Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / SİYASETMEKTEBİ 3 YAŞINDA…

SİYASETMEKTEBİ 3 YAŞINDA…

siyasetmektebi-3-yasinda

Tam 3 yıl geçti bismillah diyerek yola çıktığımızdan beri. İlk andan itibaren bizim bildiklerimizi bildiğinizi bildiğimizden öğretme derdine hiç girmedik. Bizimkisi sadece hatırlatma ve bildiklerinizi nasıl kullanacağınıza dair bir yol gösterme çabası oldu hep. 3 yıl boyunca 270’in üzerinde yazı ve şiirle içinizdeki mazluma seslenip onu harekete geçirmek için uğraştık.

Çaresizlik ikliminde kurumaya yüz tutmuş ümit ağacınızı Resulullah’ın (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt’in (a.s.) dergahından getirdiğimiz ab-ı hayat ile sulamaya çalıştık. İmanınızdan dolayı izzetli olmanız gerektiğini ve boyun eğmenin iman ile örtüşmediğini ayetler ile ispatladık. Zalimlerin zulümlerinden başka bir güçlerinin olmadığını anlatıp İslam İnkılabını örnek alarak ve İmam’a tabi olarak vahdet silahına sarıldığımızda sarayların yerle yeksan olacağını örnekleri ile izah ettik.

Bazen hasbihal ederek içimizde yanıp tutuşan kıyam ateşini sizinle paylaştık. Gündemi saptırmak için çabalayan zalimlerin asıl niyetlerini o gündemi analiz ederek ortaya koyduk ve kendi gündemimizi sizinle paylaşmak için uğraştık. Çünkü biz, mensubu olduğumuz mektepten ve her hücremizle bağlı olduğumuz İmam’dan kaynaklanan basiretimizden dolayı puslu havalarda dahi açık ve net bir görüşe sahip olabildik ve bunun temel sebebi de yıllar boyunca İslam İnkılabının ve İmam’ın mesajlarını “ama”sız sahiplenip bu sayede dostu ve düşmanı tanıma hasleti kazanmış olmamızdı. Bu yüzden zihinlerin karıştığı, gözlerin köreldiği, nifağın gönüllere yerleşmek için yoğun gayret sarfettiği dönemlerde dahi dostu da düşmanı da teşhiste yanılmadık ve teşhis etmekten ve sizlere de kim olduklarını söylemekten bir an dahi olsa çekinmedik.

Ve tüm bu çabalarla, uğraşılarla bizim için gerçekten yorucu geçen 3 yılı geride bıraktık. Bu 3 yıl boyunca bir çok övgü de aldık, bir çok eleştiriye de maruz kaldık. Dik duruşumuzu övenler olduğu gibi, neden yumuş”ak” olmadığımızı sorgulayanlar da oldu. Bize sarayın meşruiyetini izah için kırk takla atanlarla dahi muhatap olduk. Zulüm sistemlerinin herhangi bir unsurunu kurtarıcı diye benimsemiş olanların sürekli olarak saldırısına maruz kaldık üstelik bunlar birbirlerine de görünüşte düşmanlık besleyenlerdi ama iş zulmün sistemine eleştiri yöneltmek olunca bunlar birleşip bize saldırmaktan imtina etmediler. Çünkü bizim şahıslarla ve “3 harflilerle” işimiz yoktu. Biz tüm bunları var eden zulmü hedef alıyorduk ve bu kadar saldırıya maruz kalmamız da doğal oluyordu. En son zorla izletilmek istenen “tiyatroya” itiraz ettiğimiz için her mezhepten, her tıynetten ve her 3 harfliden bolca eleştiri ve tehdit aldık ki bugün o zaman söylediklerimiz de ne kadar haklı olduğumuzu herkes bizatihi müşahade etti.

Ama tüm bu eleştiri ve saldırılara rağmen 3 yılda bazı şeyleri de başardığımızı gördük ki bunun en önemlisi “süfyani”ye süfyani denilmesinin sağlanması oldu. İlk yazımızdan itibaren kendisini bu sıfatla tarif ettiğimiz ve eylemlerinin Resulullah’ın (s.a.a.) bizi uyarmış olduğu “süfyani” ile aynı olduğunu beyan ettiğimiz şahsa artık herkes bu adla hitap etmekte veya en azından “süfyani” denildiğinde isim ve cisim belirtilmezse dahi kimin kastedildiği net olarak bilinmektedir ki bu çok önemli bir kazanımdır. Zira insanlığın en büyük düşmanını teşhis ve tesbit ettiğimiz için münafıklar artık alenen onu övememektedir. Süfyani’yi savunmak artık siyonizmi ve büyük şeytanı savunmak ile eşdeğer hale gelmiştir bunda bizim de katkımız olduğu aşikardır.

Bir başka kazanımımız da İslam tarihinin yorumlanmasının ne şekilde olması gerektiğini takipçilerimizin artık çok iyi kavramış olmasıdır. Biz yaşayan bir tarihe sahip olduğumuzu ve geçmişimizin bugünü şekillendirmesi gerektiğini hep anlattık. Geçmişimizde yaşananları bugünden soyutladığımızda köksüz kalacağımızı ortaya koymaya çalıştık. Ne Yezid’in (l.a.) ne de Hüseyin’in (a.s.) ölmediğini ve bugün saraya karşı kıyamın devam ettiğini izah ettik. Bu yüzden Yezid’i (l.a.) ve Hüseyin’i (a.s.) tarihe hapsedip bugünün zalimlerinin saltanatlarını sağlamlaştırmaya çalışanların oyununu bozmak için uğraştık. Ve zannımızca belli oranda başarılı da olduk. Açılış gayemiz siyasi bilinç aşılamak olduğu için hep bu konu üzerinde yoğunlaştık ve en azından takipçilerimiz açısından bunu başardığımızı da gördük ki bu da bizim en önemli kazanımlarımızdan biri oldu.

Velhasıl sürekli olarak uzun uzadıya yazdık çünkü derdimiz çoktu ve eksiksiz olarak size ulaştırmak istiyorduk. Bazen sıkıldınız, bazen beğendiniz, bazen beğenmediniz ama biz Allah’ın (c.c.) izni ve yardımıyla sizden aldığımız destekle 3. yılımızı da doldurduk. Bundan sonraki süreçte amacımız gündeme yoğunlaşmak ve kendi gündemimizin oluşması için uğraşmaktır. İslam tarihi, siyer ve ayetlerden siyasi bilince yönelik yeterince delil sunduğumuzu düşünmekteyiz çünkü. Bu yüzden yazılarımızın sıklığı bundan sonra biraz daha azalacaktır. Ama yeri ve zamanı geldiğinde ve bize ihtiyaç hissedildiğinde yazılarımızla yine yanınızda olmaya devam edeceğiz.

Bari bu yazımız kısa olsun diye niyetlenmişken yine uzattığımızı farkedip burada kesiyor ve sözü siz değerli takipçilerimize bırakıyoruz. Her türlü eleştiri ve önerilerize açığız. 3 Yıl boyunca bizi yalnız bırakmadığınız için teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz…

siyasetmektebi.com

8 yorum

  1. S.a oncelikle tebrik ve basari niyaz ediyorum .Tabiki ben soru sormak istiyorum bugun cikan yazi abna.ir de yusuf karacanin yazisi.said nursi ile ilgili yazi .siZin bu konuda gorusunuz nedir,said nursi dedigi gibimidir., sizin said nursi hakkinda gorusunuz nedir. Vesselam

    • siyasetmektebi.com

      A.s.
      Güzel dilekleriniz için teşekkür ediyoruz.
      Bahsettiğiniz yazıdan haberimiz var. Bu yazı ve benzerlerini değerlendirmeden ve görüş belirtmeden önce bizim hiçbir şekilde herhangi bir mezhebi saikle hareket etmediğimizi, sadece ve sadece vahdete ve bu meyanda İslam İnkılabına ve İmam’a bağlı olduğumuzu, siyasi bilinç ve basiret ile birlikte olmayan bir imanının insanı “insan” yapamayacağını aksine zulme köle edeceğini düşündüğümüzü belirtmemiz gerekir.

      Said Nursi mevzusuna gelince. Bizim düşüncemize göre ömrünü siyonizmin bu coğrafyada ilk devletleşmiş haliyle yalnız başına da olsa mücadele ile geçirip boyun eğmemiş olan, yazdığı risalelerde vahdete ve ittihadın gereğine sürekli olarak değinen ve tefrikayı ümmetin önündeki en büyük tehlike olarak beyan eden bir alimin mezhebinin değeri yoktur. Bu alim hangi mezhepten olursa olsun bizim için değerlidir ve bizimle aynı yolun yolcusudur.

      Ama hayatlarının her anını mezhebi saiklerle yaşayan ve zerre siyasi bilince sahip olmayan niceleri böyle alimleri tanımak veya onların vahdetle ilgili fikirlerini yayıp ümmeti bir araya getirmek için hiçbir çaba sarfetmezken bu alimlerin kitaplarında (o da tümünü okumadan) eleştiri için cümleler aramakta, bütünden habersiz oldukları için parçadan yanlış anlam çıkarmaktadırlar. Said Nursi’ye bunca veryansın edenlerle mesela Mevlana’yı, İbn-i Arabi’yi vs. sapık bilenler arasındaki benzerliğin sebebi de budur.

      Örneğin o yazıda Hristiyanlar ile ilgili olan ve “Sadi Nursi Hristiyanları cennete sokuyor” mantığındaki bölüm zerre insafı olmayan ve bilgiye dayanmayan bir bölümdür. Zira anlatılmak istenen ile yazıda aktarılmak istenen farklıdır. O bölümü anlamak isteyen Şehid Mutahhari’nin (r.a.) adl-i ilahi kitabına bir bakmalı ve o şehidin aynı mevzudaki görüşlerini anlamaya çalışmalıdır. O zaman Said Nursi’nin de ne demek istediği ortaya çıkacaktır ki biz zaten mazlumun dini sorulmaz derken bunu kastetmekteyiz. Ayrıca Kur’an bile hristiyanları müslümanlara en yakın kesim olarak tanıtırken ve Hz. İsa’nın (a.s.) İmam Mehdi’nin a.s. arkasında namaz kılacağını biz bilirken böyle bir yaklaşım sırf demogoji olsun ve insanlar Said Nursi’den uzaklaşsın diye yapılmıştır.

      Diğer mevzular ise dediğimiz gibi bir şahsın bütün hayatı ve mücadelesi ile bütün yazdıkları bir arada incelenmediğinde ortaya çıkacak yanlış anlamalardır. Yine mesela bu yazıyı yazan gibilerin Ali Şeriati’yi kitaplarında geçen birkaç cümleden dolayı tekfir etmeleri gibi. Bu yüzden bu yazı bizim açımızdan değersizdir.

      Fakat asıl önemli olan biz bu yazının ve benzeri eleştirilerin Said Nursi’ye yöneltilmesinin asıl sebebinin şahsı veya yazdıkları olmadığını düşünmekteyiz. Said Nursi yaşadığı dönemde sürekli olarak deccali sistemle mücadele etmiş, ömrü sürgünlerde, hapislerde geçmiş, defaatle zehirlenmiş ve cesedi dahi tehlikeli görülmüş bir alimdir. Oysa bugün bu memlekette muhatap olduğumuz şii(!) kesimin büyük çoğunluğu var olan sistemle uyumlu olan, sistemi ve kurucusunu canı gönülden benimseyen, siyasi basirete zerre kadar sahip olmayan, süfyaniye dahi sadece şahsından dolayı eleştiren ve hatta onu bile savunan ve eleştirmeyen, sayın diye hitap eden bir kesimdir. Bu kesimin bizim deccaliyet hareketinin en önemli şahsı saydığımız birine canı gönülden bağlı olması ve onun kurduğu sistemi benimseyip sahiplenmesi, Said Nursi gibi birine düşman olmaları için yeterlidir. Yani mevzu aslında ilmi değildir. Mevzu sevdikleriyle mücadele etmiş olan birine duydukları kin ve öfkedir. Yoksa bir çok alim bir çok söz söylemiştir. O alimlerin doğrularını yayıp yanlışlarını sahiplenmemek varken bir alime yazdıklarından dolayı bu derece neden kin duyulur ki? Ya da bugün sünni olan birçok alimin işlerine gelen sözlerini ortalığı velveleye vererek kullananlar Said Nursi’nin sözlerinde ehli beyt mektebine hizmet eden veya vahdeti zaruri bilen cümlelere neden dikkat etmezler de habire anlamadıkları bir konuları gündeme getirip saldırmak ihtiyacı hissederler?

      Dediğimiz gibi, o yazıyı yazan ve o yazıdaki gibi düşünen süfyani rejimin şiilerinin de onlarla aynı mantıkta fakat görünüşte farklı mezhepte olan süfyani rejimin sünnilerinin ortak noktası var olanı koruma çabasıdır. Bu da ancak süfyani sistemin temelini savunmak ile gerçekleşebilir. O halde Sadi Nursi gibi sistemle uyuşmayan, vahdeti farz bilen izzetli, şerefli ve basiretli sünni veya şii alimlere yöneltilen eleştiriler ilmi değil siyasidir ki o siyaset süfyani’nin çanağından beslenmek için kuyruk sallayanlara aittir.

      Vesselam…

  2. Rabbim sizleri muvaffak etsin.
    Sizleri başımızdan eksik etmesin.
    İlahi amin.
    İlahi amin.
    İlahi amin.

  3. Allah(c.c) sizlerden razı olsun.

  4. Lebbeyke NASRALLAH

    Şüphesiz siyasetmektebi güncel siyasi,sosyal,kültürel,ahlaki alanda insanın nasıl düşünmesi gerektiği noktasında büyük bir boşluğu doldurmayı başarmıştır.
    Çağımızın en büyük hastalıklarından biri olan ilkesizce yaşamanın getirdiği yıkımları yerinde ve doğru tahlil ederek güncel,sosyal ve siyasi meselelerde nasıl ve ne şekilde düşünmemiz ve nasıl davranmamız gerekir sorusuna yazı üslubu,derin tahlil ve yüce Resul’ün(s.a.v) siretinden etüt ederek vermiş olduğu örneklerle büyük ölçüde katkı sağlamış ve cevap sunmuştur.
    Bütün yazılarınızı okumakla birlikte arşivlemiş biri olarak kaleminize kuvvet ve yüreğinize sağlık diliyor Allah’tan bu yolda ayağınızı sabit kılmasını ve sizin vesilenizle mektepten damıtılan bu ab-ı hayat iksirinden bizleri mahrum etmemesini dilerim.NİCE YILLARA.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top