Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / NE DARBEYDİ AMA!..

NE DARBEYDİ AMA!..

ne darbeydi ama

“Darbe mi yapalım, çay mı içelim” sorunsalı üzerinde düşünürken hayatlarının monotonluğuna son vermek ama en çok da sıkışan süfyanı sıkıştığı yerden çekip almak için, emirlerindeki ne olup bittiğini dahi bilmeyen gariban halkın gariban çocuklarını köprülere vs. çıkarıp, trafiğin sadece bir bölümünü kapatabilecek bir güçle gelen geçen araçların ve insanların içinde kendilerince darbecilik oynayan ve devirmek (!) için güya darbe yaptıkları süfyanın nerede olduğunu dahi bilemeyen(!), üç beş askerle koskoca devlet televizyonunu işgale kalkışan, süfyanın ve ekibinin habire çıkıp beylik laflar ettiği kanallara dokunmadıkları halde Cnn’in yayınını durdurmaya çalışan, 700 bin askeri, 200 bin civarında polisi ve 80 milyon nüfusu olan bir ülkeyi 5-6 yüz askerle ele geçirmeyi planlayacak kadar bonzai müptelası olan, halkı güya süfyandan kurtarmak için halkın üzerine halktan olmayan kiralık katilleri ile ateş açan ama süfyanın burnunun dahi kanamasına gönülleri razı olmayanların geçen geceki tiyatroları seyre değerdi aslında.

24 saattir sosyal medyada bu konuyla ilgili o kadar çok yorum paylaşıldı ki olayın tiyatral bir olay olduğu, kimin için bir “lütuf” olduğu, kim “bitti demeden bu olayların bitmeyeceği”, kimin ihanetlerinin bir anda üzerinin örtüldüğü, yeni vatandaşların ilk hizmetlerinin ne olacağı alenen ortaya konmuş oldu. Öyle ki süfyan mutluluktan dört köşe olmuş bir şekilde damadı ile tv lere çıkabiliyor, delikanlılık(!) taslayabiliyor, kefen mefen bir şeylerden bahsedip daha fazla puan toplayabiliyordu artık. Saray bir anda halkın külliyesi oluyor, oraya helikopterler saldırıyor ama bir tekinin dahi adam akıllı görüntüsü olmuyor, halkı sokağa çağıranların halka ilk hediyesi katliam oluyordu. Ses bombalarıyla kalplere korkular salınıyor, ezanlar, salalar ardı ardına yeni dinin ilahı için minarelerden yankılanıyordu ve hala yankılanıyor. Ki bu ezanlar artık dinin değil nifağın temeli haline geliyor, süngü olan minareler halkın göğsünde taşıdığı imanlara saplanıyordu. Kubbeler süfyanın başı üzerinde birleşip ona kalkan oluyordu. Mescidler “dırar”laşıyordu dün gece.

En az 100 “one minute” ve 10 “paralel” gücünde olan “darbe “masalı ile süfyan bir taşla kuş sürüsünü avlamayı başardığı için rahat nefes alıyordu artık. Kendisinden tiksinmeye başlayan halkı, kendisini başkomutan olarak görmek isteyen halka bir gecede evrimleştirme çabası yer yer başarılı oluyordu ama en çok da halk görünümlü çetelerin halkın evlatlarına olan zulmü besliyordu nefsini O’nun. Bu oyun O’na öyle bir fırsat veriyordu ki elini kardeş kanına bulaştırmayı istemeyen askerler ya katledilerek, ya derdest edilerek bertaraf ediliyor, bütün yargı sistemi onca beşeriliğine rağmen süfyan tarafından tekrar şekillendirilmek üzerine adeta lağvediliyordu. Güneydoğu’da süfyanın planlarını uygulamayan askerler cezalandırılırken halk süfyanın bindirilmiş kıtalarıyla bi-fiil karşılaşıyordu. Ellerinde palalar, silahlar, taşlar ile asker avına çıkan bu kahpeler, memleketin huzurunu onu halktan arındırarak temin etme planı için sokaklarda boy gösteriyordu.

Biz cambaza bakarken boşalan ceplerimiz, yara alan kalplerimiz, darbe vurulan kardeşliğimiz, yok olan huzurumuz gözümüzden kaçıyordu. Süfyan bütün “usta”lığıyla kendi zulmünü kendi mazlumiyetine temel olarak kullanabiliyordu artık. Bize ait olmayan uçaklardan, helikopterlerden halka ateş açılıp halk katledildikçe süfyan tv lerde mazlumu oynuyordu bütün zalimliğiyle. Bir tek yetkilinin dahi kılına zarar gelmeyen dünya üzerindeki yegane darbede, darbe yaptığından habersiz askerlerle, darbe yapanlara darbeyi yaptıranların düşmanı olan polislerin ve vatan millet bağı güçlü halkın kanı dökülüyordu sokaklarda. Ve süfyan küllerinden dirilip yeni derisi ve yüzüyle daha şedid bir zalim olarak arz-ı endam ediyordu. Sistemin parçası olan bütün muhalifler(!) demokrasi adına süfyana biatlerini ardı ardına sunarak sistemin bölünmez bütünlüğünün halkın canından, kanından ve evlatlarından daha değerli olduğunu ilan ediyorlardı.

Buraya kadar olan her şey normaldi ve geçtiğimiz 24 saatte izlediğimiz tiyatrodan da ancak bunlar beklenirdi. Ama bizler açısından anormal olan süfyana muhalif görünen bilimum dernek, mezhep, stk vb. oluşumlara bağlı, yazar, çizer, kanaat önderi geçinenlerin bin bir bahanenin ardına saklanarak yaşadıkları “u” dönüşü oldu. Bunlar “bi halt edip kendisine muhalif görünmek zorunda kaldıkları” süfyana olan tabiyetlerini sunmak için sanki böylesi bir tiyatroyu bekliyormuşcasına, buldukları mala mağribileri kıskandıracak kadar öyle içten sarıldılar ki, “ne yapıyorsunuz yahu” diyenleri vatan haini ilan etme noktasına geldiler. Kendilerine göre böyle bir ortamda “paralel”den ziyade süfyan daha ehven oluverdi birden ki bunlar daha düne kadar paralelin gideceği doğrultuyu çizenin süfyan olduğunu izah etmeye çalışıyorlardı.

“Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde”cümlesinin dayanılmaz hafifliğinde üzerlerinde iğreti duran şereften ve şahsiyetten sıyrılan bu tipler artık Firavun devrilmesin diye Nemrut’a düşman oluyor, Abbasoğullarını Emeviler’e karşı savunmanın yüzlerce faziletini ard arda sıralıyorlardı. Bir de basiretten bahsediyorlar ki sormayın gitsin. Biçare basiret bunların elinden neler çekti. Rusları mı temize çıkarmadı, Pyd yi mi övmedi, sistemi mi onaylamadı nelere alet olmadı ki? O kadar basiret ehliler (!) ki karşılarındaki tiyatronun oyuncularının fanatiği olmayı mektebe hizmet saymaya başladılar. Oysa ortada Nemrut ve Firavun savaşı bile yoktur. Firavun’un Haman’a verdiği görevin icrası vardır ki her durumda da güç sahibi Firavun’dur, ipler onun saltanatını sağlamlaştırmak için atılmıştır meydana. Ama asil görünen soysuzlar, basiret timsali (!) ahmaklar, zalime aşık mazlumlar(!) bunu anlamamakta, “şeriat”ın öcülüğünden bahsederek Ukrayna’lı bir hahamın “ateizmin en ileri boyutu” diye tanımlayarak bunlardan daha basiretli olduğunu ispatladığı “demokrasi”ye övgüler dizmekte ve demokrasiye sahip çıkma adına süfyana kol kanat germektedirler.

Velhasıl dün gece bin aydan daha hayırlı bir gece oldu aslında. Bütün karanlığına rağmen doğacak şafağın müjdesini de taşıyordu. Süfyan’ın kendi durumunu sallantıda görüp oyun tezgahlamak zorunda kalması bile dün gecenin mazlumlar açısından kazanç olmasına yeterliydi. Sağlam olanın tamire ihtiyacı olmadığı için ona kimse müdahale etmezken, bozulan tamir için müdahaleye ihtiyaç duyar. Süfyan’da bu son dönemde habire tuzak kurmaya çalışarak, oyun tezgahlayarak bozulan itibarını tamire çalışmaktadır ki bu durum zifiri karanlığın içinde parlamaya başlayan nurun habercisidir. Yıkılmaya yaklaşan bütün zalimler gibi kibir dağının zirvesinden halka bakan süfyan, aynı halkın desteğini kazanabilmek için alçaldıkça alçalmakta, renkten renge, kılıktan kılığa girmek zorunda kalmaktadır. Bunu izlemenin ise zevkine paha biçilemez.

Aynı zamanda dün gece hakla batılı bir birinden ayıran gece olmuştur. Az da olsa batıla meyli olanları ortaya çıkarmıştır. “Gece mümin yatanların gündüz kafir olarak uyanabileceğini” ispatlamıştır. “İçimizdeki İrlandalı’ları” deşifre etmiş, süfyan sevdalıları ile bizlerin yollarının farklı olduğunu ortaya koymuştur. Her türlü zulme itiraz eden bizler ile zulmün rengine kanıp birini diğerine tercih edenlerin artık renkleri ayrışmıştır. Aliyyen veliyyullah’tan “süfyanın velayetine” devşirilenler sinelerinde gizlediklerini ortaya dökmüştür. Herkes yolunu seçmeye, gerçek İmam’ına tabi olmaya başlamıştır.

O halde biz yine duruşumuzu netleştirelim ki puslu hava dağılsın. Ortada darbe olduğuna inanmıyoruz. Tıpkı paralel dediklerinin kendileriyle aynı doğrultuda hareket edenler olduğuna inandığımız gibi. Düşmanın evlatlarını birbirinden ayırmıyor onları tek bir safın askerleri olarak görüyoruz. Darbeyi(!) yapan ile onu yaptıranın ve onun mağduru(!) olarak piyasada dolaşanın süfyan olduğuna inanıyoruz. Darbeci diye veya darbecilerin eliyle(!) katledilen, işkence gören askerlerimizi, polisimizi, halkımızı sahipleniyor bağrımıza basıyoruz. Onlarla kardeşliğimizi ilan ediyoruz. Süfyanın bindirilmiş kıtalarından beriyiz. Bu halkın herhangi bir evladının )ki bu konuda ne mezhep, ne ırk ne de din ayrımı gözetmiyoruz) kanını dökenlerin süfyanın uşağı olduğunu, ümmetin, insanlığın ve halkımızın asıl düşmanının süfyan ve süfyanı var eden siyonizm ve onu yetiştiren sistem olduğunu beyan ediyoruz…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top