Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Önderlerimiz / BİR KIYAM BOZAR BAZEN SECDELERİ…

BİR KIYAM BOZAR BAZEN SECDELERİ…

Kıyam

Şeytanın, kendisine secde etmekten çekindiği ademoğlunu, kendi uşaklarına secde ettirebildiği dünyada kıyam, secdelerden çok daha fazla değere haiz olan ve esfele safilinin derinliklerine giderken iki büklüm olması gerektiği bilinci aşılanmış olan insanı, ahseni takvime ulaşabilmesi için ayağa kaldırarak izzet ile kanatlandıran yegane eylemdir. Böylece Allah (c.c.) ile aldatmanın “usta”larının secdelerine kanıp, tüm yaşamları boyunca kime ve neye secde ettiklerini düşünmeden kendi suskunlukları ile yarattıkları somut ve soyut putlarının karşısında günde beş defa eğilip kalkan ehl-i sücud, kıyam ile tekrar nefes alabilecek ve kıyam ruhlarına şerefi, onuru pompalayacaktır. Kıyamı unuttukları için batıl olan namazları, doğru kıbleye ve tek ilaha yöneldikleri için hakka itaatin sembolü haline gelecektir.

Bunu bildikleri için her türlü tahrifatı yaparak bir çok İslami terimin manasını bozup, ümmetin imanını, mümin gibi görünerek çalan süfyanilerin, şekilsellik temalı dinlerinde secde kıyamdan önce gelmektedir. Zira boyun eğmeye alıştırdıkları halkları, bu boyun eğmenin ilahi bir kanun olduğuna inandırıp, şükür (!) ve sabır (!) ile her türlü haksızlık karşısında suskunluğa ve sadece sözde kalan duaya yönlendiren süfyaniler, bu tür secdelerin bilinçaltına işlediği halkların önlerine eğdikleri başlarının karşısına geçerek kendilerini ilahlaştırmakta, sürekli secde (!) halindeki başların kapalı gözlerinden azami ölçüde istifade etmektedirler. Ara sıra secdeden doğrulmaya çalışanlar olduğunu farkettiklerinde hemen bütün dünyanın gözü önünde ve gayet riyakarca secdeye kapanıp, uyanmak üzere olanların tekrar uyumaları için gerekli huzur (!) ortamını hazırlamaktadırlar.

Özellikle İslam ülkelerinin başında bulunan zalimlerin kullandığı en önemli metod olan secde hali, secde ettikleri zalimler tarafından sürekli olarak taltif edilen münafıklar aracılığıyla gözyaşları içinde halklara dayatılmakta, bilinçten yoksun bırakılan halkların bu bilince ulaşma yolları dahi kapatılmaktadır. Hatta, uçmadığı halde kendileri tarafından uçurulan şeyhlerinin “hiçbir hadisin kaynağı sizi ilgilendirmez. Siz hocalarınızın ne dediğine bakın. Sizin aklınız bu tür işlere ermez” türünden hakaretlerinde dahi hikmet arayan ve “sizin gibi avanaklar 35 yıldır beni hoca zannediyor” nevinden sözlerle kendileri ile dalga geçilen, hem mazlum bırakılmış olan hem de bu mazlumluklarında pay sahibi olan halkların, secdelerden oluşan dinlerinde, zalimde olsa yöneticilere kıyam etmek en büyük haram sayılmaktadır. Yani Allah (c.c.) zalimi yönetici kılıp mazlumu ona sabretmesi için yaratmıştır. Ve mazluma düşen güzel bir sabırdır (!) denmektedir ki bunu diyenlerin herbiri zalimlerin sofralarının konuklarıdır.

Namazları ve secdelerinden ziyade dinarla ve dirhemle ilişkilerine bakılarak kendilerini tanımamız gereken riyakar süfyanilerin arkasına sığındığı bu maske, öyle tesirli olmaktadır ki alenen İslama ihanet eden ve kendi ağzından İslami hiçbir hükümle hükmedilmeyeceğini, böyle bir düşüncelerinin dahi olmadığını beyan eden süfyaniler, “ya Allah (!)” dedikleri anda ruhları sis kaplamakta ve gözler hakikati göremez duruma gelmektedir. Zinayı dahi meşru kılan, müslüman mahallesinde salyangozdan daha beter olarak domuz etinin satışını onaylayan, bütün İslam düşmanları ile gayet sıcak ilişkiler kuran, ayetlerle dalga geçen, kendilerini ilah ve peygamber ilan eden, Resulullah’ı (s.a.a.) haşa kibirle suçlayıp mütevaziliklerini (!) ifşa eden ve daha bir çok zulme, nifağa ve ihanete imza atan süfyanilerin, olası kıyamlara karşı en büyük kozu secdeleridir ki bunu gören halklar da hemen secdeye kapılmakta ve düzen yine eski düzen olarak kalmaktadır.

İki rekat namazı dört rekat kıldırıp arkasında saf tutan saflara, “daha da arttırayım mı?” diye soran sarhoş imamların temelini attığı suskunluk dininin secdeleri, ruhu yüceltmekten ziyade, yücelmeye çalışan ruhun ayaklarından tutup yeryüzüne çekmekte, kemale erişmeye çalışanların bütün çabalarını boşa götürerek “vay o namaz kılanların haline” ayetinin muhatabı haline getirmektedir. “Onlar ki dini yalanlayıp yetimi itip kalkmaktadırlar ve yoksulu doyurmayıp, ufacık bir yardımı dahi engellemektedirler, gösteriş yapmaktadırlar” (Maun suresi) , işte bunların secdeleri secdenin gerçek sahibine yönelmemektedir. Bunları takip ederek huzur (!) bulduklarını düşünenler de aynı uyarının muhatabıdırlar ki suskunlukları ile yetimler ve yoksullar perişan kalmakta, zulmedenlerin saltanatları sarayların sütunları üzerinden payidar olmaya çalışmaktadır. İmamı Allah’sız (c.c.) olanın namazı Allah (c.c.) için olamayacağından, secdeleri miraca değil nara götürecektir. O halde ne kadar çok secde edilirse o kadar çok cehennem ehli olmak işten bile değildir.

Ama tahrif edilmemiş secdeler her daim kıyamla başlar. Kıyamı olmayanın secdesi makbul değildir çünkü. Tıpkı “la” demeyenin “illa” demesinin kıymeti olmaması gibi, kıyama durmayanın eğilmiş olan başı, hakka değil zulme hizmet edecektir. O başta hakkın hakimiyetine dair tek bir düşünce oluşamayacağından o secdenin muhatabı yıkmaktan çekindiği putları olacaktır. Oysa kıyam edenin dik duruşu, putları sarsacaktır, aldığı tekbir, ilahlaşanların ve kendilerini en büyük olarak telakki edenlerin dünyalarında öyle bir deprem yaratacaktır ki “Allah-u ekber” nidası kimin büyük olduğunu ve O’ndan (c.c.) başka büyüklük iddiasında bulunanların tanınmadığını ilan edecektir. Bu bilinçle gelen secde zulmün saltanatına vurulan son darbe olacak ve Allah’tan (c.c.) başkasına eğilmeyecek olan başın, zalimlerin karşısında dimdik durmasını sağlayan yegane yakıt olacaktır. Bu tür secdeler devrimlerin kaynağıdır çünkü devrilmesi gerekenlerin karşılarında kıyam edenler, namazı ikame edenlerdir. Namazın ikame edildiği toplumlar, İslamın hükmettiği toplumlardır ki oralarda zulme ve nifağa yer yoktur ve izzet, şeref ve onur o halkların alınlarında taşıdıkları secde izleridir.

Evet..Bir kıyam bazen bozar binlerce sahte secdeyi. Bunun ispatını yaklaşık 10 gün önce kendisiyle yapılan röportajda, bu memleketin insanına duyduğu saygıdan dolayı röportajı ayakta, kıyam halinde vermek istediğini belirten Ahmedinejat’ın sergilediği müthiş devrimci ve basiretli davranışında gördük. Zira süfyanilerin, kıyam ehli oldukları için gerçek secde ehli olan İslam İnkılabı halkına ve yöneticilerine karşı bu topraklarda yaymaya çalıştıkları kin, nefret ve öfke rüzgarı, bu basiretli devrimcinin kıyamı ile yerle yeksan oldu, halkların gönüllerinde zaten beli bir yere sahip bu mazlumiyetin gücünün temsilcisi, yaşadığı coğrafyadaki devrimi, gerçekleştirdiği kıyam ile halkların gönlüne taşımayı bildi. Binlerce secde ile ruhlarda düşmanlık üzerine kurmaya çalıştıkları saltanatları, bir tek kıyamla yıkılan tağutların, kibirlerinden dolayı havalarda gezen burunları, tekrar yere sürülerek eninde sonunda girecekleri toprağın kokusunu yeniden almış oldu.

Dine karşı din ile mücadele etmeye çalışan zalimlerin karşında bir dağ gibi durarak tahrif edilen dinin aslının nelere kadir olduğunu müslümanlara hatırlatan İslam İnkılabının, gerçek secdelerden gücünü alan kıyamı ile şahı yıkan İmam’ının (r.a.) ve dünyayla ve dünyalıklarla olan bağını giydiği yırtık terlikle ortaya koyan, basiretin, izzetin, imanın bugünkü mücessem hali olan yaşayan şehid Rehberimizin en kamil talebelerinden olduğunu hem yaşantısıyla hem sözleriyle hem de davranışlarıyla samimi bir şekilde ortaya koyan Ahmedinejat, bizleri bir kez daha kendine hayran bırakarak kıyam ruhunun, tevazuda dahi şahları devirebilecek bir silah olduğunu ve ne şekilde olursa olsun secdeye varmadan önce kıyam edilmesinin gerekliliğini ispatlamış oldu. Örümcek ağından daha çürük olan süfyanilerin karmaşıklığından dolayı hiç çözülemeyecek gibi görünen tuzakları ve sistemleri, dik duran bir babayiğidin bir kaç cümlelik sözüyle bir kez daha bertaraf edildi.

O halde kıyamdan hiç bahsetmedikleri halde sürekli secdeden dem vuranların dinine değil, ibadetlerin ilk şartının kıyam olduğunu bizlere anlatanların dinine tabi olduğumuz zaman, hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşabileceğimizi ve namazı dosdoğru kılanlardan olabileceğimizi idrak etmemiz, şerefli bir hayat sürdürebilmemiz açısından gereklidir ve elzemdir. Aksi takdirde akibetimiz klavuzu karga olanların akibetinden farksız olacaktır.

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top