Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Siyasi Kavramlar / MAZLUM KAFİR OLUR MU?

MAZLUM KAFİR OLUR MU?

Öyle ilginç zamanları müşahade ediyoruz ki hak bildiğimizin batıl çıkması veya batıl bildiğimizin hak olarak tecelli etmesi artık sıradan vakalar haline geliyor ve biz şer bildiklerimizde gizlenen hayırları mutlulukla keşfederken, hayır bildiklerimizdeki şerleri ise esefle karşılıyor ve hayal kırıklığı yaşıyoruz. Baş olan ayakların başından beri koktuğu bir dönemde o kokunun ayak olan başların burnuna neden bu kadar geç geldiğini merak ediyor, açık gözlerin önündeki ekranlardan dünyayı izleyip hakikat ile aralarına perde koyduklarından habersiz sağa sola baktıklarına üzüntüyle tanık oluyoruz. Reklam kurbanı olan hakikatin reklam uzmanı olan batıldan daha az revaçta olduğu bir dönemde “1 milyona tuvalete giderken artık 1 liraya tuvalete” gittiklerini düşünerek rahatlayanların o tuvaletlerde bağırsaklarını değil de zihinlerini boşalttıklarını ne yazık ki kabullenmek zorunda kalıyoruz.

Tüm bu tuhaflıkların sebebini araştırdığımızda ise tersyüz edilmiş hakikatin batılın elinde nasıl silah olarak kullanıldığının farkına varıyoruz. Hem de öyle bir tersyüz edilme ki karalar aklaşıyor, kışlar baharlaşıyor, gece gündüzün yerine geçip seneyi işgal ediyor. Bütün asıllar tali, bütün fürûlar usûl oluyor. Zulmün elinde şekillendirilen zihin dünyasındaki her harf, her alfabe zalime hizmet etmek için kelimelere yeni anlamlar yükleyip gerçek anlamlarını sürgün ediyor, mazlumların ruhlarına ezilmişliği, tefrikayı, yenilgiyi ve zilleti böylece yerleştiriyor.

Bu yüzden her kelimenin, her terimin içeriğinin incelenmesi ve tekrar özüne çevrilmesi zaruret haline geliyor ve işte biz de bu sayfalarda kendimizce bu konuya eğilip bazı hakikatleri ortaya çıkarmak için gayret ettiğimizden bugün dilimizde çokça dolaşan ve halkın zihnine bütün gayr-i müslimlere yönelik bir hitap olarak yerleştirilen “kâfir ve küfür” terimlerini incelemek istiyoruz. Bu iki terim öyle kullanılıyor ki yeryüzünde bulunan bütün gayr-i müslimler kafir olarak tanımlanıyor ve onlar arasında hiçbir ayrım gözetilmiyor.

Peki gerçekten hakikat bu mudur? İslamdan mahrum bırakılmış topraklarda bulunan bütün halklar kafir midir veya küfre girmiş midir? Bunları tanımlayacak başka bir terim yok mudur? Yoksa bunlarda bizim gibi kafirlerin zulmünden dolayı mı haktan uzak kalmışlardır? Ayrıca bu denli kolay dilimize doladığımız “küfür” nedir? Bir müslüman(!) kafir olamaz mı? Dilinde “ya Allah, bismillah” eksik olmayan, elinde Kur’an ile miting yapan birilerinin eylemleri de küfür ile nitelendirilemez mi? Nifakın özünde zaten küfür yok mu? Nifak küfrün birkaç adım ötesi değil mi? Gelin hep beraber bu sorulara cevap bulmaya çalışalım.

Öncelikle “küfür” nedir bunu anlayalım. Küfür, lügatte gizlemek, saklamak, örtmek manalarına gelmektedir. Yani bir eylemi ifade etmektedir. Bu eylemi ifa edene de kafir denilmektedir. Sırf bu tanıma baktığımızda bile halkların aslında kafir olamayacağını anlamak zor değildir. Zira bu tür bir eylemi gerçekleştirmek için (özellikle büyük kitlelere yönelik olarak) bir iktidar gücüne, en azından bir idare erkine ihtiyaç vardır. Baştan belirtelim ki burada asıl konumuz halkların hidayeti ve İslam ile olan bağları olduğundan, bu eylemi biz hakkı yani İslami hakikatleri örtmek, gizlemek olarak ele alacağız. Bu meyanda demek istiyoruz ki hakkı gizlemek için onu gizleyebilecek araçlara sahip olmak ve bu araçları kullanacak ortamı oluşturacak bir kudrete haiz olmak gerekir. Sıradan insanların büyük kitlelerin hakka ulaşımını engelleme gücü yoktur.

O halde hakikati perdeleyenler, örtenler, halkların, insanların o hakikate ulaşmasını engelleyenler kafirdir ama bu hakikatler “örtüldüğü” için onlara ulaşamayanlar, mahrum bırakılanlar kafir değil, aksine kafirlerin zulmüne maruz kalmış mazlumlardır. Öyleyse gayr-i müslim halklar kafir idarecilerin zulmünden dolayı haktan ve hakikatten uzak kaldıkların için mazlumdurlar. Bu yüzden bu mazlumların böyle kafirlerin hükmünden kurtarılıp hakikatle muhatap olmaları sağlanmalıdır ki İslam buna cihad demektedir.

Kur’an da “kafir” kelimesinin kullanışı incelendiğinde bu kelimenin zulmün kardeşi olarak ele alındığını, bu eylemi işleyenlerin zalim olarak nitelendirildiği, zulüm ile küfrün eşdeğer olduğu anlaşılacaktır. İster şeytanın bireysel küfründe olsun (Bakara 34) isterse de halklara hükmedenlerin küfründe olsun(Maide 44) ortada bir zulüm vardır. Bu zulüm hem kendi ahiretini hem de başkalarının ahiretini ateşe atacak olan sonuçlar doğuracaktır ki zaten bireysel olarak küfre girip hakikatleri örtmeye niyetlenen birinin şeytan örneğinde olduğu gibi başkalarına da musallat olacağı aşikardır.

Hele ki “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir” (Maide 44) ayeti, küfrün nedeninin insanların Allah’ın c.c. hükümlerinden uzak tutulmaları olarak tesbit etmiştir ki bu durumda kendilerine müslüman diyen bir çok idarecinin aslında küfür eylemini gerçekleştirdiği, sadece “Allah c.c. ile aldatma” telaşına kapıldıklarından dolayı İslam etiketini taşıdıkları ortaya çıkmaktadır. İşte tam da bu noktada büyük şeytanın bir dönem dış ilişkilerinden sorumlu olan Joe Biden’in “siyonist olmak için yahudi olmaya gerek yok” sözünün bir benzerini söylemek gerekirse “kafir olmak için gayr-i müslim olmaya” gerek yoktur diyebiliriz. Elbette ki bu eylemin İslam ile örtülmeye çalışılmış haline nifak denmektedir ama daha önce de beyan ettiğimiz gibi işin özü küfürdür.

Biz Kur’andaki hiçbir ayette veya nakledilen hiçbir hadiste herhangi bir mazlumun kafir olarak nitelendirildiğine, İslam ile yani hakla, hakikatle savaşmayan, ona karşı kin beslemeyen hiç kimsenin bu sıfat ile sıfatlandırıldığına, elinde hiçbir güç bulunmayan halkların bu eylemle suçlandığına şahit olmadık. Gözümüzden kaçan herhangi bir nokta varsa bu sayfalar bu tür itirazlar için açıktır. Kur’an kafirler ile ilgili çok fazla ayet barındırdığından onların fihristini buraya ekleyemiyoruz ama basit bir araştırma bizim ne demek istediğimizi ortaya koyacaktır.

Bütün bu anlattıklarımız bizim ulaştığımız sonuçtur. Biz, genel kanının aksine küfür ve kafir kelimelerinin, kafirlerin elinde halkları birbirinden ayrıştırmak ve birbirine düşman kılınmak için kullanıldığına, bütün halklara düşman olan kafirlerin bu halkların inancını kullanarak başkalarını tekfir edip suni bir savaşla halkları katlettiğine inanmaktayız. İdarelerin, hükümetlerin küfründen dolayı hakikate ulaşamayan, hakikate ulaşmasın diye zihninleri iğfal edilen halkların, bu hükümetlerin küfrüne ortak olmadıklarını düşünmekteyiz. “Ya Rabbi! Bilmiyorlar” nidası şefkat ile çağlayarak kalbimizde yer almaktadır ve “bilmenin” önündeki engelleri aşma azmi ile yoğrulmuştur her hücremiz.

Her zalimin kafir olduğundan ise eminiz. Görünüşteki inancı ne olursa olsun, hangi kitaba inanırsa inansın(!), isterse alnı secdeden nasır tutsun, zulm ile abad olmaya çalışanlar kafirdir bizim açımızdan. Küfrün saraylarda yeşerdiğini bildiğimiz için o saraylardaki secdelerin değeri yoktur nazarımızda. Nifak gibi bir ekinin küfür gibi bir zeminde yeşerdiğine çokça şahit olan bize göre davudi(!) sesle okunan Kur’an ile mızrağa takılan Kur’an arasında zerrece fark yoktur. Bu yüzden zulmeden kafirdir ve küfür zaten zalimin en kamil sıfatıdır diyoruz bu sayfalarda.

Ama gayr-i müslim de olsa, İslam’dan habersiz bırakıldığı için, ruhu ve zihni işgal edildiği, ahireti dünyaya kurban olarak sunulduğu için, gözleri köreltildiği, kulakları sağırlaştırıldığı için bütün halklar mazlumdur ve mazlumun dininin, milliyetinin önemi yoktur. Aslında bütün mazlumlar fıtraten müslümandır, İslam’ın muhatabıdırlar. Onları dışlamak şöyle dursun, sürekli onlar için mücadele vermek, hem kendimizi muhatap olduğumuz nifaktan, hem de onları maruz kaldıkları küfürden kurtarmak için küresel anlamda dertlenmek, çaba göstermek ve dua etmek boynumuzun borcudur. Kısacası küfür tek millettir ve hiçbir mazlum o milletin ferdi değildir…

siyasetmektebi.com

10 yorum

  1. Selamunaleyküm kardeşim yazınız güzel yanlız selefi vehhabiler bunlar bir kişinin bir hata ve günahını bahane edip kafir diye saldırıyor peki biz sünni ve şia kardeşler olarak onlara benzememek için ne yapmalıyız örneğin süfyani sistem ve süfyani ve diğer süfyani sistemi ayakta tutan kişilere( hoca, siyasetçi işadamı vs) kafir dedik ya bunlara bilerek veya bilmeyerek destek olan kişilerede kafir diyemeyiz ama bu durumu onlara nasıl izah ederiz.

    • Hidayetine Dua Edersin , Peygamberler Bile Bazen En Yakînlarını ikna Edememiştir ! Yeterki Sen Farkına Vardığın Gerçeklerden Vazgeçme ! Birde Ahir Zemanda Olduğumuzu Unutma insanlar Sarhoş Gibi Bu Devirde Söylenenleri Anlamıyorlar Ya Çıkardan , Yada Korkudan.

  2. Hak Yolun Yolcusu Aldırmaz ite Çakala
    it ürür Hak Kervanı Yürür der Bakar Yoluna
    Endişe et eğer Adımların saparsa
    O zaman Bakar Çaresine , Herkes Kendi Yoluna.

    Müslüman Yaratılışıyle İnsan demektir
    Ne önüne ne arkasına sıfat gerektir
    Afrika , asya ve tüm kıtalar ile Kardeş değilsen
    Yolun yanlıştır düzeltmen gerektir

    Adem ve Havva Tek Milletdi
    Lisanı Bile Tekdi
    Allah Bizleri İnsan olarak nitelendirdi
    Bunun dışına çıkman gereksizdi

    İnsanlara Öncülük Birlik gerektir
    Sınıflara ayırırsan Haksız zilletdir
    Tek Üstünlük vardır oda Rabbe Kulluktur
    Bunlar ile Yola Çıkarsan Yolun Düz ve Engebesizdir

  3. Selamün Aleyküm, Yazı için teşekkürler.

    Yıllarca bir kısmını duyduğum, tamamını okuduğumda çok ilginç gelen Nisa Suresi, 97.Ayet hakkındaki yorumunuzu merak ediyorum.

    “Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken ne haldeydiniz derler. Onlar da, yeryüzünde derler, âciz kişilerdik biz. Melekler, Allah’ın yeri geniş değil miydi derler, siz de hicret edeydiniz. İşte onlardır yurtları cehennem olanlar ve orası, ne de kötü bir yurttur.” (Nisa Suresi, 97.Ayet)

    Mealde aciz olarak çevrilmiş olan mustazaf kavramı ile nitelenen insanların yurtlarının cehennem olması çok ilgincime gitti.
    Hicret tavsiyesi ve sonucun cehennem oluşu bahanelerin kabul edilmeyeceği gibi bir algı oluşturdu bende.
    Başka ne gibi yorum/yorumlar yapılabilir?

    Kavram yazılarınız arasına mustazaf kavramını da alarak işleyebilir veya buradan cevap verebilirsiniz.

    Allah razı olsun.

    • siyasetmektebi.com

      A.s.
      Mustazaf kavramı incelenirken aslında “aciz bırakılma” durumu tahlil edilmelidir. Yani bireylerin kendi pasifliklerinden ve kabullenmişliklerinden dolayı mı aciz kaldıkları yoksa bu acizlikten kurtulmak istedikleri halde bütün çabalarına ragmen yine de aciz kalıp kalmadıkları sorgulandığında sorunuzun cevabı da ortaya çıkacaktır.

      Allah c.c. “yeryüzünü zayif bırakılmışları varis önder kılmak istediğini” belirttiği için buradaki asıl sorun bize göre “kabullenmişlik” sorunudur. Yani meleklerin sorgulayacağı mustazaflar, ezilmişliği benimsemiş olan ve o durumdan rahatsız olmayanlardır.

      Ama bize göre bunun için de hüccet tamamlanmalıdır. Yani halkların ezildiklerinin farkına varıp bu durum karşısında özgür iradeleri ile sergileyecekleri tutumlara bakılmalıdır ki bu bahsettiğimiz ortamın oluşması ancak yeryüzünü kuşatacak bir adaletin tesisi ile mümkündür.

      Örneğin bir insan hastalığı hibir belirti göstermediği için ölürse bu hastalıktan dolayı sorgulanmaz. Ama diyelim ki devlet herkesi kontrolden geçirir ve hangi hastalıklari olduğunu onlara izah eder de buna rağmen kişi o hastalığına çare aramazsa artık bu kişi yaşayacağı acılardan mesul olur ve sorgulanmayı hak eder.

      Örnek verdiğiniz ayeti de bu şekilde düşünebilirsiniz. Fakat dediğimiz gibi halkların böyle bir durumdan sorumlu tutulabilmeleri için onların öncelikle adaletle karşılaşmaları ve hakkın ne olduğunu görmeleri yani hastalıklarından haberdar edilmeleri gerekir diye düşünüyoruz.

      Allah’a c.c. emanet olun…

  4. Çok değerli tespitleriniz ve temel bazı tanım ve kavramları burada bir mesele haline getirmeniz takdire şayan ve övülesidir. Uzun süredir sitenizi takip eden ve yazılarınızdan ilham alan bir genç olarak ilk defa sayfanıza yorum bırakıyorum. Olur ya yorum diye yazdıklarımın altından küstahlık hissederseniz henüz toy oluşumuza verin ve kusuruma bakmayın!
    Zulüm-kafir kavramları arasında kurduğunuz ilişki her ne kadar ilahi pencereden baktığımızda tamamen birbirlerini karşılamasalar da hiç şüphesiz yaşadığımız dünyanın gerçekliğine ve pratikliğine en uygun tespit ve yorumdur. Bu pratikliğin ve gerçekliğin dışında zulmü günahkar olan her kul ile özdeştirerek zulüm=kafir söyleminin ilahi kıstas ve bakış açısına ait olmadığını vurgulamam ise sadece bir dipnot veya yazınıza nacizane bir küstahlık eklemem ötesinde bir şey değildir. Çünkü Kuran’ın ifadesiyle her günahkar insan aynı zamanda kendisine zulmeden bir zalimdir. Ama bu onları kafir yapmaz. Ki sizin de yazınızda kastettiğinizin ne olduğu ve ne olmadığı gayet açıktır. Benimkisi sadece ek biri işaret ve belirtmeden öte birşey değil.
    Bu gereksiz ekleme ve uzatmalarım dışında yazınızın en can alıcı noktası bence kafirliği kendi terminolojik tanımı üzerinden iktidar erklerine ve toplum üzerinde hakim olan güçlere vermenizdir. Buradan hareketle mustazaf kavramı da kendisini gayet rahat göstermekte ve bu kavramı dinsel ve mezhebi tanımların ötesine çıkartarak iktidar sahipleri karşısında mazlum kalan insanlar ile içselleştirmektedir. Kısacası ayrıca ele alınması ve işlenmesi gereken mustazaf kavramını, zalim ve küfür kavramlarının daha gerçekçi düzlemde ele alınması ve yorumlanması ile tekrar pratiğe sokmak bu kavrama yeni bir ruh vermek olacaktır diye düşünüyorum. Buradan hareketle mustazaf-tağut kavramlarını da ayrıca bir gün ele almanızı sabırsızlıkla bekleyeceğim.
    Yeniden ele alınması ve daha gerçekçi temeller üzerinden yorumlanması gereken kafir, zulüm, tağut, müstekbir ve mustazaf kavramları hakkında sizlerden daha yeni tespitler ve yazılar bekliyorum.

    Allah yardımcınız olsun.

    • siyasetmektebi.com

      Öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz ve yorumunuzla katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederiz. Biz sürekli olarak eleştirilmeyi ve uygun üslupla tartışmayı teşvik etmek isterken bunu yapan kardeşlerimizin yazdıklarına “küstahlık” olarak bakarsak kendimizle çelişir bu sayfalara ihanet etmiş oluruz. Bu yüzden yazdıklarınız bizim için çok değerlidir bilmelisiniz.

      İkinci olarak bu yazıda özellikle ele almaya çalıştığımız konu küfrün “örtme,perdeleme” eylemi ile olan bağlantısıdır. Bu eylem bireysel bazda kaldığında kişinin kendisinden başkasına zarar vermez ama bu eylem bize göre bireysel kalmaz. Neticede ilk küfreden, kafir olan şeytandır ve diğer bütün kafirlerin küfrunde parmağı vardır.

      Biz bu noktada bireysel olarak küfre düşenlerin küfurlerindeki en büyük payın sahibinin zalimlerin hakikati gizlemeleri olduğunu düşünüyoruz. Yani bir insan ortada hakikati gizleyen ve onu hakikatten alıkoyan bir sistem ve ortam yokken kendine zulmetmez. Zaten o insanın hakikatten uzaklaştırılmış olması onun mazlumiyetinin işaretidir.

      Örneğin işkence edilen birine zorla (affedersiniz) sidik içirildiğini veya susuz bırakıldığı için o sidiği kendisinin içtiğini gördüğünüzde kimi suçlarsınız? İşkence göreni mi yoksa onu o hale getireni mi?

      Sizin beyan ettiğiniz şekilde bir insanın kafir oluşu için ona bütün hakikatin hiçbir engel olmadan ulaşması ve o insanın bu hakikati iyice öğrenip anladıktan sonra inkar etmesi gerekir ki bu insan once kendi nefsine sonra da yazida belirttigimiz gibi başkalarının nefsine musallat olur ve zalimleşir. Ama malumunuzdur ki bugün yeryüzündeki halklara hakikat böylece ulaştırılamamakta ve onlarla hakikat arasında kalın perde oldugu yerde durmaktadır. O halde halklar inançları ne olursa olsun mazlumdurlar. Onların imtihanı yeryüzü zalimlerinin ortadan kalkıp hakkın hakim olduğu ve hakikatin herkese ulaştığı gün başlayacaktır ki işte o zaman güneş batıdan doğmuş olacaktır.

      Son olarak bahsettiğiniz kavramlarla ilgili inşaallah yazı yazmaya çalışacağımızı belirtelim. Tekrardan değerli katkınız için Allah c.c. razı olsun, Allah’a c.c. emanet olun…

  5. Yazınız aklıma Üstad Şeriati’nin şu sözlerini hatırlattı.
    ”Bu kafir müminler yığını içinde buraya abdest alıp namaz kılmaya gelmiş biricik Mümin kafir benim.”
    Elbette yukarıdaki sözden üstadın muradı tam olarak yazmış olduğunuz yazının vermek istediği mesaj olmasa da benzer tarafları olduğu aşikardır.
    Sizinde belirtmiş olduğunuz gibi nice hak olarak görünenin batıl nice batıl olarak görüneninde hak olmasının söz konusu olduğu,ezberci ve yüzeysel kalıpların ters yüz olacağı bir devri zamanda yaşıyoruz.
    Alim,kanaat önderi,sarıklı Cüppeli,kura’nı tersten düzden sular seller gibi okuyan davudi sesli Süfyani gibileri mesela…
    Oysa Yüce buyruk ”ALDATICILAR SİZİ ALLAHLA ALDATMASIN”fatır-5-buyuralı beli mektebin ve basiretli direniş erlerinin yılmaz azmiyle tüm nifak,küfür ve aziz İmamın tabiriyle DESENLİ YILANLARIN”derileri yüzülecektir inşallah!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top