Pazar , 24 Mart 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / SİYONİZMİN KARİKATÜRÜ…

SİYONİZMİN KARİKATÜRÜ…

paris saldırısı

Bir sığırı dahi kesmemek için Allah’ın (c.c.) emirlerine itaat etmemeye meyilli olan ve peygamberlerini (a.s.) kendi heva ve hevesleri için öldürebilen dünyanın kullarının yegane dini olan siyonizm, buzağılar üretip tapacak kadar materyalist bir bakış açısına sahip olduğundan, ilahlarını madde ile tanımlamayı din edinenlerin dört elle sarıldıkları ve iman ettikleri yegane inanç ve ideolojidir. Bu din veya ideolojinin en temel özelliği hiçbir renginin olmaması, kendi hedeflerine hizmet edebilecek bütün renkleri bağrına basmasıdır. Siyonizm, ilahi hiçbir din ile uzaktan yakından bir bağı bulunmamasına rağmen, insanlığın başına musallat olabilmek için bütün ilahi ve beşeri dinlerin içinden kendine hizmet etmeye niyetli olanları dünyayı onlara sunarak uşak edinmekte, onların mensup oldukları dinlerinde sebat göstermelerini isteyerek o dinlerin samimi bağlılarının arasına sızacak ve onları yönetecek imkanlar elde etmektedir. Bu yüzden büyük şeytanın en önemli temsilcilerinden biri olan Joe Biden’ın tabiri ile “siyonist olmak için yahudi olmaya gerek yoktur”, çünkü az önce de belirttiğimiz gibi siyonizm, hangi dinden ve mezhepten olursa olsun dünyaya tapanların ortak ideolojisidir. Bu meyanda Papa her türlü tavrı ve beyanatları ile samimi bir siyonist olabilirken, direniş cephesinin karşısında yer alan şii-sünni bütün bel’amlar, tağutlar, süfyaniler de dillerinden ziyade icraatleri ile siyonistliklerini artık alenen ortaya koyabilmektedirler.

Kur’andan öğrendiğimiz kadarıyla en azından kökü Samiri’ye kadar uzanan bu sapkın ideolojinin, pragmatizmden başka herhangi bir felsefesi bulunmamakta, işine yarayacak her aracı hedefine ulaşmak için kullanmaktan zerrece çekinmemektedir. Yeryüzünde kendinden başkasına yer olmadığı tezini kendi nefsinin ürettiği ayetlerden yola çıkarak ortaya atan siyonizm, sadece kendi varlığını en mükemmel halde inşa etmesine yardımcı olacak fikirlere ve bireylere yaşam hakkı tanımakta, onları ideallerine ulaşmakta kullanacağı köleler olarak tanımlamaktadır. Şeytanın fikirsel tezahürü olan siyonizme sırf dünyalıklar adına iman eden ama doğuştan siyonist olmayan şahsiyetsizler güruhu, siyonizm için, işe yaradıkları ölçüde değer taşımakta, fayda sağlamayacakları anlaşıldığı anda gözden çıkarılabilmektedirler ki siyonizm bu konuda o kadar “usta”laşmıştır ki bu gözden çıkarma eylemini dahi kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecek oyunlar tezgahlayarak bahsi geçen şahsiyetsizlerin üzerinden siyonizmin ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Uşaklarına siyonizmi bir inanç ve ideoloji olarak tanımlayan ve öğreten siyonizmin küresel ölçekteki en önemli temsilcileri, dünyaya hükmetme adına kendilerini her türlü tehlikeden beri kılmaya çalışırken, bu uşaklarının yüreklerine maddi sevgiyi öyle bir yerleştirmektedirler ki akıl devre dışı kalmakta ve maddeye ulaşma derdine düşenler canlarından bile geçebilmektedir. Özellikle sosyalizm ve onun sonraki aşaması olarak takdim edilen ama bir türlü tatbik edilemeyen komünizmin saf bağlıları, bu ideolojiyi kendilerine anlatan siyonist liderlerin aksine, tamamen maddi temellere dayanan fikirleri uğruna canlarından vazgeçmek gibi çelişkili durumlara düşebilmektedirler ki bu durum kapitalizm, şovenizm, faşizm vb. yapay ve sonradan uydurulmuş siyonist ideolojilerin bütün bağlıları için geçerlidir.

İşte tam bu noktada siyonizm, insanlık tarihi boyunca hep batıl cephesinin fikir babası olduğundan, hak-batıl arasında çıkan bütün savaşlarda pay sahibi olmuş, insanların birbirine kırdırılmasında etkin bir rol oynamıştır. Hatta kendine ait müstakil bir devlet kurabilmek adına iki dünya savaşı tezgahlayıp milyonlarca insanın kanının akıtılmasını zevkle izlemiş, içinde neşv-u nema bulduğu yahudiliğe mensup olanlara dahi acımadan onların katledilmesini sağlayarak kendi mazlumiyetini ilan etmiştir. Bu sayede yaptığı ve yapacağı bütün zulümlere kılıf uyduran ve kendinden olan yöneticiler vasıtasıyla halklara bu mazlumiyetten dolayı suçluluk hissini tattıran siyonizm, dünyanın bir çok yerinde tüm insanlığa ait olan kaynakları ele geçirerek hem daha da güçlenmiş hem de kendine karşı çıkılmasını suç saydırarak başta Filistin olmak üzere değişik bölgelerde işleyeceği cinayetleri örtbas etme derdine düşmüştür. Bundan 13 yıl önce de büyük şeytanın memleketinin göbeğinde üç binden fazla kendinden olmayanı katlederek yine kendi hedeflerini uygulamaya bahane üretmiş olan siyonizm, bu vesile ile İslam beldelerine direkt saldırmış milyonlarca müslümanı ve mazlumu katletmiştir.

Artık herkesin az çok çehresini bildiği ve kendisini tanımaya başladığı siyonizm, süfyaniler ve onlara bağlı bel’amlar vasıtasıyla kendini gizlemeye ve katliamlarına “kader” süsü vermeye çalışsa da, İslam İnkılabının nuru ve direniş cephesinin baharı müjdeleyen kardelenleri vasıtasıyla ciddi darbeler aldığından ve yeni uşaklarının siyonizmin planlarını bir türlü tam olarak icra edemediğini gördüğünden yine kendi içinden kurbanlar seçerek dünya tanrısına ve Samiri’nin buzağısına hediye etmiş, Fransa’da kendisine ve vaadlerine güvenerek Resulullah’a (s.a.a.) hakaret etmiş olan karikatüristleri, kendi askerleri vasıtasıyla ortadan kaldırmıştır. Bunu da kameralar önünde tam bir tiyatral havayla gerçekleştirerek, etleri ve kanları kendine ulaşmayan kurbanlarının mazlumiyetlerini, hedefleri uğruna kullanmak için bir bahane kılmıştır. Zira siyonizm, kendi elleriyle yaptığı vahhabi-selefi putunun artık hiçbir işe yaramadığını farkedince onu yemenin zamanı geldiğini, bu yemek için oturacağı sofranın da direniş cephesinin yanı başı olduğunu düşünmektedir.

İki yıl önce karikatürleri yayınlayarak aslında nasıl bir oyuna geldiklerini dahi farkedemeyen Hakk’ın ahmak düşmanları, kendilerini pohpohlayan siyonizme aldanarak bu zamanlarda kullanılmak üzere depolandıklarının bilincinde olmadıkları için, batıl cephesinin kahramanları gibi pozlar vermiş, “ayakta ve dimdik ölmek istiyorum” gibisinden sloganlarla ahmaklıklarının derecesini ifşa etmişlerdir. Bugün ayakta ölmek isteyenler arkadan vurulmuştur ve kanları onları alkışlayanların ellerini yıkamıştır. Bunun bizim için herhangi bir sakıncası yoktur. Halk arasında meşhur olan “dinsizin hakkından imansız gelir” hakikati bir kez daha vuku bulmuştur ki “Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def’i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı.”(Bakara 251) ayeti mucibince küfrünü hakaret ile ifade edenlerin dilleri, yine kendileri gibi azılı kafirlerin eliyle kesilmiştir. Bu konuda taraf olmamıza gerek yoktur. Fiili olarak içimizi rahatlatmıştır bu eylem ki Resulullah’ın (s.a.a.) intikamı alınmıştır. Kendi aralarında hangi oyunlarla birbirlerini temizleseler de umurumuzda değildir. Fakat önemli olan bu eylemin sonucunda ulaşmak istedikleri hedeftir.

Bu noktada bazı kardeşlerimiz yine “barış kelaynağı” kesilip her türlü istişhadi eylemi, bu danışıklı döğüşü bahane ederek tel’in etseler de bu eylem ne istişhadi bir eylemdir, ne de müslümanların gerçekleştirdikleri bir eylemdir. Ama mevzu istişhadi eylemler ise bu kardeşlerimizin İslam tarihini tekrardan gözden geçirmelerini, İslam’ın neredeyse bütün savaşlarının şehadet eylemi olduğunun bilincine varmalarını, özellikle işgal edilmiş beldelerde vatanı işgal edenlere acımanın zillete neden olacağını anlamalarını tavsiye ediyoruz. Sadece siyasal söylemlerle hiçbir savaşın kazanılmadığını ve elde bulunan bütün imkanlar ile vatanı işgal edenlere karşı savaşılmasının aslolduğunu idrak edemezsek, siyonizmin “fikirlerinizi söyleyin yeter” afyonunun kurbanı olacağımızı da bilmemiz gerekir.

Diğer taraftan İslam İnkılabına ve İmam’a sahip olduğumuzdan ve basiretin kaynağından beslendiğimizden, siyonizmin ve batılın bu tür oyunları karşısında zerrece endişeye kapılmadığımızı, bu oyunun da eninde sonunda başarısızlığa uğrayacağını, “ümmet için yenilgiler çağının kapandığını” ve “tuzak kuranların en hayırlısının Allah (c.c.) olduğunu”(Al-i İmran 54) bildiğimizden ve buna iman ettiğimizden dolayı müsterih olduğumuzu belirtmek isteriz ki artık siyonistlerin dahi yeni bir oyun geliştiremediğini görmek zafere olan ümidimizi arttırmakta ve zaferin önündeki sis perdesinin aralanmasına neden olmaktadır. Varsın birbirlerini kendi aralarında hangi amaçla olursa olsun katletsinler ve yok etsinler. Bizler Allah’a (c.c.), Resule (s.a.a.) ve bizden olan ulul emr’e iman edip itaat ettiğimizden dolayı “üzülüp gevşemeyiz” çünkü “üstün gelecek olanlar bizleriz”(Al-i İmran 139).

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top