve dünyası için ahiretini hiçe saymıştır. Her kim süfyaniyi ve onu var eden sistemi bilerek överse İmam Mehdi’nin (a.f.) düşmanının dostu olmuştur. Hiçbir maslahat süfyani olduğu ayan beyan belli olan birinin varlığını kabullenmeyi gerektiremez. Onun varlığını kabul eden ondandır onun safındadır ve Süfyani, Şam’da helak edildiğinde onun birlikte helak olacaklardır.

Daha fazla söze gerek yoktur. Hüccet tamamlanmış, hak batıldan, iyi kötüden ayrılmıştır. Zaman, sahibinin emrine girmek üzere kendine çeki düzen vermekte, yeryüzü üzerindeki pisliklerden kurtulmaya çalışmaktadır. Her katliam, o katliamın sahibinin sonunun yaklaştığının müjdesini vermektedir. İlim, merkeplerdeki yük olmaktan çıkmakta, hidayet vesilesi olarak İnkılabın coğrafyasında parıldamaktadır. Cizre gibi topraklardaki katliamların menşei Kudüs’te ortaya çıkmakta ve süfyani kaderi gereği kendini ifşa edip ipini çekmektedir. Öyleyse süfyaninin dostu düşmanımız, gerçekten düşmanı ise dostumuzdur, ona saygı duyana saygı duymaz, onu seveni sevmeyiz. Yolumuz bellidir. Rehberimiz bellidir…

siyasetmektebi.com

3 yorum

  1. Dışarda kalan vatandaşlarımıza ücretsiz ev temin edilmelidir.

  2. Evleri yıkılan insanlara en kısa sürede ev yapılıp verilmelidir.

  3. yazık o kadar insana evsiz barksız kaldılar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top