Salı , 17 Eylül 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Gündem Analiz / BİZE NE?..

BİZE NE?..

Şeytan, insana yaratılış amacını unutturmak için ilk olarak onun gündemini değiştirdi. Bakması ve görmesi gerekenlere değil de dikkatini dağıtacak, hedefinden sapmasına sebep olacak şeylere odaklanmasını sağladı ve böylece insan, neden yaratıldığını, nereden gelip nereye gittiğini unuttu. Düşmanının parmağının gösterdiği yöne dönünce yüzü, kıblesini şaşırdı ve dostuna düşman oldu. Bu sapma bununla da kalmayıp asıl düşmanın, insanın insanlığını çalmasına, ahsen-i takvimden esfele safiline düşmesine zemin hazırladı ve şeytan böylece secde etmesi gereken varlığı kendi seviyesine indirgeyip kendini onunla eşitledi.

Şeytanın vesveselerine kapılıp fıtratlarındaki insanlığı idam edenler de tarih boyunca aynı metodu uygulayıp hakikatleri gizlemek için batılın tezgahlarında sürekli olarak perdeler, örtüler dokuyarak hakkın hakikatin üzerine attılar ve böylece küfrün sığ sularında insanlığı boğmaya çalıştılar. Nerede iktidarı ele geçirdilerse saltanatlarını korumak için musallat oldukları halkları hep asıl sorunlarından bihaber bırakmaya, ya kendi oluşturdukları suni sıkıntılarla cebelleştirip sorgulama mecallerini ellerinden almaya ya da asıl düşman kendileri iken yapay düşmanlar icad ederek putlaştırdıkları vatan ve millet kavramlarının arkasına sığınıp ihanetlerini ve zulümlerini gizlemeye gayret ettiler.

Böylece tarihin sayfaları zulmeden kralları, padişahları, şahları ve reisleri için birbirlerine düşman olan, birbirleriyle savaşıp birbirlerinin kanını daha çok döktükleri için gurur duyan kölelere bakıp da kahkaha atan zalimlerin varlığıyla dolup taştı. Hatta bu sayfalar kendileri açlığa mahkumken itibar sahibi saray sahiplerinin varlığına şükreden “gündemzede”lerin, uyarıcıların hiçbir uyarısına kulak asmadıkları için gelen ilahi azapla, kendilerini saptıran insi şeytanlarla birlikte helak oluşlarını da kayda geçirdi.

İşte bu tip ilimden yoksun bırakıldıkları için alimleri düşman bilen bir nesli yetiştirmek adına zulümde ustalık derecesini elde edenlerin yaptıkları ve yapageldikleri en önemli eylem, neyin önemli olup neyin önemli olmadığına, neyin konuşulup neyin konuşulmaması gerektiğine, tabiri caizse neyin helal olup neyin haram olduğuna karar vermeleri ve bunu da muhatap oldukları halka kabullendirebilmeleri oldu. Bu başarıyı elde edebilmek içinse önce çevrelerine kendilerini ululayan paranın kullarını topladılar, sonra bunlara her söylediklerini sürekli gündemde tutma ve tartışma emrini verdiler ki halklar herhangi bir meseleyle ilgili karar veremeden başka bir meseleyle yüzyüze gelsinler ve artık özgür düşünceden arınıp kendilerinin yerine düşünenlerin dillerinden çıkanları ezberlemekle meşgul olsunlar.

Çünkü ancak bu ortam oluşturulduktan sonra ise artık her türlü ihanetin üstü kabadayılıkla, delikanlılıkla(!), hamasetle örtülebilecek, bir “eyyy” nidası binlerce ah-u eyvahı gizleyebilecektir. Bu ortam, zilleti izzet gibi göstermenin, israfı ihtiyaç gibi aksettirmenin, çalmayı çalışma gibi takdim etmenin ve zulmü adalet gibi lanse etmenin de temelini oluşturacak, çöp kutularına ekmek bulabilmek için eğilip bakan mazlumların sırtlarının üzerine yeni saraylar inşa edilecektir. Hakkın ve hakikatin gösterdiğine değil de zalimin ve batılın işaret ettiği yere odaklanıldığı sürece de bu saltanat devam edecek, dünya, zalimlerin mazlumlarla oynadığı bir oyun bahçesi haline gelecektir.

Bu gidişe dur demenin ise bize göre çok basit bir yolu vardır. Hani Nasreddin Hoca’nın bir fıkrasında “Hoca az önce buradan bir tepsi baklava götürdüler” dendiğinde Hoca “Bana ne?” deyince “Ama hoca sizin eve götürüyorlardı” denilince de “Sana ne?” diyordu ya, işte bütün mazlumlar da zalimlerin kendilerine sundukları gündeme “Bize ne?” diye tepki gösterip asıl sorunlarından uzaklaşmasalar ve asıl hedeflerine odaklanıp o hedefe ulaşmak için enerjilerini harcayıp sağa sola bakmadan ilerleseler zulmün elindeki hazine bitecek ve zalimler hesap sorucu konumdan hesap sorulan konumuna düşeceklerdir.

Mesela herhangi bir ülkenin mazlum halkı, düçar olduğu yokluğun yoksulluğun nedenlerini araştırmaya başlasa ve kendilerinin bunca sıkıntıyla muhatap oldukları halde kendilerini idare edenlerin bu sıkıntılardan neden etkilenmediğini, evlerinin “gece” “kondu” olarak neden nitelendirildiğini, hangi gecenin kurbanı olup da hangi dağ başına konmak zorunda kaldıklarına bakıp, bir de nice tepelerin başına nice sarayların yapıldığını görseler ve neden hep şehitlerin ağıtlarının o gecekondulardan yankılandığını ama vatan için ölmekle ilgili nutuk atanların yedi sülalesinin vatanları(!) için bir tırnaklarını dahi kırmadıklarını fark etseler, kendilerinin bisiklet almaya dahi takâtleri yokken, sarayların uçanına kaçanına sahip olanlar tarafından müsriflikle neden suçlandıklarını sorgulasalar ve bir ömür çalıştıklarında ellerine geçecek olan ile 2 yıl güya çalışıp memleketin bütün sermayesini ellerine geçirenlerin kazandıklarını karşılaştırsalar acaba mevcut dünya düzeni böyle devam edebilir mi?

Emir komuta merkezlerinin emriyle değil papaz, papa bile olanların cirit attıkları diyarlarda rahiplerle, papazlarla uğraşmaktan, zalimlerinin kendi uşaklarını kesip biçmelerini yorumlamaktan kurtulup da dünya üzerinde bunca kanın niye döküldüğünü, bunca savaşı kimlerin açtığını ve bu savaşlarda mazlumların neden öldüğünü, mesela Yemen’de milyonlarca kişinin neden yokluğa mahkum bırakılıp masum çocukların anne babalarının gözleri önünde açlıktan neden ölüme terkedildiğini, bu masumların hangi suçtan dolayı öldürüldüğünü, komşulara kimlerin çıkarları için şerrin bulaştırıldığını, takip ettiklerinin insanlığın düşmanlarıyla neden bu kadar sıkı fıkı dost olduklarını, neden bu dostlarıyla stratejik işbirliğinden vazgeçmediklerini, onların bu dostlarının kimlerin düşmanları olduğunu mazlum halklar sorgulayabilse acaba bunca zulüm ve ihanet bu kadar rahat neşv-u nema bulabilir miydi?

O halde “bize ne?” demek gerekmez mi bize cambaz diye papazı göstermeye çalışanlara? Yönümüzün, kıblemizin, gözümüzün, gönlümüzün iktidarını ellerine alıp bizi var oluş hedefimizden uzaklaştırarak özgürlüğümüzü kendilerine köleliğimize bağlı kılanlara bize ne dememiz gerekmez mi? Aklımızla alay edip onu küçümseyerek ona “sen yorma kendini, biz senin yerine düşünürüz” diyenlere dur dememiz gerekmez mi? Yazdıkları, daha doğrusu kustuğu kin ile zalimlerin ekmeğini yağlayıp onlardan gelecek kemikle yaşamını devam ettirme derdinde olan uşakların aynı zalimlerce işi bittiği için parçalanmasını bize gündem olarak dayatanlara “bize ne” deyip, “daha beter olun” bedduası ile karşılık vermemiz gerekmez mi? Direniş cephesinin her darbesiyle küçülen lokmalarından dolayı birbirlerine giren vahşi sırtlanların aralarında geçen kavgalarda saf tutmanın veya fikir yürütmenin, gündemimizi bunlarla meşgul etmenin bize veya mücadelemize faydası ne?

İlla bir gündem mi istiyoruz işte siz Kur’an; “Fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”(Enfal 39), yetmedi mi buyrun ” Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” (Nisa 75-76). Düşman kim mi işte cevabı “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir” Maide 44). Nasıl mı mücadele edeceksiniz bakın Allah c.c. ne diyor;”Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”(Bakara 153). Kendinize güveniniz mi yok veya sayıca azlıktan mı korkuyorsunuz iyi okuyun; “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”(Al-i İmran 139), “Nice az sayıdaki topluluk çok sayıdaki topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir”(Bakara 249), “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed 7). Ve unutmayın ki “Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.”(Bakara 257)

Bizi yaratanın bize gündem olarak belirlediklerinden uzaklaştığımızda bilin ki bizi yaratanın ve bize düşman olanların dümen suyuna girer ve gitmemiz gereken yöne değil tam tersine hareket ederek “gündemzede” oluruz. Bu yüzden onlar her konuştuğunda, bizi her yönlendirmek istediklerinde onlara “bize ne?” deyip hedefe odaklanmamız zafere ulaşmak için atacağımız en önemli adımdır…

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top