Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / SEN ALİ OL, ÖMERLER “YOKLUĞUNDAN” KORKSUN…

SEN ALİ OL, ÖMERLER “YOKLUĞUNDAN” KORKSUN…

Denge dinidir İslam. Bu yüzden ifrat ve tefritten uzak “vasat” (orta yolu takip eden) bir ümmet yetiştirmek için bütün ömrünü harcamıştır Resulullah (s.a.a.). Ne dünyadan koparmıştır iman edenleri, ne de ahireti unutturmuştur bağlarken yaşama. Yanlışa bulanmış doğruları ilahi basiret ile arındırmıştır 23 yıl boyunca ve doğru bilinen yanlışların kökünü kurutmuştur tüm bu zaman zarfında. Putları yıktığı gibi putlaşacak olanların da kesmiştir önünü yaşantısıyla. Tevhidi yaymak için kaldırdığı bayrağı vahdeti kalplere yerleştirerek dalgalandırmıştır ve “ama”sız, “fakat”sız bir şekilde kelime-i tevhidi ikrar edenleri kardeş ilan etmiştir.

Münafıklara bile organize olmadıkları, toplum düzenini bozmaya çalışmadıkları sürece sabretmiştir. Ama aynı münafıkların mescidlerini başlarına geçirmekten de geri durmamıştır. Ne milliyetin ne rengin ne de insanın kendi çabasıyla elde etmiş olmadığı herhangi bir özelliğin üstünlüğüne müsaade etmediği gibi sadece takva libasını giyenlerin değerini koymuştur ortaya ve bugün karşılaştığımız birçok sorunun cevabını vermiştir bu tavrıyla. Kendinden, kendi heva ve hevesinden konuşmamış vahyi yaşamıştır her daim ve bizlere de nasıl konuşulması nasıl yaşanılması gerektiğini öğretmiştir böylece. Bu yüzden O’nun (s.a.a.) yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak farz olmuştur üzerimize. Yani O’nu (s.a.a.) takip edenlerin O’ndan (s.a.a.) öne geçme veya geride kalma hakkı olmadığı gibi, O’na (s.a.a) bir şeyler öğretme ihtimalide yoktur aslında.

Tıpkı kendinden sonra bize emanet bıraktığı Ehl-i beyti (a.s.) gibi. Mesela Peygamberi (s.a.a.) çok sevdiğini iddia eden birinin O’nun (s.a.a.) verdiği kararları eleştirerek O’nun (s.a.a.) hata yaptığını ima etmesi kendi imanı açısından ne kadar tehlikeli ise Ehl-i Beyt’i (a.s.) takip ettiğini iddia edenlerin Onların (a.s.) takındıkları tavırdan fazlasını veya eksiğini takınmaları da o kadar tehlikelidir işte. Ömürlerini tevhidi ayakta tutmak için vahdete ayırmış olanların takipçilerinin, Onları (a.s.) takip etmek adına Onların (a.s.) yapmadıklarını yapmaları, takınmadıkları tavırları takınmaları ve adeta Onlardan (a.s.) öne geçmeye çalışmaları, hatta Onlara (a.s.) akıl verme veya bir şeyler öğretme telaşına kapılmaları önce fert bazında imanı sonra da ümmet bazında İslam’ı ortadan kaldıracak sıkıntılara sebep olacaktır.

Bu yüzden biz de bugün vahdet mevzusuna bu açıdan bakacak ve “kendilerinden öne geçmememiz ve geri kalmamamız gerekenlerin” tavırlarına göre kendimizi şekillendirmemiz gerektiğini izah etmeye çalışacağız. Ayrıca Onlara (a.s.) akıl vermeye, bir şeyler öğretmeye de çalışmayıp sadece Onları (a.s.) nasıl takip edebileceğimize dair fikir yürüteceğiz. Bunu yaparken kullanacağımız dil biraz farklı olacaktır. Mevzu daha iyi anlaşılsın ve daha vurucu olsun diye isimleri olduğu gibi yazacağız ki herkes aslında kendisinden bahsettiğimizi anlasın. Bundan dolayı yazımızı okurken asla saygısızlık ettiğimizi düşünmemenizi rica ediyoruz. Hiçbir şekilde mezhebi bir dil kullanmadığımız, aksine hep mektepten bahsettiğimiz için bu yazımızda da mezhep değil mektep bulacağınızı baştan söylememizde fayda olacaktır. Uyarılarımızı da yaptığımıza göre ömrünü vahdete ayıran ve tüm insanlığın kurtuluşu için hayatlarını feda edenlerin takipçilerinin mektebi tavrı nasıl olmalıdır bir de bizim penceremizden bakmaya başlamanın vakti gelmiştir artık diyelim ve konumuzu işlemeye başlayım.

Çevremizde, sosyal medyada çok fazla Ali olma iddiasında olan kardeşimiz olduğu gibi Ömer olma iddiasında olan kardeşlerimizde bolca mevcuttur. Hem Ali olmak isteyenlerin hem de Ömer olmak isteyenlerin aslında “Muhammedi” olmak gibi bir kaygıları olduğunu da farketmek zor değildir. Bizim derdimiz bu yazımızda hangisinin üstün olduğunu veya tarihte nelerin yaşanıp yaşanmadığını tartışmak değildir. Aksine derdimiz, Ali olmak veya Ömer olmak iddiasında bulunanların bu iddialarında samimi olup olmadıklarını Ali’ye ve Ömer’e bakarak tespit etmek ve gerçek Ali’lerin ve Ömer’lerin bu devirde hangi üslubu hangi hareket metodunu ve tavrı kuşanmaları gerektiğini ortaya koymaktır. Ve bu noktada öncelikle Ali gibi olmaya çalışanlara seslenmek istiyoruz.

Sen ey Ali’nin takipçisi olduğunu iddia eden kardeş! Baktın mı hiç yaşantına? Hangi anın Allah’a (c.c.) ait, hangi tavrın Resulullah’ın (s.a.a.) varisi olmaya layık? Elin hangi mazlumun ırkına, dinine bakmadan başını okşadı? Hangi zulüm yaktı ciğerini ve hangi gözyaşı temizledi yüreğini? Sen ki ey kardeşim koca bir dağı sırtlanmaya niyetlenmişsin hazır mısın peki? Katiline ekmek verecek kadar, onun maaşını kesmeyecek kadar adil misin? Kardeşinin elini sıcak demir parçasıyla yakacak kadar tavizsiz misin bu yolda? Gerçekten mahrumların varlığından dolayı el etek çekebilir misin bu dünyadan ve başkaları yaşasın diye feda edebilir misin ömrünü? Hiç yaşamadın mı cahiliyye devrini hakikaten? Ya da kurtuldun mu o adetlerden? Kaç çocuğunu diri diri gömdüğünün farkında mısın yetiştirdiğini düşünürken? Kaç geleceği heba ettiğini idrak edebilir misin geçmişi eşelerken?

“Boğazında kemik, gözünde diken varken” bile koruyabilir misin imanını ki imanı korumak kardeşliği korumaktan geçer farkında mısın? Valilerini geçtim, kendin saray sofralarında oturmaktan imtina eder misin? Yoksa fakir sofralarının sadeliği doyurmaz mı gözünü? Gerçekten bu dünya “bir keçi ıksırığından daha mı değersizdir” senin için yoksa bu dünyayı elde etmek adına o ıksırığa methiyeler dizecek kadar kendinden geçebilir misin? Sen nesin söyler misin? Hangi Ömer sensizlikten korkar, hangi Osman’ı koruyabilirsin? Hangi süfyan senden ümit keser, hangi Muaviye (l.a.) sana düşmanlık eder izah edebilir misin? Sen Ali misin yoksa Ali taklidi yapan biri misin? Dilinde tevhidden çok şirk, vahdetten çok tefrika varken Ali olabilir misin?

Ve sen ey Ömer olma iddiasındaki kardeş! Gömdüysen bile çocuğunu asırların bu yanlışından dönebilir misin? İman edebilir misin hakikati duyunca? Boyun eğer misin yanlışın vurulunca yüzüne ve “Ali olmasaydı helak olurdum” diyebilir misin 50 küsür yerde. Devrin Ali’sini gördüğünde tanıyabilir misin ve O’nu eleştirenleri nifak ile suçlayıp “ben Resulullah’tan duydum, Ali’yi ancak mümin sever, Ali’ye ancak münafık buğz eder buyurdu” der misin? Adil olabilir misin Ömer gibi ve adaletini Ali’nin tartısında tartar mısın her daim? Yoksa “çalıyor ama çalışıyor” mu dersin görünce hırsızları “kurdun kuzuyu kapmasına “aldırış etmeden?

Sarayda mı yaşarsın iktidara geldiğinde yoksa saraydan gelen elçilerin tanıyamadığı bir halde mi dolaşırsın halkın arasında? Veya Kudüs’e girerken tutabilir misin hizmetçinin bindiği atın eğerinden? Sahi sen kimsin? Hangi dinin müminisin? Hangi resulün sahabesi hangi devletin halifesisin? Kayser ve Kisra tahtını mı sarsarsın yoksa Kayser ve Kisra gibilerine “ulul emr” mi dersin? Söyler misin kimi vezir edindin? Yol göstericin kim? Var mı seni düzeltecek bir Ali’n?

Velhasıl kastımız şudur ki Ali olmak isteyenlerin bilmeleri gereken şey onlar Ali olduklarında Ömerler onların yokluklarından korkacaklardır ve “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu” diyeceklerdir, Ömer olmaya niyetli olanlar ise Ömer olunca, bulduklarında Ali’yi bırakmayıp ona tutunacaklar ve Ali’yi eleştirene “sen münafıksın” diyeceklerdir. Bundan gayrısı iddiadan öte bir şey değildir. Çünkü tarih göstermiştir ki ne Ali Ömer’i yalnız bırakmıştır, ne Ömer Ali’yi terketmiştir. Bugün “Alevî” olanlar ile “Ömerî” olanlarında bundan öte bir tavrı olmamalıdır.

Mektebin bütün mensupları Ali gibi olmalıdır ki Ömerler onların varlığıyla helaktan kurtulsun. Bu mektep ümmeti sahiplenme mektebidir, dışlama değil. Kendiyle başkaları arasında uçurumlar oluşturanların ve Ali’den bahsedip laneti Ali’nin “helaktan kurtardıklarının” üzerine salanların Ali’likten, Alevilikten nasipleri yoktur. Tıpkı Ömerî olduklarını iddia edip de çağın Ali’sine düşmanlık taslayanların Ömerîlikten nasiplerinin olmaması gibi.

Unutmayın bir Ali, Ömer’e düşman oluyorsa bu o Ali’nin Ali olmadığını gösterir veya bir Ömer Ali’nin nasihatlerini dinlemiyorsa bu o Ömer’in Ömer olmadığını ispatlar. Umarız meramımızı anlatabilmişizdir…

siyasetmektebi.com

6 yorum

  1. mehmet hanifi inanç

    muhammedi islamın temsilcileri, ya da tebliğcileri sadece ömerler değil, tüm insanlığın temsilcileridir.yani tüm insanlığın,tüm canlı cansız varlıkların temsilcileridir. onlara kol kanat germek zorundadır.
    kardeşiniz,çocuğunuz ne kadar laf anlamaz,söz dinlemez olsa’da hemen atamıyorsunuz.
    senelerce adam etmeye çalışıyorsunuz.
    ilahi dinin temsilcileri bu şekilde hareket etmek zorundadır.
    biz aleme rahmet olarak geldik peygamberin şahsında azap olarak değil.ah insanlık ve müslümanlar muhammedi anlayabilselerdi,imamları anlayabilselerdi.
    tüm mazlum ve ezilenlerin safında yer almış olduklarını bilselerdi..
    allah ehlibeyt ile yürümeyi,öne geçmemeyi,(öne geçersek sapıtırız,geri kalsak helak oluruz )ve onlarla birlikte yürümeyi tüm insanlığa nasip etsin.

  2. Zafer Direniş

    Tek kelimeyle ufkumuzu açan müthiş bi yazı olmuş hocam. Kaleminize sağlık. Allah cc. razı olsun… Yalnız kafamı kurcalayan küçük bi nokta var… İmam Alinin(as) çoğu kitaplarda halifelik kendi hakkı olmasına rağmen HZ.Ebubekir(r.a) ve Hz.Ömer(r.a) halife olunca boğazımda kemik, gözümde diken olduğu halde sabrettim diyor. Yani şıkşıkiye hutbesi doğru mu bu? Zira nehcül belağada da geçiyor. Ama şıkşıkiye hutbesinin uyduruk diye biliyorum. Yazı da değinmişsiniz.

    • siyasetmektebi.com

      Şıkşıkiyye hutbesinin sahihliğiyle ilgili tereddütlerin olduğu doğrudur ama ortada da bir realite vardır. İmam’ı a.s. değerli kılan noktalardan biri de zaten bu realiteye rağmen yaptığı fedakarlıktır. İmam a.s. bütün olan bitene rağmen kendinden önceki halifelere sahip çıkmış, onlara destek olmuş ve onlar kendisinden her istediğinde yardım etmiştir. Hatta birçok sahabeden daha fazla yardımcı olmuştur.

      Reyşehri’nin İmam Ali a.s. ansiklopedisinde İmam’ın a.s. kendinden önceki halifelerden bahsederken “Allah c.c. onlara rahmet etsin” diye buyurduğu rivayet nakledilmiştir ki bu da İmam’ın a.s. onları doğruları ve yanlışları ile sahiplendiğini gösterir. Bizim de anlatmak istediğimiz budur. İmam a.s. yazıdaki tabirle Ömerlerin sapmasını istememiş, onlara kol kanat germiş ve hatalarını düzeltmiştir. Yani onları sahiplenmiştir. Ve Ömerler de İmam’ın a.s. varlığından dolayı rahat nefes almış, O’nun a.s. yokluğundan Allah’a c.c. sığınmışlardır.

      O halde bizim tavrımız ne olmalıdır? İmam’a a.s. haşa yol göstermeye çalışıp diğerlerini tekfir mi etmeliyiz yoksa onların ellerinden tutup sapmalarını mı önlemeliyiz? Veya tam tersi durumdaysak her müşkilatımızda İmam’a mı danışmalıyız yoksa O’nu yok mu saymalıyız? Sorgulamak istediğimiz tam da budur…

  3. Direniş Ekseni

    Meramınızı her zamanki gibi fevkalade anlatabildiniz azizim.
    Allah bu merama kulak verenlerin sayısını artırsın.ALLAH kaleminize kuvvet versin.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top