Pazar , 18 Ağustos 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / İMAM, İMANDIR…

İMAM, İMANDIR…

İslam İnkılabı kurulduğu ilk günden beri belirlediği hedefi, amacı ve o hedefe ulaşmak için seçtiği araçlarından dolayı siyonist terör şebekesinin (ki İmam Humeyni’nin a.s. dakik bir tespitiyle “büyük şeytan” olarak adlandırılmıştır) düşmanı olmuş, nice itlaf vakti gelmiş kelbin yanaştığı cami duvarı işlevini görmüş, nice mescid-i dırarın inşasına sebep olmuştur. İslam İnkılabı “şecere-i tayyibe”nin en muhteşem meyvesi olduğundan “habisler” tarafından sürekli taarruza maruz kalmış, iftiralara uğramış, ambargolarla, savaşlarla yıpratılmaya çalışılmıştır. Ali’nin a.s. evlatlarının temsil ettiği imanın bütünü, Ebu “Süfyan”ın evlatlarının temsil ettiği küfrün bütünü ile Resulullah’ın s.a.a müjdelediği ve korkuttuğu ahir zamanda amansız bir mücadeleye girmiş, Bedir’ler, Uhud’lar zaferle aşılıp, Hendeği aşan nice Amr b. Abduvved’in bedeni zülfikar’ın keskin darbesiyle ikiye ayrılmıştır.

Birçok Abdullah b. Selül (İbn-i Übey) rezil edilmiş, fitneleri akamete uğratılmıştır. Daha önceden beri Şib’i Ebu Talib’te ambargolarla yaşamaya alışan ve evlatlarının muazzam imanı, takvası, ihlası ve şecaatiyle çile vadilerden geçen İslam İnkılabı aşıklarının “insanlar size karşı birleşti dendiğinde imanları artmıştır”(Al-i İmran 173). “Allah’tan bir ‘ruh’ ile (ruhullah) desteklendiklerinden” (Mücadele 22) dolayı “yaşamlarını, ölümlerini, namazlarını ve ibadetlerini Allah’a adama” (En’am 162) bilincine sahip olup, “fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar (kafirlerle, münafıklarla, müşriklerle, zalimlerle) savaşma” (Enfal 39) niyetiyle mazlumlara ve mahrumlara kol kanat geren ve böylece “Allah’ın dinine yardım ettikleri için Allah’ın da kendilerine yardım ettiği” (Muhammed 7) kimseler haline gelen İslam İnkılabının aşıkları artık Hayber’in kapısına dayanmıştır.

Bu yüzden siyonist terör şebekesi yıllarca kıvranıp İslam İnkılabı ile masaya oturmak ve anlaşma imzalamak için çırpınmaya başlamıştır. İbrahim’in a.s. soyundan gelen İmam, mazlumlara ve dünya halklarına muhataplarının ne mal olduğunu daha iyi göstermek ve sonraki süreçte atacakları adımlarının meşruluğunu netleştirmek için günümüzün Hudeybiye’sine müsaade etmiştir. Ve herkesin bildiği gibi bu zamanın Hudeybiye’si de evvelinlerin Hudeybiye’si gibi Ebu “Süfyan” soyunun ihaneti, sözünde durmazlığı ve yalancılığı ile çok kısa bir sürede yürürlükten kaldırılmış, hak ve batıl keskin iki cephe olarak yine ayrışmıştır.

Tam bu noktada tarih tekerrür kanunu burada da devreye girmiş ve batıl cephesi Hudeybiye’yi bozduklarına bin pişman olup hak cephesinin etrafında dört dönmeye, anlaşmayı yeniden geçerli kılmaya niyetlenmişler ama Ebu “Süfyan”ın Medine’de rezil rezil dolaşıp eli boş evine geri dönmesine benzer bir akıbete uğramışlardır. Çünkü İslam İnkılabı ve İmam, küfre son şansını tanımış, onların yola gelmesi için son fırsatı onlara sunmuştur. Ama siyonist şebeke, atalarının yaptığı ahmaklığı yine tekrarlamış ve Allah’ın c.c. izni ile Hayber’in ve Mekke’nin fethinin zeminini kendileri oluşturmuştur.

Nitekim Resulullah s.a.a. ahir zaman hadislerinde bu konuya da atıfta bulunarak “Onlar haklarını arayacaklar, fakat onlara verilmeyecektir. Bir daha haklarını isteyecekler, ama yine bir sonuca varmayacaklar. Bu durumu gördükleri zaman silahlarını kuşanıp mücadele ve savaş yolunu tutacaklar. Sonunda haklarını resmiyette tanıyacaklar. Fakat bu sefer bunlar kabul etmeyecek ve hareketin bayrağını sahibinizin eline teslim edinceye kadar kıyamlarını sürdürecekler. Onlardan öldürülenler şehittirler” buyurmuş ve bir başka hadiste de “Bayraklarını Kudüs’te dalgalandırıncaya kadar hiçbir şey onları kendi kararlarından vazgeçiremeyecektir” diyerek bugün zihinlerde canlanan “bundan sonra acaba ne olacak?” sorusunun cevabını 1400 yıl önce vermiştir.

Evet, işte bizler de Resulullah’ın s.a.a. bu müjdesine binaen aslında bundan sonrasını çok da merak etmiyor, aksine ne olacağını gayet iyi biliyoruz. Çünkü evvelinlerin zaferlerinin sırasıyla ahirinlerin kaderlerine de yazıldığını artık idrak etmiş durumdayız. Çünkü evvelinlerin gıpta ile baktıkları ve keşke askeri ve ümmeti olsaydık diye iç geçirdiklerinin emrine amadeyiz. Çünkü yeryüzünün en şiddetli fitne döneminde yaşasak da en kuvvetli hakkı da idrak ediyor ve ona iman ediyoruz. Attığı her adımda ayağındaki terlikle yeryüzünün saraylarının sütunlarını yerle yeksan eden İmam’ın nuruyla kalbimiz, ruhumuz, yolumuz aydınlanmış durumda çünkü. Kara lekeler birbir sökülüp atılıyor hem yeryüzünden hem de kalbimizden çünkü.

Bir kez daha görüyor ve anlıyoruz ki “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden kainata meydan okur” ve “İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder.” Ve son yaşananlara baktığımızda bir kez daha idrak ediyoruz ki İmam bir bütün olarak imandır. İmam’ın her zerresi imandır. İman, İmamın yüreğinde kurmuştur saltanatını ve oradan yayılmaktadır yeryüzüne. Yeryüzü, bu nurun hürmetine (ki bu nur Resulullah’ın s.a.a. nurudur) ayakta kalmaktadır. Ve bütün içtenliğimizle diyoruz ki İmam, imandır. İmam’a itaat etmeyenin imanı yoktur. İmam, izzettir, ihlastır, şecaattir, şefkattir. “İzzet ve şeref Allah’ın, resulün ve müminlerindir”(Münafikun 8). İmam’ı olmayanın imanı yoktur, izzeti yoktur, şerefi, haysiyeti, ihlası yoktur.

Bu yüzden tıpkı İmam Humeyni’nin a.s. kibirli doğunun(!) elçilerine üzerindeki pijama ile attığı o izzetli tokat gibi, İmam Hamaney’in mütekebbir siyonist terör örgütünün zelil elçisine terliği ve elinin tersiyle attığı tokat aynı menşe ve öze sahiptir. “Müminlere karşı şefkatli kafirlere karşı şiddetli”(Maide 54) bu öz, tüm insanlığın namusunu, onurunu, şerefini zulme karşı korumuştur ve koruyacaktır. Kendilerini alemin sahibi sananların “mesajlaşmaya dahi layık olmadıklarını” aleme duruşlarıyla öğreten İmam ve onun İslam İnkılabı, zillet ve korku şarabıyla akılları başlarından alınan ve ruhsuzlaştırılanları yeniden canlandırmış ve “ruhullah”ın halâ ümmetin başında olduğunu ispatlamıştır.

Siyonist terör şebekesinden iki atom bombası yiyip yüzbinlerce mazlumun katledilmesini ve bunun belki de on misli mazlumun sakat kalmasını sineye çekip, bu terör şebekesine elçilik yapacak kadar alçaklaşan ve bu tavırlarıyla terör şebekesinin İslam İnkılabına aba altından sopa göstermesine vesile olan, orada bulunmalarıyla terör şebekesinin “bakın biz atom bombası atıp hem sömürür, hem de uşak haline getiririz” mesajını bi-fiil inkılaba taşıyan siyonist Japon başbakan ve bakanların değeri ise mesajını taşıdıklarının, o bir taraflarına sıkıştırdıkları kağıdından kat be kat daha aşağıdır ve bunların da kendi halkları tarafından hesaba çekilecekleri günler yakındır.

İmam’ın dünkü tavrı, “eyyy Amerika” diyerek ancak gemiciklerin yürütülebileceğini, asıl tepkinin eylemle ve meydanda verilmesi gerektiğini çok güzel izah etmiştir. Çünkü her akıl sahibi derk eder ki her karış toprağından siyonist terör şebekesinin üslerinin bulunduğu, siyonist şebekeye olan ihtiyacın düzenli olarak telaffuz edildiği, stratejik ortaklığın övünülecek bir durummuş gibi lanse edildiği, “ne dediniz de yapmadık” nevinden cümlelerin bol bol sarfedildiği, İmam’ın “mesajlaşmaya dahi layık görmediği” sarı öküzle telefon görüşmelerinin bile büyük bir başarı gibi sunulduğu, “düşmanız ama şimdilik iyi geçinmek zorundayız” türünden zillet yüklü cümlelerin ise ilm-i siyaset(!) diye ne ilimden ne de siyasetten haberdar olmayanlara uyuşturucu gibi yutturulduğu coğrafyalarda, büyük şeytana ve onun zulümlerine karşı dik durulmaz ancak ortak olunur.

Son olarak diyoruz ki Allah’a c.c. hamdolsun ki bizlere izzeti ve şerefi nerede ve kimlerle aramamız gerektiğini öğretmiş, bizlere İmamı tanıtmış ve böylece imanı yüreklerimize yerleştirmiştir. Hamdolsun ki laf ebeliğinden, böğürmelerden, samirinin buzağılarından, içi boş kabadayılıktan bizleri uzak tutmuş, hakkı ve batılı tanımayı ve hakkın izzetini sahiplenmeyi nasip etmiştir. Hamdolsun ki İslam İnkılabının ve İmam’ın zamanını idrak edip bu yolda sabırla, azimle yürümeyi kalbimize kazımıştır. Aksi takdirde sürünürken uçtuğumuzu, aç iken tok olduğumuzu, fakirken zenginliğimizi, zayıfken gücümüzü, sömürülürken fetihlerimizi anlatır durur, düştüğümüz çukurun derinliğine aldanıp uzaya çıktığımızı zannedebilirdik…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top