Cuma , 24 Mayıs 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / GÜLÜMSE Kİ KİNLERİNDEN GEBERSİNLER…

GÜLÜMSE Kİ KİNLERİNDEN GEBERSİNLER…

Sen gülümse ey çocuk! Asırların kinini kusarken üzerinize Necd’in boynuzluları ve yokluk ile korkutmak isterken şeytanın soyu sizi kuşatıldığınız coğrafyada, bak gökyüzüne ve gülümse. Kemiklerine yapışan derinin derininde bulunan o korkusuz yüreğinde yeşert umudunu ve “biraz açlık, biraz korku, mallarınızdan ve canlarınızdan biraz eksiltme”(Bakara 155) ile sınandığınız şu demde sabrettiğiniz, direndiğiniz, yıkılmayıp ayakta kaldığınız ve meydanları imanınızla, cesaretinizle, ilminizle ve hikmetinizle doldurduğunuz için hak ettiğiniz müjdeye aç kollarını ki açlık bile diz çöksün, utansın azametinizden.

“Heyhat minezzilleh”i bizatihi yaşarken aldığınız her nefeste ve “Resulullah’ın s.a.a. dini ayakta kalsın diye boynunuzu kılıçlara uzatırken” hiç çekinmeden sizi ölümle korkutmak için bunca çabaya girenlerin küçük düşüp alçaltılmalarına bak ve gülümse. Onlarca vahşi sarayın on binlerce it sürüsünü saldıkları halde üzerinize, bir adım dahi geriye atmayan ayaklarınızı öpen toprağın nice leşi cehenneme göndermek için büyük bir şevkle içine çekmesini izle ve şükret sizi böyle bir imtihanla ahsen-i takvime ulaştırmak için seçmiş olan Rabbine c.c., ki o “kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemeyecek”(Bakara 286) kadar şefkatlidir bunu böyle bil.

Sen ki, böyle ağır bir yükü ancak böyle büyük bir iman taşır ve böyle bir iman ise ancak sizin beldede olur Resulullah’ın s.a.a. müjdelediği gibi, varlığınla öğrettin bize o halde sor ve sorgula bizi. De ki: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”(Nisa 75). Ve de ki: “Ne oluyor size ki bizlerin kaburgaları sayılırken ve her gün binlercemiz açlığın pençesinde can verirken sırf imanımızdan dönmedik diye, başka yönlere bakar, başka dertlerle dertlenirsiniz de bizim derdimizden bigane kalırsınız şu daldığınız oyun ve eğlence dünyasında? Size ne oluyor ki bizim, sizin ve Allah’ın c.c. düşmanı olanları dost edinir ve onca zulümlerine ve hakka olan onca kinlerine rağmen onlara toz kondurmaz ve “hadimul harameyn” diye hitap edersiniz onlara?”

Sor ve sorgula ey çocuk ve de ki “Hangi suçtan dolayı öldürülmekteyiz?” (Tekvir 9). “Kimin canına kastettik de canımız, cananlarımız hedefe alındı? Hangi toprağa girdik, hangi ülkeyi işgal ettik de toprağımız vatanımız böyle bir istilaya maruz kaldı? Kimin ekmeğine el uzattık ki bizim ekmeğimiz elimizden alındı? Kimin çocuğunu öldürdük de bize kısas uygulanır gibi binlercemiz hem de en deni, en vahşi şekilde katledildi? Yalın ayaklılarımızdan hangisinin ayağı bir saraya bastı da o sarayın sahipleri bu kadar öfkelendi? Özgürlükten, şereften, haysiyetten ve inandığımız gibi yaşamaktan başka ne gibi bir talebimiz oldu ki bunca kinlendiniz bize, bunca silah ile bunca katliamlara imza attınız? Biz size ne yaptık ki siz bize bunları yapıyorsunuz?”

Ve de ki; “Kimsiniz siz? Kimlerdensiniz? Hangi dinden, hangi kavimdensiniz? Hangi din meydanda yenemediklerinin çocuklarını açlıkla öldürmeyi emreder ve hangi kavmin kadim yasaları düşman olduğu kavmin kadınına, çocuğuna, yaşlısına bu zulümleri reva görür? İnsan, insana bunu yapar mı? Yoksa siz insana ve insanlığa mı düşmansınız? Siz ateştensiniz de biz topraktanız diye mi bu kudurganlığınız? Atanızın yanan canının intikamı mı bize reva gördükleriniz? Secde etmeyen başınızı mı ağrıttı secdeden kalkmayan başlarımız? Sizin inkar ettiklerinize biz iman ettik diye mi sıkıldı canlarınız?

Oysa yeraltı ve yer üstü zenginliğimizde yok ki bu kadar azgınlaşasınız? Dik duruşumuz mu sıktı canınızı söyleyin? Biz insan olarak kalmaya niyetlenince başka insanların da başlarının dikleşeceğini mi fark ettiniz de böyle saldırganlaştınız? Bizim gibi “kanadı kırık bir sivrisinekle” dahi baş edemediğiniz ortaya çıktığında böğürmelerinizden korkanların ayaklanacağını mı anladınız? Yoksa saraylarınızı üzerine diktiğiniz zilletin temellerini yıkmamız mı zorunuza gitti? İmanın parayla satın alınamayacağını varlığımızla ve duruşumuzla ispat etmemiz mi veya Ramazan aynın ve Kerbela’nın çocukları olup yokluğa, yoksunluğa ve ölüme meydan okuyuşumuz mu kaçırdı uykularınızı?

Zaten saraylardasınız, zaten taptığınız dünyanın bütün nimetlerine ulaşmaktasınız ve hatta bir çoğunuz komşumuz bile değilsiniz, öyleyse nedir derdiniz söyleyin? Karşınızda duracak kimse yokken doğudan doğan güneşin, müminleri karanlıktan aydınlığa çıkarışına mı bu kadar alındınız? Tuğyan edip insanlığı aydınlıktan karanlığa sürüklediğiniz yıllarda alıştığınız uysallık, rıza, şükür ve secdelerin yerini kıyamlara bırakması mı tedirgin etti sizi? Veya İmama İmam deyişimiz mi ürküttü aslan motifli kedi yürekli benliğinizi? Ne yaptık da bu kadar öfkelendiniz? Zaten mert değildiniz de bunca namertliği bize neden reva gördünüz?

Aslında biz sizin de sizin sahiplerinizin de derdiniz iyi biliriz. Tek bir nura dahi yoktur şu dünyada tahammülünüz. Doymak nedir bilmeyen gözlerinizin ve necasetle dolu yüreğinizin içinden çağlayan kininizden elbette vardır haberimiz. Var oluşumuzdan beri süren bir savaşın iki farklı cephesiyiz ve biz geldiğimiz de siz de iyi bilirsiniz ki tükenecek nefesiniz. Sanmayın ki Rabbimiz c.c. bu yaptıklarınızdan habersiz, sanmayın ki ecel unutmuş sizi. Hafife almayın her gün Rabbimize c.c. gönderdiğimiz masum elçilerimizi. Öyle bir gün bekliyor ki sizi yerlerinden fırlayacak gözleriniz. “Keşke”lerle süslenecek çığlıklarınız, irinlere karışacak gözyaşlarınız ve ateş, yolundan gittiğinizi yaktığı gibi yakacak ruhlarınızı, eriyecek her an yeniden yenilenen bedeniniz.

Biz ölmeyeceğiz. Değişse de dünyamız imtihandan alnımız ak çıktığı için dirileceğiz daha güçlü ve nimetlere gark olmuş bir şekilde. Bu dünyada mecalsiz bıraktığınız ellerimizde sarılacağız boğazlarınıza ve hesap günü bineceğiz sırtınıza masumluğumuzun bütün ağırlıyla. Ne kurtarıcı ne de bir yardımcı bulamayacağınız o gün, bugün yaptıklarınızın hesabını bir bir soracağız, bugün burda yaptıklarınızın hesabını soran kardeşlerimizden sonra. İki cihanda da huzur yüzü göremeyecek ve “Allah’tan c.c. hayırdan başka bir şey görmemiş” olan bizim gibi mazlumlara hesap vereceksiniz.

Biz ki sevmişiz Ali’yi, hazırız musibetlere. Dağların sarsıldığı bu sevgiden dolayı varsın sarsılsın dünyamız ve yıkılsın batıla dair her ne varsa içinde, yeter ki maşukumuz razı olsun bizlerden. Sizin korktuğunuz ve bizi korkuttuğunuz ölüm buraktır bizlere. Zaten insani kemalin zirvesindeki ruhlarımız ancak böyle varacak menzile. Korku, ki çoktan imana getirmişiz onu açlıkla beraber, sancağımızı alıp dikmiştir yüreğinize. Her nereye bakarsanız bakın bizi görecek, her rüzgarda bizi duyacaksınız, her tufanda biz boğacağız sizi, her zelzelede bir sarsacağız evlerinizi ve yarılırken Kızıldeniz secde edeceksiniz bize.

Varın kahkahalarla gizleyin ağıtlarınızı, eğlenceler tertipleyin tutmak için yasınızı. “Bizi kendi çocuklarınızı tanıdığınızdan daha iyi tanıdığınız” gibi biliyorsunuz üzerimize yağdırdığınız ateşe de, kendiyle bizi terbiye etmeye çalıştığınız açlığa da aldırış etmeden yürüyeceğiz üzerinize hem de yalın ayaklarımızla. “Amerikaya ölüm, İsrail’e ölüm, Siyonizme lanet” sloganlarımızı haykırarak gireceğiz Mekke’ye ve bu sefer bir daha esir alınmamak üzere serbest kalacak kıblemiz. Hayatında rahat bırakmayıp taşladığınız Resulullah’ı s.a.a., kabrini sizin elinizden kurtararak müjdeleyeceğiz hakkın nihai zaferi ile. Ne saraylarınız ne de sizi destekleyen saraylar ayakta kalamayacak bizim kıyamımızla kıyama kalktığında insanlık. Bekleyin, biz de beklemedeyiz” de ve ekle çocuk; “Yenilecek ve cehenneme sürüleceksiniz (Al-i İmran 12) işte bu yüzden gülümsüyorum ki kininizden geberesiniz (Al-i İmran 119)”…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top