Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / “O SES” SÜFYANİ…

“O SES” SÜFYANİ…

Düşmanın en kolay adapte olduğu ortam senin ortamındır ey dost! En kolay senin kılığına girer, çok çabuk öğrenir senin dilini, senin çehrenle gizler kendi yüzsüzlüğünü ve senin sesini öyle güzel taklit eder ki hakkı ondan duyduğunu zannedip batılın ardı sıra yürürsün de farkına bile varamazsın. Aynı alfabeyi öyle “usta” kullanır ki, öyle güzel yazar ki zulmü, sinene batsa da her hece her kelime, ocağını yıksa da her cümle ezberler durursun. Dilindeki nakarat olur gönlündeki karaları çoğaltan nağmeleri ve “nâr’ı” sana narı hatırlatır da imanın satıldığı çarşılardan “bir tane olarak” alır evine bin tane olarak getirirsin. Dili temiz(!) olduğu için “dîl’ı” da temiz sanırsın ve başlarsın dinlemeye anlattıklarını hiç sorgulamadan.

Her masal sallar beşiğini tıngır mıngır, her öykü alır götürür seni buralardan bir daha hiç dönmemecesine ki buralar ona kalsın. O konuştukça, sen konuştuğunu zannederek susarsın ve hakikati anlatma işini terk edersin ona. “Minareler süngü” olur saplanır imanına, “camiler kışla” olur düşman talim yapar saldırmak üzere izanına ama sen zaten teslim olmuşsundur terk ederek meydanı düşmanına. Ve yıllar geçtikçe aradan düşmanın sesi bastırır dostunun feryatlarını, işgal eder vicdanını ve sen, düşmanın için saldırırsın dostuna. Tepetaklak olur mücadelen, tersyüz olur dinin, dünyan olur cennetin, cehennem olur ahiretin ve “kahrederek, yücelerek ölüp hayat bulmaktansa, kahrolarak, alçalarak yaşayarak ölmeyi” tercih edersin, çünkü hakkı duymaya dahi kalmaz mecalin.

Ama eğer uyanıksan ve dostu düşmanı hâlâ ayırt ediyorsan bundan daha kötüsü ne olabilir ki dediğin bir sırada düşmanın, hakkı batılın ses tonuyla haykırıp onu batılla karıştırdığı için fıtratları bozulmamış olanların haktan uzaklaştığını görür daha da kahrolursun. Hak öyle bir seda ile sunulur ki ondan bi-haber olanlara, batıl bütün şirinliğiyle(!) siner gönüllerine. Böyle kötü bir haktansa, öyle tatlı bir batılı tercihe zorlar düşmanın haykırışı. Sen ne kadar uğraşırsan uğraş yıkılmaz sürekli takviye edilen nefretin kalesi ve her surdan saldırır sana batılın iğfal ettiği zihnin fikirleri.

Zamanında Sadi’nin de anlattığı gibi okunan ezan bile çıkarıverir dinden böylelerini. Gel beraber Sadi’den dinleyelim hikayeyi: “Bir şehirde kötü sesli müezzin vardı. Kötü sesiyle ezan okuyordu. Bir zaman bir Yahudi’nin kendisine bir hediye getirdiğini gördü. Yahudi, ‘Bu küçük hediyeyi kabul eder misin’ dediğinde, ‘Niçin?’ dedi müezzin. Yahudi, ‘Bana çok büyük bir iyilik yaptın da, onun için.’ diye cevap verdi. Müezzin,’Ne iyiliği? Ben sana herhangi bir iyilikte bulunmadım’ dediğinde, Yahudi şöyle cevap verdi:’Benim bir kızım var, uzun zamandır İslam dinine gönül vermişti. Ancak sen ezan okuduğundan bu yana, Allah-u Ekber’i senin sesinden işittiğinden beri, artık İslam’a meyletmekten vazgeçti. Şimdi bu hediyeyi bunun için getirdim; çünkü sen bana büyük bir iyilikte bulundun ve kızımın Müslüman olmasına engel oldun.”

Evet, böyle buyurmuş Sadi ve o kadar güzel özetlemiş ki meseleyi üstüne söylenecek sözün, yoktur oturacak yeri. Şerhtir bizimkisi ki açılsın gözler ve dağılsın düşmanın o uğursuz sisi. Bu devir kötü müezzinlerin devri. Bu topraklarda din bunların esiri. Senden önce okurlar ezanı, senden önce alırlar abdesti, senden daha iyi yıkarlar kollarını, ayaklarını, senin bile bazen boyarlar gözlerini. Hemen hemen her camiden, her minareden, her medreseden öyle bir seda yükselir ki bu halkın mazlumlarının kulaklarını tırmalayan, işte “o ses” süfyani’nin sesi. “Din buysa ben bundan uzağım” denmesinin budur asıl sebebi. Haksızlığa, zulme, hırsızlığa, ahlaksızlığa isyan ateşi ile yanan gönüllerin aradıklarını bulmalarının önündeki en büyük engel olur “ya Allah, bismillah” nidaları ile işlenen cürümler ve miting meydanlarını süsleyen Kur’an’ların ondan habersiz onu arayanların nezdinde kalmaz bir değeri.

Ara sıra secdeye varan alınlar öfkeyle kızarır secde ile yağmalanan haklara şahit oldukça, ölmemiş fıtratlar tam da harekete geçmek için çırpınırken en büyük darbeyi yerler hayatın kaynağını işgal altında tutanlardan. Ve cehalet bilmem kimin neresinin kılı olarak çıktığında meydana, ilim, hakkı yükleyemez bir türlü bilinç aracına. Güneş feda edilirken “ampüle”, gün kararır güneşe hasret kalanların ruhlarında. Nice siyonist ödüllendirir böyle kötü sesli müezzinleri, “usta”ları, onlara olan “üstün hizmetlerinden” dolayı ve bu şan ile onlar dolaşırlar göğüsleri kabararak. Böylece onların okudukları ezan ile bağları olmadığını kavrayamayanların dünyalarında anlamsızlaşır ezanın zulmü yıkan cümleleri.

Kula kulluktan kurtulmaya çağıran dinin, kulun ilahlığı için kullanıldığını gördükçe kullardan, kulluktan soğuyanların çaresizliği yayılır etrafa ve gözlerimizin önünde erir koskoca bir potansiyel. Hakkı kaynağından öğrenemediği için kendisine sunulan zilleti hakk olarak kabul etmek istemeyenlerin hakka karşı oluşan önyargılarını yıkmak deve-hendek mücadelesini geride bırakır. Üstelik binbir türlü medyadan hak, süfyani’nin dilinde batılın kardeşi olarak terennüm edilmeye devam ettiği için zorlaşır işimiz ve körleşir düğüm.

“Peki nedir bunun çaresi?” dediğini duyar gibiyim. Unutma, Alemin Sahibinin c.c. emanetidir bu din. Böyle kötü sesli müezzinlerin, “usta”ların türediği bir devranda hakkı elbette bırakmaz yetim. Bu yüzden 38 yıldır kanla, şehadetle, izzetle, şerefle okunmaktadır yanıbaşımızda ezan, bu yüzden bülbüller diyarında açan güllerin kokusu salınmaktadır aleme. Kulakları sağır edenlerin aksine ruhlara şifa verenlerin dillerinden dökülenler ile temizlenmektedir zihinler. Batıl, yamalanmak istendiği haktan sökülüp atılmakta, hak tabipler eliyle şifa bulmaktadır bunca zaman. Bir virüs gibi yayılan zilletin önü kesilmektedir dik durarak zulme ve kurbanlar verilerek yıkanmaktadır arz. Çağın Firavunlarına su, Nemrutlarına sivrisinek, Ebrehelerine kuş sesi olarak yankılanmaktadır hakikat İslam İnkılabı ile. İmam’ın (r.a.) dirilten nefesi ile okunan ezanların güzelliği artık bastırmaktadır bed sesli süfyanilerin böğürmelerini. Ki “ağızlarını eğip bükmekten” başka bir şey değildir onların tüm hünerleri.

Anlayacağın artık devir değişti ve ezan onu okumaya hakkı olanların dillerinden terennüm edilmektedir alemde şimdi. Allah c.c. lafzı, O’na c.c. iman edenlerin yüreklerinden taşmakta savaş meydanlarında ve yıkılmakta zulmün kaleleri. Kur’an ki insan yetiştiren dinin coşkun ırmağıdır, Kevser olarak sunulmakta mazlumluğun çölünde serapların peşinde koşanlara. Güneşin nuru yayıldıkça söndürülmekte ampüller, gün, dönse de dünya geceye galip gelmektedir artık. Secdelerden önce kıyamlar süslemekte cihanı ve çehreler gerçek kıblelerine dönmektedir. Necaset ruhlardan temizlendikçe “taharet ehli”nin değeri anlaşılmaktadır. Yani bir dünya doğmaktadır yakıp yıkılan eski dünyanın külleri arasından zümrüd- anka gibi. Yeni bir çağ başlamaktadır artık umudun dallarına tutunarak.

Öyleyse bize düşen görev bunca kötü sesli müezzinin tahrip ettiği kulaklar mezarlığına, hakkın o hayat veren sesini duyurmak olmalıdır. Can çekişenlere, dertlerine derman olanların adresini vermek, yüzleri nura doğru çevirmektir görevimiz. “Şu ezanlar ki şehadetleri dinimizin temelidir” o halde kurtarılmalıdır süfyani’nin dilinden ve şehadetleri ile ezanlardaki şehadeti somutlaştıranların diyarından sunulmalıdır mazlumlara. Hiçbir ekleme ya da çıkarma yapmadan en halis haliyle ulaştırmalıyız hakkın sesi ona muhtaç olanların kulaklarına ki o kulaklardan gönüllerine giden yol kurtarılabilsin. Detone olmuş gırtlakların İnkılabın gür sesini taklit etmelerine fırsat vermeden bütün hücrelerimizle girmeliyiz bu yükün altına ve her hücremiz İmam’ın sesinin yankısı olmalı bulunduğumuz meydanlarda.

İşte o zaman hakiki ezanlar “ebedi olarak yurdumuzun üstünde inleyecek”, hakkı hak ehlinden tanımaya başlayanların fıtratları dirilecek, ölmeye yüz tutmuş insanlıkları canlanacak ve hakikat bir daha göç etmemek üzere bu diyarda yerleşik hayata geçecektir. Ve işte o zaman “camiler bizim kışlamız, minareler bizim süngülerimiz, kubbeler bizim miğferlerimiz” olacaktır. Senin de benim de yüreğimizde yanan öfke ve hüzün ateşi işte o zaman sönecektir…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top