Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / SÜFYANİSİZ KUDÜS GÜNÜ OLMAZ…

SÜFYANİSİZ KUDÜS GÜNÜ OLMAZ…

Tam 38 yıldır siyonizmin kalbine saplanan hançerin her yıl daha derine doğru itildiği Kudüs günü, İslam’ın Süreyya yıldızındaki gurbetine son veren aziz İmam’ın (r.a.) yüceliğinin, basiretinin ve gaybi yardımlarla kuşatılmışlığının bir göstergesi olarak ilk kutlanılmaya başlandığı andan itibaren ümmet bilincini geliştirdiği gibi küfrün saraylarını sarsmayı da başarmış, Kudüs’ün varlığında kendini bulan özgür ve yaşanabilir bir dünya ümidi siyonizm ile kirletilmiş ruhlarda çiçek açarak yeniden yeşermiştir.

Bugün, esaretle geçmiş bütün asırların prangalarından kurtularak izzet ve şahsiyet kazanan mazlumların yeryüzünün zalimlerden intikam almaya başladıkları o çetin günün habercisi olarak kutlanmaya ve idrak edilmeye başlandığından bu yana, her yanımızı sarmış olan zillet necasetinden arındığımız ve şehitlerin pak kanlarıyla aldığımız abdest ile kıyama durduğumuz bir gün olarak gecenin defterini dürmüş, kartondan kaplanların korku imparatorluklarını yerle yeksan eylemiş ve acziyet hastalığının dermanı olmuştur. Halkların gerçek tabibi olan İmam (r.a.), hastalığı teşhis ettikten sonra tedaviyi bugün ile başlatmış ve vahdete bağlı direnişi ilaç olarak bize sunmuştur.

Nasıl ki Kudüs bir şehir olarak bütün yeryüzünü sırtında taşımakta ve yeryüzünün sahiplerine ait anahtarı kalbinde saklamaktadır, Kudüs günü de yaratılalı beri insan olma serüvenine adım atan beşerin başından sonuna kadar bütün ömrünü içinde barındırmakta, iyiyle kötünün savaş meydanı olduğu için geçmişin ve geleceğin kaderini yüklenmektedir. Bugün ile birlikte Ramazan’da zincire vurulmuş olan cinni şeytanların görevlerini onlara taş çıkartacak şekilde ifa eden ve kendilerini Ramazan’ın zinciri bağlamayan insi şeytanların elleri, kolları bağlanmakta, nifak kusan ağızlarına gem vurulmaktadır. Anlayacağınız Ramazan’ın cinni şeytanlara yaptığını Kudüs günü insi şeytanlara yapmaktadır.

Nefsini Ramazan’da terbiye eden her müslümanın, ruhunu güçlendirmek ve arındırmak için “elinde bir kova suyla” her alanda “ben buradayım” diyerek haykırması imanın gereğidir. Çünkü bugün, imanın şartlarının somutlaştığı ve ayaklandığı bir gündür. Çünkü bugün, emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münkerin temelinde, cihad ve şehadet sütunları arasında, vahdet, izzet ve hamaset tuğlaları ile örülmüş olan imanın, basiret mevsimindeki meyvesidir.

Bu yüzden yeryüzünün her coğrafyasında milyonlar meydanlara inmekte, İmam’larının çağrısına her türlü bela ve musibeti göze alarak “lebbeyk” demektedirler. Ve yine bu yüzden renklerinin, ırklarının, mezheplerinin ve hatta dinlerinin vahdet aşkının ateşinde eridiği bütün mazlumlar yek vücut olarak asıl düşmana dikkat çekmek için cihanın her noktasında yüzlerini Kudüs’e dönerek Allah’a (c.c.) yönelmektedirler.

Ayrıca bugün hak ile batılın somut olarak ayrıştığı ve batılın bütün maskelerinin sökülüp atıldığı bir gün olarak İmam (r.a.) tarafından idrak edilsin diye ilan edildiğinden beri, nifakın neferlerinin yüzleri meydana çıkmış ve yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi imanın şartları yek vücut olarak nifakı yerle yeksan etmiştir. Öyleyse bugün geçmişlerin hikayelerini anlatarak kutlanılacak bir gün değil, bugünün ve geleceğin düşmanlarının gizlendiği perdelerin bir bir parçalandığı bir gün olarak idrak edilmelidir. Bugün dosttan bahsedildiği kadar düşmandan bahsetmek, bugünü mazlumların daha net olarak algılamasına vesile olacak ve Kudüs’ün özelinde bütün alemin kurtuluşuna zemin hazırlayacaktır.

O halde İmam’ın (r.a.) ve İslam İnkılabının anılmadığı bir günün Kudüs günü olamayacağını söylediğimiz gibi, Kudüs’ün düşmanlarının anılmadığı bir günün de Kudüs günü olamayacağını beyan etmemiz gerekir. Kudüs gününde sadece gasıp siyonist çeteden bahsederek ve onu kınayarak tükettiğimiz nefeslerimiz, o siyonist çetenin “varlığına ihtiyaç duyanların” ömürlerine eklenmiş nefesler olarak bize geri dönecektir ve böyle bir günde zulüm yok olmaktansa nifak libasına bürünüp saltanat sahibi olacaktır.

Siyonizmin varlığını garanti altına alan ve her alanda onunla dostluğunu beyan eden süfyaninin ve avanesinin zulümlerinin ele alınmadığı, ihanetlerinden bahsedilmediği bir Kudüs Günü etkinliği yukarıda bahsetmiş olduğumuz sebepten dolayı bizim için değerli değildir artık. Bu tip bir etkinlik hedef saptırmadan ve hakkı batılla karıştırmadan öteye geçmeyecek ve bu tip etkinliklerin başında bulunanların şöhret aracı olarak kullanılacaktır ve bugüne kadar da kullanılmıştır. Böyle bir Kudüs Günü siyonistlerin dostlarının da desteklediği bir gün olacak, 15-20 kişinin siyonist elçiliğinin önünde 3-5 slogan atması ile koskoca memleketin bütün mazlumlarının gazı alınmaya çalışılacaktır ama kimseye o elçiliğin neden ve kimin izniyle hâlâ bu topraklarda bulunduğu sorusu sordurulmayacaktır. Ola ki bu soru sorulursa öne o kadar çok “sebep”(!) ve maslahat(!) sürülecektir ki devrim yaptığı ilk andan itibaren siyonizmle bütün ilişkilerini kesen ve siyonist çetenin ortadan kaldırılması gerektiğini beyan eden İmam’ı (r.a.) seven halka, İmam’ın (r.a.) ilan ettiği gün kullanılarak siyonist varlık benimsetilecektir.

İşte bugün görmekteyiz ki ömrünü kapitalist sömürü düzeniyle mücadeleye adayan Che Guevera’nın, bugün kapitalist düzenin gelir kaynağı haline gelmesi gibi, ömrünü vahdete ve siyonizm gibi bir şerrin yeryüzünden silinmesine adayan İmam’ın (r.a.) ilan ettiği Kudüs Günü de bugün siyonizmin hamisi ve lideri olan süfyaninin yaltakçılarının, yağcılarının elinde gelir kapısına dönüşmüştür. Kudüs ismi bu tiplerin elinde dernek ve tv ismi olarak kullanılmaya başlandığından beri bu isim süfyaniye övgüler dizilen mekanlarla beraber anılmaya başlanmıştır. Süfyani için gözyaşı dökenlerin, süfyaninin desteklediği ve idare ettiği siyonizmin kurbanlarından bahsetmesi kadar tiksindirici bir durum yoktur bugün. Kudüs esir olduğu gibi Kudüs Günü de bu tiplerin dillerindeki zindanlara atılmış ve yıkması gerektiği düşmanının sarayının sütunu haline getirilmeye çalışmıştır.

Süfyani’nin varlığını meşru görüp O’nun saraylarındaki yuvarlak masalarda bulunmak için her türlü zillet taklasını atanların dilindeki Kudüs Günü ile İmam’ın (r.a.) izzet ve şerefin sembolü olarak belirlediği Kudüs Günü asla aynı güne denk gelmemektedir. Çünkü İslamın takvimi ile Süfyani’nin takvimi ne bu alemde ne de diğer alemde çakışmamaktadır. İslam hiçbir devirde hiçbir zalime rahmet okumadığı, hiçbir zalimi övmediği gibi zalimlerin dostlarına da merhamet etmemiştir. Öyleyse bilinmelidir ki “ağayı reis” diyen dillerin ataları geçmişte “ağayı Yezid” zikrini vird edinmişlerdir ve bu dillerdeki İslam(!) Muhammedi İslam değildir.

Dikkat edilmesi gereken en temel husus Kur’an hangi peygamberden (a.s.) bahsetmişse o peygamberin (a.s.) devrindeki zalimden de bahsetmiştir. İslam hakkı somutlaştırdığı gibi batılı da somutlaştırmıştır. İbrahim (a.s.) dediği yerde Nemrut da demiş, Musa’yı (a.s.) anarken Firavunu’u, Haman’ı, Bel’amı, Karun’u da unutmamıştır. Ebu Leheb’i bile bizlere zihniyeti ile düşman olarak beyan eden ve ellerini kurutan İslam’ı anlatanların bugünkü İslam düşmanlarına hiç değinmeden geçmeleri İslam’a değil düşmana hizmettir. Somutlaştırılmamış her düşman toplumun sinesine saplanmış bir hançer olarak orada bulunmaya ve toplumun damarlarını kesmeye devam edecektir. Ve toplum geçmiş düşmanlara lanet ederken asıl düşmanın peşine takılmaktan kurtulamayacaktır.

Kanaat önderiyim diyerek ortalığa dökülenlerin kastı aslında takipçilerinin dertlerinin dermanını bilen tabipler olduklarıdır. Ama bizler şunu gayet iyi biliyoruz ki imkanı ve ilmi olduğu halde hastalığa sebep olan “mikrobu” tespit etmeyen, o “mikroba” karşı tedbir almayan ve hastasını tedavi etmeyen ama o hasta için oturup ağıt yakan doktor doktor değil sahtekardır. Böyle bir doktorun eline düşmüş olan hasta maddi olarak soyulduğuyla kalmaz, hayatını da kaybeder.

Öyleyse gerçek bir tabipin arayışına girmek her hastanın kendine karşı en temel sorumluluğudur. Bugün Süfyani gibi bir hastalığa sahip olan insanlığın aradığı tabip o hastalığı teşhis eden, somutlaştıran ve o hastalığın bütün sinsiliğine vakıf olan, dermanını bilen bir tabiptir ve bu tabip İslam İnkılabı’nın mektebinde İmam’ın tedrisinden geçmiş olmalıdır. İnkılaba ve İmam’a karşı asla “ama”sı olmayan, hiçbir maslahat için ümmetin düşmanlarının varlığını onaylamayan bir tabibin önderliğindeki Kudüs Günü’nün bu topraklardaki ilk hedefi siyonizmin gelmiş geçmiş en büyük hamisi olan Süfyani olacaktır. Bunun dışındaki bütün eylemler göz boyamaktan öteye geçemeyecektir.

Kısacası demek istiyoruz ki Hacc’da şeytan taşlandığı gibi Kudüs Günü’nde Süfyan taşlanmalıdır. Gerisi laf-u güzaftır…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top