Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / İNKILABA DİL UZATANLAR VE KALBİNDE MARAZ OLANLAR…

İNKILABA DİL UZATANLAR VE KALBİNDE MARAZ OLANLAR…

İnkılaba bağlılık

“İnkılabın patlıcanına acı diyenlerin kalbinde maraz vardır.” Bu söz 90 lı yıllarda İslam İnkılabından ithal edilmiş patlıcanların acılığından bahsedenlere karşı bir kardeşimizin gayet doğal bir biçimde ağzından çıkan abartılı gibi görünen kesin bir hakikattir. Elbette ki mevzu ‘patlıcan’ değildir. Mevzu İnkılaba uzanan dildir. Bu yüzden ayağı taşa takılsa bile bunu büyük şeytandan bilecek şekilde İslami ve İnkılabi bir bilinçle yoğrulan bizler, İnkılaba uzanan dilin asıl hedefinin İmam ve yerleşik olan İslami hükümler olduğunu anlamakta güçlük çekmemekteyiz. Bu yüzden çevremizdeki desenli yılanların bizden gibi görünen dillerinden dökülen bizim(!) kelimelerimize aldanmıyor ve bu sinsi yılanların hak maskesi altında gizledikleri batılı görebiliyoruz. Bu yüzden düşmanın elini sıkan dostun(!) düşman olduğunu söylüyoruz. Ve bu yüzden süfyanilerin gülümseyen yüzlerine aldırış etmeden onlardan beri olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz.

Özellikle Suriye olayları başladıktan sonra hak ve batıl safları netleşince, daha önce hak safının içinde kendine yer bulmaya çalışan süfyanilerin uşaklarının renklerini iyice belli etmeye başlamaları ve İslam İnkılabına ve direniş cephesine dil uzatmaya kalkışmaları yukarıda aktardığımız sözün ne kadar doğru olduğunu ve hakkı ne kadar doğru yansıttığını bir kez daha ispatlamıştır. İslam İnkılabının ve Hizbullahi hareketin adı dillerinden düşmeyenlerin, bahsi geçen süreçte ‘ama’ ile başlayan cümleler kurmaları ve güya dostane şekilde İslam İnkılabını eleştirme cüretine girmeleri, İmama isyan edip bu isyanlarına güya İmam Humeyni’nin (r.a.) emanetine sahip çıkma süsü vermeleri, kalplerde var olan maraz tohumlarının bugün meyve verdiğinin ifadesidir bizim için.

Çünkü safların bu kadar netleştiği bir ortamda ve direniş cephesinin karşısında türlü isimler ve renklerle de olsa sadece siyonizmin bulunduğu bir zamanda, “biz de seviyoruz İran’ı, biz de Hizbullah’ı seviyoruz ama…” diye başlayan cümlelerin sahipleri ya şirk içindedirler -ki bunlar Allah’ın (c.c.) hükümlerinin uygulandığı sisteme yani ilahi bir lütuf olan İslami devlet yönetimine başka sistemleri ve yönetimleri farklı adlarla da olsa ortak koşmaya çalışıyorlardır-, ya da Resulullah’a (s.a.a.) şartlı iman etmeye çalışan ve Resulullah’tan (s.a.a.) sonra başa geçmek için uğraşan kabile reisi gibi sahte ve satılık bir imana sahiptirler. Çünkü ‘ama’ ile başlayan her cümlenin gizli öznesi ‘siyonizm’dir ve bu tür cümlelerin birleşip yazdıkları romanların kahramanı siyonistlerdir.

Bu ‘ama’lar genellikle iki türlü ortaya çıkmaktadır. Birincisi süfyanileri temize çıkarmak için kullanılan ‘ama’lardır. Ki bu tür ‘ama’ların sahipleri mektebin de içinde bulunmakta ve “süfyanilerin bütün yaptıklarına bir bahane üreterek aslında niyetlerinin kötü olmadığını veya en kötü ihtimalle yanlış yaptıklarını ve bu yanlıştan her an dönebilecekleri için kendilerine çok fazla sataşılmaması gerektiğini beyan edip süfyanileri kabul edilebilir şahıslar haline getirmektedirler. Bunlar için aşurayı Yezid’in sarayında anmak ve orayı ‘ak’lamak gayet masumane ve doğru bir davranıştır. Nitekim İmamların (a.s.) bile saraylarda adamları olmuştur. Bu yüzden Yezid geçmişteki Yezid’tir ve bugünün süfyanileri onca hakaretlerine rağmen ehven kişilerdir.” Oysa ne İmamlar ne de onların adamları -ki onlar gerçekten de adamlardı- hiçbir dönemde saray sahiplerini halkın gözünde meşrulaştırmamışlardır. Onların sistemini onaylamamışlardır. Daha önce birkaç yazımızda bu hakikati dile getirmiş ve İmamlardan (a.s.) naklettiğimiz rivayetlerle ispatlamıştık. Dileyen kardeşlerimiz bu konuyla ilgili yazılarımıza sitemizdeki ‘Ehl-i Beyt’ bölümünden müracaat edebilir.

İkinci ‘ama’ çeşidi ise hiçbir zaman İslam İnkılabını ve İmamı benimsememiş oldukları halde, halka şirin görünmek için kendilerine İnkılabi bir görünüm vermiş olanların ‘ama’sıdır. Ki bunlar Suriye olayları ile iyice deşifre olmuş ve saflarını netleştirmişlerdir. Habire İnkılabın ve direniş cephesinin zalimlere(!) neden destek verdiklerini vurgulayıp güya kalpleri kırılmış gibi davranan bu tipler, siyonistler ile aynı safta aynı kişilere zalim dediklerinin, aynı cepheyi eleştirdiklerinin fark edilmediğini düşünerek fitnelerine devam etmektedirler. “Biz de İnkılaba bağlıydık biz de İmam’ın (r.a.) kitaplarını okuyorduk” diye veryansın edenler, aslında bu sözleriyle “doğrusu, imanlarından sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir.” (Al-i İmran 3) ayetinin günümüzdeki canlı tefsirleri olduklarını da ifşa etmektedirler ki ne imanları gerçektir ne de o imandan dönüşleri. Bugün yaptıkları sadece gerçek tıynetlerini ortaya koymaktır.

Tüm bu yazdıklarımızdan bizim taassup ehli olduğumuz düşünülmemelidir. Siyasetmektebi olarak bizi tanıyanlar ve çizgimizi bilenler bizlerin İslam İnkılabına neden bağlı olduğunu ve İnkılabın hangi hakikatlerin mücessem hali olduğunu düşündüğümüzü de bilirler. Salt bir bağnazlık değildir derdimiz. Bizler Allah’a (c.c.), Resulüne (s.a.a.) ve Ehl-i beyt’e (a.s.) iman ettiğimiz için İslam İnkılabına bağlıyız. Allah’a, Resulüne (s.a.a.) ve bizden olan emir sahiplerine itaat etmemiz gerektiği Kur’an’da belirtildiği için İnkılaba ve İmama itaati farz bilmekteyiz. İslam İnkılabını ve İmamı tanımayanların Ehl-i beyt’i (a.s.) tanıyamacağını, Ehl-i beyt’i (a.s.) tanıyamayanın Resulullah’ı (s.a.a.) tanıyamayacağını ve Resulullah’ı (s.a.a.) tanıyamayanın Allah’ı (c.c.) tanıyamayacağını bildiğimizden ve bu silsilenin birbirinden ayrılamayacağını idrak ettiğimizden dolayı İslam İnkılabı ve İmam bizim için değerlidir.

Bu tavrımız kesinlikle taassup değildir. Bu fikrimiz, hakikati bulanın ona sarılmasıdır. Tıpkı hiç kopmayacak olan kulpa sarılanlar gibi sarılmaktayız İnkılaba ve İmama. Çünkü Allah’a (c.c.) imanın gereğidir İnkılaba bağlılık. İnkılaba bağlılık insanlığın ve imanın savunulmasıdır. Yeryüzünde bulunan bütün mazlumların kurtuluşlarında pay sahibi olmaktır. Gözlerinden akan yaşları silmek ve hak cephesinin gücüne güç katmaktır. İnkılaba bağlılık saraylar yıkmak için gelen dini, saray dinine çevirenlere isyan etmektir. Ki bu isyan hakka itaat etmek anlamındadır. İnkılaba bağlılık şerefe, izzete, onura ve zafere bağlılıktır. Vaad edilen ahir zamanda doğru safta olmak ve batılın karşısında Kerbela’yı tersine çevirmektir. İnkılap inkılapların habercisidir çünkü ve her inkılap imanla başlar ancak. İnkılaba bağlılık bu yüzden hakka imanın gereğidir. Mutlak hakka gönül vermek demektir İnkılaba bağlılık. O yüzden İmama bağlılık Resulullah’a (s.a.a.) ve Allah’a (c.c.) bağlılık demektir. Çünkü İslam ve O’nun temsil ettiği hak İnkılap ile hayat bulmuştur ve İnkılap ile şahlanmıştır.

O halde direniş cephesinin ve İslam İnkılabının düşmanlarını türlü sözlerle “ak”lamaya çalışanların, şeytanın Allah’a (c.c.) isyanına kılıf uydurmaya çalışanlardan farkı yoktur. İsyanın ve düşmanlığın nedeni ne olursa olsun ilahi vahye isyan, şeytanlaşmanın ve şeytanı meşru görmenin yoludur. İslam İnkılabı ilahi vahyin tezahürüdür. Allah’ı (c.c.), Resulullah’ı (s.a.a.) ve Ehl-i beyt’i (a.s.) nasıl savunuyorsak İslam İnkılabını ve İmamı da aynı şekilde savunmamızın nedeni budur. Kim Allah’a (c.c.) ve Resulüne (s.a.a.) veya Ehl-i beyt’e (a.s.) şu konularda yanlış yapmışlardır diyorsa ve bunu bilerek telaffuz ediyorsa bu dinin sınırları içinden çıkacaktır. Tıpkı bugün İslam İnkılabına ve İmama dil uzatanlar gibi. Çünkü o dillerin telaffuz ettiği kelimelerinin kökeni siyonizm olacaktır.

Artık lafı eveleyip gevelemeye gerek yoktur. İslam İnkılabına, İmama ve direniş cephesine entellektüellik adına, ilim, bilim, analiz, tartışma adına veya her ne sebeple olursa olsun öğrenmek ve anlamak niyetiyle değilde karşı olmak, değerini düşürmek ve dil uzatmak adına eleştiri sunanların kalpleri marazlıdır ve bunlar siyonizmin bilinçli uşaklarıdır. Bunlar ebede kadar düşmanlarımızdır. Renkleri, dilleri, mezhepleri veya dinlerinin önemi yoktur. Şu da bilinmelidir ki bizler yeni masumlar oluşturmuyor masumların (a.s.) yoluna sahip çıkıyoruz. İnkılap mektebin onlarca asırlık direnişinin ürünüdür ve İnkılaba bağlanmak mektebe bağlanmaktır. İnkılaba bağlanmayanların mektebe bağlılıkları da yalandır. Onların mekteplerinin temellerini siyonizmde aramak gerekmektedir. Mektep İnkılaptır. İnkılap mekteptir. Bu yüzden Lebbeyke ya Hamaney demek Lebbeyke ya Hüseyin (a.s.) demektir. Bu yüzden çağın Alisidir İmam.

siyasetmektebi.com

27 yorum

  1. Silahsız insanlarin üzerine acımasızca ateş edilmesi, tankların insanları gaddarca ezmesi 15 Temmuzda kimin islam Süfyan oldugunu açık net ortaya koydu. Sizin (sahte) mehdiniz Feto ise nasil oluyorda Feto efendi, siyonizmin kalesinde (Amerikada) siyonist korumasinda ve hiç kimse ona orada karışmıyor. Hesap sormuyor. Nasil oluyorda orada, dünyadaki bir yerindeki bir işini rahatça görüyor. Önce bunu kendinize.sorun.Tabi kiraya verdiğiniz beyinleriniz bunu dusunmeye izin.vermez.

    • siyasetmektebi.com

      Öncelikle itham etmeden önce yazılarımızı okusaydınız sizin ve takip ettiklerinizin “hocaefendi” diye neredeyse taptığı, gazetelerine dergilerine abone oldukları, hatta onun organizasyonları adina para bastıkları, devlet eliyle onun için törenler düzenleyip “gel de bu sıla hasreti bitsin” türünden ağıtlar yaktıkları, ve “var mı bizden bir isteği” diyerek kulluklarını ilan ettikleri şahsiyetsiz münafığa bizlerin onun adını duyduğumuz 30 yıl öncesinden beri düşman olduğumuzu anlardınız. Ve eğer zerrece aklınız olsaydı onun için yukarıda yazdıklarımızı yapanların ardından gitmezdiniz.

      Büyük şeytanın Abd’nin kucağına gelince biz oraya baktığımızda feto yu gördüğümüz gibi, “ben bop eşbaşkanıyım”,”Abd ile stratejik ortağız”,”abd ile kadim dostuz”,”İsraile ihtiyacımız var” diyenleri de görüyoruz ve şaşırmıyoruz.

      Sizin darbe diye nitenllendirdiğiniz tiyatronun bu iki kardeşin babalarının hedefleri gerçekleşsin diye sergiledikleri oyundan başka bir şey olmadığını düşünüyoruz. Zira ne kendisine karşı darbe yapılanın ne de darbe yapanın burnu dahi kanamadığı halde polisimizin, askerimizin ve halkımız hayatı ile, namusu ve rızkı ile oynandığını ve “bu darbe bizim için Allahın bir lütfudur” diyenin siyonizme hizmet için memleketi o çok eleştirdiği(!) tek adamlıkla idare etme telaşına düştüğünü görüyoruz.

      Ve mesela madem ki büyük şeytan Abd sizin için kötüdür şuan Abd nin Suriye’ye düzenlediği saldırıya destek veren süfyani’ye de en az feto kadar düşman olmanız gerekir. Eğer degilseniz o zaman sizin kiraya verecek kadar da aklınız yok demektir…

  2. Mektebi mezhebe çevirenler kerbela mesajını günümüze taşımamakta direniyor,hüseyinler hep geçmişte kalsın yezidler de öyle ,durum böyle olduktan sonra yezidlerin sarayında yemek yemek de hiç bir şey olmuyor bunlara göre ; işte böyle düşünen bir arkadaş “Aliyyünveliyyüllah” isimli sitede İNKILABA DİL UZATANLAR VE KALBİNDE MARAZ OLANLAR…Adlı yazıyı hem başlığını hemde içeriğini paragraf paragraf kısmi değişikliklerle çağın hüseyni için yazılan yazıyı mazi ye sıkıştırma gayretiyle olsa gerek ki sanırım izinsiz bir şekilde kırpa kırpa yeni şekle sokarak verilmiş
    yazının yeni başlığı şöyle; “Mateme Dil Uzatan Desenli Yılanlar ve Kalbinde Maraz Olanlar”

    • siyasetmektebi.com

      Bilgilendirdiğiniz için Allah (c.c.) razı olsun… O foruma üyeliğiniz varsa yazının aslını aynı yazının altına paylaşıp bu tahrifi ortaya çıkarırsanız seviniriz…Yazıyı tahrif edip paylaşan ‘kerrar’ isimli şahıs sanırız 3-4 sene önce başka bir forumda da ahbariliğini ortaya koyan ve kendisiyle tartışmış olduğumuz bir şahıstır…

      Aslında bu olay da göstermektedir ki tahrif küçük veya büyük her türlü hakikat için geçerlidir…Sitemizdeki bir yazıyı dahi tahrif eden zihniyetin ehl-ibeyt mektebine vereceği zararı bir düşünün…Bunlarda zerre kadar ahlak yoktur ki mektepten bahsetsinler…Belli ki ilim ve beceri de yok ki karşıtlarının yazılarını çevirerek kendilerini anlatıyorlar…Rabbim bu tür virüslerden ümmeti korusun…

  3. Selamun aleykum

    Öncelikle belirtmek isterim ki,Rahmetli imam Humeyni benim açımdan tartışılmayacak bir liderdir ve sadece onun sözlerinden bazılarını sizlere hatırlatmak isterim,Sizler de Rahmetli İmam Humeyninin bu sözlerinden gerekli dersleri çıkarın.
    Söz İmam Humeyni’de

    -Zalimlerin teşkilatına giren,Saraylarında bir kenara büzülüp oturan ve onların buyruklarına boyun eğen fakih “Emin”değildir ve ilahi Emanetin yüklenicisi ve gözeticisi olamaz…

    -Zalimlerin ve sultanların teşkilatına ulemanındahil olması,alelade bir ferdin dahil olmasından farklıdır.Alelade bir kişi bu teşkilata girerse “fasıktır”ve bundan başka bir hüküm buna tereddüp etmes,Fakat,bir fakih birisi zalimlerin teşkilatına girerse,ona görünürde bir büyüklük kazandırır,buna karşılık islamı küçük düşürmek için vesile meydana getirir….

    -Zulüm teşkilatıyla uzlaşan ve teşkilata giren mollalar,bizim yolumuzda,mezhebimizde değildiler.Gerçek islam fakihleri yalnız onlara itaat etmemekle yetinmeyip,muhalefet de ettiler,hapsedildier,işkenceye,baskıya maruz bırakıldılar,boyun eğmediler…

    -Mesele şuradadır ki,Başlarına sarık saran,şu veya burada dört kelime yarım-yamalak ders okuyan veya onu da okumayan kişiler,mideleri için veya “baş”olma hevesiyle,bu gibi kuruluşlara(Zalimlerin yanlarına) yamanmışlardır.

    -Saray adamı olan ahundları kovunuz.

    -Bunlar(Zalimlerin sofralarına oturan Saray adamı olan ahundlar) islam fakihleri çerçevesine girmezler.Bunların bir çoğunu İran emniyet teşkilatı (Şahın emniyet teşkilatı-savak) Sarık sahibi yapmıştır ki,duacılık ederek halkı aldatsınlar.Bayramlarda ve diğer dini merasimlerde cemaate imamlık edenlere güç yetmedikleri için Şah’ı övsünler diye kendilerinden din adamları düzüp koşmuşlardır.Bunlar son zamanlarda ona (Şah’a) CELLE CELALÜH demeye kadar gitmişlerdir.
    bunlar fakih değildir.ne oldukları tanınmış,bilinmiştir.Halk bunları tanır.Rivayet’de,BU GİBİ KİŞİLERDEN(SARAY MOLLALARINDAN)DİN AÇISINDAN KORKUNUZ,KAYGILANINIZ.BUNLAR DİNİNİZİ ORTADAN KALDIRIRLAR.diye nakletmiştir.bunların kimliğini açıklayıp rezil etmek gerekir.Yüzssüz değil iseler,yapılacak açıklamadan sonra halka bakacak yüzleri kalmaz,silinir-giderler.Bunların halk üzerinde etkisi güçlenip sürdüğü ölçüde ne imam-ı zaman’ın(AS),ne islamın etkisi kalır.bunlar gerçek islamın halka ulaşmasını engellerler.

    Gençlerimizbunların sarıklarını başlarından almalıdırlar.İslam uleması,İslam fukahası adı altında müslümanlar topluluğunda bunca fesat icad eden bu gibi ahundların sarıklarını başlarından kaldırmak gerekir.
    Bilmiyorum ki,İran’daki gençlerimiz öldüler mi?neredeler ?niçin bunların sarıklarını başlarından almazlar ?

    -Sultanlardan ve zalimlerin teşkilatından uzak durun,onları övenlerin ağızlarına toprak atınız..

    Rahmetli imam humeyni(RA)’ın konuya yaklaşımı bu şekildedir,yukarıdaki kısa paragraflarda herkes üzerine düşeni almalıdır.
    Rahmetli İmamın ve onun vasisi ve vekili imam Seyyid ali hamanei’nin yolunda gidip,zalimlerle ilişki ve irtibatını kesen müslümanlara selam olsun.

    • siyaset mektebinin kalemine hitaben

      acaba kaleminiz ademin a.s. tövbesini mi gördü hataları örtmede, insanları ıslah etmede

      acaba kaleminiz nuhun a.s. gemisi midir ki insanları kurtuluşa götürmede, azgın dalgalarla mücadelede

      acaba kaleminiz musanın a.s. asası mıdır ki sihirbazların oyunlarını yutmada, firavunları şaşkınlıklara boğmada

      acaba kaleminiz isa’nın a.s. nefesi midir ki ölü ruhları diriltmekte, körleri iyileştirmekte

      acaba kaleminiz muhammedin s.a.a asasımıdır ki putları yıkmakta, adaleti ayakta tutmakta

      acaba kaleminiz alinin a.s. zülfükarımıdır ki bu kadar keskin ve sivri amr bin asları kaçırtmakta

      acaba kaleminiz mürekkebi fatımanın s.a göz yaşı mıdır ki gönüleri hicrana bırakmakta

      acaba kaleminiz müctebanın a.s. sulhu mudur ki fitneleri bozmakta huzuru sağlamakta

      acaba kaleminiz hüseynin a.s cesaretinden mi ilham almakta
      yezidin saraylarının sütunları sallanmakta

      • siyasetmektebi.com

        Sitemiz ve kalemimiz bu bahsettiklerinizin tümünün bugüne yansıması olan mektebin, İmamın ve İslam İnkılabının emrinde ve hizmetindedir….

        Bu yüzden tüm övgüler mektebindir…Bize ait herhangi bir şey yoktur yanlışlarımız dışında…

  4. Merak ediyorum..
    Zalimi temize çıkarmanın nesi savunulur..

    Zalimlerin sofralarında yemek yiyip,tebaanın onlara ısınmasını sağlamanın neresi savunulacak bir davranıştır.

    Merak ediyorum,kendi fıskını temize çıkarmak için imam huseyini zalimlerle birlik yapmıştır diyecek kadar,dibe düşmek nasıl bir davranış şeklidir.

    Merak ediyorum,Zalimin sofrasında yiyip,onun kana bulaşmış ellerini sıkarken suratına hayran hayran bakma zilleti,İran islam inkılabının yetkililerinin,tuttuğunu koparma ve savaşın siyasi arenasında-müzakere masasında zaferden zafere koşmalarıyla nasıl bağdaştırılır ve aynı minvalde örneklendirilir.

    ve merak edenleri merak ediyorum ki,böyle bir davranışı nasıl savunulur,nasıl buna bir kılıf dikmeye çalışılır ve bu habaset durum nasıl olur da yüce imamların davranışlarıyla özdeşleştirilir.

    Siz kendinizi bir devlet olarak mı addediyorsunuz ki karşılıklı ve eşit bir müzakereci edasıyla konuşuyorsunuz.
    unutmayın ki siz bu iktidarın tebasısınız ve kontrol sizde değil onlardadır dolayısıyla sizin orda bulunmanız veya orda bulunan her kimse onun orda bulunması sadece o zalimi sizin takipçileriniz nezdinde temize çekmektir ki zaten sultan hazretlerinin sizi davet etmesinin de başka bir nedeni yoktur

    Ve merak ediyorum siz Sultan hazretlerine konuk olanlar, acaba kapalı kapılar arkasında ne konuştunuz,acaba ne verdiniz,hangi tavizleri kopardı sizden.

    Şimdi burdan kalkıp olayı yok üç halifeydi,yok beş halifeydi şeklinde başka platformlara çekip sulandırmayın,Onları burda zikretmenizin tek gerekçesi geliyor aklıma, o da sizin suyun yönünü değiştirip tartışmayı başka mecraya çekme azminizdir.

    Ortada tek bir gerçek var o da sizin bu sarayda,bu yemeği yemiş olmanızdır ve söyleyeceğiniz hiç bir şey bu gerçeği değiştirmeyecektir.

  5. hüseyin yiğit

    İZZETİN ASIL SAHİPLERİ
    Tarih boyunca insanlık okyanusuna Sırat-ı Müstakîm üzere yön veren Enbiyanın her birinin ayrı ayrı mübarek hayatlarına baktığımızda göreceğimiz şey şudur: Kendi zamanlarında halkların inancını bozup, onları şirke ve küfre mahkum eden, yine halkların varlıklarını yağmalayıp bunun sefasını süren tüm zalimlerin, şımarık, azgın zengin güruhun, Kuran tabiriyle Tağutların kesinkes düşman olarak tanıtılması ve bu zalimlerden her anlamda beri olunmasıdır. Bu aşama Kelime-i Tevhidin ‘La ilahe’ kısmını ifade etmektedir.

    İkinci olarak ise, Allah Azze ve Celle’nin kanun koyucu, ilâh, mabud olarak tanıtılıp, Tevhid inancının getirisi olarak, insanlığın bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunun vurgulanıp, yalnız ve yalnız Allah’ın hâkimiyetinin sağlanmasıdır. Bu aşama ise, Kelime-i Tevhidin ‘İllallah’ kısmını gerçekleştirmeye yöneliktir.

    Bu yüce hedefi gerçekleştirme yolunda yürüyen Enbiya bilindiği üzere üzerlerine düşeni layıkıyla yapmışlar, lakin zamanın şartlarına göre birçok Peygamber bu şumüllü hedefin ilk aşamasında, yani daha açık bir ifadeyle kendi mücadele meydanlarının Mekke Döneminde kalmışlardır. Kutlu Peygamberlerin bazısı bu mücadelelerinde Yahya(a.s) gibi şehadet şerbetini içmiş, bazısı kavimlerinin artık daveti hiçbir şekilde kabul etmemeleri yüzünden Yüce Allah tarafından kendileri ve inananlarıyla o bölgeden uzaklaştırılıp kavimleri helak edilmiştir. Yine az da olsa bazı Peygamberlere de Cenab-ı Hak ilahi hedeflerinin ikinci aşamasını nasip etmiş, yani kendi dönemlerinin Medine’sini inşa etmişlerdir.

    Kuran’ın rehberliğiyle bu tertemiz Peygamber silsilesine baktığımızda ayan beyan göreceğimiz bir hakikat daha vardır. Gerek Mekke sürecinde davetini sürdüren peygamberler, gerekse Tevhidin ‘İllallah’ aşamasına geçip Medine sayfasını açan, yani İslam Devleti kuran Peygamberlerin ortak noktası İzzettir. Ve bu İzzet onlara Allah’ın lütfudur. Münafikun Suresi’nin( Lütfen dağları kıskandıran dik duruşun sergilendiği bu ayetin yer aldığı sure adına dikkat edin. Zira bu sure adının içinde hikmetin kaynağını barındırmakta) 8. ayetinin son bölümünde şöyle der Rabbimiz: “İzzet Allah’ın, Peygamberinin ve Müminlerindir. Ama münafıklar bunu bilmezler.”

    Evet; İzzet Allah’ındır. Çünkü hiçbir otoritenin, hiçbir gücün ve güç sahibinin önünde ağzını bile açamayacağı İlahdır O, Meliktir, Maliktir Allah. Ve İzzet Peygamberinin ve Peygamberlerinindir, dolayısıyla Nübüvvet ailesinin yolunu sürdüren alimlerin, ariflerin, zakirlerin pirleri, Velayetin burçları olan Ehl-i Beyt-i Resulündür İzzet. Nasıl olmasın ki? Tepeden tırnağa, en küçük zerrelerine kadar Rablerine haşyet ile bağlı bu tertemiz silsile, zamanlarının tüm Tağutlarına, zalimlerine hiçbir vakit ‘Eyvallah’ etmemiş, İslami İzzetin, Muhammedi Heybetin mümessilleri olarak tarihin altın sayfalarına adlarını kazımışlardır.

    Biz bu pak Nübüvvet ve Velayet hanedanının her halini gördük. Onları varlıkta da gördük Süleyman’la. Dünyanın tüm servetleri elindeyken, kimseye nasip olmayan ikramlar kendisine nasip olmuşken, yine de devletin malına dokunmayıp, sepet yapıp satarak bize İzzetin dersini verdiğini gördük. Biz onları yokluğun en dibine vurdukları zamanlarda da gördük Eyyubla. Nice nice ibtilalar gelse de başına isyan etmeyerek razılığın, teslimiyetin İzzetini haykıran Eyyub’u gördük. Biz onları Kerbela’da da gördük Hüseyin’le. ‘Zillet bizden uzaktır’ diye inletirken çağları duyduk sesini, Lebbeyk dedik. Biz Hüseynle bildik, artık yeryüzünde zilletten başka birşey yoksa ve izzet yer altına girmişse ‘İzzet-şeref-Onur nerde biz orda’ diyerek toprağın altına girmeyi ve girdik Hüseyin’le kara toprağın bağrına. Kerbela Çölü’nün kupkuru topraklarına İzzetin tohumunu ektik. Ve suladık asırlarca bu tohumu kanlarımızla, gözyaşlarımızla. Rıza’yla suladık, Kazım’la suladık. Ve geldiğinde vakit o tohum Mesihi bir nefesle, Nebevi bir ihbarla boy attı yeryüzüne kara kışları boğarcasına. İzzet Ruhullahın alnına kondu. Kalbindeki haşyeti, İslamın haşmetine dönüştü ve Muhammed Mustafa’dan(s.a.a) aldığı kafirlere korku salmanın ilhamını öğretti bizlere. Artık ‘ve İzzet Müminlerindir’ sırrını duyma zamanın gelmiştir.

    Müminlik iddian varsa eğer ispatı gerek bunun. Allahın olan İzzet nasıl ki bir lütufsa Nebilerine, Rasullerine ve İmamlara, şimdi sıra sendedir Mümin. İslamın kanunlarını yürek memleketinden başlayarak, ailene, çevrene, ülkene ve dünyaya yaymaktır vazifen ve İzzetin bu manada saklıdır. Gayrı dik dur küfrün dalgalarına, tağutların amansız tufanlarına, sahte cennetlerine Deccallerin ve Süfyanilerin. Gayrı eman verme korkuyla zalimlere yaranmak isteyen tüm zillet ayrık otlarına. İzzetin tohumunun boy attığı bir dünyada zilletin faydasız, boş, zararlı zillet otlarına müsade olunmaz asla. Zamanın Muaviyelerinin yeşilden ‘ak’ a dönmüş saraylarına aldanma ve kurulma sefahet sofralarına bu ‘Ali’ düşmanlarının. Sen bildin artık İzzetin adresi değil saraylar sokağı, yeşil olsa ne ak olsa ne?! Zillettir gördüğün her bir sütun orda. Sömürüdür, emeğin, alınterinin sömürüsüdür bil. Müminsen eğer, İzzetlisin demektir ve izzet Muhammedin(s.a.a) hasır iz etmiş kaburgalarıdır gör, Ali’nin açlıktan guruldayan karnıdır duy, Hüseyn’in paramparça olmuş bedenidir ağla, Seyyid Ali’nin yırtık terliğidir anla!!!

    “Ama münafıklar bunu bilemezler.” Bilemezler İzzeti içi başka dışı başka olanlar. Anlamazlar Yezid sofrasında zıkkımlanıp kursağını haramla dolduranlar. Nafile artık onlar için, uğrayamazlar semtine İzzetin. Bundandır İzzetin erleri gündemlerine gelmez bunların. Hep ama hep dar sınırların içinde kalırlar, mezheplerini din ederler, dinlerine uymayanları ise kafir bilirler. Tarihi ters yüz eder bunlar. Zalimleri ‘ak’ lamanın peşine düşerler. Sonra kendilerine sanal zalimler türetirler. Teberra derler buna. En çok teberri etmeleri gerekenin sofrasında oturup, yüzüne gülücükler atarken hem de. İşte bu İzzeti bilemeyen ve hiçbir zaman da bilemeyecek olan tüm zamanların en zavallılarının hikayesidir. Son noktalarını şair koymuştur bunların, tüm ruh anatomilerini şu satırla izah ederek: “Hüseyin omaz isen bari Yezid ol.”

    Hülasa-i kelam; Zilletin gayya çukurlarında kararan zakkumlarındır ebede değin kurumak ve bir asalak gibi olmak, o zilletin necis kokusu ki sarayların kalın duvarları bile yetmiyor gizlemeye ne çare? İzzetin münbit vadilerinde yeşeren güllerindir ebede değin neşvu nema bulmak ve o eşsiz kokularıyla insanlığı kendilerine mest-u hayran bırakmak. İşte o İzzet Allah’ındır, Peygamberlerinindir ve Müminlerindir. Civanmert, serdengeçti Müminlerin.. Vesselam.

    • SELAMÜN ALEYKÜM

      Evela öz muhammedi islamın sesi olmaya çalışan hakkı dile getirmek için her türlü beşeri taktirin fevkinde olan yazılarından dolayı siyaset mektebine teşekkür ediyorum.hüseyni ruhu kerbela çölüne haps etmeyip imam hüseyinin gaye ve amacının tüm çağları aşan mesajını bize ileterek zamanın din elbisesi giymiş yezidlerine hüseyince duruş sağlamamızı sağladığı için allah yardımcınız olsun zamanın yezidlerinden onların ahırından beslenenlerden yoktur bizim korkumuz hakkı haykırmak için hiç bir zaman yezidlerden izin almayacağız dün kerbelada böyleydik bu günde böylayiz yarında böyle olacağız hey hat minne zilleh

  6. İNKILAP AŞIĞI

    Selamün aleyküm

    Evvela ruhumuz,canımız,malımız ve evladımız şanı Yüce REHBER Hazreti İmam HAMANEY ve tüm Ehl-i Beyt (a.s)ailesine feda olsun!Meselelere İnkılabi ve islami bakmak, VAHDET’in felsefesini anlamak için ruhunu ve bedenini ortaya koymanın yetmeyeceğini bilen tüm İnkılabi ve islam’i birlik aşığı kardeşlere bu yürekten selam olsun!
    Böylesi geniş bir ufka sahip bir site kurduğu için siyasetmektebi’ne cani gönülden teşekkür ediyorum.Tarihi tahrif diye sunan ve bukalemunca yaşamayı dava adamlığı olarak lanse eden, bir de utanmadan bize bunu zamanın gereği gibi laf ebelikleriyle süsleyen kişilerle hiç bir bağ ve ortak noktamız olmadığı için ALLAH’a gece gündüz dua etsek azdır.

    Allah’a şükür ki biz ”ZAMANIN GEREKLERİ”ni bu tiplerden değil de ”İnkılabın aziz meyvesi” MUTAHHARİ gibi şahsiyetlerden öğrendik.Yoksa mazallah! bizim de burnumuz birilerinin bugün olduğu gibi klavuzu karga olanın….meselesinden kurtulamazdık.

    Neyse gaye ve hedefimiz sataşmak veya sürtüşmek değildir.Bizim tek isteğimiz İnkılab’ın aziz Rehberinin emir buyurduğu gibi Vahdet’in gereğine uyulmasıdır.İnkılap adına ortalarda dolaşanlar bilsinler ki bu İnkılap kimsenin babasından kalmış bir miras değildir.Bu İnkılap yüce Resul-i Zişan(s.a.v)dan tutun bütün TEVHİD önderlerinin kanları ve varlıklarını uğruna feda ettiği bir İnkılaptır.Üç beş kendini bilmeyenin ortalarda İnkılap üzerinden prim yapmaya çalışanları ıskalamayacak bir kapasiteye sahiptir.Bugüne kadar İnkılab’a en büyük darbeyi vuranların bu tipler olduğunu.124.ooo Peygamberi görmüş şeytan(l.a)ı rehber edinmiş bu tiplere karşı 124.000 peygamberin ruhuyla ortaya çıkmış İnkılap bu İblislerin tek tek ne olduklarını biliyor.

    İSLAM’ın İZZET,VAHDET ve İNKILAB’i ilkelerini bir çanak yalamaya feda eden herkes bunun hesabını bu dünyada İnkılaba Ahirette ise Allah’a verecektir.Ben ŞAFİİ ve Kürt biri olarak Şii’liğin ne olduğunu SÜNNİ’liğin ne olduğunu?Nasıl anlaşılması gerektiğini ”Münafık ile Mü’min arasındaki farkı,Hüseyin(a.s) ile Yezit(l.a)arasındaki farkı ve Muaviye(l.a) ile İmam ALİ(a.s) arasındaki farkı,bu inkılap ile öğrendim.

    Rehber’e bağlılık ALLAH’a bağlılıktır.Rehber’e dil uzatanla tokalaşmak yezit’le Mücessem İBLİS ile tokalaşmaktır.ZAMAN OLGUNLAŞIRSA BİZ SİZE TARİHİ ANLAMANIN NE OLDUĞUNU GÖSTERECEĞİZ Bİ İZNİLLAH!

  7. Selamun aleykum
    Tarihsel olayları naklederken dikkat etmeniz gerekir. Ömer b. Sa’d yerine Hür demek ufak tefek imla hatalarına benzemez. Edebiyat yapıp birilerini itham etmek ise basit insanların işidir.
    Zalimler ile bir masada oturmak onları aklamaya yeterlidir demişsiniz. Size tarihin en zalim insanları kimdir diye sorsam, içinde kesin birinci ve ikinci halifeler vardır. Buna binaen şunu sormak isterim Peygamber efendimiz (s.a.a) bırakın onların sofrasında oturmayı onların kızları ile evlenmiştir. Tabiki diyeceksiniz ki Peygamber (s.a.a) o dönemde tek otorite idi. Bu eleştiri yersizdir. Ama onların sofralarında oturmasa da en azından kızları ile evlenmeseydi sizce daha iyi olmaz mıydı? Elbette ben Peygamber (s.a.a) efendimizin yaptığı her şeyi kabul ederim. Başka bir örnekle me yapalım: Hz. Ali (a.s), ikinci halife zamanında bizzat ikinci halifenin yerine Medine’de vali olarak kalmıştır. Bu olay ise birkaç defa tekrar olmuştur. Şimdi Hz. Ali (a.s) neuzubillah ikinci halifeye meşruiyet mi vermek istemiştir? Şimdi diyeceksin ki o imamdır, masumdur ne yapsa haktır. Evet amenna, fakat şunu da unutmamak gerekir ki imamlar bize örnektir davranışları ve buyrukları bize hüccettir. Biraz daha aşağı gelelim Hz. Ali’nin (a.s) yaranları bırak zalimlerle bir masada oturmayı onlar tarafından şehirlere vali olarak atanmıştır. Salman (r.a) ikinci halife zamanında Medain’e vali olmuştur. Ammar b. Yasir (r.a) Kufe’ye vali olmuştur. Bunlar bir masada oturmaktan daha ağır işlerdir. Biraz daha yakına gelelim, bugün İran İslam Cumhuriyeti, nükleer meseleler için günümüzün en büyük zalimi Amerika ile bir masaya oturmuyor mu? Tabiki Amerikaya biat ve onu sevdiğinden dolayı oturmuyor ama sonuçta şu sonuç ortaya çıkar ki bir zalimle bir masaya oturan herkes onu meşrulaştırmak için değildir. Ve İran da basbas bağırıyor ki bize eşit davranılmıyor, buna rağmen nükleer konuyu çözmek için Amerika ile bir masaya oturuyor…Sizin de bu konudaki görüşünüzün ne kadar yanlış olduğu anlaşılmaktadır. Konuyu daha da netleştirelim. Sizin zalimin masasına oturan kapıkulu hocaları dediğiniz alim ve kuruluşların hepsi Aziz Rehber’in temsilcisi tarafından ziyaret edilmiştir. Gazetelere bakabilirsiniz. Evet şunu da söylemek gerekir ki; bu ziyaretler onların haklı ve doğru olduğunu göstermez. Ama sizin söylediğiniz ve verdiğiniz hükmünüzün de yanlış olduğunu gösterir. Ben o masada oturanların hak yolda ve doğru yolda olup masum olduklarını da iddia etmiyorum. Bunu söylemek için çok erken. Eğer yarın kalkar masasına oturduğu zalimin sözlerini tekrar eder kırmızı çizgilerden ödün verirlerse o zaman kapıkulu hocaları olurlar, alim değil aciz insanlar olurlar…onlardan her hangi birisi kalkar Erdoğan’ın Suriye politikasını onaylar, diyanete bağlanmak istersen işte o zaman bu hükmünüzü verin. Bir masaya oturmakla sizin verdiğiniz hükümler arasında hiçbir uyumluluk yoktur. Aceleci olmamak lazım. Ve Sizin mantığınıza göre o masaya oturan âlimler zalimdir, öyleyse o âlimleri ziyaret edenler de mi zalimdir? Bir şey söylerken altında kalmayacak şekilde konuşun.
    Bu klasik ve mantık dışı sözleri de bir kenara bırakın. Benim delilim sünnet ve ehlibeytin (a.s) siresi. Mektebin tarihinin neresi okuyayım orasını söyleyin, ilkokul çocukları gibi konuşmuşsunuz. Somut bir delil bırakın ortaya. Öyleyse ben de diyorum ki; benim sözlerimin hepsi Kur’an, Peygamberin (s.a.a) sünnetine ve Ehlibeyt’in (a.s) sire ve sünnetine ve onların hak naiplerinin buyruklarına dayanıyor. Buyurun okuyun. Böyle bir delil mi olur?…
    Yok, öyle Allame Meclisi (r.a) kendi hesabını kendisi verecektir. Eğer tarihi inceliyorsanız ve örnekler sunuyorsanız bu herkes için geçerlidir. Senin mantığına göre şunu söylerler; Boş ver tarihi Yezid kendi hesabını kendisi versin, Muaviye kendi hesabını kendisi versin…Tarihte birisini alıp diğerini bir kenara bırakamazsınız. Diyeceksin ki, Allah Allame Meclisi’ye (r.a) rahmet etsin, şöyle bir sireyi takip etmiş şöyle davranmış.. yani o zamanın şartlarına göre siretini anlamaya ve tahlile çalışacaksın. Ben bir müçtehidi örnek verirken onun siyasi hayatından size örnek söylüyorum ki sizin mantığınıza aykırıdır. Yani Sizin genel olarak söylediğiniz “Zalimin masasına oturan herkes onu aklar” mantığın yanlış olduğunu ispatlamaya çalışıyorum. Ben diyorum ki; “Zalimin masasında oturan herkes onu aklamaz” bunu da örneklerle anlatıyorum. Neyse…
    Öncelikle ben kimsenin zulmünü kabullenmiş değilim. Bu mantığınızla yukarıda sunduğum herkes zalimim zulmünü kabullenmiş olur ki bu pek açık insafsızlıktır. Bölgedeki zulmün kaynağı Amerika ve İsraildir ki ne yazık ki islam ülkelerinin bazıları da; suud, ,türkiye.. gibi ülkelerde bu oyunun bir parçası olmuştur. Eğer bir zalimin eli sıkılmışsa bu onu kabullendiğinden dolayı da olmayabilir. Siz el sıkmayı zulmü kabul etmek olarak algılıyorsanız zalime valilik yapan Hz. Ali’nin (a.s) sahabesini nasıl algılıyorsunuz? Bence bunların gerçek niyeti zamanla ortaya çıkacaktır. Onların niyetinin ne olduğunu ben bilemem ama şu anki tabloyla öyle bir sonuç çıkmaz kanısındayım. İmam Humeyni (r.a) dönemini örnek vermişsiniz, zaten siz zamanınızı iyi tanısaydınız böyle hüküm vermezdiniz. Ben size soruyorum; Bugün yaşadığımız Türkiye gerçeği ile imam Humeyni’nin (r.a) yaşadığı dönem aynı şartlara mı sahiptir?
    Hz. Hasan’a (a.s) ihanet etmekten Allah’a sığınırım. Ama sizin kılıcınız keskin sanki Allah’ın özel kulu ve İmamların (as) onaylayıp masum kıldığı insan gibi kılıcınızı o yana buyana savurup duruyorsunuz. Ben Hz. Hasan’ı (a.s) örnek aldığım için hayatından siretinden misaller veriyorum.
    Sizce yaşadığınız gerçek ve realite aleminde ne yapmak gerekir? Toplu tüfekli Aksaray’a mı gireceksiniz? Veya şunu sorayım size yarın öbürgün İranlı yetkililer Erdoğan’la görüşmeyecek mi? Tepkinin oranını buyurun siz belirleyin. Yolunuz açık sizi tutan mı var?
    Bir yemeğe katılmakla birliktelik ispat olmaz. Eğer vahdetin sadece alt düzeyde olacağına inanıyorsanız, İran’ın islam ülkelerini vahdete ve birliğe çağırması abestir demektir, veya siz bu konuda hiçbir şey anlamamışsınız. Çünkü Aziz Rehber defalarca İslam üklerinin birliğine ve beraberliğine tekit etmiştir.
    Allah insanın sonunu hayır etsin. Sizin mantık ve ahlakınız imamlarını (a.s) düzgün tanımayan Hz. Hasan’ın (a.s) sulhundan sonra yanına gelip “Ey düşmanları aziz, müminleri zelil eden” diye hitap eden kendini bilmez ashabına benzer
    Siz makalenizi bir gözden geçirirseniz ne denli kibirli ve itici bir yazı yazdığınızı anlarsınız. Kibir ve izzet arasında ince bir çizgi vardır ne yazık ki siz onu tutturamamışsınız…
    Allah (c.c) hepimizin sonunu hayretsin….

    • siyasetmektebi.com

      Anlaşılan anlamamak için yüksek ihtisas sahibisiniz ya da kapasiteniz ancak bu kadarına yetmekte… Eğer uzatmaya niyetiniz olmasaydı ‘vermemiş Mabud neylesin Mahmud’ diyerek hoş görecek sizi kendi cehaletiniz ve zilletinizle başbaşa bırakacaktık…Ama belli ki yaranız dilinize vurmuş diliniz elinizi galeyana getiriyor…O halde cümle cümle yazdıklarınızı irdeleyelim, varsa nasibiniz anlarsınız belki…

      Tarihsel olayları hakikatlerinden uzaklaştırıp kendi ezilmişliğinizin ve zilletinizin delili yapıp, üstelik izzetin timsali olan İmam Hüseyin’i (a.s.) buna alet etmeye çalışmanız bizim Ömer Bin Sa’d ve Hürr ile olan konuşmaları bir tutmamızdan çok daha feci bir sapmadır ki biz olayın mantığını anlatıp bu görüşmelerin tümünün sadece hücceti tamamlamak için olduğunu vurguladığımız halde siz çocukça oyunlarınıza devam edip Hüseyni kıyamı yezidi sofralara meze yapma derdinizde ısrar etmişsiniz…Kökü edepten gelme olan edebiyattan rahatsızlığınız ise sizin ahlakınızla alakalıdır ki bu saatten sonra yapacak bir şey yoktur sizin için…

      Yine tarihi çarpıtmış ve yine yediğiniz’ yezidi yemekleri’ sindirmek için uğraşmışsınız…Daha bir mesaj öncesinde bizi guluvlukla suçlarken şimdi de kalkmış üç halifeye saldırarak kendinizi temize çıkarma derdine girmişsiniz…Sizin gibilerin anlamadığı nokta budur… Sizler tarihi zilletinizin kaynağı gösterme derdindesiniz… Sizler tarihi zalimlerin uşağı olmanın delili olarak lanse edip, günün zalimlerinin saltanatı için duacı olanlarsınız…Sizler mektebi mezhebe çeviren ve süfyanilerin istediği sınırlara hapseden ‘mektup ehlisiniz’…

      Yukarıda tarih diye yazdığınız ve tamamen büyük şeytanın kalemşörlerini hatırlatan yazılarınızla neyi kastettiğinizin farkında mısınız? Sizin gibi mektep düşmanları Resulullah’ı (s.a.a.) ve İmam Ali’yi (a.s.) zalimlerle dostluk kuran ve onlara sessiz kalan kimseler gibi gösterip dine ve mektebe nasıl zarar veriyorlar biliyor musunuz?.. Sizin Resulullah (s.a.a.) ve ehl-i beyt (a.s.) sevginiz bu kadar mı basit ve sıradan?..Her an maslahat için zalimlerle dostluk kuran bir peygambere ve imama mı sahipsiniz?.. Bu yüzden siz mezhep bataklığının kurbanısınız ya da o bataklığı oluşturan iman ve şahsiyet yoksunlarındansınız…Hani bize diyordunuz ya kraldan çok kralcı olmayın diye…Resulullah’tan (s.a.a.) ve İmam Ali’den (a.s.) daha mı fazla zalimlere kininiz var ki onların beraber bulunduklarına zalim diye hitap edip onları zalimlere suskunlar olarak lanse ediyorsunuz?.. Biz sizinle aynı mektepten değiliz… Bu yüzden biz inkılaba ve İmama gönülden ve şartsız bağlıyız diyoruz… Bu yüzden İmam vahdet diyorsa bu farzdır diyoruz…Bu yüzden İmam ehl-i sünnetin değerlerine hakaret edenleri ve şianın değerlerine hakaret edenleri siyonizmin uşağı olarak tanımlıyor ve biz de bu tanımlamaya uygun olanları deşifre ediyoruz…Ve İmamın her sözünün hakikatini, tarihi kendi zilletlerine bahane eden sizler gibilerinde müşahade ediyoruz…

      İslami birlik kitabını okursanız İmamın orada vahdete ve geçmişlerin aralarındaki meselelerine bakışını anlarsınız…Daha önceden belirttiğimiz gibi biz vahdete hizmet ediyoruz, hiçbir mezhebe değil..Bütün Müslümanların kardeşliği esastır bizim için her ne sebeple olsun bu vahdete aykırı yazan konuşan ve çizenleri siyonizme uşak olarak biliyoruz…Siz de yaranızın nedenini ortaya koymaya başlamışsınız…Dikkat edin deşifre oluyorsunuz…

      Hala kendinizi İslam İnkılabıyla eşdeğer görüp yediğiniz yemeğin hakkını vermeye çalışıyorsunuz…Allah aşkına siz kimsiniz ki İslam İnkılabının temsil ettiği değerleri aynı güç ve şerefle temsil edesiniz…İslam İnkılabının devrim sürecini bile daha tam olarak yaşamadığımız günümüzde eğer örnek vermek istiyorsanız devrim sürecinden örnek vereceksiniz ki mantıklı olsun…Yoksa sizin yaptığınız elmaya karşı domatesi örnek vermek olur ki tamamen alakasız ve sadece beyhude bir çırpınışın yansımadır… Sizin durumunuzla ilgili en güzel örnek şahın karısının elini öpen alim(!)lerdir ki onlara sorsaydınız muhtemelen sizin verdiğiniz tarihi örnekleri vererek şerri def etme derdinde olduklarını söylerlerdi…Onlara da İmam (r.a.) desenli yılanlar demiş…Varın gerisini siz düşünün…Ayrıca verdiğiniz hiçbir örnekteki yüce şahsiyet sizin gibiler gibi güle oynaya gidip hürmetle zalimin elini tutmamış, onun hakaretlerini duymazdan ve görmezden gelmemiştir…İzzet te zillet te kendini belli eder… Biz gördüklerimizde zilletten başka bir ize rastlamadık…’Eğer bir daha şöyle yaparsa böyle yaparsa’ gibi sizin seviyenize yakışır savunmalarda cevap vermeye bile değmez sözlerdir…O zaman İmamlar (a.s.) tüm zalimlerle yemek yeyip, karınlarını doyurduktan sonra zalimlere parmak sallayıp ‘seni gidi seni…eğer bir daha şöyle şöyle yaparsan külahları değişiriz’ deselerdi de ortada mektebin izzeti ve ümmetin kurtuluş reçetesi kalmasaydı…

      Yahu bir tek delili sunmadan benim delilim somut, Kur’an ehl-i beyt’in (a.s.) sireti falan deyip durmuşsunuz…Biz de diyoruz ki sizin delil dedikleriniz sizin tarihi kendi izzetsizliğinize ve kabul etmişliğinize göre tahrif edişinizdir…Bunların tümünü birazcık aklı ve mantığı olan az buçuk İslam tarihini bilen her ilkokul çocuğu çürütür…Ama o seviye de size ağır gelmiş olacak ki anlayamıyorsunuz…Bizim delil getirmemize gerek yok çünkü sizin getirdiğiniz deliller bizi doğruluyor…

      Allame meclisi ile ilgili olarak söylediklerimizi de anlamamış ve o yazılanları da tahrife yeltenmişsiniz…Siz aslında her hakikati tahrif ‘Usta’sı olmuşsunuz, masasına oturduğunuz ‘Usta’dan ilham alarak…Allame meclisi eğer zalimleri onaylamışsa ve onların onaylanmasına hizmet etmişse bunun hesabını kendisi verir…Bu içtihadının doğruluğunun ve yanlışın hesabı ona aittir dediğimiz halde siz o zaman yezidin hesabı da kendine aittir diyorsunuz…Zaten yezid gibileri onaylayanın hesabının ağır olacağını biz vurgularken ve siz yezidin sofrasından yeni kalkmışken, kendi tanımlamanızı bize aitmiş gibi gösteriyorsunuz…Kaldı ki hala kendinizi müctehidle bir tutuyorsunuz…Ondan önce de İslam İnkılabı ile bir tuttunuz…Ve hala bizi kibirle suçluyorsunuz…Çırpındıkça batıyorsunuz…

      İmam’ın (r.a.) zamanının gerçeği ile bu zamanın gerçeği bir mi demişsiniz ve yine bu mevzuda hiçbir ilme sahip olmadığınızı belli etmişsiniz…Ben de size sorayım sünnetullah zamana ve mekana göre değişir mi?..İslamın herhangi bir döneminde zalimin meşru görüldüğü bir an dahi olsa yaşanmış mı?..Zalim ve mazlum kavramları ile onlara karşı uygulanacak mücadelenin çerçevesi çizilmemiş mi?..İmam Humeyninin dönemi dediğiniz dönemin üzerinden 30 yıl bile geçmemişken hemen şartları bahane eden siz, elbette ki tarihi görmezden gelecek ve izzetin tarihini zilletin sofrasına kurban edeceksiniz…

      Siz hala ne İslam İnkılabını ne de vahdeti anlamamış ve kavramamışsınız…İmamın vahdet çağrısı tüm mazlum halklaradır…İmam Amerikan halkına dahi sahip çıkmaktadır… Bu İmamın Amerikan yönetiminin kabullendiğini göstermez…Ayrıca eğer vicdanlarını yok etmemişlerse imamın çizgisine gelirlerse onlarda bu çağrının muhatabı olurlar…Ama imama daha bu yakınlarda kin kusan birilerinin bu çağrının muhatabı olacağını düşünmek ancak onun sofrasının konuklarının vehmi olacaktır…Kaldı yukarıda ilk yazdıklarınızla vahdete zerre kadar inanmayan biri olduğunuzu belli etmişken zalimlerle oluşturmak istediğiniz bu vahdet aşkının kaynağı nedir?…

      Hala çocukça ‘topla tüfekle’ saldırmaktan bahsetmişsiniz…Ben de sizin “ne yapalım” sözünüze İmam Humeyni’nin (r.a.) diliyle cevap vereyim ‘ateşli ve ateşsiz tüm silahlarımızı zalimlere yöneltmeliyiz’…Siz haşa ki İmam Hasan’ın (a.s.) siretini uygulamış olasınız…Haşa ki onu takip etmiş olasınız…Tarih İmam’ın (a.s.) zalimi meşrulaştırdığını değil onun maskesini düşürdüğünü yazmıştır…Elini sıktığını değil boğazındaki düğümü sıktığını kaydetmiştir…Ve siz İmam’ın (a.s.) taşıdığı sorumluluk görev ve yetkiye sahip değilsiniz ki kendinizi onun yerine koyup böyle bir içtihada ulaşasınız…Dediğim siz daha çok İmam Hasan’ın (a.s.) komutanlarına benziyorsunuz ki bir gece sıvışıp yeşil sarayın konuğu olmuşlardır…

      Kibir ve izzet arasındaki çizgiyi hatırlatanlar izzet ve zillet arasındaki çizgiyi nedense unutmuşlar…O yüzden olanca kibrinizle saldırınca misliyle karşılık buldunuz ve feryadınız bundandır…Unutmayın ve bilin ki siz uzattıkça uzayacaktır…

      Allah (c.c.) bu dünyada zalimlerle hemhal olanların sonunu ahirette ateşle hemhal eylesin…

    • pek sayın meraklı kardeşe…
      peygamber sünnetini peygamber sahabesine hakaret olarak algılayanların, peygamberin ashabını zalim olarak algılayanların acaba peygamberin ve ehlibeytin masum olduklarına dair bilgileri var mı?

      peygamber masalahatı allahın dinine tercih mi ediyordu peygamber maslahatcı mıydı? Bunu mu demek istiyorlar yani… çıkarı neyse onu mu yapıyordu demek istiyorlar… imam ali maslahat çıkar için mi halifelere danışmanlık yapıyordu?… peki aynı maslahatı muaviyeye niye uygulamadı ya cemel niye maslahata uygun çözülmedi de savaşı yani hak olanı yaptı. imam, muaviye ile anlaşmak isteseydi muaviye dünden hazırdı. demek peygamber ashabı zalim değildir. ashap masumda değildir. masum olmadıkları için hata yapabilirler ondan peygamber ve hz ali programlarını peygamber ashabını yetiştirmek için hazırladılar. kuran dahi temelleri yeni atlmış olan islam cemaatını ıslah için kendilerinden önce yaşamış olan kavimlerin durumunu gözler önüne serip nasıl bir ümmet olmaları konusunda uyarıyorken, her hata yapan sahabeyi zalimlikle suçlamak zalimlik olmaz mı?.. imam humeyyni “ali ömer dir ; ömer ali dir” derken neyi kast ediyordu hiç düşündünüzmü acaba? hz ali muaviyenin sofrasına mı oturdu veya peygamber ebu cehillin sofrasına mı oturdu kalkmış zamanın yezidini peygamber ashabıyla aynı kefeye koyuyorsunuz?.. sizde mi zamanın yezidini insanların bilinç altına sahabe olarak nakş etmeye çalışıyorsunuz?.. yezin atıklarıyla beslenenleri savunmayı kendinize şiar edinmiş gözüküyorsunuz allah ıslah etsin…

      kaldı ki imam Humeyni ve imam hamaney ömürlerini islam ümmetinin vahdeti için harcamadılar mı?.. siz neden ehlisünnet olan türkiye halkıyla muhalif olup ehli zulüm olan yöneticileriyle vahdet içindesiniz?… acaba maslahatınız gereği hiç halkla birlikte hareket etmeyi düşünmediniz mi? halka hizmet hakka hizmet değilmi? maslahatınız sürekli zalimlerle birlikteliği mi gerktiriyor? maslatı zalimlerin sofrasında aramayı ne zaman terk edeceksiniz? maslahatınız halk ve hak dairesinde aramayı deneyin unutmayın hakkın ve hakikatın ölçüsü kişiler değil kişilerin ölçüsü hak ve hakikattır .

    • tayib rehbere hakaret etti mi etmedi mi?..

      eğer hakaret ettiyse kendine ve ümmete zulm etmiştir ve şiayı türkiyede temsil ettiğini söyleyen bu zat bu hakaretten sonra nasıl imama dil uzatan biriyle görüşebilir?.. bu şiaya hakaret değil mi ?

      acaba amr bin asın kuranı mızraklara takması ve pacasını kurtarmaya çalışması gibi tayibte rehbere hakaret ettikten sonra cahileri kandırmak için kendi mızrağına hocayı mı takmaya calışıyor?.. hoca acaba bu hain planın bir parçası mı yoksa aldatıldı mı diye düşünmeden edemiyorum. amr bin asın hain planından sonra hz aliye a.s en bağlı olanlar ona kılınç çekip kafirlikle suçladılar.tayyip hoca aracılığıyla kimin imanını satın almaya çalışıyor?..bari ucuza satmasalar çünkü muaviyede:yezide parayla biat aldığı kişilere dinleri ne kadar ucuzmuş diye sitem edtmiştir.
      bari karşılığını alın

    • Konuya çok isabetli bir reddiye yapmışınız, elinize yüreğimizde sağlık.
      Bu reddiyeyi okuyan siyaset mektebi yazarlarını biraz insaflı olmaya davet ediyorum.

  8. Merak isimli kişiye
    Ben sunni hanefiyim. Uzun zamandır bu siteyi takip ediyorum.
    Zaten siteyi incelersen yorumlarımıda görebilirsin.
    Bu sitenin yazdıklarından bir sunni olarak hiçte rahatsız değilim.
    Bu güne kadar rahatsızda olmadım.
    Zaten sunniliği eleştirecek tek bir kelime ve cümlede okumadım bu sitede.
    Sitenin şia olduğuna dair içimde hiç bir kanaatte bu güne kadar oluşmadı.
    Velevki şia olsun bu neyi değiştirir. Söylenen hakikati haklılıktan çıkarır mı?
    Bizler mezhebimizi din edinmedik ki.
    Bir müslümanın, saf, temiz, akıllı her insanın derdi haklı olmak değildir. Hakkı bulmaktır.
    Hak kimin dilinden gelirse gelsin güzeldir. Hakkı hak için söylediği sürece.
    Hakkı ve hakikatı söylediği içinde bu siteyi takip etmeye devam edeceğim.
    Fitne çıkarmak isteyene ve isteyenlere de tüm lanet edicilerin laneti üzerilerine olsun.
    Selametle

  9. ”’…Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar…”(Maıde/54) şüphesiz hiçbir kınayıcının(süfyanların) kınamasından korkmayan, mu’mın kardeşlere-siyaset mektebi erlerine selam olsun… Rabbim sizlerle olsun. siz ve ilminiz var oldukça kimse feraset bileğimizi bükemeyecektir Allah’ın izniyle… selam ve dua ile…

  10. “İNKILABA DİL UZATANLAR VE KALBİNDE MARAZ OLANLAR…” başlıklı yazının ilgili paragrafını “merak” ederek, merakına yenik düşmek suretiyle, başına gelmeyen kalmayan “merak” anlaşılan ya geçtiğimiz günlerde Muaviye’nin sarayına giderek çanak yalayanlardan birisidir ya da onların kontrolünde onun yazıcılığını yapan birisidir. Burada bir kez daha Siyaset Mektebi’nin hem meydanda hem de kapalı kapılar ardında gündemin baş köşesinde olduğunu yeniden belirtmeye gerek yok ama dile getirmek istedim. Siyaset Mektebi uzun uzun “merak”‘ın merakını gidermiş ve tartışmayı takip eden sessiz çoğunluk çok şey öğrenmiştir. Bu yorumu da sessiz çoğunluktan bir ses olma adına yapma gereği duydum. Bizim bu kadar güzel cevaplara yeniden yorum yapma gibi bir durumumuz zaten olamaz ama Muaviye’nin geçtiğimiz günlerde “böyle dini lider olur mu?” diye kemal-i hürmetle efendim diyerek kendi çapında hafiften bir eleştirel yaklaşımda bulunduğu kişiyi hepimiz tanıyoruz. Söylemek istediğim: O kişiye yan bakan, o kişiye yan bakanın yanında duran, o kişiye yan bakanın yanında durana selam veren şerefsizdir! Değil ki sofrasına otursun, yemeğini yesin, elini tutsun, gözüne baksın… Vesselam.

  11. Yüzbin maşaallah barekallah mektebin kalem tutan ellerine, ilimlerine, iman dolu gönüllerine. İşte böyledir Hakkın güneşi. Karanlıkları kendilerine mesken edinmiş yarasaların kabusudur bu güneş. Tağutların artıklarıyla beslenen ‘bel hum adel’lerin foyasını meydana çıkaran gündüzdür bu güneş. Hakkı batıla iltibas ettirenlerin,Hakkı gizleyenlerin,zalimlere meyletmekle kalmayıp, zalimlerin kucaklarına oturanların buzdan mezhep davalarını eriten ateştir bu güneş. Münafıklığın kitabını yazan Süfyanilerin tuzaklarından bir tuzak olan mektebi ketmedip, mezhebi önceleyen Süfyani uzuvların defterini düren Zülfikardır bu güneş. Ve bu güneş; İnkılabı İslama sıdk ile merbut gönülleri cuşu huruşa getiren misku amber kokularıyla Nur-u Muhammedi, belağat-i Ali, hun-i Huseyni, sahife-i Humeyni ve bir lutfi İlahidir. Ve bu güneş; İslamı vicdanlara, mezhepsel sınırlara, boş felsefi-kelami tartışmalara hasreden Süfyan beslemesi beyinlerin, ilmin, aklın ve imanın yumruğuyla darmadağın edilip, ‘Dinimiz siyasetimizdir, siyasetimiz dinimizdir’ fermanının taptaze dimağlara kazınmasıdır. Rabbim Muhammedi, Hüseyni bu mektebin fedakar güneşlerinin aydınlığını öyle arttırsın ki gayrı mecali kalmasın habis hücrelerinde Süfyani karanlıkların izini taşıyan hiçbir zavallının.Selamların en güzeli ve en yücesi olan Allahın selamı üzerinize olsun.(Açıkçası bu yorumu yazarken yayınlansın niyetiyle yazmadım. Sadece Mektebin saflığı ve yüceliği karşısında duygularımı gizleyemedim. Allah sizlerden razı olsun. Rabbim İhlasımızı, imanımızı arttırsın. Yürekten teşekkür ediyorum.)

    • siyasetmektebi.com

      Allah (c.c.) razı olsun… Keşke bu kadar temiz, halis ve iyi niyetli duygulara layık olabilsek…Ne yazıyorsak doğrusunun kaynağı mektep, İnkılap ve İmamdır… Yanlışları bizimdir… Rabbimiz bizleri mektebin bu saf ve duru yolundan ayırmasın ayaklarımızı sabit kılsın….

  12. Selamun aleykum
    Tarihi hakikatleri çarpıttığımı iddia ettiniz. Öncelikle şunu söyleyeyim Hz.Hüseyin (a.s) Yezid’e biat etmek ve canını kurtarmak için böyle bir öneri de bulunmamıştır. İkincisi ilmi olarak bu konunun İmam Hüseyin (a.s) ile Ömer b. Said arasında geçtiğini bilmeniz gerekir. Üçüncü olarak zalimin masasında herkes onu aklamak için midir? Bu nasıl bir mantık? Size birkaç soru sorayım eğer cevabını verirseniz sevinirim:
    1-Kimler zalimlerin masasında oturabilir?
    2-Her zalimin masasında oturan zalimmidir?
    3-Zalimin masasında oturan herkesin niyetini ve gayesini nasıl anlayabiliriz?
    4-Elinizdeki ölçüleri Ehlibeyt (a.s) mektebinin hangi kaynağından alıyorsunuz?

    Herhalde heyecandan yazımı da iyi okumamışsınız. Ben Safavileri değil, Safavi döneminde Şeyhülislam makamında bulunan merhum Allame Meclisi konusuna değindim. Bu konu hakkında bilginiz yoksa hatırlatayım İmam Humeyni (r.a) ondan rahmetle yad eder. Yanlış bir şey söylemeyin altında kalırsınız.
    Peki birilerinin bugünkü yaşanan gerçek ve real dünyada şia aleminin, Caferilerin sorunlarını Müslümanların bölgedeki sorunlarını ve dökülen bunca Müslüman kanının durması gerektiğini bir zalime söylemesi gerekmez mi? Ha diyeceksiniz ki onlar o niyetle o sofraya oturmamışlardır?
    Ben de diyorum ki; Sizin elinizde sihirli değnek mi var insanların niyetini okuyorsunuz? Evinde incil olan herkes Müslüman veya Yahudi değildir…
    Evet Aziz Rehber’e dil uzattı ve bundan dolayı da kınandı. Ve kınanması da haktır. Hz. Hasan (a.s) Muaviye ile sulhuna bakarsanız Hz.Hasan’ın (a.s) mecburiyetten bu gibi meclislerde oturduğun görürsünüz. O mecliste oturmak meclis sahibini hak üzere bilmek değildir.

    Allah Emevilere de Abbasilere de lanet etsin. Yezid’e de yezidin takipçilerine de, Aziz Rehberin düşmanlarına da.
    Şu akıl tutulması islam alemini kasup kavurmuş aklı tatil edip duyguları ile hareket edenler Sünniler de IŞİD şia da ise gali olarak ortaya çıkmış. Ne yazık ki siz de gali grupların yolunu gidip imamların lanetini üzerine alan zümreye doğru hareket ediyorsunuz.
    Benim burada hiçbir çabam yok, cedelleşmek, haklı çıkmak ezmek gibi bir gayem yok… fakat sizin zihniyetinize karşıyım. Düşünce tarzınız aşırıcı ve tehlikeli. Zaten bu zihniyete sahip olanlar da sonunu bir türlü getiremiyor ya bu taraftan düşüyor veya öbür taraftan.
    Bazen sivri ve keskin yazmamın sebebi kibirli insanların karşısında kibirli olunuz hadisi gereğidir.
    Sizler bu mantıkla çok direnirsiniz. Ben bir şia olduğum halde sizin kaba ve aşırıcı yazınızdan rahatsız oldum kaldı ki şia olmayanlar ki bir daha ne sizi ne sitenizi takip ederler. Tabi klasik cevap; isteyen takip etsin biz hak yolundayız ….
    Akla dayalı olmayan direnişte bir direniş değildir.
    Allah hepimizi ıslah etsin.
    Allah bu ümmeti ilimsiz merkeplerden korusun..

    • siyasetmektebi.com

      İlmi olarak konuyu açıklamaya çalışıp kendinizi ve sizin mantığınızdakileri temize çıkarma telaşından hem cevabımızın ana fikrini yanlış anlamış hem de Ömer Bin Sa’d’ın adını yanlış yazmışsınız… Biz size ısrarla Kerbela’da İmamın (a.s.) böyle bir talebi olmadığını varsayalım ki oldu bunun sizin gibilerin süfyanilerin masasında karınlarınızı doyurmanıza sebep olamayacağını anlatmaya çalışıyoruz…Hürr’e söylenen ile Ömer bin Sa’d’a söylenenlerin tümü hücceti tamamlayıp görevi yerine getirmek çabasından kaynaklanmaktaydı… Yoksa İmam (a.s.) geri döneceği bir işe girişmemişti… Israrınızın sebebini karınlarınızda arayın dememiz bundandır…

      Elbette ki zalimlerin masasında oturmak onları aklamaya yeterlidir ve hiçbir İmam (a.s.) zalimlerin masasında oturmamıştır…O masa da yemek yememiştir… O zalimi meşrulaştırmamıştır… Hele hele bunu kendi isteği ile asla yapmamıştır…Burada tutup İmam Rıza (a.s.) örneği vereceğinizi düşünerek bu şerhi koyuyorum…Bu yüzden İmamların (a.s.) yapmadıklarını yaparak mektebe hizmet ettiğini düşünmek sizin gibilerin vicdanlarını rahatlatmaktan öteye geçmeyecektir…

      Eşit olunmadığı sürece hiçbir zalimin masasında oturmak hiçbir fikre veya inanca hizmet etmez… Bu yüzden zalimlerle aynı masada oturmayı meşru gösterecek herhangi bir durum yoktur… Yani anlayacağınız devlet gücünüz yoksa zulmün sistemleştiği bir memlekette süfyanilerin yağlı sofrasına oturuyorsanız mektebe değil midenize destek arıyorsunuz demektir… Niyet meselesine gelince… İşin garip tarafı sistemin çarkları içine girmeyi meşru görenlerin tümünün en temel itiraz noktası budur… Kimin nifağından ve zulmünden bahsetsek “niyetini biliyor musunuz?” sorusu sorulmakta bizlere… Aslında mezhebi konularda birbirini tekfir eden sizlerin bu kelimede vahdeti sağladığınızı söylemek yanlış olmasa gerek… Bu mantık tüm zalimlerin saltanatının dayanağıdır… Bizler amellere bakarız…Zahire bakarız… Niyet Allah’ın (c.c.) takdirindedir… Bir insan zalimlerle yanyana ise ve onların elini sıkıyorsa ve onların sofralarından besleniyorsa ” zalimlere meyletmeyin yoksa ateş size de dokunur” ayetinin muhatabıdır bizim için… Niyeti bizim derdimiz değildir… Hele hele devlet gücünü elinde bulundurmuyorsa ve mektebi temsil ettiği iddiasında ise bunun sonucu o mektebin geri kalan kısmının o zalimi meşru görmesidir ki bunun mektebe vereceği zararı hiçbir zalim veremez…Ölçümüzü sormuşsunuz ya… Mektebin tarihini okuyun… İmamların (a.s.) siretine bakın… sizin gibi zalimlerin yağlı sofralarının savunulduğunu görürseniz buyrun ispatlayın… Dediğimiz gibi öğretmen olmaya değil öğrenmeye çalışın ki bu sapmadan kurtulabilesiniz…

      Safevi meselesine gelince… İmam Humeyni’nin (r.a.) 2500 yıllık şahlık rejimini yıktığını söylediği anda safeviler de yıkılmıştır ve temize çıkacak bir yanları yoktur… Allame Meclisi verdiği içtihadın hesabını kendisi verecektir… Biz zaten bir müçtehidi değil sizleri eleştiriyoruz… Hayırdır uçarken içtihad ağacının dalına da mı kondunuz ki kendinizi müctehidlerle bir tutmaya başladınız?… “Merak” etmeyin altında kalacağımız bir durum yok hamdolsun… Bizler İmam’a (r.a.) gönülden bağlıyız… Sözünün üzerine sözümüz olmaz… Zaten o yüzden şahın karısının elini öpen ayetullahların izinden giden size karşı bu satırları yazıyoruz… Siz çoktan zulmün “ak” sarayının altında kalmış durumdasınız…Nefesiniz ve iflahınız kesilmiş zulme karşı bize saldırıyorsunuz… Ama beyhude…

      Birilerinin caferilerin sorunlarını, müslümanların dökülen kanlarının durması gerektiğini bir zalime söylemesi mevzusuna gelince… Bakın zalimliğini tekrar kabullendiğiniz süfyaninin tüm sorunların kaynağı olduğunu bildiğiniz halde onun sofrasına oturup onu bu zulmünden nasıl vazgeçireceğinizi düşünüyorsunuz?.. Bu o zalimin iştahını daha da çok kabartmaz mı?..Vahşi bir canavarla karşı karşıya kaldığınız da gidip “edeple” elini mi sıkarsınız?.. Eğer böyleyse bugüne kadar iyi yaşamışsınız… Bu canavar kimseye acımazken size bu nezaketi neden?…Bu mudur hakkı hukuku aramak?…Bu yaptığınızın İmam Humeyninin devrim sürecinde bir tek örneği var mı?..

      Allah aşkına İmam Hasan’ın (a.s.) sulhünü bu sapmaya örnek göstermeyin…Eğer zerre kadar ilminiz varsa ikisinin aynı durum olmadığını sizlerin İmam Hasan’ın (a.s.) taşıdığı sorumluluğu taşımadığınızı ve İmam Hasan’ın (a.s.) Muaviye gibi bir mel’unun elini sıkmadığını bilirsiniz… Bu yaptığınızla sizler İmam Hasan’ın (a.s.) siretini değil, ona ihanet eden ordu komutanlarının siretini hayata geçirmiş oluyorsunuz bilesiniz…

      Kınandı demişsiniz… Tıpkı BM nin İsrail’i kınaması gibi etkili olmuş ki kendisini kınayanları yağlı sofrasına çağırmış… Bu işte danışıklı döğüş olduğunu düşündüğümüzü ve süfyaniyi kınayanların ona oy toplayanlar ve onun bakanını ziyaret edenler olduğunu bildiğimizi de düşünerek basit gerekçelerle bu ihaneti onaylamamızı istemeyin bizden…

      Doğrudur… Zalimler ve siyonizmin uşakları ümmeti şii sünni diye ayırmaya ve vahdete darbe vurmaya çalışmaktadır… Buna bilerek alet olanlara Allah (c.c.) lanet etsin… Hem guluv ehlinin hem de vahhabi selefi çetelerinin üzerine tüm lanet edicilerin laneti olsun… Bizler vahdetin farz olduğunu İmam dan öğrendik ve can-u gönülden buna iman etmiş durumdayız… Ama bizler vahdetin mazlumlar arasında olacağına ve mezhebin, dinin, dilin, ırkın buna engel olamayacağına inanmışız… Sizin gibi vahdeti zalimlerin saraylarında onlarla birliktelikte aramıyoruz… Bu kastettiğiniz şey vahdet değil zillettir.

      Siz bizim zihniyete karşısınız biz sizin zihniyete karşıyız… Bizim düşüncemiz size göre aşırı olabilir ama sizin düşünce diye ortaya attıklarınız bize göre zillete boyun eğmenin ta kendisidir…Eğer düşeceksek bu mektebin uğruna İnkılabın safında İmamın komutasında vahdetin tesisi ve nihai zafer uğruna düşeceğiz “merak” etmeyin… Ama böyle bir düşüşte sizinle karşı saflarda olacağımızda kesin gibi görünüyor…Madem cedelleşmek değil derdiniz o halde uzatmayın…

      Siz kibirli olana karşı kibirli olun hadisini nasıl tersyüz edip anladıysanız daha ilk mesajınızda buram buram kibir kokan ve sayfalarımıza yakışmayan üslubunuzla bize yaklaştınız ve gereken cevabı aldınız hepsi bu…Sizin mezhebinizi hiç sormadım ve umrumda değil… Zira siyasetmektebinin amacı bir mezhebe hizmet etmek değil, mektebe hizmet etmek olduğundan, şii-sünni izzetli ve onurlu bir yaşamı İslam İnkılabının çizgisinde oluşturmak isteyen bütün kardeşlerimize kapımız her daim açıktır… Fakat şii- veya sünni zilleti tercih eden ve zalimleri aklayıp paklayanlarla zaten işimiz yoktur… Rahatsız olmanız daha önce de dediğimiz gibi bizi sevindirir sadece…
      Çünkü anlamak gibi derdiniz yok ve bizim de sizin yaptıklarınızı onaylamak gibi bir niyetimiz yok…Siz yolunuza ve safınıza, biz yolumuza ve safımıza…

      Allah (c.c.) bu ümmeti ilmini az bir pahaya karşı satacak kadar alçaklaşan mel’unlardan korusun…

  13. Selamun aleykum
    İyi kelime oyunlara yapıp cümleler kuruyorsunuz fakat sözlerinizin hepsini toplasak bir ön yargıdan ve suizandan ibaret olduğu pek açıktır. Size çok basit bir örnek vereyim de bütün kafandaki kurduğun binalar çöksün öyle hemen hızlı karar verme. Hz. Hüseyin, kerbela sahrasında Yezid’in komutanlarına bir kaç yol sundu onlardan birisi de izin verin Şam’a gidip yezidle görüşeyim idi. Siz bunu nasıl yorumlarsınız. Hz. Hüseyin’ (a.s) Muaviye’nin verdiği ata denilen hediye veya daha doğrusu beytulmaldan olan hakkını alıyordu. Bunun nasıl yorumlarsınız. Ve buna benzer birçok olay tarihte cereyan etmiştir.Bunun en güzel örneği Safaviler döneminde yaşayan merhum Allame Meclisi’nin hayatıdır. Biz öyle kapukulu hocalara da göz yuman benimseyen insan değiliz. Ama her sofraya oturanı kapıkulu hocası yaparsanız altında kalır ezilirsiniz. Dilin çok keskin ve rahmani olmayan bir uslubun var. Bugün diyanete bağlanan ve bağlanmayanlar az çok bellidir. Bir alimin bir şerri düzeltmesi ve belayı defetmesi için bir zalimin masasında oturmasının sizce sakıncası mı var? Ben kimin hangi niyetle bir masaya oturduğunu da bilmem işine bakarım. Hemen önyargılı davranmam. Size de aynı şeyi tavsiye ederim. Şia mektebine sizler gibi aşırıcıların vurduğu darbeyi belki emeviler de vurmamıştır. Çok vurdum kırdım astım kestim birisiniz herhalde bismillah buyur ırak, Suriye, Lübnan İŞİD sizi bekliyor. Sıcak yerinizde oturup asıp kesmek hüküm verip dışlamak, kırmak erkek işi değil. müslüman ve şialıdğınızı da bir yana bırakıyorum. Sizin gibilerini de çok gördük başkalarına el öpenler dersiniz, zaman gelir sizler daha kötüsünü yapar el yerine başka şeyler de öpersiniz.
    Gidip önce EHLİBEYT’İN (A.S) siresini okuyun. şia tarihini bir gözden geçirin. Kraldan daha kralcı ve önyargılı olmayın.
    Vesselam

    • siyasetmektebi.com

      Selam onu almaya layık olanların üzerine olsun…

      Üst perdeden atıp tutan girdiği haramı helal etmek için tarihi ve hakikatleri dahi çarpıtmaktan ve içeriklerini tahrif etmekten çekinmeyen sizin gibilerin yazdıklarımızı önyargı ile itham etmesi bizim için ne ilktir ne de son…Çünkü batıl cephesinin hak libaslı uşaklarının bu tür ithamlarına maruz kalmak yolumuzun doğruluğunun ispatıdır bizim için…

      Gelelim cevap diye yazdığınız saptırma tahriflere…Öncelikle İmam Hüseyin’i (a.s.) sizin gibi çağının Yezidi’ni meşrulaştırmaya çalışan biri olarak tanıtmanız zaten mektepten zerre kadar nasiplenmediğinizi ispatlamaktadır…Başından sonuna kadar seçilmiş kurban olmanın bilinciyle kurbangahına giden İmam’ı (a.s.) Yezid’le görüşüp bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışan biri olarak tanıtmanız tıynetinizi ve niyetinizi de belli etmektedir…İmam (a.s.) Hürr’e ya kufeye gitmelerine müsade etmesini ya da Medine’ye dönmelerine müsade etmesini teklif etmiş ve bunu da sadece hüccetin tamamlanması için yapmıştır…Ama sizin gibi Muaviye ve Yezid sofralarının yağları ile karınlarını doyuranlar için bu teklif Yezid’den eman dilemekle eşdeğer olmuştur…Diyelim ki İmam (a.s.) sizin zannettiğiniz gibi Yezid’le görüşmekten de bahsetti, bu acaba Yezid’in sofrasına oturup onu “ak”lamak için mi olacaktı?.. Bu sakat mantıkla siz bir daha ki yorumunuz da bize Hz. Zeynep’i (s.a.) ve İmam Zeynelabidin’i (a.s.) “yezidin sarayında bulundular” diye örnek vereceksiniz…Allah c.c. aşkına İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamı ile ilgili bir iki kitap okuyun da Yezidleri yıkan İmam’ı (a.s.) Yezidleri temize çıkarmak için kullanmaya kalkışmayın…Hiç olmazsa Şehid Mutahhari’nin (r.a.) kitaplarına müracaat edin ve varsa vicdanınız kendinizden utanın… Safeviler döneminin bizim için zerre kadar değeri yoktur kim o idareyi meşrulaştırmışsa bunun hesabını kendisi verecektir…Yalnız dikkatimi çeken kendinizi hala kibir dağının zirvelerinde görüp alimlerle eşdeğer tutmaya çalışmanız ki sizin doğru dürüst bir mukallit olduğunuzdan dahi şüpheliyim…

      Kapıkululuk falan yine uçmuşsunuz…Gittiğiniz kapının kulları olmadınız mı?.. Yukarıdaki mesajınızda verdiğiniz örnekle bile Yezid’liğini ilan ettiğiniz şahsın sarayında o sofraya oturup onu meşrulaştırmadınız mı?… Bir kapıkulu bundan daha iyi nasıl hizmet eder?… Yoksa başka projeleriniz de mi var?… Siz diyanete değil onun sisteminin en tepesine bağlanmışken başkalarını suçlamanız abesle iştigal olmuyor mu?…

      Dilimizin kılıcı mektebin ve direniş cephesinin düşmanlarını keser… Dostlar bundan etkilenmez…Acı çekiyorsanız hangi safta olduğunuzu gözden geçirin…Yezidin yağlı yemeklerini yerken hangi şerri def ettiniz?… O masadada size “siz şunlardan betersiniz” dedi mi? Yoksa yemek esnasında kulaklarınızı mı tıkadınız daha rahat tıkınmak için?… Şerri def etmekten kastınız şahsınıza yönelik ulufenin kesilmesi mi?.. Bunu mu engellediniz?.. Yoksa o masanın sahibi daha bir iki hafta önce İmama dil uzatmış olan bir süfyani değil miydi?..

      Bizi ikidir aşırıcılıkla suçlayan incir çekirdeğinin muhatabı zihniniz, İmam Ali’nin (a.s.) adaletinin şiddetinden şehit edildiğini hiç duymadı mı?.. Sizin aşırılık dediğiniz hakkın kendisi olmasın?.. Aşırıların vurduğu darbeyi emeviler bile vurmadı derken emevileri temize çıkarma gayretiniz de dikkatimizden kaçmadı doğrusu… Bunun sebebi sakın ola sofrasına oturduğunuz süfyani olmasın?…

      Bu satırlardan sonra daha da çocuklaşarak ve kendinizi de aşarak basit ötesi bir cümleyle buyrun Irak, Suriye, Lübnan Işid sizi bekliyor demişsiniz…Tıpkı sofrasından beslendiğiniz süfyanilerin yıllardır bizleri İran’a göndermeye çalışması gibi aynı dili kullanmanız yemeklerin etkisi olsa gerek diye düşünüyoruz…Hem merak etmeyin bizim kardeşlerimiz o bahsettiğiniz yerlerde süfyanilere gereken cevabı veriyor, sizin kardeşlerinizin o süfyanilerin sofralarındaki artığa ağızları sulanırken hem de…

      Ve en sonunda edebinizin de en az seviyeniz kadar alçaldığı noktaya geliyoruz… Biz bugüne kadar kimsenin elini veya başka bir yerini öpmeden yaşamayı başardık ama sizin gibiler habire o bahsettiğiniz yerleri öpmek ve hatta çanak yalamak için süfyanilerin kapılarında kuyruk sallayıp durdunuz ve biz buna bugün de şahit olduk…İki büklüm sıktığınız elin kanları ellerinize bulaştı… Buradaki çabanız beyhude bilesiniz…

      İmam Hüseyin ‘den (a.s.) bahsediyorsunuz ya, gidin aşurada verdiği ikinci hutbeyi okuyun ve bunca fecaata, ihanete ve sapkınlığa neden bulaştığınızı idrak etmeye çalışın… Zira süfyanilerin sofralarında haram lokma ile dolan karınlarınızdan dolayı hakikat ehlinin öğütleri size etki etmemekte battığınız lağımdan çıkmak şöyle dursun o lağımın vazgeçilmez bir parçası haline gelmektesiniz…. Çünkü sizler “mektup ehlisiniz” ve bu yüzden “mektep ehlinden” rahatsız olmaktasınız… Biz de sizin gibileri rahatsız etmeye çalışacağız…Çünkü mektebin tarihi sizin yansıtmaya çalıştığınız gibi kral sofralarının tarihi değil, direnişin ve izzetin tarihidir…

      Lanet mektebi zalimlere peşkeş çeken ilim yüklü merkeplerin üzerine olsun….

  14. Sa
    Çok hemasetli bir yazı. Bir anda herhalde kendinizi minberin üstünde zannetmişsiniz. Erdoğanla bir masada oturmak inkilap karşıtlığı ise sizin (kevser) dostlarınız da inkilaptan sapmış demek. Meclis başkanıyla oturup konuşan onlar değil mi? Hizbullah’a hizbuşşeytan diyenle oturan onlar değil mi? Neyse aklınızla değil duygularınızla yazınızı yazmışsınız. Fakat çok cesur bir insana da benzemiyor sunuz herhalde ki veya söylediklerinize inanan birine ki isminizi bile yazmaktan nedense imtina etmişsiniz. Sizin bu keskin kılıcınız hiçbir inkilap dostunu sağ bırakmaz. RTE yle oturmak suçsa, Aziz Rehber niçin huzuruna kabul etti? Eğer Aziz Rehber size ölçüyse siz niye böyle figan ediyorsunuz. Yoksa başka bir niyetiniz veya haset içinde misiniz? Bu mektebin kırmızı çizgileri korunmalı bu konuda hassas olmak yerindedir. Aşırıcılık ise her zaman tehlikeli ve mektep için zehirdir. Bir şeyi severken kör olmayınız. Dost kazanmak asıldır dost kaybetmek ahmak insanların işidir. Bu da Aziz Rehberin genel siyasetidir. Bence git Aziz Rehber’in hayatını ve düşüncelerini ve nasihatlerini oku sonra eline kalem al. Senin gibi dost olursa düşmana gerek kalmaz…
    Vesselam

    • siyasetmektebi.com

      Bizleri minberin üzerinde olmakla suçlayan siz kibir dağlarının zirvesinde dolaşırken yazıyı okuduğunuz için ya anlamamışsınız ya da yazıda geçen “ama” sahiplerindensiniz… Bu yüzden feryadınızı anlıyoruz zira canınız yanmış…

      Bizim Allah’tan c.c. ve onun dostlarından başka dostumuz yoktur ve bizim dostlarımız saray sahiplerinin sofralarında oturmayacak izzete sahiptir… Bizim dostlarımız hakikati evirip çevirip maslahata kurban ederek gizlemeyenlerdir… Bu yüzden bahsettiğiniz fecaatleri yapanlarda bu yazının konusudur hatta önceki yazıların da konusudurlar ama belliki yaranızın acısıyla tam olarak anlamamışsınız…

      Cesaret meselesine gelince derdimiz siyasi bilinç vermektir, aklı harekete geçirip doğru çıkarımlar yaptırmaktır ki bunda başarılı olduğumuzu düşünüyoruz… Bakın siz bile anlamışsınız kimden bahsedildiğini… Diğer türlü imtihan meydanından kaçarsak hesabı Rabbimize c.c. vereceğiz sizin gibi mütekebbir bir acize değil… Siz onu dert etmeyin…

      İmamdan dem vurmaya kalkışmışsınız…Kırmızı çizgi falan demişsiniz…Ah ki ne dediğinize dair bir bilginiz olsaydı da sözleriniz dolduracak incir çekirdeği bulsaydı…Mektebin kırmızı çizgisi saray sahipleri midir yoksa onların sofra konukları mı? Yezidlere isyan aşırılık mıdır? Yoksa siz de ibn-i teymiyye gibi İmam Hüseyini a.s. bağy ve aşırı mı telakki ediyorsunuz?

      İmamın huzuruna çıkma meselesini gerçekten hiç düşündünüz mü? İki devlet olarak görüşmekle, bir devletin zulmü altında inleyenlerin hiçbir güçleri olmadan o devletin başındakilerle zillet içinde görüşmesi aynı mıdır? Ya da size ağır gelmesin diye daha hafifleterek soralım, mesela İmam şahın sarayına gidip onunla el sıkışmış mıdır?.. Bu arada muhtemelen Şah Rıza’nın hanımının elini öpen ayetullah da sizin gibi “ılımlıdır” ve yine muhtemelen İmam’ı (r.a.) aşırılıkla suçlamış ve Şahla diyaloğu savunmuştur… Siz o elleri ne zaman öpmeyi planlıyorsunuz “merak” ediyoruz..

      Dost kazanmak aslolandır ama düşmanı dost zannetmek ahmaklığın en alasıdır…Allah c.c. sizi bu hastalıktan kurtarsın…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top