Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Önderlerimiz / KİMDİR “İMAM”?..

KİMDİR “İMAM”?..

İmam Hamaney

Bazı insanlar vardır ki sadece bakışları ile diriltirler ölüleri. Nefesleri dağıtır gökyüzünden kara bulutları ve bahar sözlerinde gizlidir. Gülüşleri berfin olur, hiçbir çiçeğin görünmediği arzda zulmün saflarını yararak müjdeler kurtuluşu. “Yaşamları, ölümleri, namazları ve ibadetleri yalnız Allah için olduğundan”(En’am 162) riya, kibir, korku ve benzeri tüm kötülüklerden muhafaza olurlar. Bu yüzden attıkları her adım titretir yeryüzünü, dağlar, taşıyamadıkları o ağır emaneti yüklenmiş bu azamet sahiplerinin karşısında açar bütün yollarını utançla, toprak nimetleri serer önlerine ve kalpler, duracakları ana kadar onlara ram olmaktan vazgeçmezler. Alemin sahibinin iradesinin mazharı oldukları için alem boyun eğer varlıklarına. Halifetullah olmanın tefsiridirler her zerreleriyle ve her zerreleri zikreder her anlarında Allah’ı (c.c.).

Farklı bir dünyanın vatandaşıdırlar da aramızda kalıp bizleri hidayete ve doğruya ulaştırmak için tahammül etmektedirler bu dünyaya. Her ruhun hissettiği sürgünü, bu ruhlar olanca şiddetiyle hissederler ve varlığını var olana bağlayan her nefsin korktuğu ölümü, onlar özlem ile anarlar. “Kabenin rabbine andolsun ki” ölünce kurtulurlar. Maşuklarının rızasını kazanmanın ferahlığını o zaman hissederler. Yoksa bu dünyanın tüm varlığı onlar için “keçi aksırığından” ve “defalarca yamalanmış ayakkabıdan” daha değersizdir. Ne değişik lezzetler kandırabilir onları, ne iktidar hevesi. Yüklendikleri sorumluluklar ve Allah’a (c.c.) verdikleri sözler olmasa insanların işleri ile ilgilenmezlerdi. Çünkü perdeler çekilmemiştir gözlerine ve hakikat yurdu bütün gerçekliğiyle gözlerinin önündedir. “Görmedikleri ilaha inanmamaları” da bundandır.

Dingin bir halet-i ruhiyeye sahiptirler ki, tufanlar, seller, depremler o diyara ulaşamaz. Huzurun iktidarında sabır ile hükmederler kalplerine ve kalpleri iman arzı olunca zincire vurulur şeytanlar gibi azgınlaşmak isteyen nefisleri ki onlarda böyle bir nefis varmıdır o da tartışılır. Hayatlarının hiçbir döneminde izlerine rastlanmaz ki o tür bir nefsin, kusurları bulunsun. Kusur bulmaya çalışanların basiretleri, izanları kusurludur da bu yüzden kendileri gibi zannederler onları ve dalarlar nur deryasına bulabilmek için karanlığı. İsmet sıfatları olur hakkıyla tanıyınca hakkı. Övgülerden hoşlanmasalar da övgüler onlardan uzak kalmaktan hoşlanmazlar. Bütün âli hasletlerin yurdu olduklarından, bütün güzel sözlerin de hedefi olurlar. Onlar övgülerle değil ama övgüler onlar ile anlam kazanır ve değerlenirler.

İnsan-ı kamil oldukları için bütün insanlığın kemale ulaşma yolundaki yegane rehberidirler. Sadece bir dinin veya mezhebin sınırları kuşatamaz onları. Tüm yeryüzü mazlumlarının acısını taşırlar yüreklerinde ve tüm yeryüzü mazlumlarının kurtuluşunun reçetesi vardır sözlerinde. Vahdet yegane silahlarıdır düşmanlarına karşı. Bu silah suskunlaştırır nifağın zehirli çatal dilini. Çok çok yükseklerden bakınca eşit görürler insanları ve zulmün her rengini teşhis ederler maskelerin ardındakini görerek. Her millet onların milletidir, her dil onların, her din ve mezhebin ulaşmak istediği son noktadır kemalleri yeter ki mazlumiyetin haddini aşmasın müntesipleri. Mahrumlara güç verir kendilerini mahrum bıraktıkları dünyalıklara aldırış etmeden sürdürdükleri yaşamları. Zalimleri çileden çıkarır, hak ararken ki dik duruşları.

Kur’an okurken sanki yeni nazil oluyormuş gibi okurlar ki gönüllerine giren hakikati gönüllere aktarmaları kolaylaşır. Konuşan Kur’an olurlar ayetleri yaşadıkları için ve Kur’an okuyan kararmamış her kalbin aktığı derya haline gelirler. Nasıl ki Kur’an kimlerinin imanını arttırır, kimilerinin küfrünü, onlar da kendilerini dinleyenlerin ya imanını arttırırlar ya da kinlerinden gebermelerine neden olacak küfürlerini. Üstad Mutahharinin r.a. “İnsan-ı Kamil” kitabında belirttiği gibi hem itici bir yönleri vardır, hem de çekici. Hakkı, hakikati arayan ve mazlum olanların kalplerini kendilerine doğru çekerler ve nifağın ve küfrün hükmettikleri kalpleri uzaklaştırırlar bulundukları mekandan. Sevenleri çoktur nefret edenlerinin çok olduğu gibi.

İşte İmam böyle bir imam ve rehberdir bizler için bugün. İmam biraderidir İmam Humeyninin (r.a.). Bu öyle bir kardeşlik bağıdır ki Resulullah’ın (s.a.a.) İmam Ali (a.s.) ile kardeşlik bağı gibidir. İlk İslam devriminin lideriyle kardeşlik bağı kurulmuştur İmam Ali’inin (a.s.) ve ahir zamandaki İslam devriminin lideri ile kardeşlik bağı oluşmuştur İmam Ali Hamaney’in. İmam Ali (a.s.) ilk İslam devriminin Önderi’nin (s.a.a.) varisidir, İmam Ali Hamaney ahir zaman İslam devriminin Önderinin (r.a.). İmam Ali (a.s.) ilk İslam devriminin Önderi’nin (s.a.a.) terbiyesinde yetişmiştir, İmam Ali Hamaney ahir zaman İslam devriminin Önderi’nin (r.a.) terbiyesinde yetişmiştir. İmam Ali’nin (a.s.) yırtıktır ayakkabısı, İmam Ali Hamaney’in terliğidir yırtık olan. İmam Ali (a.s.) ahdinden dönenlerle, münafıklarla ve haricilerle savaşmıştır, İmam Ali Hamaney o savaşların devamının komutanıdır bugün. Bu liste o kadar çok uzar ki tesadüf değildir bizim için tüm bunlar.

Tıpkı geçmişte İmam Ali’nin (a.s.) hakikatini anlamayanlar olduğu gibi bugün de İmam Ali Hamaney’in hakikatini anlayamayanların arz-ı endam ettiklerine şahit olmaktayız. Geçmişte İmam Ali (a.s.) için sıradan bir sahabe muamelesi yapanlarla İmam Ali Hamaney’e sıradan bir alim muamelesi yapanların tavırlarının aynı olduğunu ve güneşin nurundan kendileri faydalanamadığı gibi başkalarının da faydalanmasına engel olmaya çalıştıklarını müşahade etmekteyiz. Bu tiplerin çok yönlü saldırılarla gözlerden düşürmeye çalıştıkları İmam Ali Hamaney’in hakikatini her ne kadar yeryüzündeki mazlumlar keşfetmeye başlamışsa da küfür ve nifağın İmam Hamaney hakkında ki vahdeti de dikkate şayandır aslında. Kendini bilen bütün alimlerin kendilerine rehber olarak gördükleri İmam’a, uymak zorunda olmadıklarını beyan edenlerin uydukları din, zulmün kanunlarını onaylamak için zalimler tarafından tahrif edilmiş olan dindir ama bunun farkında olmayan ahmakların Yezid’lerle el ele Kerbela’ya ağıt yaktıklarını görmek “devrin imamına biat etmeden gelen ölümün” neden cahiliye ölümü gibi olduğunu anlamamıza yaramaktadır.

İmam’ı tanımayanların girdikleri batıl yolda klavuzları büyük şeytan ve siyonizmin sarıklı uşaklarıdır. İngiliz şiilerinin ve Amerikan sünnilerinin çığırtkanlığına aldananların kıbleleri Londra, Tel Aviv ve Washington’dur. O din ile İslam sürekli savaş halindedir. Herkesin bulunduğu saftaki cephe arkadaşı ve aynı dili konuştuğu, aynı hedefe arzuladığı yoldaşı onun hangi dinin mümini olduğunu ortaya koymaya yeterlidir. Zulme tek bir söz dahi söyleyemeyen münafıkların dillerinin İmam Hamaney hakkında son derece uzamış olması bile, İmam’ın değerinin ifadesidir. Vahdet kavramına bütün kinleri ile ağızlarından salyalar akıtarak saldıranların destekçisinin “itlaf edilmesi gereken kuduz köpek” olan İsrail olduğu da aşikardır. Vahdetin kendilerinin oyunlarını bozacak en önemli hakikat olduğunu farkedenlerin, şii sünni farketmeden bütün uşaklarını devreye sokup İmam’a saldırmaları da işte bundandır.

Halkların gönlünde İmam’ın sevgisini çıkartamayacaklarını anlayanların başvurdukları en tehlikeli yollardan biri de İmam’ı yalnızlaştırmak ve değerini ortadan kaldırmak için sarf ettikleri “İran dini lideri”, “ayetullah”, “müctehid” gibi yakıştırmalardır ki görünüşte doğal gelen bu kavramların ve sıfatların hiçbiri İmam’ı tanımlayamamakta, İmam’ın değerini ifade edememektedir. İmam ne bir coğrafyaya sığdırılacak kadar küçük bir konumun, ne de diğerlerinin sahip olduğu sıfatları taşımakla yetinecek kadar küçük bir ruhun sahibidir. İmam tüm dünya mazlumlarının ve müslümanlarının rehberidir ve İmam, İmam’dır. Bütün alimlerin, ayetullahların ve müctehidlerin, verdiği hüküm ve fermanlara itaat etmesi gereken yegane mercidir İmam. İmam bulunduğu konum itibariyle Resulullah’ın (s.a.a.) ve İmamların (a.s.) konumundadır ve görev ve sorumlulukları aynıdır. İmam bizden olan emir sahibidir ve bu yüzden Allah’a (c.c.), Resulüne (s.a.a.) itaat etmemiz gerektiği gibi O’na itaat etmemiz farzdır. Bunun hiçbir coğrafi veya ilmi sıfat ve dereceyle sınırlanma ihtimali yoktur. Bütün yeryüzünün itaat etmesi gereken ve Nasrallah’ın deyimiyle “en kamil insan” olan kişi İmam’dır.

Bu sözlerimizle İmam’ı masumlaştırdığımızı düşünenlere açıktan diyoruz ki evet İmam masumdur. Ayetullah Cevadi Amuli’nin “Velayet” kitabında da belirttiği gibi her insanın masumiyet sınırı vardır. Zehiri tanıyanın zehire bulaşmaması nasıl ki onun o konuda masum olduğunu göstermektedir, günahların ve yanlışların hakikatini kavrayanların da o günah ve yanlışlardan uzak duracağı kesindir. İmam insan-ı kamil olduğundan tüm bu tür yanlışlardan ve hatalardan kendini korumuştur. Tıpkı İmam Humeyni (r.a.) gibi. Bütün yaşantısı buna şahittir ve bir tek hatasına rastlayan yoktur. Devir ahir zamandır. Böyle bir zamanda süfyani gibi birinin nefes aldığı ortamda İmam gibi azametli bir rehberin bulunması ilahi takdirdir. Bu yüzden tüm saldırıların odak noktası İmam’dır. İmam’ı yıkarlarsa İnkılabı yıkabileceklerini düşünen zalimlerin ve münafıkların tek derdidir İmam’ın varlığı.

O halde Resulullah’ın (s.a.a.) sözleri ile müminleri ve mazlumları bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz. “Ey Ali, seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık buğzeder”. “Allah’ım Ali’ye dost olana dost ol, düşman olana düşman ol”. Bu çağın Ali’si kuyuların muhatabı değil yüreklerimizin sahibidir.

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top