Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / KULLANILIYORSUNUZ!..

KULLANILIYORSUNUZ!..

oy verme

Birikmiş öfkeyi yönetmeyi iyi bilen ve bu iş için küresel bazda yüzlerce yıldır, yerel bazda ise bir iki asırdır sürekli yatırım yapan zalimler, zamanla kendilerinden nefret eder hale gelen halkların o nefretlerini dahi kendi varlıklarının temel direği yapmayı başarabilmiş, tufana dönüşecek tepkiyi belli bir yatakta akan nehre çevirebilmişlerdir ki bu nehirlerin de gideceği yolu yine kendileri çizmişlerdir. İsyan dağlarının doruklarında biriken öfke ve kin, nefret baharında eriyip zulmün üstüne çökecekken ve zulmün yerleşik düzenini tar-u mar edecekken, planlanmış bir patlamayla kontrollü bir şekilde zemheride oluşturulan çığa dönüştürülmekte, böylece ileride aniden gelecek olan bir baskın tehlikesi önlenmektedir. Ses duyup vaktin geldiğini zannederek hızla ve hışımla o dağın doruklarından yere doğru akan çığın parçaları, bir süre sonra zulme hiçbir zarar vermeden hızlarını yitirmekte ve en sonunda tehlike arz etmeyecek şekilde geldikleri yeri kabullenmektedirler.

İşte kendilerini korumak için olası düşmanlarını da kendileri yaratan ve kurdukları rejimi ve onun parçası olan sistemi bu düşmanların varlıkları ile muhafaza eden zalimlerin yukarıda verdiğimiz örneğe en uygun olarak buldukları yöntem her daim seçimler olmuş, her türlü muhalefetin ifa adresi olarak sandığı ön plana çıkarmakla halkları yine kendi çizdikleri sınırların içinde tutmayı amaçlamışlardır. Daha önce defaatle yazdığımız gibi ‘seçim’ler asla ve asla hür iradeye dayalı seçimler olmamış, aksine sistemin var olmasına müsaade ettiği partileri, bizlere dayattığı ‘seçin’ler olarak tezahür etmişlerdir. ‘Sandık’lar ise hep umut tacirlerinin, içinde özgürlük, adalet, kalkınma, din, iman vb. hayalleri pazarladıkları ama hiçbir zaman halkın kazanmasına müsaade etmedikleri kumar makinalarına dönüşmüşlerdir. Ama ne hikmetse her devirde illaki bir alıcı bulmuş, illaki o kumara bulaşan bir kaç kumarbaza hitap edebilmişlerdir. Bu kumarbazların bazıları ıslah olmayacak kadar müptela olmuşsa da yanlışa, diğer bazıları bunların sözlerine kananlar olduğundan kendilerinde hala umut barındırmaktadırlar. Bizlerin çabası da işte bu tür düzelme ihtimali olan ve yanlışı, yanlış olduğunu bile bile yapmayanların, doğruyu görmelerine yardımcı olma çabasıdır.

Aslında muhatap olduğumuz sistem kendi başına halkın kinini yönetemeyeceğini çok iyi bildiği için bu işi yapma görevini halktan görünen ‘çalışanlarına’ verdiğinden, yaptığımız izahatlar bazen etkili olmuyor gibi görünse de bu ‘çalışanların’ delil diye sundukları uyuşturucuların etkisinin çabuk geçmesine ve halkın kendisine şeker diye zehir sunanları teşhis etmesine yardımcı olmakta ve sistemin ‘çalışanları’ vasıtasıyla ördüğü çürük ağı artık onarılamayacak şekilde delinmektedir. Bunun en belirgin ispatı kanal kanal dolaşıp ‘seçin’lere ilginin az olduğunu ve eski heyecanı halkta görmediğini açıkça beyan eden süfyaninin yaktığı ağıtlardır. Bir diğer ispatı ise neredeyse bütün partilerin ‘sandık’lara sahip çıkın mesajı ile ‘illaki oy kullanın’ temalı açıklamalarıdır ki artık iş ‘bize oy verin’den çıkmış, ‘ne olur oy verin’e dönüşmüştür. Bu aşamada hemen, her fikrin(!) satılmış kalemleri devreye girmiş, ‘a partisi gitsin de ne olursa olsun’ tarzı yazılarla halkın öfkesini şekillendirmeye çalışmaya başlamışlardır. Bunlar artık parti dahi seçmemekte, rejimi bilinçli olarak sadece bir partiyle bağdaştırmakta ve halkın bu partiye olan kinini rejimin bekası uğruna kullanmaya çalışmaktadırlar.

Öyle bir hava estirmektedirler ki sanki rejim, a partisi iktidardan gittiğinde değişikliğe uğrayacak, bir anda adalet ve özgürlük sokaklara gelecek, halk artık çektiği bütün çilelerden kurtulmuş olacaktır. Tıpkı Yeşilçam’ın filmlerinde kaza geçirdiğinde kör olup yeni bir kaza geçirdiğinde gözleri açılanların konu alındığı sahneler gibi hayali ve muhal senaryolarla halkın umudunu sömürmektedirler. Bunlara göre rejim partinin değil, parti rejimin kaynağıdır. Oysa hiçbir ülkede ve var olan hiçbir sistemde böyle bir tanımlama yoktur. Evladın babasının babası olduğunu iddia etmek masal anlatanların abartılarını dillendirmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir ve sadece o masallarda ‘babam dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken’ benzeri cümleler kullanılmaktadır ki gayeleri çocukları eğlendirmektir. Rejimi partinin ürünü olarak lanse edenlerin gayeleri ise halkın bilinciyle oynayıp o halkı oyalamaktır. Bunlardan bazıları ne rejim kelimesinin sınırlarını bilmekte ne de küresel ölçekte ki sistemin ifade ettiği gerçeği idrak etmektedirler. Bazıları ise bunu bilinçli olarak yapmaktadırlar.

Oy ‘kullanarak’ sistemi veya rejimi değiştirebileceği zehabına kapılanların öncelikle anlayamadıkları hakikat şudur ki hiçbir rejim kendini değiştirecek bir oylamaya izin vermeyecektir. İkinci olarak akıllarının alamadığı gerçek ise hiçbir rejimin kendi çizdiği yolda yürümeyecek olan partiye veya herhangi bir resmi kuruma da izin vermeyeceğidir. Bu tipler rejimin ve sistemin üzerinde gidilen yol veya takip edilen rota olduğunu, partilerin veya diğer tüm resmi kurum ve kuruluşların ise bu yol veya rotada seyreden araçlar olduğunu kavrayamamakta, hangi araca binerlerse binsinler aynı menzile ulaşacaklarını farkedememektedirler. Rejimler devrine göre halka kendi araçlarını sunmakta, kimi zaman daha hızlı götürsün diye uçaklarına bindirmekte, kimi zaman otomobile, kimi zaman ise otobüse bindirmektedirler. Bazen saflığından faydalandıklarını yaya yola çıkarmakta ve onların gayretlerinden olabildiğince faydalanıp onları yormaktan başka bir işe ise yaramamaktadırlar.

Hal böyleyken rejimi yıkmak için onun araçlarını ‘kullanmak’ gerektiği gibi tuhaf bir metod geliştirenler, işin özüne baktığımızda rejim tarafından ‘kullanılmakta’, ihtiyaca binaen seslerinin çıkmasına ve yayılmasına müsaade edilmektedir. Bunlar sistemin gönüllü tebliğcileridir. Hatta halka koyun sürüsü gibi davranan sistemin, etrafa dağılan koyunları toplamak için eğittiği çoban köpeklerinden farkları yoktur ki bunların çabaları ile halk sistemin çizdiği sınırların dışına çıkamamaktadır. Sistemin ilkbahar – yaz veya sonbahar – kış dönemlerine ait kıyafetlerinin renklerine aşık olanlar, o kreasyonlardan farklı giyinmeyi modaya aykırı bulup, sapma modasına ayak uyduranlar, küresel zulmün ‘kullandığı’ ve ele geçirdiği zihinlerinin etkisiyle, sistemin her mevsim kendine uygun kıyafetleri giydiğini idrak etmekte zorlanmaktadırlar. Sistem ise ihtiyacı olduğu zaman o ihtiyacı karşılayacak bir partiyi kendi zulmünü örtmesi için kuşanmakta, böylelikle mevsime uygun giyinip sağlığını korumaktadır.

Bunların en büyük günahı ise kendi indirdikleriyle hükmetmeyenleri kafirler, zalimler ve fasıklar olarak tanımlayan Allah’ın (c.c.), ümmeti, gayr-i İslami kanunlarla temeli atılmış olan sistemin partilerine mecbur bıraktığı izlenimini oluşturmaktır. Yarattıkları umutsuzluk havası ile halkın bilincine alternatifsizlik zehrini aşılayanlar, bu alternatifsizlik zehrinin sonucu olan çaresizlik hastalığını yaymakta ve sistemin başındaki a partisinin zulmüne karşı tek alternatifin yine sistemin kendisini benimsemiş olan başka bir parti olduğu hissiyatını oluşturarak halkın fıtratına yönelmesine engel olmaktadırlar. Bu fikre karşı çıkıp bütün partileri ve sistemin kendisini red edenleri ise ‘tekfirci’ düşünceyi öne sürerek dışlamaya çalışanların kendileri aslında kucağında oturdukları sistemin kulaklarına fısıldadıkları ile hareket edip ilahi nizamın kurulmasını muhalmiş göstererek sistemin diğer uşaklarını kucaklamaktadırlar ki böyle bir ‘hoşgörü’nün ulaşacağı son nokta Nemrut’un Firavun’dan, Muaviye’nin Yezid’den veya tecavüzcünün hırsızdan daha evla olduğunu düşünmek olacaktır.

Oysa sistemi red etmek halkı red etmek değildir. Sistemin varlığını gayrı meşru bilmek halkın varlığına tehdit olmak değildir. Sistemin partilerini ayırt etmeksizin tümünden beri olmak halktan kopmak değildir. Aksine sistemi red etmek onun çizdiği sınırların dışında düşünebilmek ve onun tuzağına düşmeden hareket metodu oluşturmaktır ki nebevi metod bunu gerektirmektedir. Tüm partilerden beri olmak demek halkın tümünü kucaklamak ve partilere bağlı olmanın oluşturduğu yapay ayrılıkları ortadan kaldırıp vahdete zemin hazırlamak demektir. Sistemin varlığını gayr-i meşru bilmek ise halkın varlığına tehdit olanlara düşman olmak demektir ki bu da aslında halkın hem dünyevi saadetini hem de uhrevi saadetini oluşturabilmek için elzemdir. Zira halkın düşmanı olan sistemi benimseyerek o sistemden medet ummak halka ve hakka ihanettir. Oy kullanmak sistemi onaylamaktır. Sistemi onaylayıp sistemin partileri ile hedefe ulaşabileceklerini sananlar ve partileri kullandıkları araç zannedenler tam tersine sistem tarafından ‘kullanılanlar’dır.

siyasetmektebi.com

29 yorum

  1. ABD-İSRAİL düdüğü çalan siyasal islamcılar ne güne var..100 yıllık hayal
    Türk Milleti “tecavüz adasındaki Van Akdamar kilisesinin, onarılarak ayine açılmasını içine sindirdiği gün, başına gelecek her türlü alçaklığa da geçit vermiş oldu. O açılış günü, açılışa göz yumarak, namusunu sahip çıkmayacağını göstermiş oldu. Açıkçası, onuruna-şerefine sahip çıkmadı.”Afyon Belediye Başkanı da Afyon’a Yunan askerleri adına “Anıt (!)” dikmeye kalktı. Tepkiler üzerine amacına ulaşamadı.

    https://mehdi-kehf.blogspot.com.tr/

  2. selamunaleykum ben bu sayfayi yeni kesfetmis birisiyim ve size Allahin kitabina ve resulune bagli kaldiginiz surecede katiliyorum sohbetleriniz veya evleriz varmi istanbuldayim gorusmek tanismak isterim

    • siyasetmektebi.com

      Aleyküm selam. İnşaallah Rabbimiz ayaklarımızı sabit kılarda bu yoldan ayrılmayız.
      Talebinize gelince, sadece internet ortamında yazılarımızı paylaşıyoruz başka hiçbir faaliyetimiz yoktur. Allah’a c.c. emanet olun…

  3. selamun aleykum.çevremdeki insanlar türkiyedeki şii-alevi leri seviyor diyemeyeceğim çünkü sevmek istiyorlar fakat onları düşündüren,acaba! dedirten bazı durumlar söz konusudur.bunlar:1-alavilerin büyük çoğunluğu sosyalist,kominist pkk lı.2-birkısmı chp-kemalist-laikçi.3-bazı şii gibi görünen web siteleri pkk yandaşlığına uygun yayınlar yapıyor.daha bugün pkklılar bir iran plakalı aracı taradılar 1 iranlı vefat etmiş.pjak malum biliyorsunuz irana karşı savaşan bir oluşum.dine bakışlarıda belli.peki bu ne demek oluyor?ne ben nede çevrem bu bazı sözde alavilerin pkk aşkına bir anlam veremiyoruz.ben yeni seçtim caferiliği.bu durum beni üzüyor.

    • siyasetmektebi.com

      Aleyküm selam.

      Aslında sorunuzun içinde cevabınızı da vermişsiniz. Gerçekten Alevi olanların, Ali a.s. den yana olanların, O’nun a.s. torunlarının iktidarda olduğu ve O’nun a.s. diniyle hükmedildiği bir devlete düşman olma ihtimalleri var mıdır?

      Bunlar her türlü zındıklıklarına ve sapmalarına alevi etiketi vurmuş olan ve emperyalizmin uşaklarının peşinden gidip İslam inkılabına düşman olanlardır.

      Bunlara bakıp ne şia ne de alevi kesim yargılanabilir. Işid ne kadar sünni ise bunlar o kadar alevidir çünkü. Işid kime hizmet ediyorsa bunlar da aynı merkeze hizmet ediyorlar.

      Bizler birilerine bakıp iman etmediğimiz gibi birilerinden dolayı da imanımızdan vazgeçmeyiz. İmam Ali’nin a.s. karşısında muaviye var diye tedirgin olmaya gerek yok. Sadece geçmişteki hataları tekrar etmemek gerekiyor ki Ali yine yalnız kalmasın. Hak her daim azdır ve garibtir. Ne mutlu o gariblere…

  4. Şu anda keyfi, cebri ve küfri olan kanunlar hangileridir? İslam’a muhalif bir kanun var mıdır? Ayrıca İslam’da nihai amaç illaki bir devlet kurmak mıdır? İsteyen İslam’a göre yaşasın isteyen nefsine göre yaşasın? Bizlere düşen sadece tebliğ etmek değil midir?

    • siyasetmektebi.com

      Bu soruları ciddi ciddi soruyorsanız sizin hem İslam tarihini hem Kuranı hem de risaleleri okumanız lazım.

      Şuan ki kanunların ve bundan önceki kanunların temelinde Kur’an olmadığı için ve Kur’an, Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenleri kafirler, zalimler ve fasıklar olarak tanımladığı için (maide suresi 44,45 ve 47) bu kanunlar kendilerini oluşturanların nefislerinden türemişlerdir ve müslümanları bağlayıcı herhangi bir yönleri bulunmamaktadır.

      İslam’ın nihai amacını anlamak istiyorsanız Resulullah’ın hicretten sonra hemen kurduğu devlete bakmanız yeterli olacaktır.

      İsteyen istediğini yapsın mantığınız özgürlüğü değil tabiri caizse hayvani yaşantıyı meşrulaştırdığından İslama uygun bir düşünce değildir. Bu konuda “islamın özgürlüğü” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

      Her din veya ideoloji hükmetmek amacıyla mücadele eder. Tebliğin amacı da budur. Allah c.c. hükmetmeyecek bir dini göndermez.

      Bu tartışma burada noktalanmıştır. Uzatmanın yararı yoktur.

      Allah’a c.c. emanet olun…

      • Hocam sorularıma zaman ayırıp sabırla cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Amacım hakikatı aramaktır. kafamdaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaktır. Yardımınız için teşekkürler.

        • siyasetmektebi.com

          Allah c.c. hakikati bulma yolunda yardımcınız olsun. Ama İmam Ali’nin a.s. dediği gibi “önce hakkı tanımak gerek.” Hakkı tanır ve bulursanız haklıyı zaten teşhis edersiniz.

          Bu yüzden İslam tarihini, Resulullah’ın s.a.a. siretini gerçekten iyi öğrenmek ve İslamın neden gönderildiğini anlamaya çalışmak şarttır. Akıl Allah’ın c.c. hüccetlerindendir. Kullanmak ve bize sunulanları süzmek gerekir. Üstadın özellikle yaşantısını iyi okumak ve kimle nasıl mücadele ettiğini öğrenmek, bugün O’nun yolundan gittiğini iddia edenlerin maskesini düşürecektir.

          Allah c.c. yardımcınız olsun. Allah’a c.c. emanet olun…

  5. Said Nursi bu sistemin devam etmesi için mi Menderes’e oy verdi. Talebeleri onun oy verdiğini ilan ettiler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

    • siyasetmektebi.com

      Bu konuyla ilgili “ehven-i şer mi yoksa ekber-i şer mi?” başlıklı yazımızı okursanız sorunuzun cevabını bulursunuz.

      Üstad Said Nursi r.a. asla oy kullanmamış ve talebelerine de oy kullanın dememiştir. Sadece demokrat partiyi kurtarıcı gibi gören ve onlarla irtibat kuran talebelerinin o partinin gerçek yüzünü görmeleri için Hz. İbrahim’in a.s metodunu uygulamış ve “gözümde elmaslardı cam parçalarına dönüştüler” diyerek onların aslında değersizliklerini ifade etmiştir.

      http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/haber/index.php?sid=155

      Yukarıdaki linkte Üstadın r.a. talebesi olarak tanıtılan Said Özdemir ile yapılan bir röportaj vardır. Tümünü okuyamasanız bile son kısımları sorunuza cevap olacaktır.

      Bugün Üstadın r.a. talebesi diye piyasada dolaşanların tümü Üstadın r.a. çizgisinden kopmuş ve sistemin safına geçmiş olanlardır. Neticede Hz. İsa’nın a.s. havarileri veya Resulullah’ın s.a.a sahabeleri diye tanıtılan bir çoğunun sonradan saptıklarını bildiğimizden bu bize garip gelmemektedir.

      Üstadın r.a. mücadelesi, hayatı ve eserleri ortadadır. Bunları aracısız incelerseniz hakikat ortaya çıkacaktır.

      Allah’a c.c. emanet olun…

      • Abdullah Yeğin, Mehmet Fırıncı, Rahmetli Abdulkadir Badıllı Üstadın has dairedeki talebeleri olduğunu biliyorum. Bunlar üstadın vasiyetinde benden sonraki varislerimdir diye ismi risalelerde geçen kişilerdir. Ve TRT ekranında Üstad’ın hasta olduğu halde sandığa giderek demokrat partiye oy verdiğini söylediler. Kime inanacağız ?

        • siyasetmektebi.com

          Üstadın yaşantısına bakın ve kime inanacağınıza karar verin. Ve bu talebelerin Mehmet KAYALAR’ı neden gündeme getirmediklerini sorun. Risaleler Kur’an tefsiridir. Kur’an değildir ki yazılanlar sabit kalsın. Bahsettiğiniz tüm bu isimlerin Üstada zulmetmiş rejimle işbirliği içinde olduklarını, bu sistemin bunlara neden dokunmadığını, sistemin kurulduğu günden beri aynı temel üzere olduğu halde Üstada her daim düşman olup bunlara neden dost olduğunu sorgulayın. O çok övülen Demokrat parti döneminde Üstadın çektiklerine bakın ve üstadın ölmeden önce hangi iktidara lanet ettiği bu lanetin tutup tutmadığını araştırın. Nasibiniz varsa gerçeği görürsünüz.

          Allah’a c.c. emanet olun…

          • Günümüzde mevcut birinci parti dini özgürlükleri serbest bırakıyor ve bu partinin iktidarında Müslümanlar rahat nefes alıyor. Biz bu partiye oy vermezsek diğerleri iktidar olur ve Müslümanların inançlarını yaşamasına engel olurlar. 28 şubat sürecini biliyorum. Birinci partinin iktidarı ehveni şer değil midir?

          • siyasetmektebi.com

            Değildir.
            Bahsettiğiniz parti mutlak şerdir. Hiçbir hayır yönü yoktur. Sitemizdeki yazılara bakarsanız ne demek istediğimizi anlarsınız. Özellikle ” ve deccal ilahlığını ilan etti” başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.

            Ama asıl mesele zaten parti değildir. Tüm partiler aynı köke bağlı dallardır. Kök zehirli olduğunda dallarda meyvelerde zehirli olur. Bu yüzden böyle bir sistemde hangi partiyi desteklerseniz destekleyin yine sistemi onaylamış olursunuz. Bu konuyla ilgili olarak da altına yorum yazdığınız bu yazıyı bir kez daha okumanızı tavsiye ederiz.

            28 şubat bahsettiğiniz partinin doğum hazırlığıydı ve sistemden uzaklaşacak olan halkın sisteme entegresi için tasarlanmıştı. Mazlum konumuna düşürülen zalimlerin reklam çalışmasıydı.

            Velhasıl üstadın r.a. dediği gibi keyfi, küfri ve cebri kanunlarla hükmeden sistem, Allah’ın c.c. bizlerin onaylamamızı istediği bir sistem olamaz. Allah’ın c.c. indirdikleri ile hükmetmeyen kafirlerin, saray dinine çevirdiği islam Resulullah’ın s.a.a. tebliğ ettiği İslam olamaz. Resululullah gibi yaşamayan ve bunu itibara bağlayıp Resulullah’ı s.a.a. haşa itibarsızlaştıranlarsa önderimiz olamaz.

            Allah’a c.c. emanet olun…

      • Selamunaleykum hocam çok yararli buldum sayfanizi ilgi ve heyacanla takip ediyorum. Allah sizlerden razi olsun.Hocam bir sorum olacak ..yukarda said nursi hazretlerinin asla oy kullanmadigini bildirdiğiniz yorumda verdiğiniz ”ağabeyim dilinden Üstad Bediüzzaman ” adlı linkin ” Risale nura kalem karışmaz”-5 bölümünde şöyle bir konuşma geçiyor. ………..Eski Said dönemi de Nurculuk içinde ele alınmalı mı?
        – Eski Said, siyasete çok karışıyor. Bütün cemiyetlere ve partilere gidip orda İslâmiyeti anlatıyordu. Üstad, Yeni Said dönemide ise siyaset ile dine hizmet edilemeyeceğini ve siyasetin tarafgirlik fikrini doğurduğunu gördüğü için, manevi alanda hizmet etmeye başladı. Kendisi ‘Biz ehli dünyanın dünyalarına karışmıyoruz. Karışsak bile onlara yardımcı olmak için karışıyoruz’ diyor. Yeni Said döneminde kendini tamamen manevi sahaya verdi. Bazı dönemler siyate karıştığı olduysa da komünizme âlet olmasın diye hükümeti uyarmak amacıyla bunu yaptı. Bunun için Adnan Menderes’i destekledi. Menderes’e oy verin dedi. Menderes çok büyük hizmetler yapmışsa da, tam anlamıyla Üstad’ın dediği gibi hareket etmedi. Müslümanların en büyük gayesi olan şehadet mertebesi, Menderes’e nasip oldu. Menderes şehit oldu…….Burada Menderesi detekledigi ve oy kullanılması gerektiğini mi söylemiş ?tam olarak nedir ?aydinlatabilirseniz sevirinirm..çok Teşekkürler .

        • siyasetmektebi.com

          A.s.
          Bahsi geçen röportajı okursanız Üstadın “elmastılar cam oldular” sözünü görebilirsiniz. Üstad, o dönemde siyasi basiretten yoksun talebelerinin sistemin partisine olan meylini şekillendirip, o partinin ve liderinin gerçek yüzünü göstermeye çalışmıştır.
          Bu yüzden direk tepki göstermektense tedricen hareket etmiştir. Hz. İbrahim’in a.s. metodunu incelerseniz Üstadın metodunu da anlarsınız.
          Ki zaten ömrünün son demlerinde Üstad, o partiye beddua etmiş ve sonlarının nasıl olacağını izah etmiştir.
          Ama üstaddan sonra ortaya çıkan basiretsizlerin eliyle koskoca hareket sistemi ayakta tutar hale getirilmiştir.

  6. ilginiz için tekrar teşekkür… dikkatle okumyrusunuz yorumumu sorun değl.. ben Hizbullahın partisel olmadığını bilyorum ama mecliste de etiki olmasını destekliyorum … Lübnanın düzeni dini olmasına da gerek yok hakkını savunabilyorsan mecliste de olabilrisn.. bu Kürt özgürlük hareketi içinde geçerli.. partisel değldir ve gücü sistem içinden almıyor sadece araçlarından biridir bunu da direnmeyle sistemi zorlamayla yaptı.. sistem karşıtı olamamzıda yakın olmamıza rağmen sisteme razı oldugumuzu söylemeniz çoks tuhaf… sistemi ve devleti kökten ve radikal eleştiren bu harekettir… değerlendirmemiz bu konuda bütünüyle zıt olduğu için kalsın… size eleştimi yanıtlamanızdansa düşüneminiz isterim.. daha yüksekten sistem elştirisi yapıp bir başka sistem arzuluyorsunuz bu güzel ama idealsit bir tavırla eylemsiz ve zhinsel… bir yapılanma olmadan… alanlar yaratarak ilerleyen örgütlenen ve sistemi zorlayan bir inkar edilen halkı kabul etmeye mecbur bırakan(hem devleti hem milleti) bir harekti eleştimeniz ne kadar mantkılı bilemiyorum… provakatör bir soru kusura bakamyın 🙂 sistem kimi tehliklei biliyor? kime baskıyı kime zindanı ve katli reva görüyor ve kimi huzur içinde faal olmasına razı oluyor?
    sağlıkla kalın

    • siyasetmektebi.com

      Aslında siz yazılanları anlamamak ve kendi safınızı onaylatmaya çalışmak için çırpındığınızdan dolayı bu tartışma uzuyor.

      Lübnan Hizbullahı ne kuruluş sürecinde ne de diğer dönemlerinde sistemin parçası olmamış bir halk hareketidir. Lübnan Hizbullahı varlığını Lübnan daki diğerlerinin yokluğuna bağlamamış bir harekettir. Lübnan Hizbullahı tüm halkların düşmanını teşhis etmiş ve o düşmanı hedefe almış bir harekettir.

      Oysa sizin bize habire sempatik göstermeye çalıştığınız ilhadi örgüt, ilk çıktığı andan itibaren sistemle işbirliği yapmış, sistemin desteği ile diğer örgütlere (üstelik bunlar sol tandanslı örgütlerdir) musallat olmuş ve 80 darbesinin besleyip büyüttüğü bir hareket halini almıştır. Bu ilhadi örgütün hedefinde asla sistem olmamıştır ki sistemi zorlamış olsun. Bu örgüt sistemle beraber onlarca yıllık danışıklı döğüşle, başta yöre halkı olmak üzere bu toprakların çocuklarının karşılıklı öldürülmesinde büyük rol oynamıştır.

      Bugün beslenip kendisine ada tahsis edilen siyonizmin uşağı, sistemle hazırladığı planı israil onayladı diye sevincinden oynayacak hale gelmiştir. Yöre halkının mazlumiyetini ve cehaletini kullanan bu ilhadi örgütün o halka “biji obama” diye slogan attırması ise bahsi geçen örgütün insanlığın düşmanlarının dostu olduğunu kanıtlamaya yeterlidir.

      Bu örgüt asla kürt özgürlük hareketi değildir. Bu örgüt bu topraklardaki herhangi bir milleti temsil edebilecek bir örgütte değildir. Bu örgüt sistemin ve siyonizmin kiralık katilidir. Ne o coğrafyaya ne de kürt halkına yabancı değiliz. O coğrafyayı da çok iyi biliriz. Çöpten ekmek toplayan gariban halkın, sonradan üretilmiş olan sol burjivazisinin çıkarları doğrultusunda nasıl meydanlara sürüklendiğini de iyi biliriz. Her şehirde halkın bu duygularını sömürüp kendilerine krallar gibi yaşamlar hazırlamış olanların, varlıklarını o yörenin halkına dağıtmaları halinde yörede fakir kimsenin kalmayacağını da iyi biliriz.

      Ama şunu da biliyoruz ki bu danışıklı döğüş halkları birbirine düşman etse de her iki cephenin başındaki hainleri beslemekte, kendileri yüzünden kanları halkın çocuklarının kanı dökülürken kendi çocukları avrupada zevku sefa sürmektedir.

      Bu yüzden reklamını yaptığınız örgütün cemaziyel evveli bile onun sistemin uşağı olduğunu anlatmaya yeterlidir. Daha iktidar bile olmadan o yörede kendilerine itiraz eden kürtleri dahi katleden veya katletmekle tehdit eden bir örgüt kürt halk hareketi değil kürtleri baskı altında tutmak için kullanılan uşak olabilir.

      O halde bütün gücüyle kendisi gibi düşünsün veya düşünmesin bütün halkları savunan ve halkların en büyük düşmanı olan siyonizme düşman olup gayri İslami tüm sistemlerden beri olan Lübnan Hizbullahı ile o bahsettiğiniz ilhadi örgütü bir tutmaktan vazgeçin. Biz sistemi tanıdığımız kadar uşaklarını da tanımaktayız. Buyrun siz takip ettiklerinizin peşinden gidip “biji obama” sloganları eşliğinde israile hizmet etmeye devam edin ama bize bunun propagandasını yapmayın.

      İdealist ama eylemsiz olduğumuz kanısına nasıl vardınız bilemiyoruz. Aslında size ulaşmış olmamız bile pasifize olmadığımızın delilidir. Mantığınızı sisteme bağlı kıldığınız için bizi anlamanızı beklemiyoruz ki bu zaten sizi aşar. Provakatifliğiniz ise hakikaten bize sökmez. Ne sistemin ne de onun uşaklarının tabiri caizse gazına gelmeyiz. Bizim fikriyatımız ve metodunuz zaten devletleşmiş durumdadır. Ve şuan sizin övdüğünüz siyonist satılmış örgütün uzantıları da dahil olmak üzere yedi düvele karşı suriye, ırak, yemen ve lübnan da savaş vermektedir. Bu topraklara gelince, elbet herşeyin bir zamanı vardır. Sırf sizin gibi sistemin kölelerini memnun etmek için halkı katlettirecek değiliz. Sizin eylemden anladığınız bu halkın kanını dökmek olduğundan bizi eylemsiz zannetmeniz kendi açınızdan normaldir o yüzden.

      Bu sistem asla uşağı olan ilhadi örgütlerin liderlerine dokunmamıştır. Bahsettiğiniz zindanlar ve baskı ilhadi örgütün en üst düzeyine değil halka yöneliktir ki o halkın vitrine konan kanından sizin gibiler beslensin. Sizin en tepenizdekine bile ada tahsis eden, milletvekilkerinizi ihya eden, belediyeleri çiftliğiniz yapan sistem sizin varlık kaynağınızdır.

      Eğer bu yazdığınız ilkokul seviyesinin de aşağısındaki itirazlarınızdan başka bir itirazınız varsa buyrun. Ama bir daha Lübnan Hizbullahını kendi siyonizmin uşağı örgütünüzle kıyaslamayın. Zira hakikaten bilmediğiniz sularda yüzüp boğuluyorsunuz ve çıkardığınız sesler komik oluyor.

      Eğer Allah’a c.c. imanınız varsa bilin ki herkes önderleriyle çağrılacak ve haşrolacaktır. Siz “biji obama” diyenlerle haşrolmaya razıysanız sizi tutan yok. Ama biz obama’nın da siyonizmin de onların uşaklarının da heveslerini kursaklarında bırakan İran İslam İnkılabının ve İmam Hamaney’in safında olacağız. Halkların düşmanlarının dostu olup “halkların kardeşliğinden” dem vuran yalancılara karşı, tüm halkların haklarını savunanların takipçisi olacağız.

      Vesselam…

  7. Mükemmel bir yazı. Elinize ve yüreğinize sağlık. İşte benim heryerde paylaşabileceğim ”seçim beyannamesi” ve “seçim manifestosu” tam olarak budur. A’dan Z’ye tuğyan eşliğinde kanat çırpan bütün süfyani akbabaları tevhid sapanı ile vurup, leşini de özsüz özlerine iade etmişsiniz. Bundan sonrasını ancak iradesiz ruhlar ruhsuzca inkar edip, demokrasi havarisi kesilme cüretini gösterebilir.

    Kemal kardeşe ise şunu iletmek ve tebliğ etmek isterim; şer’i ahkam ilkelerinde esneklik ve uzlaşmasızlık iktiza sunan konjonktürel vaziyete bağlılık arz eder. Batılı akıllar buna sosyolojik doku dese de, Şia fıkıh mecmualarında zaruriyyat gerekliliği hayatın tehlikede olduğunu düşünsen dahi tağutların hakimiyetini kabul etmeye müsade gösterilmez. Takıyye, ölümün yaşamın önüne geçtiğinde işlevsel hale gelir ki, bunda da kalbinin yakin edebilmesi gerekir. Türkiye sosyolojisi, tağutlardan tağut beğen psikolojisidir. Teşri ve Tekvini kurallar tartışmasını tartışmaya açmak bile küfürdür. Tağutlardan tağut beğenmek küfürdür! İslami İran ile taifeler çatışmasının kaçınılmaz ve yoğun kaosun iklimi altındaki ülkeler istisnası haricinde oy kullamak; bazı muassır Şia merca-i taklidlerine göre zaten mutlak haramdır. İstiftaat açmayı ve ruhsat aramayı hoş karşılamadıkları gibi, Ayetullah el-Uzma Lütfullah Saafi Gülpeygani hazretleri başta olmak üzere bazı Şia müçtehidleri batında tağutları kabullenmesen de zahirde tağutları red etmediğin için mürted hükmüne düşülebileciğini söylemektedir. Rabbim, hepimizi bu geri dönüşü mümkün olmayan durumlara düşmekten alıkoysun. Amin!

    Lübnan Hizbullahı hakkında da son birkaç kelam etmek isterim. Hizbullah kesinlikle Lübnan Milli Meclis Seçimleri ve Lübnan Mahali İdare Seçimleri gibi partisel yarışlara yekten katılmamıştır. Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ve Hizbullah Şer’i Konsey Başkanı Şeyh Muhammed Yezbek, Veliyy-i Emr-i Müslimin Seyyid Ali Hamanei’ye demokratik seçimlere katılıp/katılmama fetvası yönetmiş ve Rehber Hamenei’nin de cevabı Hizbullah öncü ulemasının günlük siyaset arenasında yıpranmaması ve düşman kampında mücahid Hizbullah kadrolarının demokrasiyi savunur duruma düşmemesi adına seçimlere direkt katılmaması yönünde olmuştur. Hizbullah’a böylelikle kendi Siyasi Yürütme Konseyi disiplinine ve hiyeraşisine bağlı bir ideolojik seksiyon kurdurmuştur. كتلة الوفاء للمقاومة (Direnişe Vefa Bloğu) başlığında fıkhi kuralara mugayir kalmadan parlamenter ve yerel siyasete ayak uydururlar. Hizbullah hiçbir zaman demokratik seçimlere yekten katılmamıştır, katılmayacaktır da. Lübnan’da taife yapısı toplumu şekillendirmektedir. Türkiye’de eskisi gibi Kemalist Tek Parti Rejimi de iktidar olsa, yeni Türkiye maskesi adı altında Muhafazakar Demokrat Tek Parti Rejimi de iktidar olsa, şüphe yok ki Türkiye tağudi bir rejimdir ve oy kullanmak hangi şart altında olursa olsun irtidat alametidir.

    Ves’selam.

  8. Merhaba
    değeli analizler var ama sert bir sistem eleştiri yapıp seçimi anlmasızlaştırmadan bir huzur yaşamayın derim. her kes sistem içinde, medya da tüm siteler de sizinki de… karşı olduğunuz için site ve inetrneti kullanmayı terk mi ediyorsunuz? seçim ve partiler için dedikleirniz tüm medya içinde geçerli… önemli olan bu araçları haklı ve doğru yönde kullanmak.. sistem dışına çıkıp yıldırım gibi üzeirne gelmeyi düşünüyorsanız bir şey söyleyemem ama sistem içinde birikerek ve organize olarak içten bir dönüşüm radikal bir dönüşümün dogruluğuna taraf olanlardanım. seçim de araçlardan bri bir partiye oy vererek otokrasiye hayır demeyi ve toplumsal bir muhalefti reformuculuğa dönsede organize edip yetiştirmeyi çok sert laflı ama etkisiz olmaya tercih ederim…selamla

    • siyasetmektebi.com

      Aslında itirazınız daha önceki yazılarımızda ve özellikle siret’ün nebi bölümümüzdeki “kralımız ol teklifi” ve “darul erkam ve siyasi bağımsızlık başlıklı yazılarımızda cevaplanmış bulunmakta. Ama madem tekrar sordunuz kısaca yineleyelim.

      Öncelikle ihtiyari olmayan mecburi işlerden dolayı mesul tutulamayız ki biz böyle bir sistemin içinde yaşamaya mecbur kaldığımız için sistemi benimsememiz gerekmemektedir. Bütün peygamberler a.s. ve imamlar da a.s. batıl sistemlerin içinde yaşarken onlarla mücadele etmişlerdir. O sistemlerde yaşayıp toplumsal hayatın içinde bulunmaları onların a.s. sistemi kabullenmelerini gerektirmemiştir. Zaten muhatap olmadığımız sistemle nasıl mücadele edebiliriz ki? Okuluna gitmek, işinde çalışmak sistemi onaylamak demek olmadığı gibi bunu gerektirmez de. Aksi takdirde rızkı verenin Allah c.c. değil sistem olduğunu düşünmeye başlayıp her türlüzulme sessiz kalmamız gerekir.

      Oysa oy vermek, sosyoloji ilmi açısından da sistemin onaylanması demektir. Yani sistemin varlığını meşru gördüğü bir partiye oy vermek aslında sistemin çizdiği sınırı kabul etmek ve onaylamaktır. Biz Resulullah’ın s.a.a siretinde buna benzer bir tutum olmadığını aksine ilk andan itibaren mevcut düzeni red ettiğini bildiğimizden böyle nifak yüklü bir sistemde oy kullanmaya razı değiliz ki bu bizi bağlar kimseyi bir şeye zorlama derdimiz yok sadece fikir beyan ediyoruz.

      Son olarak sizin farklı olduğunu düşündüğünüz partilerin biz farklı olmadıklarını, şecere-i habisenin dalları olduklarını düşünmekteyiz. Ortada misalen zakkum ağacı vardır. Ve bu ağacın bütün dalları ve meyveleri zehirlidir. Dalların veya meyvelerin farklı renk ve şekilleri, ağacın kökünün ve tohumunun zehirli olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden partilerin tümü siyasetmektebi olarak bize göre sadece sistemi kendi zulmü içinde kemale erdirmeye çalışan zehirli ağacın dallarıdır. Hangisinden beslenirseniz beslenin zehirlenirsiniz.

      Ne yapmak gerekir derseniz de biz de deriz ki Resulullah s.a.a. ne yapmışsa onu yapmak ve sistemin çizdiği çizgiden çıkıp bağlarından kurtulmak ve halka inip onlara hakikati anlatmak aslolandır. Bu yöntem hem Resulullah s.a.a. döneminde hem de İmam Humeyni r.a. önderliğindeki mücadelede işe yaramıştır çünkü nebevi metod budur.

      Yazımızın sertliğine gelince bu asla ve asla halka yönelik bir sertlik değil, halkı haktan saptırıp sistemin tuzağına çekmeye çalışanlara yönelik bir sertliktir ki varsın alınsınlar. Hakkın hatırı kırılacağına onların ki kırılsın sorun değil.

      Allah’a emanet olun…

    • siyasetmektebi.com

      Ayrıca sistem içinde çoğalmak bir süre sonra sistemin bir parçası haline gelmek demektir ki zaten karşı olmadığınız sistemi neden değiştiresiniz ki?

      Burada aslolan mücadelede ki nihai hedefimizin ne olduğudur. Yani bu sistem dursun bize dokunmasın yeter diyorsanız tabiki bizim sözlerimiz size aşırı gelecektir. Ama amacınız Resulullah’ın s.a.a. yaptığı gibi bir devrimse az bile söylediğimizi farkedersiniz.

      • sizi anlıyorum…sert olmanızı takdir de ederim.. benim söylediğim şu: etksiz radikal olmaktansa etkili reformculuk. bu seçimde savunduğum tahmin de ettiğniz parti, düzeni onyalamk değildir çok ağır bir baskının dibinden kalktı sistemi zorladı n,hayetinde bir ara yol oluştu bu bir elde edilen politik alandır organize edilerek çoğalarak siistemi dönüştürmeye yöneliktir..parlemnter düzen hedef degildir sadece bir araç medya gibi..sistem karşıtlığında itirazım yok size mantıksal bir soru sorudum sistem içindeyiz ve dönüşmesini istiyoruz, hepimiz elimzde olan ve elde edebildigimiz kadar araçlar ve imkanlara sahip olmaya çalışmalıyız. koşulları iyi değerlndrmek gerekir bazen boykot dogrudur katılmama vs. bazen de katılma bu seçimde muhalif olup katılmayan sistemin arzuladığını yapmış olur, sistem seni hep bir yerde meşgul ederek etkisiz etmez bazen pasifize edrek yada soyutlayarak.. sizi ikincilerden görüyrum soyut ve idealist… peygamberimizi tutumuzumuzla bütünleştirmden çekinen biriyim …a ama mutalaa ettiğimiz kadar peygambermiiz toplumunun bütün dinamiklerini kullandı mesela kabe ziyaretini iptal edecegine onu kendi mesajı yönünde tanımladı vb. bugünde öyle muhtemel savundugunuz Hizbullah bir dönem içte radikal ve karşı bir duruşu vardı zamanı geldi oyda kullandı mecilisde girdi koalsiyonda yaptı ana siyaset yeri meclis degildir ama onu da hedefleri dogrultusunda kullanır… Biz’ler içinde öyle ….selamla

        • siyasetmektebi.com

          İnanın bu yazdıklarınız yıllardır muhatap olduğumuz itirazların aynısıdır. Hiçbir artısı yoktur. Bu yüzden bu sayfalarda defaatle cevaplanmışlardır. Ama yine de ısrarınız yüzünden bir kez daha kısaca cevaplayalım.

          Öncelikle hangi partiyi savunursanız savunun neticede sistemin var oluşuna müsade ettiği bir kurumu savunuyorsunuz demektir. O bahsettiğiniz mücadeleler zaten sizin gibi sisteme muhalif olma ihtimali bulunanları, sistemin tezgahladığı bir muhalefete çekmek için tasarlanmış oyunlardır. Hangi partiden bahsediyorsunuz bilmiyoruz işin aslı. Ama bizim açımızdan a partisi, b partisi veya c partisi farketmez hepsi sistemin alfabesinin harfleridir. Onlarla yazılan yazı sistemin kitabını oluşturur. Siz desteklediğiniz partinin mücadele verdiğini düşündüğünüz için onun peşi sıra gidip sistemin varlığını parlementer düzen hedef değildir diye savunmaya başlamışsınız bile. Oysa hangi parti olursa olsun aynı parlementoda diğerleriyle gayet uyumlu bir şekilde sistemin bekası için gayret göstermektedir. Renkleri farklı olduğu için size hoş gelen rengin peşindesiniz hepsi bu. Ayrıca bizim karşı olduğumuz parlementer sistemden ziyade zulüm üzerine kurulu olan sistemdir yani rejimdir. Bu rejim kendine alternatif olacak bir yapıyı kendi içinde oluşturmayacaktır.

          Bize mantıksal sorduğunuz soruyu gayet “mantıksal” bir cevapla cevapladık zaten tekrar etmenin manası var mı bilemiyoruz. Ama şunu bilin ki biz bu sistemin sizin istediğiniz gibi dönüşmesini değil kökten yok olmasını ve insani ve islami kurullara uygun yeni bir sistem kurulması gerektiğini inancımızdan dolayı istemekteyiz. Aramızdaki fark da bu zaten. siz sistemden size göre var olan bazı eksiklerine rağmen memnunsunuz. O eksikler giderilse derdiniz de birmiş olacak. Biz sistemin kökünün zulüm olduğunu bildiğimizden sistemle var oluş mücadelesindeyiz.

          Sistemin aruzladığı seçime katılmama değil aksine sizin gibilerin yaydığı “ne olursa olsun seçime katılın” mantığıdır. Hiçbir sistem hükmettiklerinin kendini onaylamak anlamına gelen seçimleri boykot etmesini istemez. Aksine kendine kendisi kendi içinde alternatif üretir gibi yapar ki herkes bir ucundan sisteme tutunsun. Bu kadar partinin varlığının sebebi de budur zaten. Her kesime hitap eden bir kolu olsun diye bunca parti kurdurmuştur sistem. Siz araçları kullanalım gibi pragmatist bir mantıklar yaklaşıp güya sistemi düzelteceğinizi zannederken sistemin kullandığı bir araç haline gelip, sisteme gerçekten muhalif olanları susturmaya çalışmaya başlamışsınız bile. Bilerek yapmasanız da şuan yaptığınız tam da budur ve sistem bir kez daha kendisini kullanmaya niyetleneni kullanmasını bilmiştir.

          Oy vermemek veya sandığa gitmemek pasifize olmak demek değil, gerçek bir tepki vermek ve başkaldırmaktır. Aksine oy vermek susmak ve kabullenmektir. Hırsızı değil namussuzu, katili değil tecavüzcüyü kabullenmek pasifize olmaktır. Bu yüzden tersten baktığınızın farkına varmanız ve sistemin gönüllü tellalı olmaktan vazgeçmeniz gerçekten gerekmektedir. Eğer hakikaten zulümden kurtulmak istiyorsanız.

          Rasulullah s.a.a. ve Hizbullah ile ilgili dedikleriniz konuyu bilmediğinizin ifadesidir. Bu yüzden isterseniz oralara girmeyin. Ama şunu bilin ki Resulullah (s.a.a.) sizin bu partilerin ulaşmak istediği iktidar mevcut sistem tarafından kendine teklif edildiğinde bunu red etmiş ve çile dolu mücadele metodunu benimsemiştir. Belki duymuşsunuzdur, “güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz davamdan vazgeçmem” hadisi bu durum için söylenmiştir. “Kralımız ol teklifi” başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Kabe ziyareti ise geçmiş peygamberlerden itibaren uygulanan İslami bir ibadetti. Müşrikler o ibadeti tahrif ettikleri için tekrar aslına çevrilmiştir. Yani verdiğiniz örnek konuyla ilgili değildir.

          Lübnan Hizbullah’ı mevzusuna gelince…Eğer Lübnan Hizbullahı’nın tarihini okursanız Hizbullahın asla bir parti olarak kurulmadığını başından itibaren direniş hareketi olduğunu, çok ciddi bir halk tabanına yayıldığını, kendine ait sistemden bağımsız olan ordu dahil bir çok kurum oluşturduğunu görürsünüz. Üstelik bunları yaparken halkın tümünü kucakladığını, İsrail hariç hiçbir güçle savaşmadığını ve değil parti, diğer dinlerin ve mezheplerin mensuplarını dahi sahiplendiğini de anlarsınız. Tüm bu evrelerden sonra Lübnan Hizbullahı’na sempati duyanlardan bazıları meclise girmiş, orada bir grup kurmuşlardır. Bunlar Hizbullah ile koordineli çalışmaya başlamıştır. Yani Hizbullah aslen parti olarak seçime gitmemiştir. Ayrıca bu grup Hizbullahın ne siyasi gücünü ne de askeri ve sosyal gücünü teşkil etmemekte, Hizbullahın varlığı bunlara bağlı olmamaktadır. Yani bunlar olsa da olur olmasa da olur. Hizbullahın gücü direnişinden kaynaklanmaktadır. Siyasal sistemin içine girmesinden değil.

          Bugün muhatap olduğumuz siyasal sistemde böyle bir yapılanma yoktur ve olamaz da. Çünkü Lübnan da Hizbullahın oluşumunu sağlayan şartlar bu sistemde mevcut değildir. Bu sistem kendine düşman olanı partileştirmeyecek güce de sahiptir. Ayrıca zaten partileşmiş olan hareketlerin ana unsurunu partiler ve yürütme organları teşkil etmekte olduğundan bunlar Hizbullahi bir yapılanmaya örnek teşkil edemezler.

          Velhasıl sizin yeni bulduğunuzu zannetiğiniz bu tür deliller(!) bizim yıllardır muhatap olduğumuz itirazlardır. Ve hep şunu gördük ki sistem oy vermeyenlerden rahatsız olmuştur, oy verenlerden değil. Çünkü avucunda olan kendine aittir zaten.

          Allah’a c.c. emanet olun…

          • yanıt için zaman verdiğinizden dolayı teşekkür ederim.. Hizbullah mecliste bunu kabül ediyorsun şu şu şartlar altında nihayetinde mecliste ! (her zman seçime katılma dogru degil koşulları hareketlerin irade ölçüsü değerlendirilir bu pazar seçimi için muhaliflerin katılmaması sistemin arzusudur diyorum) meclis bir hareketin taktikleirnden olabiliyor ve destekliyorum… peygamberimiz için iddialı olmayın derim ben sakınıyorsam kendmizi haklı çıkarmak için efendimzi siyasetmize integre etmeden sakındığım içindir tanımadığımdan değildir…bu yönde suçlamanızı görmemeizlkten geliyorum… Biz’lere bugün Amed’e saldırlıdı yüzlerce yaralımız ve ölümüz var sisteme dahil olmadan seçime katılmayıp bunu gerçek tepki bilen, sisteme çok tehlikeli oldukalrına inanaların huzuru daim olsun…

          • siyasetmektebi.com

            Kemal bey, onca izahata rağmen ısrarla ne delilleri ne de yazdığımız cevaplarının mantığını kavramama ısrarınız gerçekten ilginç. Siz zaten sistemin içine girmeyi kendinizin amentusu olarak belirlemişsiniz, sizi ikna etme gibi bir gayretimiz yok ama sizin zaten anlama ve ikna olma gibi bir derdiniz yok. Bu yüzden dilediğinizi yapmakta özgürsünüz. Biz yazımızla sadece fikrimizi belirttik.

            Ama ısrarla bilmediğiniz konulara girmeniz tartışmanın uzamasına neden oluyor. Hizbullah’ın partisel bir hareket olmadığını o kadar açıklamamıza rağmen hala “olsun bakın meclisteymiş ya” gibilerinden hiçbir şekilde mantıklı olmayan bir savunmaya geçmeniz, tıpkı “biz yemek yiyiyoruz, bakın onlar da yiyor” gibi bir mantık ortaya çıkarmış ki biz diyoruz ki sizin yediklerinizi onlar yemiyor, sizin yediklerinizi sistem hazırlıyor, haram lokmalarla besliyor sizi, onlar kendi yediklerini kendileri hazırlıyor ve haram bulaştırmıyorlar. Ama derdiniz anlamak olmadığı için olsun onlar da mecliste demeye devam edeceksiniz biliyoruz.

            Resulullah’ın s.a.a. metodu konusunda sizin aklınızın alamayacağı kadar iddialıyız (sizin deyiminizle). Buyrun tek bir örnek gösterin Resulullah’ın (s.a.a.) tağuti düzenleri kabullendiğine dair. Aksine Kur’an’ı tebliğ eden Resulullah’ın (s.a.a.) Kur’an’daki onca ayete rağmen tağuti düzenleri onaylayabileceğini düşündüğünüz için hala sizin İslam tarihinden bihaber olduğunuzu düşünmekteyiz. Bunu hakaret olarak yazmıyoruz. Eksikliğiniz olduğunu düşündüğümüzden bu konuda ısrarcı olmayın diyoruz.

            Amed’de veya başka bir yerde halka yapılan saldırıların tümünün altında o halkı şekillendirmek isteyen sistem vardır. Halkın hangi kesimine olursa olsun halka yapılan tüm saldırıları nefretle kınıyoruz. Tıpkı halkı parçalara bölüp, kendi uşaklarından birinin arkasında yürütmeye çalışan ve böylece halkın potansiyelini kontrol edilebilir hale getiren sistemin zihinlere ve ruhlara yaptığı saldırıları kınadığımız gibi. Bu saldırı da yine sistemin sizin gibi zulümden bizar olmuşları kendi ürettiği alternatife sıkıca bağlamak için tezgahladığı bir eylemdir. Saldırıdan sonra bu saldırıdan kimlerin nemalanacağını bakın ve ne demek istediğimizi görün. Saldırı kime hizmet ediyorsa onun bilgisi dahilinde yapılmıştır. Ve her kime hizmet ederse etsin sisteme hizmet ediyordur. En önemlisi halkı ayrıştırmak için ve halkın hareketini şekillendirmek için güzergah belirleme çalışmalarıdır bu tür saldırılar. Tıpkı Reyhanlı ve Antep saldırıları gibi. Ama onların bir hesabı varsa Allah’ın (c.c.) da bir hesabı vardır. Ve biz halkımızın, fıtratında bulunan hakka eninde sonunda meyledeceğine eminiz.

            Son olrak şunu söyleyelim ki sizin içine gönüllü olarak girip ısrarla bizi davet ettiğiniz sistemin var oluşunu kabullenmek bizim imanımıza ihanettir. İnancımız bize böyle sistemleri kabullenip, içine girip, bekası uğruna çalışmayı değil, aksine bu tür zulüm sistemlerini hak ile değiştirmeyi emretmektedir. Bunun metodunu da yine Kur’an ve Resulullah (s.a.a.) bize öğretmiştir ki İran İslam İnkılabı bu çağda o metodun nasıl sonuçlar doğurup bizleri zafere ulaştıracağının en iyi örneğidir.

            Yani sizin bahsettiğiniz mücadele metodu bizim inancımızla çelişmektedir. Siz buyrun sistemin size çizdiği sınırlar dahilinde çalışmalarınızı sürdürün. Biz sistemden de onun uzuvlarından da uzak durmaya devam edeceğiz.

            Allah’a c.c. emanet olun.

          • “SEÇİM” ALDATMACASINDAN YENİ “SEÇİN” LERE…
            Seçim adından da anlaşıldığı gibi bir halkın kendi seçtiklerini seçmesidir. Halkın kendi seçtiği adayların yine halk tarafından seçilmesine “seçim” denir. Önceden halkın yetkisi ve haberi olmaksızın, halkın değil bir grubun, kendilerini halkın üzerinde gören “elitlerin” seçtiklerini halkın seçmesine ve oy vermesine “seçim” değil “seçin” denir. Yani onlar seçiyor ve sonra da “seçim” adı altında kendi seçtiklerini halka da haydi beni “seçin” deniyor. Yani olan “seçim” değil “seçin” oyunudur. Halkın tercih etmediği adayların halk tarafından seçmeye zorlanarak “seçim” adı altında bir “seçin” oyunu yıllardır ülkemizde oynanıyor. İşin aslına baktığımız da ise bu farklı gibi gözüken aday ve partilerin farklı görünerek farklı şemsiyeler ve farklı liderler adı altında toplanarak tek merkezden yönlendirildikleri anlaşılmasın diye usta tiyatrocular gibi tartışmalar yaparak halkın bu partilerin aslın da tek parti olduğu imajını perdelemiş oluyorlar. Mevcut rejimin kendini korumak adına oynadığı bu oyun yakın tarihe baktığımız da Osmanlının dağılması ve yıkılması ile birlikte, tek parti kurulmuş sistem kendisi dışında bağımsız bir oluşumun kendilerini yıkacağını anlayınca Atatürk tarafından ikinci bir muhalefet partisi kurularak bağımsız bir muhalefet yerine bağımlı ve kendi kontrollerinde ikinci bir muhalefet partisi kurulmuş ve aynı sistem yeri geldiğin de çeşitli gerekçelerle kontrol ettiği bu kontrollü muhalefetin de idarenin değil, tabanın tam kontrol edilemediğive tabandan dolayı ya da başka gerekçeler le kapatarak muhalefet liderleri kendilerin den olsa dahi halkı ve tabanı sindirmek adına bir sindirme, korkutma ve yıldırma adına partiyi” aç kapa” gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Bu parti kapatmalarla hem muhalif gözüken partilere gerçek muhalefetmiş gibi imajı verilmiş, hem de kendi gayri İslami rejimlerini garanti altına alınmışlardır.
            Mevcut rejim tarafından halkın nabzına göre partiler kurulmuş onları yönetecek olan lider kadroyu da kendileri el altından seçip halkın karşısına koymuş ve “seçin” dediklerini “seçim” diye yutturmak istemiştir. Nitekim söylediklerimizin doğruluğu yetmiş yıldır hangi parti gelirse gelsin sisteme ve rejime asla dokunmamış halkın bir iki talebini yaparak halk yıllar yılı kandırılmıştır. Hâlbuki başka ülkelerde krallık var diye laik Kemalist rejimle, demokrasiile övünenler kendi ülkelerin de ki demokratik krallığı nasıl oluyor da görmüyorlar? Örneğin Türkiye de halkın yüzde doksan sekizi Müslüman olduğu halde demokrasiden, halkın çoğunluğunun iktidar olduğu dönemlerde neden İslam’ın iktidarı olmadı? Madem çoğunluksa mesele İslam’ın iktidar olmasını istemeyen halk mı yoksa meclisteki milletin vekilleri olduğunu söyleyenler mi? Halk İslam dan şikâyetçi olmadığına göre O halde hain kim? İslam’ı yönetim şekli olarak istemeyen kim? Halk mı milletvekilleri mi? Sorusunu sorduğumuzda milletin vekilleri olduğunu söyleyenlerinİslam’ı yönetim şekli olarak istemedikleri ortadadır. Bu yüzden milletin vekili olduğunu söyleyenlerin gayri İslamirejimin birer maşası olduğu ve mevcut rejimi koruyup İslam’ın iktidarını istemeyenlerin halkı hiçe saydığının bir örneği değil midir? Eğer bu milletin vekilleri halkı temsil ediyorlarsa neden firavun gibi yaşıyorlar?Eğer bu milletvekilleri halkı temsil ediyorlarsa neden İslam’ı istiyoruz demiyorlar? Siz hiç gariban bir milletvekili ya da parti başkanı gördünüz mü? Nerde bir dönme varsa ya dasuç işlemiş varsa milletvekili olup dokunulmazlık elbisesine bürünmek için halka öncü yapılıyor. Halkın seçmediği ya da hiç tanımadığı adayları halkın karşısına çıkarıp “seçim” adı altında “seçin” yaptırıyorlar ve sonrada utanmadan “seçim” yaptık diyorlar.Mazlum ve gariban halkı değil halk düşmanı kim varsa onu öncü yapıp halkı da partilere bölerek rejim karşısında kolay yutulur lokma haline getirenler rollerini tiyatro da olduğu gibi rejimi koruma ve kollama adına danışıklı döğüşlerle gayet güzel oynamaktadırlar.
            İslam’ın iktidar olmasını istemeyen rejim sıkıştığı dönemlerde İslam’i görünümlü partileri iktidara getirip rejime muhalif olan bazı şahısları da bu İslami görünümlü partiler aracılığı ile sistem içinde eritmiş ve devletin bazı kapılarını onlara açarak para, makam mevki ve dünyalık ile kandırarak kendisini bu makama getirenlerce artık İslam’ın iktidarı bu vesileler ile unutturulmuştur. Rejim bu sayede kendi ömrünü uzatacak hamleler yaparken bazı gafiller de kendi makamlarını İslam’ın makamı gibi görmüş daha rejimden ne zaman tekme yiyeceğini bilmeden ve anlamadan ahmakça ve aptalca bu oyunda figüran olmuşlardır.
            Hem çoğunluğun dediği oluyor deyip çoğunluk başa geçince de bazılarının rejime gücü yetmiyor demek de nedir? Ata binenin gücü yetmiyorsa attan inmesi lazım değil mi? Arabaya binen şoförün benim bu arabayı sürmeye gücüm yetmiyor diyenin arabadan aşağı inmesi lazım değil mi? Gerçek te bu muhalif bütün partiler rejimin gerçek yüzünü örtbas etmek ve gayri islam’i rejimin devamı için bir garanti olduğunu bildiğimizden bu muhalif partilerin başa geçse bile” gücüm yetmiyor” gibi komik gerekçelere sığınması gerçekçi değil aynı rejimin başka bir kolu yâda aynı ağacın farklı bir dalı olduğu içindir. Ve bu ağacın bütün dalları zehirlidir hangisinden yersek yiyelim zehirleniriz. Rejimin bütün partileride böyledir. İnsanın iki eli nasıl kendisine ihanet etmiyorsa hiçbir partide rejime ihanet edemez. Çünkü partiler rejimin çocuklarıdır.Çünkü bu partiler Allah’ın izni ile değil rejimin izni ile açılmışlardır. Rejim kendisini yıkacak partiyi kuracak kadar aptal mıdır? Şeytani düzen kendini yıkacak partiye izin verir mi? Sonra devleti Müslümanlara oy karşılığında verecek rejim bakkal değil ki Müslümanlara teslim etsin. Rejim kendisini yıkıma götürecek hiç resmi İslami oluşuma izin vermez. Bir kurum ya da kuruluş hem resmiyim hem de rejime muhalifim diyorsa o rejimin kendi kurum ve kuruluşudur. Ve gerçek muhalefeti kendine bağlamak için bir oyunudur. O yüzden iktidarın gerçekte en büyük yardımcıları yandaşları değil bağımlı muhalefettir. Her muhalif gözüken parti mevcut rejimin ve iktidarın yedek bir lastiğidir. Her yeni muhalefet mevcut gayri İslami rejime taze bir kandır. Adı, rengi, dini, dili ne olursa olsun Çağın deccali olan ABD den talimat alan herkes hainoğlu haindir. Ve halk düşmanıdır. Hakkın düşmanıdır. O yüzden etiketlere değil kimin kimlerle görüştüğüne ve dostluk yaptığına ve kimle birlikte olduğuna bakmamız bu sinsi münafıkların gerçek yüzünü ortaya çıkaracaktır. Atalarımız “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söylim “demiştir. İşte bu yüzden beyaz sarayı tavaf eden kâfir ve münafıkları iyi tanımalıyız.
            Çoğunluk başa geçince azınlığın dediği oluyor sa, azınlık başa geçince rejimin dediği oluyorsa, seçim sonuçları önceden belirlenip sonra sandığa gidiliyorsa, oda olmadı bir darbe yapılıyorsa, dahası “seçim” adı altın da yeni “seçin” lere hangi yüzle gidiyorsunuz diye sormak gerekmez mi? En baştan halkın değil, İslam’ın değil, hakkın değil, hakikatin değil, hukukun olmadığı bir yol ve yöntemi hangi gerekçelerle savunuyorsunuz? Akıl izan ve vicdan bunu kabul eder mi?
            Bir diğer husus fikirsel vahabiliği savunanların söylediği gibi oy vermek şirk değildir ,belki de şirk devletine oy vermek şirkdir, denebilir. Çünkü anayasanın referansı kuran ve islamsa bir islam devletine oy verilebilir. Diğer şekilde gayri islami bir rejime destek vermek anlamına gelir.Haricilerin düşüncesi için Hz. Alinin söylediği gibi bunlar “hak bir söz ile batılı kastediyorlar “ işte bu düşünce de olanlarda günümüzün çağdaş haricileridir.
            İslam bize nebevi ve rabbani bir yol izlememizi istiyor. Batıl yoldan gidilerek hakka varılmaz. Gönüllerde kurulmayan İslam devleti gerçek hayattada kurulamaz. Birini seçelim de bizi yönetsin anlayışı İslam’a zıt bir düşüncedir. Biz koyun değiliz ki sıradan bir çoban bizi yönetsin. İslam dini birinin değil seçkin ve günaha bulaşmamış insanların insanlığı yönetebileceği bir ilahi sistemdir. Çünkü insanlığın yönetimi günahlara tenezzül eden birinin eşrefi mahlûkat olan insanlığı yönetmeye hak ve yetkisi vermez. Bize çakalı gösterip hırsıza teslim ol diyorlar. Sizler benim kızımı istemeye gelen hırsızdır ama daha iyisi yok deyip kızınızı verir misiniz? Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek isteyenlerin tuzağına düşmeyeceğiz çünkü sağlıklı olmak da var.
            Ayette şöyle buyruluyor; Zorlama dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim tağutu(şeytani güç odaklarını) reddeder de Allah’a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.(Bakara-256)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top