Salı , 17 Eylül 2019
Son Yazılar

Buradasınız: Anasayfa / Yazı-yorum / Hasbihal / “Bİ-TARAF OLAN BERTARAF OLUR…”

“Bİ-TARAF OLAN BERTARAF OLUR…”

bi taraf olan bertaraf olur

Büyük bir meziyetmiş gibi kimileri tarafından sürekli gündemde tutulan ve sanki genel geçer tek hakikatmiş gibi bizlere sunulan “tarafsızlık” ilkesi(zliği), tüm yeryüzünü zulm ile bitap düşüren zalimlerin dillerinden düşürmedikleri bu yüzyılın uyuşturucu sözlerinden ve terimlerinden biridir. Bu ilkeyi(!) kendilerine karşı kıyam etme ihtimali olan halkların bilinçaltına öyle işlerler ki bu halkların yürekleri, gözleri önünde işlenen cinayetleri dahi sessizce izlemeyi kaldırabilir hale gelir. “Neme lazımcılık” olarak somutlaşan tarafsızlık, bir süre sonra “aldırmayanların” oynanan algıları üzerinden zalimlerin iktidarlarını sürdürmelerinin de temelini oluşturur.

Tarafsızlığı putlaştırmayı kendi saltanatlarının devamı için elzem kabul eden büyük şeytan ve süfyanileri, “vurdumduymazlık” haline getirdikleri tarafsızlığı, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi veciz(!) sözlerle bezemeyi ihmal etmemiş, etliyle sütlüye dokunmadan da yaşayabileceğini düşünen bir neslin inşasına başlamışlardır. Bu nesil ne hak-batıl mücadelesinden haberdardır, ne de bu mücadele bunların umurundadır. Kendi halinde(!) her türlü stresten uzak(!) bir yaşamı hedef edinenlerin temsil ettiği bu neslin gündeminde asla yeryüzündeki mazlumların ah-u zarı yoktur. Kimlerin zalim, kimlerin mazlum oldukları hakkında dahi bir fikir sahibi olmayan bu yürüyen cesetler, kendilerinin daha baştan köhneleşmiş hayatlarında devrim gerçekleştirmek anlamına gelecek olan taraf seçme sorumluluğundan olabildiğince kaçmaya çalışmaktadır. Dünya ile ahiret arasında bile bilinçli bir seçim yapabilecek kadar dermanı kalmamış olan bu neslin gelebildiği en uç nokta hem dünyayı hem ahireti bir arada eşit olarak sevip birini diğerine tercih etmemektir ki bunda bilinçaltındaki tarafsızlık ilkesinin de çok büyük payı vardır.

İşte bu noktada güçlüyle güçsüzün, mazlum ile zalimin, hak ile batılın savaşını idrak edipte bu savaşta yer almayı tarafsızlığa aykırı diye red edenler, tam da gücü elinde bulunduranların istediğini yapmış ve zayıfı daha da zayıflatmış, batılın elini daha da güçlendirmişlerdir. Haktan yana kullanmaları gereken ellerini ve dillerini bu uğurda kullanmayanların varlığı, kendisi için kullanabileceği bolca ele ve dile sahip olan batılın sesinin daha gür çıkmasına, tüm yeryüzünde daha rahat hareket etmesine neden olmuştur. Meydanı boş bulan zalimler bir yandan ilimlerini satın aldıklarının çabalarıyla halkın büyük bir kısmını siyasetten uzaklaştırmayı ve sadece kendileriyle meşgul etmeyi başarmış, diğer yandan geri kalan bilinçli kısmını ise bütün güçlerini kullanarak sindirmek için çabalamışlardır.

Bunun dışında zalimler tarafsızlığı kullanmanın öyle değişik yollarını bulmuşlardır ki, halklar kendi aralarında saflara ve taraflara ayrılırken, her bir taraf, kendi dışındaki tarafların zulm ile mücadelesinde adeta “dilsiz şeytana” dönüşmeyi marifet bilmiştir. Topyekün zalimlerin karşısına dikilip “en büyük cihad olan hakkı haykırmayı” gerçekleştirmeleri gerekirken, kendi aralarındaki lüzumsuz çekişmeleri bahane ederek herbiri ayrı bir tarafa savrulan halkın değişik katmanları, bu büyük mücadeleyi tek başına vermek mecburiyetinde kalmış ve ister istemez zulme boyun eğmeyi kabullenmişlerdir. “Sustukları için sıra kendilerine gelenler”, daha önceden kendilerinden olmadıklarını düşündükleri halk kitlelerinin -ki bu düşünce de zalimler tarafından zihinlere yerleştirilmiş olup zulme karşı tarafsız fakat birbirleriyle ölesiye düşman taraflar oluşturma çabasının ürünüdür- haklı mücadelelerine vermedikleri desteğin ve sessiz kalışlarının ürünü olan zulmü yudumlamak durumunda kalmışlardır.

Birbirinden çok farklı görünen ve hatta ırk, mezhep ve din vurgusunu ön plana çıkarıp birbirlerinden nefret ettiklerini gizleme gereği dahi duymayan nice hareket, cemaat vb. oluşumların, bunca şiddetli mücadelelerine rağmen süfyanilerle kurulacak ilişkiler noktasında tamamen aynı safta olmaları, bazılarının mezhebi olarak birbirlerini tekfir ederlerken bütün dinlerin özüne aykırı olan süfyanilerle mücadele edilmesi gereğinden bahsedildiğinde hemen aynı temelden bu görüşe karşı çıkıp “siyasete bulaşmayalım” demeleri, kılınan namazları, tutulan oruçları bizlere örnek olarak sunmaları, bu tip oluşumların birbirlerinin karşıtı gibi görünmelerine rağmen süfyanilerle olan mücadelede tarafsız kalmayı tercih ettiklerini ve hatta süfyanilerin tarafını seçtiklerini göstermektedir. Velhasıl tarafsızlık gibi tarafını yanlış seçmek ve zulmü görmezden gelmek de zalimler için bulunmaz nimet olmak demektir.

Yazımızın bu kısmında şunu belirtmek isteriz ki bizler tarafsız değiliz. Asla ve asla mazlumu zalimle başbaşa bırakmamıza neden olacak maslahatlara veya gerekçelere inanmıyoruz. Zalimlerin her rengine, her coğrafyadaki zulme ve özellikle bu zulümlerin menbaı olan büyük şeytana ve siyonizme karşı saf tutmuş durumdayız. İnsanlık yaratılalı beri süren hak-batıl savaşında hakkın tarafında bulunmayı gaye edinmişiz. Gücün haklılığına değil, hakkın güçlü oluşuna iman ettiğimizden, bulunduğumuz tarafın niceliği bizi ilgilendirmemekte. “Az sayıdaki topluluk olarak nice çok sayıdaki topluluğu yenebileceğimizi”Bakara 249) bizlere bahşedilen imanımızdan dolayı biliyoruz. “Allah’tan sabır ve namazla yardım istediğimizde”(Bakara 153) bu “yardımın ve zaferin yakın olduğunu da”(Saff 13) biliyoruz. Bu yüzden “üzülmüyor ve gevşemiyoruz.”(Al-i İmran 139) Tarafsız kalmanın zulmetinden, haktan yana taraf olup “kurşundan kenetlenmiş bir bina gibi saf tutmanın”(Saff 4) nuruna kaçıyoruz. “Elimizle dilimizle ve yüreğimizle” zulme ve haksızlığa karşı duruşumuz, bizlere izzet ve şeref bahşediyor. Mektup yazıp bir kenara çekilen binlerce tarafsız gibi değil, on binlerin karşısında dimdik duran 72 kurban gibi saf tutuyoruz zulmün karşısında.

Hem işçinin, hem köylünün, hem memurun, hem esnafın yani halkın her kesiminin derdi ilgilendiriyor bizi. “Aynı vücudun azaları” olduğumuzdan aynı acıların muhatabı oluyoruz. Mekanlarımızın farklılığı ruhlarımızı ayıramıyor. Onlar ağladıkça biz de ağlıyoruz. Onlar sevindikçe biz de seviniyoruz. Hem de yanıbaşlarındaymış gibi durup ta öfkelerini yutkunmalarını sağlayan ve zalimlerle el sıkışıp makam peşinde koşanlar gibi değil, onlardan bir parça gibi, aldıkları nefes gibi, zulme kinle dolu sineleri gibi yakınız onlara. Kime dokunursa dokunsun yılanın başının ezilmesi gerektiğinin bilincinde olarak, suya sabuna dokunmadan zihinlerimizin ve ruhlarımızın arınmayacağını bilerek ve “bolluk olan yerin hemen yanıbaşında çiğnenmiş bir hak olduğuna” iman ederek, hedef alıyoruz zulmü. Tarafsızlığımız sadece halkımızadır bizim. Halkın safında yer alırken hiçbir kesimini ayırt etmemektir bizim tarafsızlığımız. Bu yüzden inmez göğe savurduğumuz yumruğumuz ve silinmez zulme karşı yüreğimizden dökülen cümlelerimiz.

Biliriz ki bu savaşta “bi-taraf olan bertaraf olur”. Ya kendini özünü kaybeder zalime uşak olur, ya hakkı bulamaz batıla yem olur. Tarafsız olmaktansa doğru tarafı bulmaya çalışmaktır aslolan biliriz. Resulullah’ın (s.a.a.) tarafında olmak içindir çabamız. Süfyanileri tanımak ve onlardan beri olmaktır gayemiz. Bu yüzdendir İslam İnkılabına olan aşkımız ve bundan dolayıdır İmama gönülden bağlanışımız. Bu çağın zulmünün temsilcisi büyük şeytanın uşakları ile değil, tüm bu zulümlere tek başına göğüs geren İslam İnkılabıyla ünsiyet bağımız vardır. Bütün mazlumları din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin sahiplenen İslam İnkılabının safının hakkın tarafı olduğunu, İnkılabın idaresinin hakkın elinde olduğunu bildiğimizden, velayetin her sözü emirdir bize.

Bizler tarafsız değiliz. Üçüncü bir taraf ta değiliz. Bizler hakkın batılla mücadelesinin yüzlerce asırlık ürünü olan ve hakkın zaferine giden yoldaki en büyük kazanımımız olan İslam İnkılabının değerini kavradığımızdan dolayı onu savaşında yalnız bırakmayız. Gücümüz yettiğince İnkılabın ve İmamın mesajının ulaşması için çırpınacağız. Ne batılın şirin(!) yüzü veya tehditleri, ne bel’amların uyuşturucu sözleri ve ne de nefsimizin batıla meyletmemizi isteyen sesi, ne dünya sevdası, ne makam, şan, söhret ve ne de yaşam isteği yolumuzdan alıkoyamayacaktır bizleri. Çünkü bizler “Allah’ı resulünü ve inananları veli edindiğimiz için” “biliriz ki galip gelecek olan Allah’ın taraftarlarıdır”(Maide 56)

siyasetmektebi.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

 
Scroll To Top