Salı , 17 Eylül 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Ehl-i Beyt / HER AŞURA YENİ MÂNÂ…

HER AŞURA YENİ MÂNÂ…

Sebepler zinciriyle yaratılmış alemi işine geldiği gibi yorumlayıp suskunluk ve boyun eğiş için olmadık sebep üretenlerin aksine, insanlık tarihi zulme isyan edip başkalarının haklarını korumak için kendi canlarından vazgeçenlerin kıyamıyla dolup taşmıştır. Esiri oldukları dünyanın yıkılma ihtimaline karşı “hükümdarı” oldukları zilletin varlığını ayakta tutmaya çalışıp, güçsüz kıldıkları ruhlarını ruhsuzların, zayıf bıraktıkları akıllarını sinsilerin ve uyuttukları idraklerini “uyanıkların” emrine amade kılan ve hep daha kötüsünün varlığıyla şükre ve rızaya mahkum edilip hiç daha iyisinin varlığının farkına varmaları istenmeyenlerin bütün nasihatlerine(!), uyarılarına ve hatta tehditlerine rağmen insanlığın yeryüzüne adım attığı andan itibaren “direniş cephesi” varlığını her zaman ve şartta ilan etmiş ve haksızlığa, zulme, ihanete, nifağa ve batıla bulunduğu her mekanda isyan etmiştir.

“Direniş cephesi” bu isyanı gerçekleştirirken illa kendisine karşı fiilen işlenen bir suçun veya zulmün neşv-u nema bulmasını beklememiş, zelilliği kutsayanların aksine bizatihi zulmün varlığını isyanın sebebi olarak görmüştür. “Hak gelince batılın zail” olması gerektiğini bildiğinden ve mevcudiyetinin yegane temelinin hakkı savunmak ve adaleti yaymak olduğuna iman ettiğinden dolayı her daim meydana çıkmış, düşmanın niceliğini kendi niteliğinin ateşinde yakmış ve yok etmiştir. Hangi asırda ve mekanda olursa olsun hiçbir zalim temsil ettiği batıldan dolayı huzur yüzü görememiş, her an yanı başında patlak veren hakkın isyanıyla taptığı dünyayı yaratan Allah’a c.c. hesap vermek üzere cehenneme vasıl olmuştur. Görece zaferleri, mazlumların gözyaşlarıyla inşa edilen sarayları, dalkavukları, orduları, Hamanları, Karunları, Belamları olsa da akıbetleri hep aynı olmuştur ve yine aynı olacaktır da. Çünkü bu alem batılın hak karşısında, zulmün ise adalet karşısında varlık bulabileceği şekilde yaratılmamış, inşa edilmemiştir.

İşte İmam Hüseyin’in a.s. varlığı ve Kerbela’da gerçekleştirdiği inkılap da yukarıda bahsettiğimiz hakikatin inkar edilemez olduğunun kanıtı olarak tarihe altın harflerle yazılmış, insan olma derdini taşıyanların kemalini ve rüşdünü ispatlamalarının ancak insanlığın hakkını çağının zalimlerinden sormakla mümkün olacağını ve “en büyük cihadın zalimin yüzüne hakkı haykırmak olduğunu” ispatlamıştır. Zaten İmam Hüseyin’in a.s. kıyamı incelenirken her defasında farklı bir mânâ ve farklı bir dersin keşfedilmesinin nedeni bu kıyamın kendi özünde hakkın bütün yönlerini taşıması ve küfrün bütününe karşı sergilenmesi gereken metodu bizlere öğretmesidir. Ve bizler İmam Hüseyin a.s. ile hem dem oldukça kıyamının nedenini ondan öğrenmeye, O’nun a.s. mektebinde yetişmeye başlıyor, O’nun a.s. düşman olduklarının bulunduğumuz devirdeki temsilcilerine düşman olup karşılarına dikilme bilinciyle harekete geçiyoruz. Bunun için de zulmün bize dokunmasını beklemiyoruz.

Çünkü İmam Hüseyin a.s. Medine’den ayrılırken kardeşi Muhammed Hanifiye’ye bıraktığı vasiyetinde “Eğer onlar benden biat etmemi istemeseler bile ben yine de sessiz kalmayacağım. Çünkü benim, “hilafet” düzenine muhalefet etmem, sadece Yezid’e biat etmek meselesi üzerinde değildir ki onlar biat etmek hususunda sustukları vakit ben de susmayı tercih edeyim. Belki Yezid ile ailesinin varlığı, zulüm ve fesadın yayılmasına sebep olduğu gibi İslam ahkamının da değişmesine sebep olmuştur. Bana düşen vazife, bu bozuklukları düzeltmek, marufu emir ve münkeri nehyetmek vazifesini yapmak, ceddim Resulullah’ın s.a.a. yolunu ihya etmek, babam Ali’nin a.s. sünnetini diriltmek, adaleti yaymak, “Beni Ümeyye” hanedanının düzensizliklerini kökünden temizlemek için kıyam etmektir. Böylece, bütün dünya bilmelidir ki Hüseyin, makam ve servet peşinde olmadığı gibi fesat ve bozgunculuk çıkaran bir şahıs da değildir” buyurarak kıyamının sebebini zulmün varlığı olarak beyan etmiş ve bu zulüm kendine dokunmasa bile meydana çıkacağını ilan etmiştir.

Bu gerçekten çok önemli bir derstir. Hakikaten de yeryüzüne gönderilen bütün peygamberler a.s., zulme isyan etmek için ekstra bir sebep aramamış, gönderildikleri kavimlerin zalimleriyle onların zulümlerinden dolayı mücadele etmişlerdir. Hiçbir peygamber a.s. zulmün kendisine dokunmasını beklememiştir. Ve hiçbir zalim şahıs, sulta ve düzen de peygamberler kendilerine isyan etmedikçe onlara dokunmamıştır.

Mesela Hz. Musa a.s. Firavun’un sarayındaki yaşamına devam etse ve Firavun’un ezdiği kölelerin derdiyle dertlenmeseydi başına onca iş gelmeyecek yerinden yurdundan olmayacaktı. Hz. İbrahim a.s. elindeki baltayla putları kırmasaydı belki de Nemrut’un O’ndan a.s. haberi olmayacaktı ve o devasa ateşe atılmayacaktı. Resulullah s.a.a. kendi kavminin en değerli, en şerefli, en güvenilir insanı iken ve herkes kendisine saygı gösterirken zulme meydan okumasaydı, mazlumları ve mahrumları savunmasaydı. var olan sistemin gayri insani eylemlerini görmezden gelseydi 23 yıllık çileli bir hayata başlamayacaktı.

Ve emin olun ki Yezid l.a. ve sistemi, bugün kendisi için gözyaşı döktüğümüz İmam Hüseyin’in a.s. kendilerine isyan etmeyeceğinden emin olsalardı, İmam’ın a.s. kendi halinde namazında, niyazında bir hayat süreceğini, zikirle, oruçla ömrünü geçirip etliye sütlüye karışmayacağını , suya sabuna dokunmayacağını bilselerdi ve hatta İmam a.s. onlara bu güvenceyi verseydi ne Kerbela ne de Aşura yaşanmayacaktı. Ve bugünün Yezidlerine l.a. övgü dizenlerin geçmişin Yezidlerine l.a. lanet kustukları törenler, merasimler yaşanmayacak, toplamda elli gün süren matemler tutulmayacaktı. Yani kimse 10 ay boyunca Yezid’den nemalanmaya çalışıp 2 ay Hüseyni görünmek zorunda kalmayacaktı.

Eğer bu dediklerimiz olsaydı Ne İbrahim a.s. İbrahim olacaktı, ne Musa a.s. Musa kalacaktı. Ne de Muhammed s.a.a. gibi bir dedenin Hüseyin a.s. gibi bir torunu alemi kanıyla temizleyecekti. Ama yaratılışın mânâsı gereği bütün bunlar muhaldir. Nemrut’un olduğu yerde İbrahim a.s., Firavun’un olduğu yerde Musa a.s., Mekke’de Muhammed s.a.a. ve Kerbela’da Hüseyin a.s. sünnetullah gereği, ilahi iradenin tecellisi olarak var olacaktı ve olmaya devam edecektir. Hak ile batılın savaşı bitmediği sürece Yezid ile Hüseyin’in a.s. savaşı nihayete ermeyecektir. Hüseyinsiz kalan meydan Yezid’in cirit attığı meydana dönüşecek, o meydanda kılınan namazın kıblesi şaşacaktır.

Yani demek istiyoruz ki Hüseyin olma sevdalısı olanların meydana çıkma için bahane aramasına gerek yoktur. Meydan her daim Kerbela olmayı beklemektedir. Zaman aşura olacağı an için yanıp tutuşmaktadır. Tek gereken Hüseyin’dir. Ve Hüseyin, zulmün ve zilletin var olduğu alanda “heyhat! minnezzilleh” diye haykırmak için canının yanmasını, malının talan edilmesini beklememelidir. Hüseyin, ciğeri yananları, gözyaşı dökenleri, çöplerde aş arayanları, haksızlığa, zulme uğrayanları, günleri, gelecekleri sömürülenleri, ümidini yitirmişleri, hakikatla aralarına perde girmişleri, nifağa müptela olmuşları, dünya sevgisi ile yüreklerinde inançları ellerinden çalınanları, han-u manları yerle yeksan edilenleri, gecekonduları ve bu gecekondular üzerinden inşa edilen sarayları görmeli, bütün mazlumların ve mahrumların haklarını zalimlerden sorma adına meydana çıkmalıdır.

Hüseyin, bütün arz Yezidlerin elinde olsa dahi “eğer bu dünyada sığınılacak hiçbir yer olmasa bile,i yine de ben Yezid’e biat etmeyeceğim” diyebilmelidir. Hüseyin olma hedefinde olan önce azmetmeli, hakkı tanımalı, haklıyı tanımalı, haktan yana tavır koymalı, Hüseyni bir basirete sahip olup dostu düşmanı ayırt etmeli, düşmandan her alanda beri olmalı, dostu ise ne olursa olsun takip etmelidir. Hüseyni olan İslam’a siper olmalıdır. Kendini ve bütün varlığını İslam’ı savunmak için feda edebilmeli, İslam için vazgeçemeyeceği herhangi bir şeye sahip olmamalıdır. İslam’ı kendine siper edinmemeli , İslam’ın arkasına sığınarak kendini korumamalı, İslam adına dünyalık sahibi olmamalıdır.

O halde bugün tıpkı dün gibi Hüseyni olanın gücü nispetinde meydana çıkma günüdür. Zulmün yeryüzünü ateşe saldığı bugün de Fırat’ın doğusu da batısı da Hüseyinlerini beklemektedir. Nifağın ve küfrün el birliği ile imana saldırdığı bugün Aşura’dır. Bugün adım attığınız her yer Kerbela, nefes aldığınız her an Aşura’dır. Üstelik Yezid bizatihi ordusunun başında bir safta İmam’da kendi ordusunun başında diğer saftadır. Hüseyni olmak isteyenin en büyük imtihanı bugün Yezid’i ve Hüseyin’i teşhis etmektir. “Midesi haramla dolmamışlar” için bu çok da zor değildir. Yüreklerinde saray inşa edilenlerin “dilleri Hüseyin’den yana da olsa kılıçları O’na karşıdır.”

Arada kalanlara ise İmam Hüseyin’in a.s. dilinden seslenmek istiyoruz; Allah c.c. aşkına “Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığı görmüyor musunuz?..”

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top